Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 1936, sondan 4301. ayet; 16. sure ve Nahl Suresinin 35. ayetidir. Nahl Suresi 35. ayetinin kelime sayisi 32, harf sayısı 118 ve toplam ebced değeri ise 7465 olarak hesaplanmıştır. Nahl Suresinin toplam ebced değeri 557686 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır.
Arapça Metin
وقال الذين اشركوا لو شاء الله ما عبدنا من دونه من شيء نحن ولا اباؤنا ولا حرمنا من دونه من شيء كذلك فعل الذين من قبلهم فهل على الرسل الا البلاغ المبين
Vekâle-lleżîne eşrakû lev şâa(A)llâhu mâ ‘abednâ min dûnihi min şey-in nahnu velâ âbâunâ velâ harramnâ min dûnihi min şey-/(in)(c) keżâlike fe’ale-lleżîne min kablihim(c) fehel ‘alâ-rrusuli illâ-lbelâġu-lmubîn(u)
Allah’a ortak koşanlar, dediler ki: “Allah dileseydi ne biz, ne de atalarımız O’ndan başka hiçbir şeye tapmazdık, O’nun emri olmadan hiçbir şeyi de haram kılmazdık.” Kendilerinden öncekiler de böyle yapmıştı. Peygamberlere düşen sadece apaçık bir tebliğdir.
Müşrikler, inanmak için ihtiyaç duyulan bütün deliller ortaya konmasına rağmen Allah’ın birliğini ve âhiret hayatını inkârda direndikleri, “Şayet gerçekten doğru söylüyorsanız, bu tehdit hani ne zaman gerçekleşecek!” (Yâsîn 36:48) gibi alaycı sözlerle âhiret inancını ciddiye almadıkları, Peygamber’i yalancılıkla suçlayıp ona karşı savaş açtıkları, Allah’ın hükümlerini tanımadıkları ve sonunda da kalkıp, “Allah isteseydi bütün bunları yapmazdık, atalarımız da yapmazdı!” diyerek Allah’ı suçlamaya kalkıştıkları (Zemahşerî, II, 327-328), böylece güya irade özgürlüğünü inkâr ederek bir tür sorumsuzluğu savundukları için, “sonunda bütün bu yaptıklarının kötülüğü yine kendilerine dokundu ve alaya aldıkları şey onları çepeçevre kuşattı”; inkâr ve isyanlarının mahkûmu oldular, kötü âkıbetlerini yapıp ettikleri yüzünden yine kendileri hazırladılar. Halbuki Hz. Peygamber, putperestlerin tuttukları yolun kendilerini böyle bir âkıbete götürdüğünü onlara zamanında açık açık bildirmişti; onun görevi de insanlara doğru ve yanlış, iyi ve kötü hakkındaki ilâhî kaynaklı bilgileri eksiksiz duyurup onları sorumlulukları konusunda aydınlatmaktan ibaretti.
Mehmet Okuyan
Ortak koşanlar şöyle demişlerdi: “Allah dileseydi biz de babalarımız da O’nun peşi sıra başka şeylere tapmazdık. O’nun peşi sıra (O’na rağmen) hiçbir şeyi de haram kılmazdık.” Onlardan öncekiler de böyle yapmışlardı. Elçilere apaçık tebliğden başka ne düşer ki!
Benzer mesajlar: En‘âm 6:148; İbrâhîm 14:21.,Benzer mesaj: En‘âm 6:148.,Bu ayette sorumluluktan kaçıp bahane üretenlerin nasıl yanılgıya düştükleri, suçu –haşa– Yüce Allah’a atmanın ne kadar büyük bir iftira olduğu ifade edilmektedir.
Bayraktar Bayraklı
Allah'a ortak koşanlar, “Allah dileseydi ne biz ne de atalarımız, O'ndan başka bir şeye tapmazdık ve O'nsuz hiçbir şeyi haram kılmazdık” dediler. Onlardan öncekiler de böyle yapmıştı. Peygamberlere düşen, yalnız açıkça tebliğ etmek değil midir?
Şirk koşanlar, “Eğer Allah dileseydi biz onun yanı sıra başkasına kul olmazdık. Babalarımız da olmazdı. Ne biz ne de babalarımız O'nun haram kıldığından başka hiçbir şeyi haram kılmazdık.”¹ dediler. Onlardan öncekiler de böyle yaptılar. Bu durumda resullerin üzerine düşen, vahyi apaçık bir şekilde tebliğden başkası değil.
1- Demek ki Allah'ın haram kıldığından başkasını haram kılmak şirk sayılan bir fiildir.
Ahmet Akgül
(Zahiren Müslüman rolü oynayan, ama aslında) Şirk koşmakta olanlar: "Eğer Allah dileseydi, O'nun dışında hiçbir şeye kulluk yapmazdık; biz de, atalarımız da O'nsuz (O’nun izni ve iradesi olmadan) hiçbir şeyi haram kılmazdık" (diyerek Allah'ı suçlamaya kalkışmışlardı) . Onlardan öncekiler de böyle yapmıştı. Şu halde elçilere düşen apaçık bir tebliğden başkası mıdır?
Şirk koşanlar, Allah dileseydi dediler, ne biz ondan başka birşeye tapardık, ne atalarımız taparlardı; ne de emri olmadan birşeyi haram sayardık. İşte onlardan öncekiler de tıpkı böyle hareket ettiler. Peygamberlere apaçık tebliğden başka ne vazife var ki?
Allah'tan başkalarına tanrısal nitelik yakıştıranlar: “Allah dileseydi” dediler, “Ne biz O'ndan başka birşeye kulluk ederdik, ne de atalarımız, ne de O'ndan başkasının buyruğuyla birşeyi haram sayardık.” İşte onlardan öncekiler de, tıpkı böyle hareket ettiler. Peki bu durumda peygamberlere, apaçık mesajları iletmekten başka ne düşer.
İlâhlığında, otoritesinde, mülkünde, tasarruflarında Allah'a ortak koşanlar:
“Allah'ın sünnetinin, düzeninin yasaları içinde, iradesinin tecellisine uygun olsaydı, biz de, babalarımız da onun dışında, kulları durumundakilerden hiçbir şeye tapmazdık. Onun emri olmadan hiçbir şeyi de haram kılmazdık” dediler. Onlardan öncekiler de böyle sözler söyleyerek bildiklerini okumuşlardı. Rasullere apaçık tebliğden başka bir sorumluluk mu var?
Ortak koşanlar dediler ki: "Allah dileseydi ne biz ve ne de atalarımız O'ndan başkasına kulluk ederdik. O'nun (emri) dışında bir şeyi haram kılmazdık." Onlardan öncekiler de böyle yapmışlardı. Peygamberlere düşen apaçık bir tebliğden başka bir şey midir?
Şirk koşmakta olanlar dediler ki: 'Eğer Allah dileseydi, O'nun dışında hiç bir şeye kulluk etmezdik, biz de, atalarımız da; ve O'nsuz hiç bir şeyi haram kılmazdık.' Onlardan öncekiler de böyle yapmıştı. Şu halde elçilere düşen apaçık bir tebliğden başkası mı?
Bir de Allah'a ortak koşanlar, (müşrikler) şöyle dediler: “- Allah dileseydi, ne biz, ne de Atalarımız kendisinden başka hiç bir şeye tapmazdık; onun emri dışında hiç bir şeyi haram kılmazdık.” Kendilerinden evvelkiler de böyle yaptılar (peygamberlerinin getirdiklerini inkâr ettiler). Buna karşı Peygamberlerin vazifesi, ancak açık bir tebliğdir.
O müşrikler dediler ki: “Eğer Allah dileseydi, ne biz ne de babalarımız, O’ndan başka hiçbir şeye ibadet etmezdik. O’nun haram etmediği hiçbir şeyi de haram etmezdik.” Onlardan öncekiler de böyle yaptılar (ve öyle dediler.) Fakat peygamberlerin üzerindeki sorumluluk, apaçık bir tebliğden başka bir şey değildir.
Eş koşanlar dediler ki : «Allah dileseydi, bizler de atalarımız da, Allahtan başka bir şeye tapınmaz idik; ondan özge olarak hiçbir nesneyi, haram dahi kılmazdık!», bunlardan önce geçmiş olanlar dahi, böyle yapmışlar idi; açıkça söylemekten başka, ne var elçilere
Allah'a ortak koşanlar, dediler ki: “Allah dileseydi ne biz ne de atalarımız O'ndan başka hiçbir şeye tapmazdık, O'nun emri olmadan hiçbir şeyi de yasaklamazdık.” Onlardan öncekiler de böyle yapmıştı (kendi suçlarını Allah'a yüklemişlerdi). Peygamberlere düşen, açık bir tebliğden başkası değildir.
Allah'a eş koşanlar: "Allah dileseydi O'ndan başka hiçbir şeye ne biz ve ne de babalarımız tapardı. O'nun buyruğu olmaksızın hiçbir şeyi haram kılmazdık" dediler. Kendilerinden öncekiler de böyle yapmıştı. Peygamberlere apaçık tebliğden başka ne vazife düşer?
Ortak koşanlar dediler ki: «Allah dileseydi ne biz ne de babalarımız ondan başkasına tapardık. Onun emri olmadan hiçbir şeyi de haram kılmazdık.» Onlardan öncekiler de böyle yapmışlardı. Peygamberlerin üzerine açık seçik tebliğden başka bir şey düşer mi!
Ortak koşanlar, ALLAH dilemeseydi ne biz, ne de atalarımız O'ndan başka bir şeye tapmaz ve O'nun haram ettiğinden başkasını da haram kılmazdık. Kendilerinden öncekiler de böyle davranmıştı. Elçinin açıkça bildirmekten başka bir görevi mi var?
Allah'a ortak koşanlar dediler ki: "Allah dileseydi, ne biz, ne atalarımız O'ndan başka hiçbir şeye tapmazdık ve O'nun emri dışında hiçbir şeyi haram kılmazdık" Kendilerinden öncekiler de böyle yaptılar. Buna karşı peygamberlerin vazifesi, ancak açık seçik bir tebliğden, ibarettir.
Bir de müşrikler dediler ki: «Allah dileseydi ne biz, ne atalarımız ondan başka hiç bir şey'e tapmazdık ve onsuz hiç bir şey tahrim etmezdik, bunlardan evvelkiler de böyle yaptılar, buna karşı peygamberin vazifesi ancak açık bir tebliğden ibarettir
(Allaha) eş tutanlar dediler ki: «Eğer Allah dileseydi ne biz, ne atalarımız kendisinden başka hiç bir şey'e tapmaz, Onsuz (Onun emri olmaksızın) hiç bir şey'i (nefsimize) haram kılmazdık». Kendilerinden evvelkiler de böyle yapdı. Peygamberlerin, üzerinde apaçık tebliğden başka (bir vazîfe) var mıdır?
Şirk koşanlar ise dedi ki: “Eğer Allah dileseydi, ne biz, ne de atalarımız O'ndan başka bir şeye tapmazdık ve O('nun emri) olmadan hiçbir şeyi haram kılmazdık!” Onlardan öncekiler de böyle yapmıştı. O hâlde peygamberler üzerine apaçık tebliğden başka ne düşer?
Allah’a ortak koşanlar “Allah dileseydi, biz ve atalarımız ondan başka hiçbir şeye kulluk etmez ve onun haram ettiğinden başka şeyleri de haram etmezdik” dediler. İşte, onlardan öncekilerde bu şekilde yapmıştı. Elçilere düşen, yalnızca açıkça tebliğ etmektir.
Müşrikler, istihza ile "- Allah dileseydi biz de, babalarımız da ne ondan başkasına tapar, ne de haram kılmadığı bir şeyi haram kılardık" dediler. Kendilerinden evvel gelenler de böyle yapmışlardı [¹], peygamberlere açık bir tebliğden başka bir şey düşer mi?
Şirk koşmakta olanlar dediler ki: “Eğer Allah dileseydi, biz de babalarımız da O'nun dışında hiç bir şeye kulluk etmezdik ve O'nsuz hiç bir şeyi haram da kılmazdık.” Onlardan öncekiler de böyle yapmıştı. O halde peygamberlere düşen apaçık bir tebliğden başkası mı?
Allah’a inanmakla birlikte, birtakım sahte ilâhları itaat edilecek mutlak otorite kabul ederek veya makâm, şöhret, servet ve benzeri değerleri hayatın biricik ölçüsü hâline getirerek Allah’a ortak koşanlar, günahlarını mazur gösterebilmek için diyorlar ki: “Eğer Allah dileseydi irâdemizi elimizden alırdı, böylece ne biz, ne de atalarımız O’ndan başkasına kulluk etmez, O’nun hükmüne aykırı olarak hiçbir şeyi yasaklamazdık! Madem ki bunları yapıyoruz, demek ki Allah buna izin vermiştir.” Aslında buraya kadar söyledikleri doğru. Fakat buradan yola çıkarak vardıkları sonuç yanlış: “O hâlde, yaptıklarımız O’nun rızasına uygundur. Öyle ya, Allah bizzat kendisinin izin verdiği şeyi niçin yasaklasın?” Evet, gerçekten de Allah, imtihân hikmeti gereğince insana akıl ve irâde vermiş ve yaptığı kötülüklere derhal müdâhale etmeyerek bunları yapmasına izin vermiştir. Fakat Allah’ın bir şeye izin vermesi, ondan razı olduğu anlamına gelmez. O’nun razı olduğu şeyleri öğrenmek için “nelere izin verdiğine” değil, “neleri emrettiğine” bakmak gerekir. Fakat inkârcılar, bunları bile bile hakîkati çarpıtıyorlar.Onlardan önceki zâlimler de buna benzer saçma gerekçelerle insan irâdesini yok sayarak aynı şekilde davranmış ve sonunda azâbımızı tatmışlardı! Göz göre göre saçma bahaneler uyduran bu insanlara karşı elçilerin görevi, hakîkati onlara açıkça duyurmaktan başka ne olabilir ki!Şimdi, Rabb’inizin neleri emrettiğini öğrenmek ister misiniz:
Şirk koşanlar:
-“Allah dileseydi, O’ndan başka hiçbir şeye ne atalarımız, ne biz tapardık. O’nsuz hiçbir şeyi haram kılmazdık” dediler.
Onlardan öncekiler de böyle yaptı.
Rasûller’e düşen görev ancak Açıkça Tebliğ Etmek’tir / Bildirim’dir.
Müşrikler: “Eğer Allah dileseydi, biz de atalarımız da Onun dışında hiç bir şeye kulluk etmezdik ve (hatta) Onun (emri) dışında hiç bir şeyi de yasaklamazdık.” dediler. Onlardan öncekiler de böyle yapmıştı. Şu halde Peygamberlere düşen, kesinlikle apaçık bir tebliğ1 değil mi?2
1 Tebliğ: Bir şeyi veya bir haberi ulaştırmak, zaman, yer ve nitelik açısından amaca ulaşmak, resmi bir yazıyı ve kararı ilgililere duyurmak, bir dini başkalarına anlatmak anlamındaki “teblîğ”, terim olarak da; “peygamberlerin yükümlü olduğu görevi ve vahiy yoluyla aldıkları bilgiyi insanlara ulaştırması” demektir. Çoğulu “Tebliğat”tır. Teliğ’in ifade ettiği ilâhi mesajın sahibi Allah, aracı ve vasıtası peygamberler ve ona iman eden Müslümanlar, muhatabı ise, insanlardır. Tebliğ, peygamberlerin sıfatlarından ve onların gerçek vazifelerindendir. “Ey Peygamber! Sen (sadece) Rabbinden sana indirileni tebliğ et! Eğer bunu yapmazsan O’nun elçisi olma görevini yerine getirmemiş olursun…” (Mâide: 67) Tebliğ vazifesini yapan peygamberler, bu vazifelerinde zorlayıcı olmamışlar, sadece tebliğ vazifelerini yerine getirmişler ve sonucu Allah’a bırakmışlardır. Kur’an, tebliği “büyük cihad” (cihad-ı ekber) olarak tanımlar. “O halde, (sakın) kâfirlere boyun eğme ve bu (Kur’an) ile onlara karşı olanca gücünle büyük bir savaş ver!” (Furkan: 52) “Tebliğ vazifesini yerine getirme, herkese son nefesine varıncaya kadar bir nevi farzdır. Bununla beraber, dünyada hiçbir hususta ümitsizliğe düşmek caiz değildir. Her ne kadar günahkâr olurlarsa olsunlar, insanların tövbe ve takvasını arzu ve ümit etmek de bir vazifedir. İnsanlığın hali sürekli değişmededir ve kader meydana gelişinden önce bilinmez. Ne bilirsiniz, bu güne kadar hiç söz dinlemeyen bu insanlar belki yarın dinleyiverir ve sakınmaya başlar. Her halde tebliğde bulunup öğüt vermek, tebliği terk etmekten evlâdır. Tebliği bütünüyle terk etmekte ise, hiç bir ümit yoktur. Hiç bir mukavemete maruz kalmayan fenalık daha süratle yayılır. Herhangi bir fenalığın aslını silmek mümkün olmasa da hızını azaltmaya çalışmak da göz ardı edilmemelidir.” (Elmalılı) Tebliğ iman etmeyen kimselere, va’z/nasihat ise iman edenlere yapılır.2 Bu soru inkarî olup; “tabii ki öyle” demektir.
Muhammed Esed
Allah'tan başkalarına tanrısal nitelikler yakıştıran kimseler: “Eğer Allah dileseydi,” diyorlar, “ne biz, ne de atalarımız O'ndan başka hiçbir şeye kulluk etmez, O'nun buyruğu hilafına 31 hiçbir şeyi yasaklamazdık.” Onlardan önce gelip geçen [inkarcılar] da tıpkı böyle demişlerdi; peki, bu durumda elçilere, [kendilerine indirilen mesajı] açık açık bildirmekten başka ne düşer? 32
Allah’a ait nitelikleri başkalarına yakıştırarak şirk koşanlar “Allah dilemiş olsaydı ne biz ne de atalarımız, Allah’tan başka hiçbir şeye kulluk etmez, onun dışında birisinin sözüyle hiçbir şeyi haram kılmazdık.” derler. Onlardan öncekiler de aynen böyle söylediler. Oysa elçilerin vahyi apaçık bir şekilde tebliğ etmekten başka ne görevi var? 6/148...150, 7/28-29
Bir de, Allah’tan başkasına ilâhlık yakıştırmakta direnenler dediler ki: “Eğer Allah isteseydi, ne biz ne de atalarımız, hem O’ndan başka hiçbir şeye kulluk etmez hem de O’ndan başkasının (sözüyle) hiçbir şeyi haram kılmazdık.”[2117] Onlardan öncekiler de böyle yapmışlardı; peki, bu durumda elçilere (mesajı) açık seçik bildirmek dışında başka ne düşer?[2118]
[2117] Müşrikçe kader inancının, sahibini sadece iradesine ihanet sınırında bırakmayıp, Allah’a iftira etmeye kadar götürdüğünün çarpıcı bir ifadesi (Krş: 6:148 ve not 129).
Çok daha ilginç olan, Eşarilerin müşriklerin bu sözüne sahip çıkmak için, âyete yönelik sınırları zorlayan tevilleridir. Eşariler, müşriklerin bu sözlerini temize çıkarmak için şöyle te’vil ederler: Müşrikler bu sözleri alay olsun diyesöylemişlerdir. Eğer bu sözleri ciddi söyleselerdi, mü’min olurlardı (Câbirî). Eş’arilerin müşriklerin kader inancını te’vil etmek için âyette var olduğunu söyledikleri “alay”ın izine âyette rastlanmamaktadır. Âyet de, müşriklerin mantığı da ayan açık ortadadır ve anlaşılmaktadır. Anlaşılması zor olan şey, Eş’arilerin müşriklerin kader anlayışını sahiplenmedeki ısrarları ve bunun için âyete yönelik cür’etleridir.
[2118] Onlar ahlâkî sorumluluktan kurtulmak için kendi iradelerini reddetmeye kalksalar da, peygamberler hakikati tebliğin ötesine geçip onları zorlayamazlar. Onların bu sahte mazeretlerinin geçersizliğini ifade etmek, en tutarlı bir biçimde ancak bu tavırla ortaya konabilirdi.
Ömer Nasuhi Bilmen
Ve müşrikler dediler ki: «Eğer Allah dilese idi ondan başkasına ne biz ve ne de babalarımız ibadette bulunmazdık ve ne de onsuz birşeyi haram kılmazdık. İşte onlardan evvelkiler de böyle yapmışlardır. Artık peygamberlerin üzerine apaçık tebliğden başka ne vardır?
Bir de müşrikler dediler ki: “Eğer Allah dileseydi ne biz, ne de atalarımız, Kendisinden başkasına ibadet etmez. Onun emri olmadan hiçbir şeyi haram kılmazdık. ”Bunlardan öncekiler de böyle söylemiş, böyle yapmışlardı. O halde, peygamberlere açık bir tebliğden başka bir vazife düşer mi?
(Allah'a) ortak koşanlar, "Allah dileseydi ne biz, ne de atalarımız O'ndan başka bir şeye tapmazdık ve O'nsuz hiçbir şeyi haram kılmazdık!" dediler. Onlardan öncekiler de böyle yapmıştı. Elçilere düşen, yalnız açıkça tebliğ etmek değil midir?
Müşrikler dediler ki “Allah’ın tercihi farklı olsaydı onunla aramıza herhangi bir şeyi koyup kulluk etmezdik; bunu biz de yapmazdık atalarımız da. Allah’ın haram kıldığından başkasını haram kılmazdık.” Onlardan öncekiler de böyle yapmışlardı. Elçilere, her şeyi ortaya koyan tebliğden başka ne düşer?
Şirk koşanlar, “Allah dilemiş olsaydı, O'ndan başka hiç bir şeye ne biz ne de atalarımız kulluk etmezdik. Onun izni olmadan bir şeyi haram kılmazdık.” dediler. Onlardan öncekiler de böyle yapmışlardı. Elçiye düşen açıkça duyurmaktan başka bir şey midir?
Allah'a ortak koşanlar dediler ki: “Eğer Allah dileseydi ne biz, ne de atalarımız Ondan başkasına ibadet etmezdik; Onun izni olmadan da hiçbir şeyi haram kılmazdık.” Daha öncekiler de böyle yapmışlardı. Peygamberlere düşen, açıkça tebliğ etmekten başka nedir ki?
Ortak koşanlar dediler ki: "Eğer Allah isteseydi biz de atalarımız da Allah dışında bir şeye kulluk/ibadet etmez, O'na rağmen hiçbir şeyi haram kılmazdık." Onlardan öncekiler de aynen böyle yaptılar. Resullere düşen, açık bir tebliğden başkası değildir.
Eyitdi ol kişiler ki müşrik oldılar. Eger dilese‐y‐di Tañrı Ta‘ālā ṭapmazduḳkendüden özge hīç kimseye. Biz daḫı, atalarumuz daḫı, ḥarām eylemezdükanuñ buyruġınsuz bir nesne. Anuñ gibi işledi özlerinden burun geçenümmetler. Vācib degüldür peyġamberler üstine illā risāleti degürmek, beyāneylemek.