Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan
1945, sondan
4292. ayet;
16. sure ve
Nahl Suresinin
44. ayetidir.
Nahl Suresi 44. ayetinin kelime sayisi
12, harf sayısı
64 ve toplam ebced değeri ise
3723 olarak hesaplanmıştır.
Nahl Suresinin toplam ebced değeri
557686 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır.
بالبينات والزبر وانزلـنا اليك الذكر لتبين للناس ما نزل اليهم ولعلهم يتفكرون
بالبيناتوالزبروانزلـنااليكالذكرلتبينللناسمانزلاليهمولعلهميتفكرون
Bilbeyyinâti ve-zzubur(i)(k) veenzelnâ ileyke-żżikra litubeyyine linnâsi mâ nuzzile ileyhim vele’allehum yetefekkerûn(e)
(O peygamberleri) apaçık belgeler ve kitaplarla gönderdik. İnsanlara, kendilerine indirileni açıklaman ve onların da (üzerinde) düşünmeleri için sana bu Kur’an’ı indirdik.
“Apaçık deliller” diye çevirdiğimiz âyet metnindeki beyyinât (tekili beyyine), “peygamberlerin doğruluğunu kanıtlayan aklî ve mûcizevî deliller”, zübür (tekili zebûr) ise “Allah’ın peygamberlerine indirdiği bilgilerin yazılı bulunduğu kutsal kitaplar” şeklinde açıklanır (İbn Âşûr, XIV, 162). Hz. Peygamber’e indirilen kutsal kitap ise âyette zikir kelimesiyle anılmaktadır ve bununla Kur’an-ı Kerîm kastedilmiştir.
Peygamberler kendilerinin doğruluğunu kanıtlayıcı mahiyette delillerle desteklenmişler; ayrıca bir kısmına yeni bir kutsal kitap gönderilmek, bir kısmı da önceki bir peygambere gönderilmiş bulunan kutsal kitabın hükmünü yaşatmakla yükümlü kılınmak suretiyle bütün peygamberlere kutsal kitaplar verilmiş, Hz. Muhammed’e de Kur’an gönderilmiştir. Bu durumda onun peygamberliğinin müşrikler tarafından yadırganması anlamsızdır.
Âyette Hz. Peygamber’e Kur’an’ın indirildiği bildirilmekle kalmayıp, ona “insanlara indirilenleri yani Allah’ın hükümlerini onlara açıklama” görevi de yüklenmiştir. Buna göre Hz. Peygamber sadece bir nakilci değil, aynı zamanda Allah’ın hükümlerini sözlü veya fiilî olarak açıklama, yorumlama, inananlara uygulamada örnek olma işlevine de sahiptir. Bu işlevin tamamına birden sünnet denmektedir; sünnet de ilâhî irşadla gerçekleştiği için bir tür vahiy değeri taşımaktadır. Âyetten açıkça anlaşıldığı gibi Peygamber’in aslî görevi Kur’an’ı açıklamaktır; şu halde onun Kur’an’a aykırı bir hüküm ve anlayış ortaya koyduğu kesinlikle düşünülemez. Bu sebeple hadis usulünün önemli bir konusu olan metin tenkidi ilkelerine göre kaynaklarda hadis diye aktarılan, fakat Kur’an’la uzlaştırılması hiçbir şekilde mümkün olmayan bir söz sahih bir hadis olarak kabul edilmez.
43,44. Senden önce de kendilerine vahyettiğimiz erkeklerden başkasını (peygamber olarak) göndermedik. Apaçık delilleri ve (ilahî) kitapları bilmiyorsanız, [zikr] (Vahiy) ehline sorun!Kendilerine indirileni insanlara açıklaman (ilan etmen) için ve düşünsünler diye sana da [zikr]i (Kur’an’ı) indirdik.
Benzer mesajlar: Yûsuf
12:109; Enbiyâ
21:7.,Benzer mesajlar: Yûnus
10:94; Enbiyâ
21:7.,Bu ayet Nisâ
4:65, 105, En‘âm
6:114 ve Nahl
16:64. ayetlerle birlikte okunmalıdır. Bu ayette bir kapalılığın açıklanmasından değil, bir hakikatin gizlenmemesinden ve bütün insanlara duyurulmasından söz edilmektedir. Mekkeli müşrikler ayetleri anlayamamaktan şikâyet etmiyorlardı ki ayetlerin bu anlamda açıklanmasına ihtiyaç duyulsun. Onların problemi vahyin insanlara ilan edilmesi, duyurulması, gizlenmeyip açıklanmasıydı.,Benzer mesajlar: Âl-i İmrân
3:187; Yûsuf
12:2; İbrâhîm
14:4; Zuhruf
43:3.
Apaçık mucizelerle ve kitaplarla gönderildiler. Kendilerine indirileni insanlara açıklaman için ve düşünsünler diye, sana da bu Kur'ân'ı indirdik.
Onları¹ beyyinelerle² zeburlarla³ gönderdik. Sana da zikri⁴ indirdik. İnsanlara, kendilerine indirileni beyan edesin.5 Ki böylece düşünüp öğüt alırlar.
1- Senden önce elçi olarak gönderilenleri. 2- Kitaplarla. 3- Kanıt içeren; açıklayıcı, açığa çıkarıcı bilgiyle. 4- Öğüt. 5- Bir şeyin kanıtlarıyla ortaya konması, ilan edilmesi.
(Nebiler ve zikir ehli) Apaçık deliller, (nakli ve akli hikmetlerin yazıldığı) kitaplar(daki hakikatlerle cevap verirler. Ey Resulüm!) Sana da bu Zikri (Kur’an’ı) indirdik ki, kendilerine gönderilen (ayetleri) insanlara açıklayasın, ta ki tefekkür etsinler. (Düşünüp gerçeği görsünler.)
[Not: Demek ki Kur’an’ın anlaşılması ve İslam’ın doğru yaşanması için Hz. Peygambere ve sünnetine ihtiyaç görülmektedir.]
Onları, delillerle, kitaplarla gönderdik ve sana da, onlara ne indirildiğini açıkça anlatman, düşünmelerini sağlaman için Kur'an'ı indirdik.
O peygamberler, apaçık delillerle ve kitaplarla gönderildiler. Ey peygamber! Biz sana da bu uyarıcı kitabı indirdik ki, insanlara başından beri indirilegelen mesajın aslını, olanca açıklığıyla anlatasın diye, onlar da böylece belki düşünürler.
Peygamberleri, apaçık mûcizeler ve kitaplarla gönderdik. Sonra da, bütün insanların haklarının korunmasına, iyiliğine, kurtuluşuna vesile olsun diye, ana hatları vahyedilen konuları (mücmelleri) ayrıntılı açıklaman için, okunması ibadet olan övünç kaynağı Kur'ân'ı, bölüm bölüm sana indirdik. Umulur ki, düşünmelerine, incelemelerine vesile olur.
Apaçık delillerle ve kitaplarla (gönderdik). Sana da zikri (Kur'an'ı) indirdik ki, insanlara kendilerine indirileni açıklayasın ve olur ki düşünürler.
(Onları) Apaçık deliller ve kitaplarla (gönderdik). Sana da zikri (Kur'an'ı) indirdik ki, insanlara kendileri için indirileni açıklayasın ve onlar da iyice düşünsünler, diye.
Biz, o Peygamberleri mûcizelerle ve kitaplarla gönderdik. Ey Rasûlüm, sana da Kur'an'ı indirdik ki, kendilerine indirileni insanlara anlatasın olur ki; iyice düşünürler.
43, 44. Senden önce, kendilerine vahyettiğimiz, mucizeler ve kitaplarla teyid ettiğimiz bazı erlerden (melekler değil) başka göndermedik. Eğer siz bilmiyorsanız, ehl-i zikirden (ilim ve keşif ehlinden) sorun. Seninle de, insanlara açıklamak üzere ve düşünmeleri için onlara inen Kur’anı gönderdik.
Onları belgelerle, kitaplarla gönderdik, insanlara indirileni, bildirmençin, sana öğüt indirdik, ola ki düşüneler
(O Peygamberleri) apaçık mucizelerle ve sayfalarla/kitaplarla (gönderdik). Ve biz sana da bu uyarıcı kitabı indirdik ki, kendilerine indirilen (ayetler)i insanlara açıklayasın ve belki onlar da bu sayede düşünürler.
Bkz.
17:93-94,
18:110,
21:8,
25:20Bu ayetten anlaşılıyor ki; Kur’an, başından beri indirilen ayetleri açıklamıştır. İnsanların saadeti ve huzuru için ana hatları vahyedilen ama anlaşılması zamana bırakılan bazı ayetler daha sonraki zamanlarda gönderilen ayetlerle açıklığa kavuşturulmuştur. Yani Kur’an yine Kur’an’la anlaşılmış ve bu işin rehberliğini ve öncülüğünü Hz. Peygamber yapmıştır.
43,44. Doğrusu senden önce de kendilerine kitablar ve belgelerle vahyettiğimiz bir takım adamlar gönderdik. Bilmiyorsanız kitablılara sorun. Sana da, insanlara gönderileni açıklayasın diye Kuran'ı indirdik. Belki düşünürler.
Apaçık mucizeler ve kitaplarla (gönderildiler). İnsanlara, kendilerine indirileni açıklaman için ve düşünüp anlasınlar diye sana da bu Kur'an'ı indirdik.
Belgeler ve kitaplarla... Sana bu mesajı indirdik ki, kendilerine indirileni halka açıklayasın (bildiresin) ve onlar da düşünsünler.
Allah tarafından açıklanmış (
75:19), anlaşılması kolaylaştırılmış (
54:17, 22) apaçık bir kitabın (
5:15;
12:1;
26:195;
44:6) elçi tarafından açıklanması demek, gizlenmeyip insanlara bildirilmesi demektir. Bak:
2:159-160;
3:187 ve
16:64.
Biz o peygamberleri mucizelerle ve kitaplarla gönderdik. Ey Peygamberim! Sana da Kur'ân'ı indirdik ki, insanlara vahyedileni açıklayasın. Belki onlar da düşünürler.
Beyyinelerle ve kitablarla; sana da bu zikri indirdik ki kendilerine indirileni nâsa anlatasın ve gerek ki tefekkür edeler
(O peygamberler) apaçık bürhanlarla (mu'cizelerle) ve kitablarla (gönderildiler. Habîbim) biz sana da Kur'ânı indirdik. Tâki insanlara, kendilerine ne indirildiğini açıkça anlatasın ve tâki onlar da iyice fikirlerini kullansınlar.
(O peygamberleri) mu'cizelerle ve kitablarla (gönderdik). Sana da, kendilerine indirileni (helâl ve harâmı) insanlara açıklayasın diye Zikr'i (Kur'ân'ı) indirdik; tâ ki düşünsünler.
Onlar açık deliller ve vahy den oluşan sayfalarla gönderildiler. Sana da, öğütlerle dolu kitabı, onlara indirilenleri açıkça bildirmen için indirdik ki, belki düşünürler.
Onlara açık mucizeler, Kitaplar indirdik. Sana da Kur/an/ı inzal ettik ki nâs/a kendilerine indirilen emir ve nehyi beyan edesin, onlar da tefekkür etsinler.
(Onları) Apaçık deliller ve kitaplarla (gönderdik). Sana da zikri (Kur'an'ı) insanlara kendileri için indirileni açıklayasın ve onlar da iyice düşünsünler diye indirdik.
Allah, her devirde insanlar arasından elçiler seçmiş ve onları, hakîkati gözler önüne seren apaçıkdelillerle ve hikmet dolu kitaplarla insanlığı aydınlatmak üzere göndermiştir. Ve işte ey Muhammed, sana da hikmet, uyarı ve öğütlerle dolu bu Zikri gönderdik ki, kendilerine indirilen bu son ilâhî vahyi, —onun pratik hayata uygulanmasının bireysel ve toplumsal bir modelini de ortaya koyarak— tüm insanlığa açıkça bildiresin ve böylece onlar, Allah’ın ayetlerini düşünüp ibret alabilsinler. Fakat yine de, Kur’an’ın ortaya koyduğu hayat programından yüz çevirenler olacak:
Zebûrlar (Kitaplar) ve Beyyineler / Açık Belgeler ile!
Onlara (iletilmek üzere) indirilmiş şeyleri İnsanlar’a beyan etmen için sana da Zikr’i indirdik.
Umulur ki düşünürler.
(O Peygamberleri) açık mûcizeler ve yazılmış kitaplarla (gönderdik).1 Sana da insanlara indirilen (emir ve yasakları) belki düşünürler diye açıklaman için Kur’an’ı indirdik.
1 Bu ifâdeden; kendilerine vahiy gönderilen kimselerin, Peygamber sayılabilmeleri için vahyin dışında ayrıca mûcize ve yazılı kitabın da gönderilmesi gerektiği anlaşılabilir.
[Onlar size, kendilerini] apaçık delillerle ve hikmet dolu ilahî kitaplarla 47 [desteklediğimiz peygamberlerin ölümlü adamlardan başka kimseler olmadığını söyleyeceklerdir]. Ve biz sana da bu uyarıcı kitabı indirdik ki, insanlara, başından beri indirilegelen mesajın 48 aslını olanca açıklığıyla ulaştırasın ve onlar da böylece belki düşünürler.
Onları hakikatin apaçık belgeleri ve kitaplarla gönderdik. İnsanlara, kendilerine indirileni beyan edesin diye sana da bu Kuran’ı indirdik. Bunu belki derinlemesine düşünürler. 5/67, 9/70, 11/57, 13/40, 29/18, 35/25
(Biz onları) hakikatin açık belgeleri ve hikmet yüklü sayfalarla[2127] (göndermiştik). İşte sana da bu uyarıcı vahyi indirdik ki, kendilerine indirileni insanlara açıklayasın[2128] ve belki onlar da bu sayede düşünürler.
[2127] Lafzen: “yazılarla..” (Fî-zuburi’l-evvelîn için bkz:
26:196, not 96). Zubur (t. ez-zubratu), ağır demir plakalarına verilen isim. Hacimce ağır ya da kinayeten değerli kitaplar için veya “silinmezlik özelliği olan” kayıtlar için kullanılmıştır. Râğıb’ın başkalarına dayandırarak ve Taberî’nin Enbiya 105’in tefsirinde verdiği bilgiye göre, içerisinde yasaların değil hikmetin yer aldığı eserlere verilen genel isimdir. Hz. Dâvud’un kitabına da yasayla ilgili olmamasından dolayı bu ad verilmiştir. Bağlamına göre “Hikmet yüklü sayfalar” veya “silinmez/korunaklı kayıt” şeklindeki çevirimiz, bu verilere dayanmaktadır.
[2128] Tebyin, hem “iletme, duyurma, bildirme”, hem de “tarif etme” ve “uygulamalı olarak gösterme” anlamında “açıklama”dır. Kur’an’da beyyene fiili kimi yerde bu en geniş çağrışımlarıyla, kimi yerde ise sadece “duyurma-iletme” anlamıyla kullanılmıştır. Mesela Âl-i İmran 187 ve Mâide 15 gibi âyetlerde, hep kitap ehliyle ilgili olarak “gizleme” (ahfâ) ve “saklamanın” (keteme) zıddına “eksiksiz iletme, duyurma” anlamına kullanılır. Fakat tüm dil otoritelerinin de ifade ettiği gibi, tebyin, sözü de içine alan fakat ondan daha kapsamlı bir anlam taşır (Esâs; Lisân ve Müfredât). Bu sûrenin 39. âyetinde ve başka âyetlerde (Msl:
4:26;
5:75 vd.) Allah’a izafe edilen beyyene fiili, 64. âyette (ayrıca
14:4) yine aynı anlam içeriğiyle Allah Rasûlü’ne izafe edilir. İlgili âyetler birlikte okunduğunda, Allah Rasûlü’nün beyan ve tebyin misyonunun sadece “iletmekle” sınırlı olmadığı, uygulamaya konu olan talimatların nasıl uygulanacağını bizzat göstermenin de bu misyona dahil olduğu görülecektir. Zaten vahyin onu “güzel örnek” olarak nitelemesi bunun teyididir (
33:21). Fakat Nebi’nin “mübeyyin” olması, onu “şeriata uyucu” (muteşerri) olmaktan çıkarıp, “şeriat koyucu” (şâri) yapmaz. Ona da, Allah gibi haram ve helali belirleme yetkisi vermez. Bu yetkiyi Allah müteaddit âyetle kendine hasretmiştir. Zaten bunu Kur’an Tahrim 1 ile bildirmiştir. O, ilahi talimatların nasıl uygulanacağına dair ilk örnekleri ortaya koyan bir “muallim”dir. Onun ortaya koyduğu “örneklik”, daha sonradan derlenmiş ve adına “sünnet” denilmiştir. Sünnetullah sahibi Allah norm koyucudur. Allah’ın koyduğu o norma uygun formu ise Nebi oluşturmuştur. Mesela temizliği bir norm/ölçü olarak koyan Allah’tır. Sünnetullaha aykırı olduğu için pislik zarar verir, hastalıkların kaynağıdır. Bu temizliğin organlara, bedene, ağıza ve ele ilişkin formlarını/uygulamalı örneklerini koyan ise Hz. Rasul’dür. Oluşturulan nebevi formlara, sonradan “sünnet” adı verilmiştir.
Nebi’nin ‘mübeyyin’ olmasının muhtemel bir anlamı da, “o (Kur’an) kerim bir Rasul’ün sözüdür” âyetinden yola çıkarak, vahyin önceki kitaplardan geriye kalan hakikatleri açıklaması olabilir. Onları açıklayan Kur’an’dır, fakat Kur’an’ı tebliğ eden de Nebi’den başkası değildir.
(O peygamberleri) Açık mûcizeler ile ve kitaplar ile (gönderdik) ve sana da Kur'an'ı indirdik ki, kendilerine indirilmiş oldukları(emir ve nehyi) nâsa açıkça anlatasın ve gerek ki onlar da tefekkür edeler.
Evet, belgeler, mûcizeler ve kitaplarla gönderdik onları. Sana da ey Resulüm bu zikri indirdik ki kendilerine indirileni insanlara açıklayasın. Umulur ki düşünüp anlarlar. [17, 93-94; 25, 20; 21, 8; 18, 110]
Açık kanıtları ve Kitapları. Sana da o Zikr'i indirdik ki, kendilerine indirileni insanlara açıklayasın, ta ki düşünüp öğüt alsınlar.
Burada iki mânâ muhtemeldir: Birine göre bi'l-beyyinât (ÈÇäÈêæÇÊ)'ta bâ 43 ncü âyetteki arselnâ (ÃÑ"îäòæÇ)'ya bağlıdır. "Biz, elçileri, açık kanıtlarla ve Kitaplarla gönderdik" demektir. Fakat bu, zorlama bir yorumdur. İkinci ihtimâle göre: bi'l-beyyinât, lâta'lemûne (äÇ ÊÙäÂèæ)'nin tümlecidir.. Biz, bu mânâyı tercih ettik.
Onları mucizelerle ve hikmet dolu sayfalarla[1] gönderdik. O Zikri (Kitabı) sana da indirdik ki kendilerine gönderilenin ne olduğunu o insanlara açık açık anlatasın[2], belki düşünürler.
[1] Ali- imran
3:81 ayete göre nebiler kitap ve hikmet ile geldiği için bu ayetteki zübür 'hikmet dolu sayfalar' anlamında olmalıdır. [2] Burada Nebîmize Kur'an'ı açıklama yetkisi değil, tebliği görevi verilmiştir. Bunu şu ayetten daha açık olarak anlarız.( وَإِذَ أَخَذَ اللّهُ مِيثَاقَ الَّذِينَ أُوتُواْ الْكِتَابَ لَتُبَيِّنُنَّهُ لِلنَّاسِ وَلاَ تَكْتُمُونَهُ ) Allah, kendilerine kitap verilenlerden kesin söz aldı; "Bu Kitabı insanlara açık açık anlatacaksınız, asla gizlemeyeceksiniz!"dedi. ( Al-i İmran
3:187)
Onları açıklanmış belgeler ve kitaplarla (gönderdik.) Sana da “zikri” indirdik. Kendilerine indirileni insanlara açıklaman için. Umulur ki onlar da düşünürler.
Onları apaçık deliller ve kitaplarla gönderdik. Sana da, kendilerine indirilmiş olanı insanlara açıklaman için Kur'ân'ı indirdik—tâ ki iyice düşünsünler.(7)
(7) Biraz önce geçen 35’inci âyette ve bunun gibi âyetlerde peygamberlere düşen şeyin ancak bir tebliğden ibaret olduğu bildirilirken, bu âyet de “tebliğ” kavramına açıklık getirmektedir. Böylece, peygambere düşen tebliğin sadece kitabı getirip onların önüne koymaktan ibaret kalmadığı, onu açıklama görev ve yetkisinin de tebliğ kavramı içinde dahil olduğu anlaşılmakta ve Hadis, Kur’ân’ın kendisinden sonraki en önemli tefsir kaynağı olarak belirlenmiş olmaktadır.
Açık delillerle, kitaplarla gönderdik. Sana da bu zikiri/Kur'an'ı vahyettik ki, kendilerine indirileni insanlara açık-seçik bildiresin de derin derin düşünebilsinler.
ḥüccetler-ile daħı kitāblar-ile. daħı indürdük senüñ anmaķ ya'nį ķur’ān tā bellü eyleyesin ādemįlere anı kim indürinildi anlara daħı anuñ-içün kim anlar endįşe eyleyeler.
Mu‘cizātlar bile ve kitāblar bile ve indürdük saña Ḳur’ānı beyān eylemeg‐içün ḫalḳa, özlerine inen şerī‘atlara, illā kim tefekkür idesiz.
Biz onları (peyğəmbərliklərinin doğru olduğunu sübut edən) açıq-aşkar mö’cüzələr və kitablarla göndərdik. Sənə də Qur’anı nazil etdik ki, insanlara onlara göndəriləni (hökmləri, halal-haramı) izah edəsən və bəlkə, onlar da düşünüb dərk edələr!
With clear proofs and writings; and We have revealed unto thee the Remembrance that thou mayst explain to mankind that which hath been revealed for them, and that haply they may reflect.
(We sent them) with Clear Signs and Scriptures(2070); and We have sent down unto thee (also) the Message; that thou mayest explain clearly to men what is sent for them, and that they may give thought.*
2070 As the People of the Book had received "Clear Signs" and inspired Books before, so also Allah's Message came to the Prophet Muhammad through the Qur'an, which superseded the earlier revelations, already corrupted in the hands of their followers. (R).