Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 1969, sondan 4268. ayet; 16. sure ve Nahl Suresinin 68. ayetidir. Nahl Suresi 68. ayetinin kelime sayisi 13, harf sayısı 54 ve toplam ebced değeri ise 4104 olarak hesaplanmıştır. Nahl Suresinin toplam ebced değeri 557686 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır.
Arapça Metin
واوحى ربك الى النحل ان اتخذي من الجبال بيوتا ومن الشجر ومما يعرشون
“İlham etti” şeklinde çevirdiğimiz evhâ fiilinin türetildiği vahiy kavramı [farklı anlamları için bk. “Tefsire Giriş” bölümü, “I. Kur’an-ı Kerîm A) Tanımı ve özellikleri 2. Vahiy” başlığı] burada “canlının kendisine yararlı olanları alması, zararlılardan sakınması ve kendi geçimini sağlaması hususunda muhtaç olduğu becerileri Allah Teâlâ’nın onda yaratması” anlamındaki ilham karşılığında kullanılmıştır (Ebû Bekir İbnü’l-Arabî, III, 1156). Psikolojide buna içgüdü denmektedir.
Arıya yapması ilham edilen “yuvalar”dan maksat, arıların ağaç kovukları gibi uygun doğal mekânlarda veya insanların özel olarak hazırladığı kovanlarda kendi ürünleriyle oluşturdukları petekler ve her petekte bulunan altıgen gözcüklerdir. Bal arısı, Allah’ın verdiği ilham veya içgüdü sayesinde, bizzat kendisinin ürettiği bal mumuyla kendi yuvasını yapmakta, dalak içine milimetrik ölçülerle altıgen prizma şeklinde gözcükler yerleştirmektedir. Âyetteki deyimiyle “her türlü besleyici ürünler”den nektar denilen bal ham maddesi ve çiçek tozu toplayarak bunları hem kendi tüketimi için hem de bal ve bal mumu yapmak için değerlendirmektedir. Bu arada meyve, sebze ve ekinlerde tozlaşmayı sağlama konusunda da bütün diğer böceklerin toplamından daha fazla iş görmektedir.
Âyette arının ürettiği madde için “şerâb” (şerbet) kelimesinin kullanılması ilgi çekicidir. Arı topladığı nektarı, normal midesinden ayrı, özel olarak bu maksatla yaratılmış bulunan bal midesine toplayıp kovana taşımakta; burada bir genç arı bu maddeyi hortumuyla emip kendi midesine aktarmakta ve onu şerbet kıvamına gelecek şekilde işleme tâbi tutmaktadır. Artık bal hâsıl olmuştur; bundan sonra şerbet peteklerde bir süre havalandırılarak katılaşması sağlandıktan sonra, üzeri bal mumuyla kapatılıp izole edilmek suretiyle bozulması önlenir. Böylece Allah’ın lutuf ve ihsanıyla insanlar için besleyiciliği yanında şifa değeri de taşıyan yeni bir besin daha ortaya çıkmış olur. Bütün bunlar olağan üstü bir sanat kabiliyetinin tezahürü olup Allah’ın yaratıcı kudretini ve hikmetini hesaba katmadan, basit bir hayvanın böyle bir eseri ve ürünü nasıl meydana getirebildiği sorusunu cevaplandırmak mümkün değildir. “İşte bunda da düşünen bir topluluk için delil bulunmaktadır.”
Kurtubî’ye göre âyetin “Onda (balda) insanlara şifa var” meâlindeki kısmı, bazı mutasavvıfların, “Velîlik makamına ulaşmak için belâlara razı olmak gerekir, velîye tedavi câiz değildir” şeklindeki fikrini çürütmektedir (X, 145-146). Balın şifalı olduğuna dair bazı hadisler de rivayet edilmiştir (bk. İbn Kesîr, IV, 501-503; Şevkânî, III, 200); ayrıca modern tıpta da bileşimindeki sakaroz, friktoz, protein, asit, organik ve madenî maddeler dolayısıyla balın hem şifa verici hem de koruyucu bir özelliğe sahip olduğu kabul edilmektedir.
“Rabbinin koyduğu kanunlara boyun eğerek çizdiği yollardan git!” şeklinde çevirdiğimiz cümle, arıların uçuşlarında izlediği yolların da farklılığına ve ilginçliğine dikkat çekmektedir. 1940’larda yapılan bir tesbite göre arılar, genellikle güneşin konumundan yararlanarak yönlerini ayarlamakta; ayrıca rüzgârın yönü, dünyanın manyetik alanı gibi başka imkânlardan da yararlanmaktadır. Arıların, kovan üzerinde daire veya 8 çizerek birbirlerine yol tarif ettikleri, çiçek alanları hakkında bilgi aktardıkları, bu bilgileri alan diğer arıların, bilmedikleri çiçek alanlarını kolaylıkla buldukları, dönüşlerinde ise “arı hattı” denilen en kestirme yolu kullandıkları da bilinmektedir.
Mehmet Okuyan
Rabbin bal arısına şöyle vahyetmişti (bildirmişti): “Dağlardan, ağaçlardan ve (insanların) yaptıkları çardaklardan kendine yuvalar edin!
68,69. Rabbin bal arısına, “Dağlardan, ağaçlardan ve kurulmuş kovanlardan yuvalar edin, sonra da her türlü üründen ye de, Rabbinin işlek olan yollarından yürü!” diye vahyetti. Karınlarından, insanlara şifa olan türlü türlü renkte içecek çıkar. Düşünen topluma bunda bir ders vardır.[273]
1- Yuva, kovan. 2- Nasıl yapacağını bildirdi/ilham etti, öğretti.
Ahmet Akgül
Rabbin bal arısına (şifalı bal yapmak üzere) : “Dağlardaki (kaya oymalarından), ağaçlardaki (kovuklardan) ve onların (insanların) kurdukları kovanlardan kendine evler (petekler) edin” diye vahyetti.
Vahiy, “Allah’ın, irade ettiği bilgileri insanlar arasından seçtiği peygamberlerine kelâm, söz ve mana olarak bildirmesi” dir. Kur’an ayetlerine baktığımızda, “vahiy” terimi peygamberlerin dışında da kullanılmıştır ki biz buna genelde ilham diyoruz. Gökyüzüne (Fussılet, 41:12), yeryüzüne (Zilzal, 99:5), Meleklere (Enfal, 8:12) Burada görüldüğü gibi arıya (Nahl, 16:68), Hz. Musa’nın annesine (Kasas, 28:7) ve Hz. İsa’nın Havarilerine (Maide, 5:111) de vahyedilmiştir. Ayrıca Kur’an’da sözü edilen bir başka vahiy şekli ise, şeytanların insanlara vahyetmesidir (Enam, 6:121).
Diyanet İşleri (Eski)
68,69. Rabbin bal arısına: "Dağlarda, ağaçlarda ve hazırlanmış kovanlarda yuva edin; sonra her çeşit üründen ye; sonra da Rabbinin işlemen için gösterdiği yollardan yürü" diye öğretti. Karınlarından insanlara şifa olan çeşitli renklerde bal çıkar. Düşünen bir millet için bunda ibret vardır.
68, 69. Rabbin bal arısına: Dağlardan, ağaçlardan ve insanların yaptıkları çardaklardan kendine evler (kovanlar) edin. Sonra meyvelerin her birinden ye ve Rabbinin sana kolaylaştırdığı yaylım yollarına gir, diye ilham etti. Onların karınlarından renkleri çeşitli bir şerbet (bal) çıkar ki, onda insanlar için şifa vardır. Elbette bunda düşünen bir kavim için büyük bir ibret vardır.
68,69. Rabbin bal arısına: «Dağlardan, ağaçlardan ve (insanların senin için yapacakları) çardaklardan evler (kovanlar) edin, sonra meyve (ve çiçek) lerin her birinden ye de Rabbinin (bal imâlinde öğretdiği ve) kolaylıklar gösterdiği yaylım yollarına git» diye ilham etdi. Onların karınlarından (ağızlarından) renkleri çeşidli şerbet (bal) çıkar ki onda insanlar için şifâ vardır. İşte bunda da tefekkür edecek bir zümre için elbette bir âyet var.
(2)“Evet, bal arısı fıtratça (yaratılışça) ve vazîfece öyle bir mu‘cize-i kudrettir (Allah’ın kudretinin bir mu‘cizesidir) ki, koca Sûre-i Nahl onun ismiyle tesmiye edilmiş (isimlendirilmiş). Çünki o küçücük bal makinesinin zerrecik başında, onun ehemmiyetli vazîfesinin mükemmel programını yazmak ve küçücük karnında taâmların (yiyeceklerin) en tatlısını koymak ve pişirmek ve süngücüğünde zîhayat a‘zâları (canlı uzuvları) tahrîb etmek ve öldürmek hâsıyetinde bulunan zehiri, o uzuvcuğuna ve cismine zarar vermeden yerleştirmek, nihâyet dikkat ve ilim ile ve gāyet hikmet ve irâde ile ve tam bir intizam ve muvâzene(denge) ile olduğundan, şuûrsuz, intizamsız ve mîzansız (ölçüsüz) olan tabîat ve tesâdüf gibi şeyler elbette müdâhale edemezler ve karışamazlar.” (Şuâ‘lar, 7. Şuâ‘, 142-143)
İlyas Yorulmaz
Rabbin arıya “Dağlarda veya ağaçlarda veya insanların yükseklere hazırladıkları yerler (kovanlar) da evler edinin” diye vahy etti.
68, 69. Rabbin bal arısına vahiy [⁴] etti ki dağlarda, ağaçlarda, halkın sizin için çardak yaptıkları yerlerde evler yapın, sonra her bir nevi meyve ve çiçekten ye, Rabbinin sana çok kolay yaptığı [⁵] yollara git [⁶], onların karınlarından muhtelif renkli, nâs/a şifalı içecek çıkar. Bunda tefekkür eden kavim için ibret vardır.
1 Buradaki arıya vahiy, Allah’ın onu gizli bir şekilde terbiye ederek ona, o his ve sanatı öğretmesi, demektir. Bütün varlıklardaki, bugün “içgüdü” denilen şey aslında, Allah’ın arıya vahyi gibi, o varlıklara da birer vahyidir.
Muhammed Esed
Ve bir de, Rabbinin arıya: “Dağlarda, ağaçlarda ve [insanların] hazırladıkları kovanlarda kendine yuva edin” diye vahyetti[ğini] 77
[2153] Rabbin arıya vahyetmesi ile Fussılet 12’de geçen yedi kat göğe emrini vahyetmesi arasında mahiyet ilişkisi vardır. Her ikisi de nedenselliğin ilâhî yasalarına delâlet eder. Cebbâr, Kahhâr ve Maliku’l-Mulk olan Allah’ın hem varlığın yasalarını koymasını hem de varlığı sürekli emri altında bulundurmasını ifade eder (41:12’nin notuna bkz). Arıya vahyedilmesi, ona yaratılış amacının yüklenmesi demektir. Bu onun programına Allah tarafından yazılmıştır. Arının kendisi için yazılan programa göre hareket etmesi, kendisine yapılan vahye kulak vermesi, yani “fıtratının sesini dinlemesi”dir.
Ömer Nasuhi Bilmen
Ve Rabbin bal arısına da ilham etmiştir ki, «Dağlardan ve ağaçlardan ve çardaklardan evler ittihaz edin.»
68, 69. Rabbin bal arısına şöyle vahyetti: “Dağlardan, ağaçlardan ve insanların kurdukları çardaklardan kendine göz göz ev (kovan) edin. Sonra da her türlü meyveden ye de Rabbinin sana yayılman için belirlediği yolları tut. ”Onların karınlarından renkleri çeşit çeşit bir şerbet çıkar ki onda insanlara şifa vardır. Elbette düşünen kimseler için bunda alacak ibret vardır. {KM, Yoel 2, 22-24}
(13) Balarısı bulduğu her yere yuva yapmaz; belirli ölçütlere başvurarak, elverişli yerler arasında en uygununu seçer. Bu ifadelerde de arının bu seçici davranışına bir işaret vardır.(14) Bu ve bir sonraki âyette, balarısıyla ilgili sözcükler, Türkçeye aktaramadığımız bir özellik taşımakta ve dişilik belirtmektedir. Gerçekten de, bir balarısı kovanında cereyan eden bütün işler dişi balarıları tarafından yapılmakta ve bu arada bal da tamamen dişi balarılarının elinden çıkmaktadır. Kovanın başındaki arı da kraliçe arıdır. Ancak bu gerçek yirminci yüzyılda keşfedilmiş; o zamana kadar insanlar “arı beyi” efsaneleriyle oyalanmışlardır.
Yaşar Nuri Öztürk
Rabbin, balarısına şöyle vahyetti: "Dağlardan evler edin, ağaçlardan ve insanların kurdukları çardaklardan da..."
68-69. daħı ilhām eyledi çalabuñ aruya kim “dutgıl ŧaġlardan evler daħı aġaçlardan daħı andan kim aġaç ev eylerler andan yigil her yimişlerden pes yürigil çalabuñ yollarında boyun viricilerken” çıķar ķarınlarından içesi nesene dürlü dürlü renkleri anuñ içinde dermāndur ādemįler içün. bayıķ şunuñ içinde nişāndur bir ķavma kim endįşe eylerler.