Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 1901, sondan 4336. ayet; 15. sure ve Hicr Suresinin 99. ayetidir. Hicr Suresi 99. ayetinin kelime sayisi 5, harf sayısı 22 ve toplam ebced değeri ise 1365 olarak hesaplanmıştır. Hicr Suresinin toplam ebced değeri 179814 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır. Bu sure الر hurufu mukatta harfleriyle başlamaktadır. Bu ayette ا (2) ل (1) ر (1) bulunuyor.
“Kesin olan şey” diye çevirdiğimiz son âyetteki yak^n kelimesi, “ölüm; Allah’ın vaad ettiği, gerçeklemesi kesin olan zafer”, “kesin bilgi” gibi farklı şekillerde açıklanmıştır. Taberî’nin aktardığı rivayetler (XIV, 73-75), yak^n kelimesinin daha çok “ölüm” olarak tefsir edildiğini, ayrıca Hz. Peygamber’in de zaman zaman kelimeyi bu anlamda kullandığını göstermektedir. Kelime “kesin bilgi” veya “zafer” mânasına alınırsa tercümenin “İbadet et ki bilgiye/zafere ulaşasın” şeklinde olması gerekir. Hz. Peygamber’e karşı mücadele edenlerin, bütün davranışlarının mahiyetini belirleyen temel inançlarının Allah’a ortak koşmak olduğuna az önce (96. âyet) işaret edilmişti. Şu halde Hz. Peygamber’in ve onun izinde gidenlerin temel inanç ve tutumları da Allah’ı bir bilip O’na kullukta sebat etmek olmalıdır. Kuşkusuz, “Allah’ı hamd ile tesbih et!” buyruğu, hem “elhamdülillâh..., sübhânallah...” gibi güzel sözlerle dilimizi süslemeyi hem bu ifadelerin anlamıyla kalp ve zihnimizi bezemeyi hem de bu inancıhayatımızın belirleyici ilkeleri kılmayı gerektirir. “Secde et” yerine “...secde edenlerden ol!” buyurulması da müslümanların Hak yolunda birlikte davranmalarını, aynı inancı ve dinî davranışı paylaşmalarını ima etmektedir. Kulun rabbini hamd ile tesbih etmesi, yani O’nu övgüyle anarak her türlü eksiklikten, şanına yaraşmayacak niteliklerden tenzih edip yüceltmesi; rabbi karşısındaki tevazuunun, O’na karşı duyduğu derin saygının en çarpıcı ifadesi olmak üzere huzurunda secdeye kapanması ve nihayet hayatı boyunca rabbine bu şekilde kulluğunu sürdürmesi, hem bir kulluk görevi hem bütün kötülere ve kötülüklere karşı rabbinin yardım ve desteğine liyakat kazanmasının şartı hem de O’ndan gelen yardım ve lutuflar için bir şükür görevidir. Böylece Hicr sûresi gerek Peygamber efendimizi gerekse onun şahsında ümmetini kötüleri ve kötülükleri yenme hususunda azimli ve kararlı davranmaya, Cenâb-ı Hakk’ın yardım ve desteğini yanımızda bilerek ümitli ve azimli olmaya, bunun için de hayatımız boyunca rabbimizin şanını yüceltip kulluğumuzu sürdürmeye çağıran, bu yönde bizi aydınlatan âyetlerle son bulmaktadır.
Mehmet Okuyan
Sana kesin bir gerçek (olan ölüm) gelinceye kadar Rabbine ibadet et!
[264] Yakîn kelimesi hakkında geniş bilgi için bk. Bayraklı, KUR’ÂN TEFSÎRİ, X, 420-422.Hicr sûresinden çıkarılacak genel ilkeler için bk. Bayraklı, KUR’ÂN TEFSÎRİ, X, 423-424.
Ve Sana yakin (yani ölüm) gelinceye kadar Rabbine kulluk ve ibadete (ve Kur’ani istikamete) devam et (ve kurtul ki, Biz herkesi sonunda mutlaka hak ettiğine ulaştıracağız!)
Kesin iman edilecek hakikatlerle yüz yüze gelme vaktine kadar, imanın hazzı, Hakka'l-yakîn huzuru ruhunu kaplayacak tarzda Allah'ı ilâh tanı, candan müslüman olarak Allah'a teslim ol, saygıyla Rabbine kulluk ve ibadete devam et, O'nun şeriatına bağlan, O'na boyun eğ.
(Allah-u Teala bu ayette ibadeti, marifet ve yakine erişme vesilesi olarak saymıştır. Bu ayet-i mübarekede yer alan yakin kelimesi, lügavi (sözlükte yer aldığı) anlamda kullanılmıştır ve eğer bir rivayette yakin, ölüm olarak tefsir edilmişse, bu tatbik ve uyarlama babındandır; yakinin anlamını tefsir etme babından değil. Yakinin ölüm anlamını ifade etmesinin sebebi de, o durumda tabiat âleminin karanlık perdelerinin kenara çekilmesi ve berzahi keskin görüşlerin hakikatlerin yüzünü seyretmesi hasebiyledir. Bu açıdan bütün şüpheler ortadan kalkmıştır ve bütün bu şüphelerin yerini yakin almıştır. Dolayısıyla ayette yer alan, “hatta” kelimesi de son ve nihayeti ifade etmemektedir. O halde, bu ayetin anlamı yakine ulaşmanın, ibadetin nihayeti ve sonu olduğu anlamında değildir. Öyle ki, “Eğer bir kimse yakine ulaşacak olursa ibadeti terk edebilir” demek kesinlikle doğru değildir. Aksine maksat şudur ki, ibadetin faydalarından biri de yakindir. Yakini elde etmek ise ibadet ve kulluk dışında mümkün değildir. Yani, “İbadet et ki yakine erişesin” şeklindedir. Örneğin eğer, “Merdivenin basamaklarından yukarı çık ki o yüksek dala erişesin” dendiği zaman, bunun anlamı, “O dala erişir erişmez, merdiveni terk et” demek değildir. Zira merdiveni terk etmek, insanın kesin düşüşüne ve helak oluşuna neden olacaktır. O halde ayet-i kerimenin anlamı şudur ki yakin, ibadet merdiveninin basamakları üzerine dayalıdır. Dolayısıyla da bu yükseliş aracından el çekmek, insanı helaket ve düşüş vadisine sürükler.)
Mahmut Kısa
Ve ölüm denilen kesin gerçek kapını çalıncaya dek, Rabb’ine kulluk ve ibâdete devam et!
1 Yani her hayat sahibi için meydana gelmesi kesin olan ölüm gelip de Rabbine kavuşuncaya kadar. “Yakîn” kelimesi mastar ve sıfat olur. Mastar olduğu takdirde bir şeyi gerçeğine uygun bir şekilde dosdoğru olarak bilmek demektir. Sıfat olduğu takdirde ise ilmin veya malûmun sıfatı olur. Lâkin bu âyetteki (الْيَق۪ينُ) den maksat ilm-i yakîn olmadığı açıktır. Zira o takdirde Rasulullah’ın ilm-i yakîni yokmuş da gelecekmiş gibi farz etmek lâzım gelir ki bunu düşünmek bile uygun değildir. Bazı kerametleri kendilerinden ve müritlerinden menkul meşrep önderlerinin ilm-i yakîn’e ulaştıkları yalanını söyleyerek kendilerinden ibadetin kaldırıldığını ifade etmelri apaçık bir küfürdür. Bütün büyük müfessirler buradaki (الْيَق۪ينُ)’in henüz meydana gelmemiş fakat vuku bulacağı yakinen bilinen şey demek olduğunda müttefiktirler. Müfessirlerin hemen hemen tamamı bu yakîn’den maksadın “ölüm” olduğunu nakletmektedirler. Bu ayet ayrıca; “Ey Muhammed! Seni rabbine hakk’al-yakîn kavuşturacak olan ölümden dahi çekinmeyerek yaşadığın müddetçe rabbine ibadet ve kulluğa devam et” şeklinde de anlaşılabilir.
Muhammed Esed
ve ölüm sana erişinceye kadar 70 Rabbine kulluk et.
Yakîn: Müfessirlerin ekserisi tarafından “ölüm” diye tefsir edilmektedir. Süleyman Ateş “kesin bilgi” diye yorumlayarak: “Rabbine ibadet et ki sana yakin gelsin, (kesin bilgiye eresin)” demektedir.
Süleyman Ateş
Ve Rabbine kulluk et ki sana yakin gelsin (kesin bilgiye eresin)!