Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 1905, sondan 4332. ayet; 16. sure ve Nahl Suresinin 4. ayetidir. Nahl Suresi 4. ayetinin kelime sayisi 8, harf sayısı 30 ve toplam ebced değeri ise 2792 olarak hesaplanmıştır. Nahl Suresinin toplam ebced değeri 557686 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır.
Sûrenin ilk âyetinde yüce Allah’ın, putperestlerce ileri sürülen ortaklardan münezzeh olduğu, 2. âyetinde O’ndan başka tanrı bulunmadığı ifade buyurulduktan sonra 18. âyete kadar olan bölümde de bu gerçeği kanıtlamak üzere O’nun varlığının, birliğinin ve yaratıcı kudretinin bazı delilleri gösterilmekte, insanın yararlanmakta olduğu ilâhî lutuf ve nimetler hatırlatılmakta, nimetin sahibini tanıyıp O’na şükretmek gerektiği uyarısında bulunulmaktadır. Tasavvuf ve felsefe kültüründe “büyük âlem” denilen yer ve göklerle “küçük âlem” denilen insanın yaratılması ve yaratılış keyfiyeti, insanı kuşatan canlı ve cansız tabiatın ona yararlı olacak şekilde nimet ve imkânlarla donatılması hep Allah’ın varlığına ve hikmetli yaratıcılığına delâlet etmektedir. 8. âyette Allah’ın, burada sayılanlar dışında, o günkü insanların veya her devirde yaşayanların bilmedikleri daha başka şeyler de yaratmakta olduğu ifade edilmek suretiyle hem yaratılışın akıp giden bir süreç olduğu belirtiliyor hem de insanlarda, gördükleriyle yetinmeyip tabiatın gizliliklerini keşfetme merakı uyandırılması hedefleniyor, bu keşiflerin Allah inancının gelişip güçlenmesine katkıda bulunacağına işaret ediliyor. Yeryüzünde insandan başka hiçbir varlık Allah’a karşı gelme gücüne ve özgürlüğüne sahip değildir. Bu sebeple 3. âyette insanın yaratılış sürecine dikkat çekilerek (bu hususta geniş bilgi için bk. Mü’minûn 23:12-14), “bir damla su”dan, bir spermden yaratılan insanın, yaratanına karşı çıkacak kadar irade ve eylem gücüyle, özgürlüğüyle donatıldığına, “alelâde bir nesne iken böylesine yüksek ve şerefli bir düzeye ulaşması”na (Râzî, XIX, 226); bunun da ilim ve hikmet sahibi yüce yaratıcının varlığı, birliği ve ulu kudretinin delili olduğuna dikkat çekilmesi son derece anlamlıdır. Müfessirler, 5 ve 6. âyetlerde, diğer maddî ve psikolojik faydaları yanında bilhassa tüylerinden, sütlerinden ve etlerinden istifade edilmek üzere yaratıldığı bildirilen ve en‘âm kelimesiyle ifade edilen hayvanların koyun, keçi, sığır ve deveden ibaret olduğunu belirtirler. 8. âyette ise at, katır ve eşek cinsinin diğerlerinden ayrı zikredilmiş; bunların taşıma aracı ve ziynet olarak yaratıldığı bildirilirken etlerinden ve sütlerinden söz edilmemiştir. Bazı fakihler bu ifadeleri de dikkate alarak, bu üç hayvanın etlerinin ve sütlerinin haram olduğunu belirtmişlerdir. Ancak âlimlerin çoğunluğu bu âyetlerin Allah’ın yaratıcılığı ve nimetleriyle ilgili olduğu, buradan hareketle etleri yenen ve yenmeyen hayvanlar hakkında hüküm çıkarmanın isabetli olmayacağı kanaatindedirler (Ebû Bekir İbnü’l-Arabî, III, 1145 vd.; Râzî, XIX, 229-230; İbn Âşûr, XIV, 107-110).
Mehmet Okuyan
O, insanı [nutfe]den (zigottan) yaratmıştır. Bir de bakarsın ki o apaçık bir tartışmacı olmuş.
1- “Ntf kökünden gelmektedir. Mastarı; azar azar akmak, damlamak, dökülmek” demektir. Berrak su, saf su, meni (netf, nutûf) bu kökten türemiştir. Türkçeye geçen sperm sözcüğü de aynı anlamı çağrıştırmaktadır.” 2- Rabb'ine karşı.
Ahmet Akgül
İnsanı bir damla meniden yaratmıştır, buna rağmen o (Rabbine) açık bir hasım kesilmiştir.
İnsanı bir katre sıvıdan, meniden yarattı. Yaratıldığı şeye bakmaz da, Rabbine karşı aklınca deliller ileri sürerek, kalbindekini, kafasındakini ustaca ortaya dökerek açıkça düşmanlık eder.
1 Buradaki insan, Âdem (a.s) değil onun neslidir. Yani âdem (a.s) ilk insan olarak toprak ile su karışımından yaratılmıştır. Onun nesli olan insanlar ise bir ana ve babadan üreme yolu ile yaratılmıştır. (Hucurat: 13) Bazı Âdem’e baba bulmaya uğraşan akıldaneler, acaba Âdem’in babasına, onun da babasına nasıl ve ne zaman baba bulacaklar veya Âdem’le insan kelimelerinin anlam farklılığını ne zaman anlayacaklar? Yoksa Allah âdem’i yaratırken onlar (hâşâ) orada mı idiler? Her şeyi yoktan var eden Allah, dilediğini dilediği şekilde yaratmaya muktedirdir.2 O, son derece hakir bir sudan yaratılan, Allah’ın kudretiyle, ona verdiği ruh, his ve irade ile insan kılığına giren insan bir de bakarsın; Allah’a düşman kesilir. Ona karşı şirk koşmağa, mantık ve felsefeden bahsetmeğe, peygamberlerini beğenmemeğe, benim bildiğim Allah böyle demez demeğe, alternatif ütopyalar ve dinler uydurmağa… kalkışır.
Muhammed Esed
O, insanı [sadece] bir sperm damlasından yarattı; ama yeri gelince, bu aynı yaratık, düşünme ve karşı çıkma gücüyle donatılmış olduğunu hemen ortaya koyuyor! 5
O, insanı bir damla sudan/spermden yarattı.1 Buna rağmen insan, Allah’a apaçık bir düşman oluverdi.2, 121/30, 24/45, 22/5, 77/20...23, 80/17...23, 236/77...79
O insanı bir damlacık atık sudan yaratmıştır.[2086] Fakat o da ne! O sonunda bilinçli[2087] bir (biçimde Allah’a karşı) kendini savunan biri olup çıkar.[2088]
[2086] Nutfe, insanın kendisinden yaratıldığı “özsu” (el-mâu’s-sâfî), yani sperm veya zigottur (Tâc). Sperm veya zigot ile başlayıp insanlaşmayla sonuçlanan hayat yolculuğunun Allah’a izafe edilmesi, bütün bu sürecin yasalarını koyanın Allah olduğuna bir atıftır. İnsanın yaratılış sürecindeki basitten mükemmele doğru gelişen tekâmül sürecine dikkat çekilerek, böyle bir şaheserin “amaçsız” olamayacağı îmâ ediliyor.
[2087] Mubînin, insan eylemiyle ilgili bu bağlamdaki en doğru karşılığı budur. Benzer bir cümle içerisinde ğayru mubîn kalıbının “bilinçsizce” anlamında kullanıldığı bir örnek için bkz: 43:18.
[2088] Hasîm, “savunmacı ve tartışmacı kişilik, azılı hasım olan dişli muhalif ve güçlü rakip” anlamına gelir (Lisân ve Râğıb). Burada hem insanın taşıdığı isyan edebilen ve kendini savunabilen bir özne olma yeteneğine, hem de kendisini bu donanımla yaratan Rabbine karşı kullanabilme imkânına delâlet eder (Zemahşerî ve Râzî). Bir önceki âyet, gerçek bir amaca hizmet için yaratıldığı ifade edilen tabiatın insan tarafından istismarını dile getirmişti. Bu âyetse tabiattan daha mükemmel yaratılan insanın sadece dış dünyasını değil, iç dünyasını ve kendisini özne kılan öz yeteneklerini de istismar edip amacına aykırı kullanabileceğini dile getiriyor.
Ömer Nasuhi Bilmen
İnsanı bir nutfeden yaratmıştır. Böyle iken, o, apaçık bir düşmandır.