Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 1680, sondan 4557. ayet; 12. sure ve Yusuf Suresinin 84. ayetidir. Yusuf Suresi 84. ayetinin kelime sayisi 13, harf sayısı 51 ve toplam ebced değeri ise 3784 olarak hesaplanmıştır. Yusuf Suresinin toplam ebced değeri 497284 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır. Bu sure الر hurufu mukatta harfleriyle başlamaktadır. Bu ayette ا (6) ل (4) ر (0) bulunuyor.
Arapça Metin
وتولى عنهم وقال يا اسفى على يوسف وابيضت عيناه من الحزن فهو كظيم
Diyanet İşleri (Yeni) Yusuf Suresi 84. Ayet Tefsiri
Oğlu Bünyâmin’in Mısır’da tutulduğunu haber alan Hz. Ya‘kūb’un, diğer oğlu Yûsuf hakkındaki üzüntüleri yeniden depreşti ve üzüntünün şiddetinden gözlerine boz geldi. Bu olay iki şekilde açıklanmıştır: ☼a) 96. âyette “Tekrar görür hale geldi” buyurulduğu için bunu karîne olarak alanlar, boz gelmekten maksat “Üzüntüden ve ağlamaktan dolayı gözünün kapanmasıdır” demişlerdir. Uzmanların açıklamalarına göre nâdir de olsa üzüntüden gözde katarakt oluştuğu ve sonra bir şokla bunun zâil olduğu görülmüştür. ☼b) Râzî’nin de katıldığı (XVIII, 195) ikinci anlayışa göre göze boz gelmesinden maksat ağlayanın göz yaşlarına boğulmasıdır; açılması ise üzüntü ve ağlama sebebinin ortadan kalkması, göz yaşının dinmesidir.
Mehmet Okuyan
(Yakup) onlardan yüz çevirmiş (bir kenara çekilmiş) ve “Ah Yusuf’um ah!” diye sızlanmıştı. Kederini içine gömerek üzüntüden dolayı iki gözüne ak inmişti.
“İki gözüne ak inmesi”, gözlerin kör olması anlamına gelirse açıklanacak herhangi bir şey yoktur. Ancak bu ifade, kederini içine, kalbine gömmesi anlamına da gelebilir. Çünkü hüzünden Hz. Yakup’un gözleri, âdeta başka bir şey görmez olmuştu. Gözleri sürekli yaşlı olan kişinin göz renkleri, gözlerinin içinin akı-karası seçilemez; âdeta su görüntüsü göz hâlini alır. Belli ki Hz. Yakup’un gözlerine inen ak, sürekli ağlayıp gözyaşına boğulmuş hâlini oluşturmuştu. Bu durumla ilgili olarak [a‘mâ] (görme engelli) kelimesinin kullanılmamasının muhtemel sebebi bu olsa gerektir. Gerçeği, Allah Teala bilmektedir.
Bayraktar Bayraklı
Onlardan yüz çevirdi ve “âh Yûsuf'um ah!” diye sızlandı. Kederini içine gömmesi yüzünden gözlerine boz/perde geldi.
Ve onlardan yüz(ünü) çevirdi ve: "Ey Yusuf'a karşı (artan dayanılmaz) kahrım, (hüzün ve hasret duygularım!) " dedi ve gözleri üzüntüsünden (ve stresten ağardıkça) ağardı (ve kapandı). Ki yutkundukça yutkunmakta (hilekâr evlatlarına olan kırgınlığını içine atmaktaydı ve acısını kalbine gömmekteydi).
Ve onlardan yüz çevirdi de ey beni tükenmez, sonu gelmez kederlere salan Yusuf demeye başladı ve kederden gözleri ağardı ve artık derdini yutmaktaydı o.
Ya'kub onlardan yüz çevirdi ve “Ey Yûsuf üzerindeki sıkıntılarım! Neredesiniz? Bu da üzerine tuz biber oldu” dedi. Acısını yutkunuyordu, gözlerine üzüntüsünden ak düştü.
Ve onlardan yüz(ünü) çevirdi ve: 'Ey Yusuf'a karşı (artan dayanılmaz) kahrım' dedi ve gözleri üzüntüsünden (ağardıkça) ağardı. Ki yutkundukça yutkunuyordu.'
Yakup, oğullarından yüzünü çevirdi de: “- Ey Yûsuf'un ayrılığı ile bana gelen hüzün!” dedi ve kederinden gözlerine ak düştü; artık derdini gizleyip duruyordu.
Ve (Yakup) onlardan yüzünü başka tarafa çevirerek: “Vah Yusuf'um vah!” diye sızlandı. Gözleri hüzünden ağarmıştı, buna rağmen acısını içine gömüyor, belli etmiyordu.
Hz. Yakup, peygamber olmasına rağmen çocukları kaybolan anne-baba gibi gamlanarak “vay Yusuf’um vay” diye acı bir iştiyakla oğlunun hasretini dile getiriyordu. Demek insanlar peygamber de olsa ondaki beşerî hisler değişmiyor, yeri ve zamanı gelince depreşerek kendini gösteriyor.
Diyanet İşleri (Eski)
Onlara sırt çevirdi, "Vah, Yusuf'a yazık oldu!" dedi ve üzüntüden gözlerine ak düştü. Artık acısını içinde saklıyordu.
(Ya'kub) onlardan yüz çevirdi: «Ey Yuusufun üstünde (titreyen) tasam, (gel, şimdi tam senin gelmen zamanıdır)» dedi ve huzn-ü kederinden iki gözüne ak düşdü. (Bununla beraber) o, artık gamını tamamen yutmakda idi.
(1)“Hz. Ya‘kūb Aleyhisselâm’ın Yûsuf Aleyhisselâm’a karşı şedîd (şiddetli) ve parlak hissiyâtı, muhabbet ve aşk değildir. Belki şefkattir. Çünki şefkat, aşk ve muhabbetten çok keskin ve parlak ve ulvî ve nezihdir (yüksek ve temizdir) ve makām-ı nübüvvete (peygamberlik makāmına) lâyıktır. Fakat muhabbet ve aşk, mecâzî mahbublara (geçici sevgililere) ve mahlûklara (yaratılmışlara) karşı derece-i şiddette (çok şiddetli) olsa, o makām-ı muallâ-yı nübüvvete (o yüce peygamberlik makāmına) lâyık düşmüyor. Demek Kur’ân-ı Hakîm’in parlak bir i‘câz (mu‘cize oluşu) ile parlak bir sûrette gösterdiği ve ism-i Rahîmin vusûlüne (ulaşılmasına) vesîle olan hissiyât-ı Ya‘kūbiye (Ya‘kūb (as)’ın hisleri) yüksek bir derece-i şefkattir. İsm-i Vedûd’a (kullarınca sevilen ve onları seven Allah’a) vesîle-i vusûl (kavuşma vesîlesi) olan aşk ise, Züleyhâ’nın Yûsuf Aleyhisselâm’a karşı olan muhabbet mes’elesindedir. Demek Kur’ân-ı Mu‘cizü’l-Beyân(beyânı ile herkesi âciz bırakan Kur’ân-ı Kerîm), Hz. Ya‘kūb Aleyhisselâm’ın hissiyâtını ne derece Züleyhâ’nın hissiyâtından yüksek göstermişse, şefkat dahi o derece aşktan daha yüksek görünüyor.” (Mektûbât, 8. Mektûb, 22-23)
İlyas Yorulmaz
Sonra onlardan yüzünü çevirdi ve Yusuf için “Vah Yusuf vah” diyerek iç çekti ve üzüntüsünden gözlerine ak düştü (kör oldu). Sonra öfkelendi
Ve gözyaşlarıyla ıslanan yüzünü onlardan çevirip “Ah, Yûsuf’um!” diye inledi;öyle dayanılmaz acılarla sarsıldı ki, sonunda, hayatın bu acı gerçeğine üzüntüden gözlerine ak düştü, göremez hâle geldi. Artık kederini içine atıyor, acıdan yutkunup duruyordu.
1 Esef: Hüznün şiddetlisi demektir ki Türkçedeki tam karşılığı “gam”dır. (اَسَفٰى)’nın sonundaki elif-i maksure, mütekellim “ya”sından bedel olarak düşünülürse manası “Ey esefim!” demektir. Yâhud “nüdbe elifi” olarak düşünülürse musibetin şiddeti ile “ah” gibi bir mana ifade eder. Hz. Yakub (a.s.) Yusuf’un hicranından dolayı Yusuf’a mukabil kendisine artık eseften başka hemhal olacak bir dost görmez oluyor da sözlerine inanmadığı oğullarından sarf-ı nazar edip sanki Yusuf’a çağırır gibi bir iştiyak ile esefe nida ederek: “Ey esefim! Ey bana başka gam duyurmayacak olan şiddetli gam! Ey Yusuf’un yadigârı esef! Uzak durma, tam zamanındır gel bana ki hasretim arttı, son dereceye geldi.” diyor. Bu ayete göre musibet zamanlarında üzülmek ve ağlamak caizdir. Çünkü sıkıntı zamanında insanın kendisini zor zapt edebileceği cihetle bundan nefsi büsbütün men etmek mümkün değildir. Nitekim Efendimiz (s.a.v) vefatı üzerine oğlu İbrahim’e ağlamış ve: “göz, yaş döker, kalp hüzün duyar. Rabbimin gazap edeceği şeyi söylemeyiz ve elbette biz, sana çok üzülüyoruz Ey İbrahim!” buyurmuştur. (Elmalılı)
Muhammed Esed
Ve başını onlardan öteye çevirip: “Vah bana, Yusuf için vah bana!” dedi; ve içini dolduran hüzünden gözleri bulutlandı. 86
Yakup oğullarına arkasını dönüp içine kapandı, “Vah Yusuf’um, vah tasam!” diye için için inledi. Ve bu üzüntüsünden gözlerine ak düştü. Tüm öfkesini ve kederini içine attı. 2/177, 42/37
Ve yüzünü onlardan öteye çevirdi de: "Ey Yusuf üzerindeki tasam (gel, gel, tam senin gelme zamanındır)!" dedi ve tasadan gözleri ağardı. (Acısını) yutkunuyor(açığa vurmamağa çalışıyor)du.