Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 2244, sondan 3993. ayet; 18. sure ve Kehf Suresinin 104. ayetidir. Kehf Suresi 104. ayetinin kelime sayisi 11, harf sayısı 49 ve toplam ebced değeri ise 2730 olarak hesaplanmıştır. Kehf Suresinin toplam ebced değeri 495659 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır.
Arapça Metin
الذين ضل سعيهم في الحيوة الدنيا وهم يحسبون انهم يحسنون صنعا
103,104. (Ey Muhammed!) De ki: “Amelce en çok ziyana uğrayan; iyi iş yaptıklarını sandıkları hâlde, dünya hayatındaki çabaları kaybolup giden kimseleri size haber verelim mi?”
İnsanlar, davranışlarında daima bir amaç gözetip ona göre çaba harcarlar. Meselâ kişinin hedefi Allah’ın rızâsını ve âhireti kazanmak ise bu hedefe ulaşmak için çaba gösterir ve ona göre çalışır. Eğer kişi yüce değerlerle ilgilenmeyip sadece dünyevî menfaat elde etmek istiyorsa gayretini de o yönde sarfeder. Allah’a ortak koşanlar tanrılarının kendilerini Allah’a yaklaştıracağını ve Allah katında küfür sayılan bu davranışlarının Allah’a itaat olduğunu sanmaktadırlar. Oysa Allah kendisine ortak koşanların amellerinin hiçbir değeri olmadığını bildirmiştir. Bu sebeple dünyada yapıp ettikleri boşa gitmiştir; âhirette Allah tarafından hiçbir değer verilmeyecektir. Hz. Peygamber’in hadisinde de bu hususa işaret edilmiştir: “Kıyamet gününde şişman ve iri cüsseli nice adamlar gelir ki Allah katında sivri sineğin kanadı kadar ağırlığı yoktur. (İsterseniz) ‘Biz kıyamet gününde onların amellerine değer vermeyeceğiz’ âyetini okuyunuz” (Buhârî, “Tefsîr”, 18:6). Bunlar âyetlerde belirtilen kötülükleri yaptıkları için cezaları cehennem olacaktır.
Mehmet Okuyan
(Bunlar) iyi işler yaptıklarını sandıkları hâlde dünya hayatında çabaları boşa giden kişilerdir.”
Burada dikkat çekilen nokta gittiği yolun yanlış olduğunu fark edememek, yaptığı yanlışları güzel işler olarak sanmaktır. A‘râf 7:30, Kehf 18:104, Zuhruf 43:37 ve Mücâdele 58:18’de de benzerleri bulunan bu ifade, insanoğlunun yanılgı noktalarının en tehlikelisini oluşturmaktadır. Çünkü insan bir şeyin yanlış olduğunu fark ederse artık bile bile onun peşine gitmemeyi daha çok isteyip başarabilir; ancak her şeye rağmen inkârda ısrar edenlerin bulunacağı da gözden uzak tutulmamalıdır.
Bayraktar Bayraklı
Onlar, iyi işler yaptıklarını sandıkları halde, dünya hayatında çabaları boşa giden kimselerdir.
“Ki onların, dünya hayatındaki bütün amelleri (hem dünyaya yönelik çalışmaları hem de ahiretle ilgili hazırlıkları) boşa gitmiştir. Halbuki , kendileri güzel ve gerekli şeyler yaptıklarını sanıvermektelerdi.”
Onlardır en fazla ziyan edenler ki dünya yaşayışında bütün çalışmaları boşa gider, halbuki onlar, gerçekten de kendilerinin iyilik ettiklerini, iyi işlerde bulunduklarını sanırlardı.
Bunlar, dünya hayatında gayretleri, amelleri, faliyetleri boşa giden kimselerdir. Halbuki özenle uydurdukları ayinleri, törenleri, sosyal etkinlikleri ibadet, hayır-hasenat sayıyorlardı.
103,104. De ki: «(Yapdıkları) işler bakımından en çok ziyana uğrayanları, kendileri muhakkak iyi yapıyorlar sanarak dünyâ hayaatında sa'yleri boşa gitmiş olanları size haber vereyim mi»?
“Bunlar, dünya hayatında tüm yapıp ettikleri (istikametten) sapmış olan kimselerdir: oysa ki bu tipler, kendilerinin güzel ve erdemli işler yaptığını sanmaktadırlar.”[2447]
Mustafa İslamoğlu Kehf Suresi 104. Ayet Açıklaması
[2447] Tasavvur, insanın hem gerçekliği algılama biçimini, hem de gerçekliği algıladığı zihnî merkezi ifade eder. Klasik Mantık, Kelâm ve hatta Fıkıh Usulü kitaplarının ilk bahsi tasavvurat ve tasdikat bahsidir. Musavvire, tüm aklî hükümlerimizi üzerine bina ettiğimiz temel kavramların içini doldurduğumuz zihnî melekedir. Sözün özü: aklın ve o aklın verdiği hükümlerle yapılan eylemlerin ana rahmi tasavvurdur. Tasavvuratı yanlış olanın tasdikatı doğru olmaz. Tasavvuru yamuk olanın, ne aklı ne eylemi düzgün olur. Akla koordinatlarını tasavvur verir. Akıl da tasavvurdan aldığı koordinatlara uygun eylem üretir. Bu yüzden tasavvurdaki milimetrik bir sapma, eylemde kilometrelere tekabül eder. Bir yanlış eylemi düzeltmek asla eylemin kendisini düzeltmekle gerçekleşmez. Gerçek bir düzeltme, o eylemin ana rahmi olan tasavvurdaki sapma açısını düzeltmekle mümkündür.
Ömer Nasuhi Bilmen
«Onlar ki, dünya hayatında çalışmaları boşa gitmiştir. Ve halbuki, onlar güzel bir amel yapar olduklarını zannederler.»
103, 104. De ki: “İşleri yönünden âhirette en büyük kayba uğrayanların kimler olduklarını bildireyim mi? Onlar o kimselerdir ki dünya hayatında yaptıkları işlerin karşılıkları hep boşa gidecektir. Halbuki kendilerinin güzel güzel işler yaptıklarını sanırlar. ”