Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan
1924, sondan
4313. ayet;
16. sure ve
Nahl Suresinin
23. ayetidir.
Nahl Suresi 23. ayetinin kelime sayisi
13, harf sayısı
49 ve toplam ebced değeri ise
2091 olarak hesaplanmıştır.
Nahl Suresinin toplam ebced değeri
557686 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır.
لا جرم ان الله يعلم ما يسرون وما يعلنون انه لا يحب المستكبرين
لاجرماناللهيعلممايسرونومايعلنونانهلايحبالمستكبرين
Lâ cerame enna(A)llâhe ya’lemu mâ yusirrûne vemâ yu’linûn(e)(c) innehu lâ yuhibbu-lmustekbirîn(e)
Şüphe yok ki Allah, onların gizlediklerini de, açığa vurduklarını da bilir. O, büyüklük taslayanları hiç sevmez.
“Sizin tanrınız bir tek tanrıdır” cümlesi İslâm tevhid akîdesinin en kısa ifadesidir ve bu ilkeyi benimsemek müslüman olmanın birinci şartıdır. Oysa müşrikler putları aracı tanrılar saymak ve onlara tapmakla bu ilkeyi ihlâl etmişlerdi. Kur’an’da birçok yerde bu ilkenin hemen ardından âhirete inanma yükümlülüğü gelmektedir. İşte burada müşriklerin âhirete de inanmadıkları bildirilmekte, ayrıca şu hususlara da işaret edilmektedir: Müslüman olmak için öncelikle kalpten inanmak gerekir; oysa bilhassa putperestlerin kibir ve böbürlenme gibi kaba duyguları onların, Peygamber’in kendilerine bildirdiği konuları tarafsız ve samimi olarak düşünüp gerçeği bulmalarını ve bu suretle kalplerinin imana ulaşmasını engellemektedir. Âyette onların, gerek saklı tuttukları gerekse açığa vurdukları her türlü inanç, düşünce ve davranışlarının Allah’ın bilgisi dahilinde olduğu belirtilmekte, böylece dolaylı olarak bunların hesabını verecekleri bir yargılama zamanının geleceği uyarısında bulunulmaktadır.–
Hiç şüphe yok ki Allah onların gizlediklerini de açıkladıklarını da bilir. O, kibirlenenleri sevmez.
Doğrusu Allah, gizlediklerini de açıkladıklarını da bilir. O, büyüklük taslayanları asla sevmez.
Allah'ın, onların gizlediklerini de açığa vurduklarını da bildiğinden kuşku yok. Gerçek şu ki O, büyüklük taslayanları sevmez.
Şüphesiz Allah, onların (kalplerinde) saklı tuttuklarını da ve açığa vurduklarını da (hepsini) bilir; gerçekten O, müstekbirleri (kibirli gafilleri) sevmemektedir.
Gerçekten de şüphe yok ki Allah, gizlenen şeyleri de bilir, açığa vurulanları da; şüphe yok ki o, ululananları sevmez.
Hiç şüphesiz Allah, onların gizlediklerini de, açığa vurduklarını da tastamam bilmektedir. Kesin olan şu ki O, kendini büyüklük tutkusuna kaptıranları sevmez.
Hiç şüphesiz, Allah onların gizledikleri sırlarını ve niyetlerini, halkı yanıltan fısıltılar yayarak yaptıkları faaliyetleri de, açığa vurdukları sözlerini ve fiillerini, alenen yaptıklarını da bilir. Allah büyüklük taslayarak serkeşlik ve zorbalık edenleri sevmez.
Şüphe yok ki, Allah onların gizlediklerini de açığa vurduklarını da bilir. Doğrusu O büyüklenenleri sevmez.
Şüphesiz Allah, onların saklı tuttuklarını ve açığa vurduklarını bilir; gerçekten O, müstekbirleri sevmez.
Şüphe yok ki Allah, onların gizlediği ve açıkladığı şeyi hep bilir. Doğrusu Allah, kendilerini büyük görüp hakkı kabul etmiyenleri sevmez.
Önemli değil; çünkü Allah, onların gizlediklerini de açığa vurduklarını da bilir. Şüphesiz O, büyüklük taslayanları sevmez.
Hiç şüphe yok Allah bilir gizli, açık nederlerse; büyüklenen kimseleri sevmez o
Şüphe yok ki Allah, onların gizlediklerini de açığa vurduklarını da (çok iyi) bilir. O, büyüklük taslayanları hiç sevmez.
Onların gizlediklerini de, açığa vurduklarını da Allah'ın bildiğinde şüphe yoktur. O, büyüklük taslayanları sevmez.
Hiç şüphesiz Allah, onların gizleyeceklerini de açıklayacaklarını da bilir. O, büyüklük taslayanları asla sevmez.
Kuşkusuz ALLAH onların gizlediklerini de açığa vurduklarını da bilir. O, büyüklük taslayanları sevmez.
Şüphesiz ki Allah, onların gizlediklerini de açığa vurduklarını da bilir. Doğrusu Allah, kendilerini büyük görüp hakkı kabul etmeyenleri sevmez.
Şüphe yok ki Allah, onların ne gizlediklerini, ne açıkladıklarını hep bilir, her halde o, kibirlenenleri sevmez
Şübhe yok ki Allah onların gizleyecekleri şeyleri de, açıklayacakları şeyleri de bilir. Hakıykat O, büyüksenenleri sevmez.
Hiç şübhe yok ki Allah, elbette (onlar) neyi gizler ve neyi açıklarlarsa bilir. Doğrusu O, büyüklük taslayanları sevmez!
Ama hiç şüphe yok ki Allah onların içlerinde sakladıklarını da, açıkça söylediklerini de bilir. Elbet ki O, büyüklük taslayanları sevmez.
Elhak ki Allah onların gizlediklerini, alenî kıldıklarını bilir. Çünkü O, imanı kibirlerine yediremeyenleri sevmez.
Şüphesiz ki Allah, onların saklı tuttuklarını ve açığa vurduklarını bilir ve gerçekten O, hiç şüphesiz büyüklenmekte olanları sevmez.
Hiç kuşkunuz olmasın; Allah, onların gizledikleri ve açığa vurdukları her şeyi biliyor ve hak ettikleri cezayı onlara verecektir! Çünkü O, büyüklük taslayanları asla sevmez!
Şüphe yoktur ki Alah, ne gizliyorlar, ne açığa vuruyorlar biliyor.
O, Büyüklenenler’i sevmez.
Şüphesiz ki Allah onların gizlediklerini de açığa vurduklarını da bilir. Çünkü O büyüklük taslayanları sevmez.
Hiç kuşkusuz, onların gizlediklerini de, açığa vurduklarını da Allah tastamam bilmektedir: kesin olan şu ki O, kendini büyüklük duygusuna kaptıranları asla sevmez!
Hiç şüphe yok ki Allah, onların kalplerinde gizlediklerini de, açığa vurduklarını da bilmektedir.1 Zira O, büyüklük taslayanları hiç sevmez.2, 12/77, 3/167, 5/61, 9/78, 13/9-10, 14/38, 16/19, 24/36
Ziyanı yok,[2106] nasıl olsa Allah onların gizlediklerini de açığa vurduklarını da bilmektedir. Şu bir gerçek ki O, büyüklük taslayanları sevmez.
[2106] Lâ-cerame: “ağaçtan meyveyi koparmak” anlamına gelen el-cermden türetilir. Basra dil ekolü ibareyi birleşik olarak “kesinlikle” manasına yemin olarak alırken (Ebu Ubeyde), Kûfe dil ekolü kalıbı bozarak lâya “hayır”, cerameye “elde kalan” anlamı vermişlerdir (Ferrâ; krş: Külliyyât). Daha başkaları ceram ile “suç” anlamına gelen curm’un aynı olduğunu söylemişlerdir (Râğıb). Müfredât sahibi, bu kalıbın anlamına ilişkin dilcilerin birbiriyle çelişen yorumlarının temelsiz olduğunu îmâ eder. Klasik tefsir birinci anlamı öne çıkararak, kalıbın sonradan kazandığı hakkan (gerçekten) anlamını benimsemiştir. Fakat, hemen ardından gelen inne edatı bu anlamı zaten vermektedir. Tercih ettiğimiz harfi anlam, bu bağlamdaki en uygun karşılık olsa gerektir.
Şüphe yok ki, Allah Teâlâ onların neyi gizlediklerini ve bilir. Muhakkak ki, O, kibirlenenleri sevmez.
Hiç şüphe yok ki Allah, onların neleri gizleyip, neleri açığa vurduklarını pek iyi bilir ve şu kesindir ki kibirlenenleri hiç sevmez.
Gerçekten Allah, onların gizlediklerini de bilir, açığa vurduklarını da. O, büyüklük taslayanları sevmez.
Allah, onların neyi gizlediklerini ve neyi açığa vurduklarını bilir; bunda zerre kadar şüphe olmaz. O, kendini büyük görenleri sevmez.
Dikkat edin, Allah onların içlerinde gizlediklerini de açığa koyduklarını da elbette bilir. O, büyüklenenleri hiç sevmez.
Hiç kuşku yok, Allah onların gizlediklerini de biliyor, açığa vurduklarını da. Büyüklük taslayanları ise Allah hiç sevmez.
Hiç kuşkusuz Allah, onların sakladıklarını da açığa vurduklarını da biliyor. Hiç kuşkusuz, O, büyüklük taslayanları sevmiyor.
lābud yā ḥaķķaa bayıķ Tañrı bilür anı kim gizlersiz daħı anı kim eşkere eylersiz. bayıķ ol sevmez boyun virmeyicileri.
Ḥaḳdur ki Tañrı Ta‘ālā bilür anlar gizlegen işleri. Āşikāre eylegeni daḫı.Tañrı Ta‘ālā sevmez büyüklenenleri.
Şübhəsiz ki, Allah onların gizlində də, aşkarda da nə etdiklərini bilir. Allah təkəbbür edənləri sevməz!
Assuredly Allah knoweth that which they keep hidden and that which they proclaim. Lo! He loveth not the proud.
Undoubtedly Allah doth know what they conceal, and what they reveal:(2046) verily He loveth not the arrogant.*
2046 Cf.
16:19, where the same words refer to man generally. Whether he conceals or reveals what is in his heart, Allah knows it, and as Allah is Oft- Forgiving, Most Merciful, His grace is available as His highest favour if man will take it. Here the reference is to those who "refuse to know", who reject Allah's guidance out of arrogance. Allah "loveth not the arrogant". Such men deprive themselves of Allah's grace.