Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 1898, sondan 4339. ayet; 15. sure ve Hicr Suresinin 96. ayetidir. Hicr Suresi 96. ayetinin kelime sayisi 8, harf sayısı 34 ve toplam ebced değeri ise 2406 olarak hesaplanmıştır. Hicr Suresinin toplam ebced değeri 179814 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır. Bu sure الر hurufu mukatta harfleriyle başlamaktadır. Bu ayette ا (5) ل (6) ر (1) bulunuyor.
Hz. Peygamber’den, putperestlerin inkârcı ve kaba davranışlarına aldırmadan kendisine bildirilen ilâhî gerçekleri savunması, insanlara duyurması istenmekte; bu arada kendisiyle alay etmeye kalkışanlara karşı Allah’ın yardımına güvenmesi telkin edilmekte; birtakım değersiz nesneleri Allah’a ortak koşacak kadar düşüncesiz olduklarına bakmadan, Hz. Peygamber’le alay etmeye kalkışanların; onun gönlünü inciten, canını sıkanların bu yaptıklarının Allah tarafından bilindiği kendisine hatırlatılarak moralini bozmaması, cesur olması telkin edilmektedir. Taberî, Resûlullah’a karşı alaycı davrananların bilhassa Kureyş’in önde gelenleri olduğunu belirterek bunların isimlerinin yer aldığı rivayetleri aktarmaktadır (bk. XIV, 69-72). Başta peygamberler olmak üzere büyük inanç, fikir ve aksiyon adamlarının en önemli özelliklerinden biri, her türlü güçlük, engel ve engellemeye aldırış etmeden, yılmadan temsil ettikleri inancı, düşünceyi, dünya görüşünü azim ve kararlılıkla sürdürmeleridir. Hemen bütün peygamberlerin ve diğer önder şahsiyetlerin, davalarını toplumlara anlatma mücadelesi verirken en sık mâruz kaldıkları karşı davranışlardan biri alay ve hakaret olmuştur. Alay etmek, Mekkeli inkârcı ve zalimlerin de Hz. Peygamber’e ve müminlere karşı en sık başvurdukları mücadele yöntemlerinden biri idi. Fakat –bu âyetlerde de görüldüğü gibi– Resûlullah aleyhisselâm, Kur’ân-ı Kerîm’in eğitimi ve irşadı ile iradesini beslemiş; Allah’ın yardımını her zaman yanında hissetmiştir; bu sayede putperestlik, inkârcılık, zulüm, cehalet ve ahlâksızlıktan ibaret olan bir zihniyetin vahyin gerçekleri karşısında yıkılmaya mahkûm olduğuna inancını asla kaybetmemiştir.
Mehmet Okuyan
Onlar Allah ile birlikte başka bir ilah edinenlerdir. İleride (gerçeği) bilecekler!
Ki onlar, Allah ile beraber başka ilahları (birtakım aracıları ve tanrılaştırdıklarını Cenab-ı Hakka ortak) kılmaktadırlar; onlar yakında (gerçeği ve başlarına geleceği) bilip-öğreneceklerdir (asla yaptıklarını yanlarına bırakmayacağız).
Allah’a inanmakla birlikte, birtakım sahte ilâhları itaat edilecek mutlak otorite kabul ederek veya makâm, şöhret, servet, ve benzeri değerleri hayatın biricik ölçüsü hâline getirerek Allah ile beraber başka tanrılar edinen bu insanlar, kimin aşağılık bir duruma düşeceğini yakında görecekler!
Onlar ki, Allah’la beraber başka bir ilâh (atama yetkisini) kendilerinde buluyorlar. Nasıl olsa günü gelince (yaptıklarının ne demeye geldiğini) öğrenecekler![2078]
[2078] Allah’a ait mutlak bir özelliği Allah dışında bir başka varlığa yakıştırmak, Allah dışında da tanrılar olduğunu iddia etmekle eş anlamlıdır. Allah’la beraber başka bir tanrı olduğunu iddia eden kimse, “tanrı atama yetkisini” kendisinde görüyor demektir. Hiç kimse âmiri olduğu bir tanrıya kul olduğunu iddia edemez.
Ömer Nasuhi Bilmen
Onlar ki, Allah Teâlâ ile beraber başka tanrı edinirler. Artık yakında bileceklerdir.