Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 6229, sondan 8. ayet; 113. sure ve Felak Suresinin 4. ayetidir. Felak Suresi 4. ayetinin kelime sayisi 5, harf sayısı 20 ve toplam ebced değeri ise 1954 olarak hesaplanmıştır. Felak Suresinin toplam ebced değeri 8677 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır.
1,2,3,4,5. De ki: “Yarattığı şeylerin kötülüğünden, karanlığı çöktüğü zaman gecenin kötülüğünden, düğümlere üfleyenlerin kötülüğünden, haset ettiği zaman hasetçinin kötülüğünden, sabah aydınlığının Rabbine sığınırım.”
“Üfürenler” diye çevirdiğimiz neffâsât kelimesi hem erkek hem de kadın için kullanılır (bk. Abduh, s. 181). Âyet metnindeki ukad ise “düğüm” anlamına gelen ukde kelimesinin çoğuludur. “Düğümlere üfürenler” diye tercüme ettiğimiz ifade, “kadın sihirbazlar, sihirbaz insanlar, sihirbaz gruplar” anlamlarında da yorumlanmıştır (bk. Zemahşerî, IV, 301). Zemahşerî, âyette Allah’a sığınılması emredilen asıl kötülüğün ne olduğu hususunda şu ihtimalleri sıralar: a) Sihir ve büyü ile uğraşanların yaptıkları işten ve bunun günahından; b) Büyücü kadınların, bu işle insanları fitneye düşürmelerinden ve bâtıl şeylerle insanları aldatmalarından; c) Sihirbazlar üfürdükleri zaman onların büyülemesinden değil, Allah’tan gelebilecek musibetlerden (bk. IV, 301). Râzî, neffâsât kelimesini, “cinsel cazibeleriyle erkekleri âdeta büyülercesine etkileyip türlü türlü işler yaptıran kadınlar” şeklinde özetleyebileceğimiz mecazi bir anlamda yorumlamanın uygun olacağını belirtmiştir (XXXII, 197). Bununla birlikte yaygın yoruma göre burada gerçek büyücü ve üfürükçüler kastedilmiş ve kadınıyla erkeğiyle büyü ile meşgul olan herkesin şerrinden Allah’a sığınılması emredilmiştir. Câhiliye döneminde ipi düğümleyerek ve düğümlere bir şeyler okuyup üfleyerek büyü yapıldığı birçok kaynakta zikredilmiştir. Âyette düğümlü ipe üflenerek yapılan büyünün etkisinden ve şerrinden değil, bunu yapanların kötülüğünden söz edilmiştir. Çünkü bu tür işlerle meşgul olanlar insanları aldatmakta, kafalarını karıştırmakta, onları bilhassa sıkıntılardan kurtulma hususunda gerçeklere yönelmekten ve bilime uygun tedbirlere başvurmaktan alıkoymakta, yanlış yollara ve davranışlara yönlendirmektedirler. Âyet, müminlerin büyücü ve üfürükçülere itibar etmemeleri, onlardan uzak durmaları, onlara değer vermekten sakınmaları gerektiğini de ortaya koymaktadır. Nitekim Taberî’nin naklettiği bir rivayete göre Hasan-ı Basrî, bu âyet söz konusu olduğunda “Sihre bulaşanlardan sakının” demiştir (XXX, 353; bu konuda ayrıca bk. Bakara 2:102 ).
Felak ve Nâs sûrelerinin Medine’de indiğini söyleyen müfessirler burada bir yahudi tarafından Hz. Peygamber’e sihir yapıldığını, bu sebeple onun altı ay veya daha fazla bir süre rahatsızlanıp söylemediği bir sözü söylemiş ve yapmadığı bir şeyi yapmış gibi hayal ettiğini, bunun üzerine Felak ve Nâs sûrelerinin indiğini ve Resûlullah’ın bunları okuyarak şifa bulduğunu bildiren rivayetlere dayanmaktadırlar (bk. Kurtubî, XX, 253). Ancak diğer Mu‘tezile âlimleri gibi Zemahşerî de âyetle ilgili yorumunda, bu tür uygulamaların gerçekliğine ve etkilerine inanmayı kesinlikle reddeder (bk. IV, 301). Son dönem âlim ve müfessirlerinden Muhammed Abduh, böyle bir olayın peygamberin ve vahyin sihir vb. beşerî etkilerden korunmuşluğunu ifade eden âyetlere (bk. Mâide 5:67; Hicr 15:9) aykırı olduğunu ileri sürerek ilgili rivayetlerin kabul edilemeyeceğini söylemiştir (Tefsîru cüz’i Amme, s. 181-182). Benzer görüş Reşîd Rızâ tarafından –mevcut psikolojik bulgulara da dayanılarak– daha ayrıntılı bir şekilde ifade edilmiştir (bk. Menâr, I, 398 vd.). Bizim kanaatimize göre, bilgi ve inanç konularında mütevâtir olmayan rivayetlerin dayanak olamayacağı birçok Sünnî âlimin üzerinde birleştiği bir kural olup peygambere büyü yapıldığı iddiasının hem bilgi hem inanç alanlarıyla ilgisi bulunduğundan bu konuda mütevâtir olma değeri taşımayan rivayetlere itibar edilmemesi gerekir (ayrıca bk. Alâeddin es-Semerkandî, Mîzânü’l-usûl, s. 434).
(Şeytani tılsımlar okuyup ipleri bağladıkları) Düğümlere üfürenlerin (büyücülük yapan kimselerin ve sözleşmelerini bozan hain ve kaypak tiplerin) şerrinden (sinsi ve hileli düzenlerinden.)
“Düğümlere üfleyen” ifadesi, bir ipe birçok düğüm atıp ona üfleyen ve bu arada bazı sihir tekerlemeleri söyleyen büyücülerin/üfürükçülerin uygulamasından çıkarılmıştır. “Neffâsât”ın müennes olması, mutlaka kadınları kastettiği anlamına gelmez. Zira sihir yapanlar ve insanları azminden ve doğru kararlarından saptıranlar sadece kadınlar değildir.
Diyanet İşleri (Eski)
1,2,3,4,5. De ki: "Yaratıkların şerrinden, bastırdığı zaman karanlığın şerrinden, düğümlere nefes eden büyücülerin şerrinden, hased ettiği zaman hasedcilerin şerrinden, tan yerini ağartan Rabbe sığınırım."
1, 2, 3, 4, 5. De ki: Yarattığı şeylerin şerrinden, karanlığı çöktüğü zaman gecenin şerrinden, düğümlere üfürüp büyü yapan üfürükçülerin şerrinden ve kıskandığı vakit kıskanç kişinin şerrinden sabahın Rabbine sığınırım!
(Ayetin büyü yapan veya erkekleri doğru kararlarından saptıran kadınlarla ilgili olduğunu söylemek doğru değildir. Zira sihir yapanlar ve erkekleri azminden ve doğru kararlarından saptıranlar sadece kadınlar değildir. Genelde kadınların bu işi yaptığı görüşü ise sadece bir iddiadır ve gerçeklerle örtüşmemektedir. Dolayısıyla eğer büyücülerin ve saptıranların şerrinden Allah’a sığınmak gerekiyorsa, bunu sadece kadınlara özgü kılmanın mantığı olamaz. Ayrıca Kur’an’ın evrensel değerlerine de terstir. Ayrıca ilginçtir, ayette büyü yapan kadınların kastedildiği söylendiği halde, sözde Peygamber’i büyüleyen kimsenin de Lubeyd b. A’sam adlı Yahudi bir erkek olduğu söylenmektedir. Ayrıca üfürmek maddi bir anlam ifade ettiği gibi, telkin ve ilham gibi manevi bir anlam da ifade edebilir. Velhasıl bu ayetin büyü, büyücü ve saptırıcı kadınlar ile ilgisi yoktur. Aksine maksat dünyada savaşlar, depremler, seller, yanardağların harekete geçmesi, terör, büyük patlamalar, bulaşıcı hastalıklar, nükleer savaşlar, çevre kirliliği, küresel ısınma, küreselleşme, salgınlar vb. felaketlerin meydana gelmesine neden olan karanlık güçlerdir. Ayrıca “neffasat” illa kadınların sıfatıdır diye de söylenemez. Zira “Elif-ta” (“at” eki ile) ile ifade edilen çoğul kelimeler, çoğu zaman akıl sahibi olmayan müzekkerler (erkekler) hakkında da kullanılmaktadır. Tıpkı “riyahun asifat, eyyemun haliyat, merfuat, mecrurat, mensubat ve mensucat gibi. Ukad kelimesi ise “ukde”nin çoğulu olup kördüğümler, zorluklar, içinden çıkılmaz sıkıntılar, problemler anlamındadır.)
Mahmut Kısa
Düğümlere üfleyen büyücülerin şerrinden O’na sığınırım. Cincilik ve benzeri safsatalarla halkı aldatan; birtakım yaldızlı kelimelerle insanların gözünü boyayarak gerçekleri çarpıtan; şeytânî taktiklerle kitleleri uyutarak hakkı bâtıl, bâtılı hak göstermeye çalışan “büyücülerden” O’na sığınırım.
1 Ğâsik: Birçok mânâ ile tefsir edilmiş geniş anlamlı bir kelimedir. Bunun mastarı olan “ğasak” lügatte “şiddetli karanlık, dolgunluk, akmak, dökülmek, soğukluk” mânâlarıyla ilgilidir. Hepsinin esası da; şiddetli karanlık, dolan, kararan, dolgun, soğuk, akan yahut dökülen manalarından birisi olduğu beyan olunur. Gecenin karanlığı hücum edip dolarak çok karanlık olmasına mastar olarak “ğasak” denildiği gibi gecenin karanlığının hücum edip gökyüzünün iyice kararmasına yani ilk koyu karanlığa da isim olarak “ğasak” denilir. Bu yönden “gasak”, “felâk”a karşılık getirilir de “ğasaktan felâka kadar” denilir ki, gecenin kararmasından sabahın aydınlığına kadar demektir. 2 Vekab: “vakb” veya “vukub” mastarından türemiştir. Bunun aslı “vakbe” gibi çukurdur. Kayalardaki çukurlara, bazı yalçın kayalardaki kuyu tarzında oyuklara, insanın bedeninde göz ve omuz çukurları gibi çukurlara ve alık yani ahmak ve alçak kimseye “vakb” denildiği gibi, mastar olarak da, “çukura girmek, kaybolmak, gelmek, dönüp yönelmek ve karanlık basmak, güneş batmak, ay tutulmak mânâlarında kullanılmıştır. Onun için burada da “ğâsık”a verilen mânâya göre düşünülmesi gerekir ki, giriş mânâsı hepsinde yeterli olabileceği için çoğunlukla bununla tefsir edilmiştir. 3 “Kimse” ifâdesi, “üfleyiciler” sıfatının dişi çoğul olması sebebiyle, mevsufunun hem dişi hem de erkek için kullanılan “nefis” olduğu düşünülerek ilave edilmiştir.4 Büyü: İnsana yönelik olarak gizli güçlerin aracılığıyla belli bir gayeye ulaşmak için uygulanan eylemdir. İslâm, büyüyü haram saymış ve buna inananları, kâfir kabul etmiştir. (Bakara: 102-103) Kurtubî; “Sihir, hile ile bir şeyi örtmektir. Çünkü sihirbazlar hile ile bir takım şeyler yaparak, bazı şeyleri olduğundan farklı gösterir. Serabın uzaktan su görünmesi gibi, sihir de gerçek dışıdır” demektedir. Peygamberimiz (a.s) da; “Düğüme üfüren sihir yapmış olur. Sihir yapan da şirke girer.” (Nesâî) “Her kim falcıya ve gaipten haber verene giderek bir şey sorar, söylediklerine inanır ve tasdik ederse kâfir olur.” (Tirmîzî, İbnu Mâce) buyurmuşlardır. Ehl-i sünnet âlimleri, sihrin varlığının ve tesirinin bulunduğu ve sihri öğretme ve öğrenmenin haram olduğu hususunda ittifak etmişlerdir. Peygamberimize sihir yapılmasıyla ilgili rivâyetler tartışmalıdır. Peygamberimize sihir yapıldığına ve onun da etkilendiğine itikat, câiz olabilirse de vacip değildir. Ayrıca sünnetteki rukye, (Kur’an okuyarak tedavi); sûfî ekollerindeki, içerisine büyü türü şeyler katılarak “vücuda/ağza üfürme” şekliyle haramdır.
Muhammed Esed
karanlık işlere düşkün 3 tüm insanların şerrinden,
[5945] Veya neffâsâttaki dişilliği cinsiyet mânasında alarak: “Düğümlere üfleyen (kalbin akılla olan düğümünü çözerek erkeği baştan çıkaran) kadınların şerrinden”. Ebu Müslim bunu tercih etmiştir (Nkl: Râzî). Belirlilik takısıyla gelen en-Neffasât (t. neffâse) o gün tüm muhatapların bildiği bir işleme tekabül eder ki, bu da kehanet ve sihirbazlıkla uğraşan kişilerdir. Neffâse tıpkı allâme gibi her iki cins için de kullanılan bir mübalağa kalıbıdır (Tefsiru Cüz’i-’Amme).
Düğümlere üfleyenler, insanlar arasındaki akrabalık ve muhabbet bağlarını koparmak için karanlık yöntemler kullanırlar. Nefs, “dili oynatarak tükürür gibi yapıp tükürmeden üflemek” anlamına gelir. Son âyette hâsidin izâ hased denilerek şerrin isnad edildiği fiil zikredildiği halde, bu âyette neffasati iza nefesne denilmeyerek şer doğrudan faile isnat edilmiştir. Düğümlere üfleyenlerle görünmeyen varlıklar arasındaki ilişkiyi şu âyet bağlamında anlamak gerekir: “birbirlerine yaldızlı yalan telkin eden insan ve cin şeytanları” (6:112). Bu âyet Nas sûresindeki “insanların göğüslerine vesvese verenler” (5) âyeti ışığında anlaşılmalıdır. Bu “düğümler” iç-benin (nefsin) kördüğümleridir ve onlara üfleyenler de duygu ve düşünce dünyasındaki düğümleri ve sorunları çözme iddiasıyla insanları aldatan umut tacirleri ve sahtekârlardır. Ya da insanın şahsiyet ve onurunu, söz ve sebatını dağıtma çabasıdır. Buna, karşıt cinslerin birbirlerinin duygularını, cinselliği kullanarak kirletmeleri de dahildir. Sözün özü: bu, insanın duygularını karıştırma girişiminin her türünü kapsar. Duygu kirlenmesi bunun sonucudur. (Duygu ve düşünce kirliliğinden kurtulmada İsti’âze’nin rolü için bkz: Besmele’nin notu, s. 2.)
[1] İlişkiler diye meal verdiğimiz kelime (ukad = الْعُقَدِ) dır, bağlar anlamına gelir. (Müfredat) [2] النَّفَّاثَاتِ kelimesine النفوس النَّفَّاثَاتِ anlamı verilmiştir. نفث bir şeyin ağızdan çıkmasına denir (Mekâyîs s.1039). İlişkiler konusunda, bazı kimselerin ağzından çıkan şeylerin şerrinden Allah'a sığınılıyorsa bunlar ilişkilere fesat karıştırmaktan başkası olamaz.