Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 2184, sondan 4053. ayet; 18. sure ve Kehf Suresinin 44. ayetidir. Kehf Suresi 44. ayetinin kelime sayisi 9, harf sayısı 37 ve toplam ebced değeri ise 2713 olarak hesaplanmıştır. Kehf Suresinin toplam ebced değeri 495659 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır.
İşte bu durumda velayet (himaye ve koruyuculuk) yalnızca hak olan Allah’a mahsustur. O’nun mükâfatı da daha hayırlıdır, vereceği sonuç da daha hayırlıdır.
Yüce Allah önceki âyetlerde inanmayanların cehennemdeki durumlarıyla inananların cennetteki durumlarını anlattıktan sonra, burada da bu iki grubun hallerine uygun olarak biri imanın, diğeri küfrün temsilcisi durumundaki iki adamın inanç ve davranış özelliklerini örnek vermiştir. Âyetlerden anlaşıldığına göre küfrün temsilcisi olan şahıs büyük bir servete sahiptir; imanın temsilcisi ise fakir ve zayıftır. Servet sahibi olan şahıs Allah’a iman edip verdiği nimete şükredeceği yerde, servetini fakir arkadaşına karşı böbürlenme ve nankörlük vesilesi yapmıştır. Malının yok olmayacağına ve kıyametin kopmayacağına inanmaktadır; kopsa bile âhirette Allah katında dünyadakinden daha iyi bir durumda olacağını iddia etmektedir. Âhirete inanan arkadaşı ise iman ve sâlih amel konusunda ona öğüt vermiş, kendisini topraktan yaratıp çeşitli safhalardan geçirdikten sonra mükemmel bir insan haline getiren Allah’a ortak koşarak nankörlük etmesinin uygun olmadığını, âhireti inkâr etmenin bir bakıma Allah’ı inkâr etmek olduğunu bildirmiştir. Zenginlik de yoksulluk da birer imtihan aracıdır. Bu âyetlerde imtihanı kazanan ile kaybeden iki örnek canlı bir üslûp içinde, karşılaştırma yöntemiyle verilmektedir. Bu iki kişinin kimlikleri konusunda tefsirlerde farklı görüşler vardır: a) Bunlar Mekke’de Mahzûm kabilesinden iki kardeştir. Biri kâfir olan Esved b. Abdü’l-Eşed, diğeri ise müslüman olan kardeşi Ebû Seleme’dir. Bahçeler ise muhtemelen Tâif’te bulunmaktadır. b) Bunlar İsrâiloğulları’ndan iki kardeştir. Babalarından kalan mirası bölüştüklerinde, mümin olan malını hayır yolunda harcamış, diğeri ise örnekte anlatılan bağları satın almıştır. Sonuç ise anlatıldığı gibi hüsrandır (İbn Âşûr, XV, 316). c) Bu olay inananla inanmayan insanın iç dünyalarını anlatan bir temsildir. Burada inanmanın insan ruhuna verdiği güven ve huzur ile inançsızlığın sebep olduğu güvensizlik ve huzursuzluk anlatılarak Mekkeli zengin müşriklerle yoksul müslümanların ruh halleri tasvir edilmiştir. Yoksul insanlarla beraber oturmaya tenezzül etmeyen zenginlerin tutumlarını kınayan ve Hz. Peygamber’e onların sözlerine uymamasını emreden âyetlerden sonra bu misalin getirilmesi, müşriklerin sonunun o bahçe sahibi zenginin sonuna benzeyeceğine işaret etmektedir.
Mehmet Okuyan
İşte burada yardım ve dostluk gerçek olan Allah’a aittir. O sevap bakımından hayırlı olandır; son bakımından da hayırlı olandır.
İşte bu durumda velilik¹, gerçek olarak yalnızca Allah'a aittir. O, ödüllendirme bakımından da en hayırlı olandır. Sonuç bakımından da en hayırlı olandır.
1- Koruyucu, yardımcı, gözeten, destekleyici, yandaş. Çevirilerde “Veli” ve velinin çoğulu olan “evliya” sözcüğüne “dost” olarak anlam verilmektedir. Oysaki bu sözcük, etik anlamıyla dostluğu değil; siyasi bağlamda yönetme, koruma, gözetilme anlamına gelmektedir.
Ahmet Akgül
İşte burada (bu durumda) velayet (yardımcılık, dostluk) sadece Cenab-ı Hakkındır. O, sevap bakımından da en hayırlı, sonuç bakımından da en hayırlıdır.
İşte bunun içindir ki, her zaman ve her yerde koruyucu ve kayırıcı güç, tamamen Allah'a aittir. Hak edilen karşılığı vermekte de, sonucun ne olacağını belirlemekte de en hayırlı olan O'dur.
İşte, bu noktada, yardım ve dostluk, sığınılacak devlet, otorite, varlığında şüphe olmayan Hak ilâh Allah'a aittir. Mükâfatı en iyi olan O, en güzel akıbeti sağlayan yine O'dur.
Bkz. 10/90-91, 40/84Muhteşem bir örnekle insanlar için yegâne koruyucunun ve yardımcının sadece Allah olduğu çok açık ve net bir biçimde ortaya konuyor. 32. Âyette verilen örnekte biri zengin diğeri fakir olan iki farklı kişiden bahsediliyor. Bu örnekte Allah’a koşulan eş servettir, zenginliktir, bağdır, bahçedir. Vurgulanmak istenen; sevgide, ilgide, güvende bunların Allah’ın önüne geçirilmesidir. Demek Allah’ın verdiği nimetlere sevdalanmak ve onları amaç haline getirmek de bir nevi şirktir. Allah kendisinden başkasına kulluk edilmesini istemiyor. Eğer yalnızca zengin olmayı hedeflemişsek zenginliğe kul olmaya hazırız demektir, sadece şöhreti amaçlamışsak şöhret olmayı tanrılaştırmışız demektir, gayemiz sadece para kazanmaksa paranın kulu olmuşuz demektir. “… Eğer kazandığınız mallar, az kâr getireceğinden korktuğunuz ticaret ve hoşunuza giden meskenler sizlere Allah'tan, O'nun resulünden ve O'nun yolunda cihad etmekten daha sevimli ise, artık Allah'ın (azap) emri gelinceye kadar bekleyin.” (Tevbe 9/24) “O gün ne malın bir faydası olur ne de evlâdın. Yalnızca Allah'ın huzuruna kötülükten korunmuş bir kalple çıkanlar (kurtulacaktır)!” (Şuara 26/88-89)
Diyanet İşleri (Eski)
İşte burada kudret ve hakimiyet, varlığı gerçek olan Allah'ındır. Mükafatlandırma bakımından hayırlı olan da, sonuçlandırma yönünden hayırlı olan da O'dur.
İşte orada (kıyâmet gününde) yardım, ancak hak olan Allah'a mahsustur.(Mü'minlere) sevabca en hayırlı, âkıbetce de en hayırlı olan (ve kullarını en güzel ni'metlere kavuşturan) O'dur.
İşte o anda anladı ki, hüküm verme ve egemenlik yetkisi, tek ve gerçek tanrı olan Allah’a aittir. O’nun yardım ve inâyetine sığınmadan, dünyada da, âhirette de kurtuluşa ulaşmak mümkün değildir. Evet, en güzel ödül ve en hayırlı sonuç, yalnız O’nun katındadır. O’na yürekten bağlanıp hükümlerine boyun eğmek, bu dünyada alınacak mükâfât açısından da, âhirette elde edilecek sonuç bakımından da en güzelidir. Fakat insanlar, aceleci davranıp cenneti dünyada yaşamak istiyorlar. O hâlde, ey Müslüman!
İşte bu durumda, koruyuculuk ve egemenlik1 mutlak doğru olan Allah’a aittir. Mükâfatlandırma bakımından en hayırlı olan da neticelendirme bakımından en hayırlı olan da Odur.
1 Velâyet: Başkası üzerinde ister-istemez sözünü geçirmektir. Sözlük manası sevgi ve yardım demektir.
Muhammed Esed
İşte bunun içindir ki, koruyucu-kayırıcı güç bütünüyle, Tek ve Gerçek Tanrı olan Allah'a aittir. Hak edilen karşılığı vermekte de, sonucun ne olacağını belirlemekte de en iyi olan 48 O'dur.
İşte orada ve o anda yar ve yardımcı olmak da gerçek ilah olan Allah’a aittir. Zira O, en iyi ödülü verendir ve en iyi sonucu belirleyendir. 3/25-195, 4/40, 16/97, 89/15...30
İşte orada -o anda dahi,-[2398] gerçek anlamda yâr ve yardımcı olma gücü, sadece mutlak gerçeğin ta kendisi olan Allah’a aittir: O, hem hak edilen karşılığı vermede hem de nihaî akıbeti belirlemede rakipsizdir.
Öyle bir yerde himaye ve yardım, sadece hak ve hakikatin ta kendisi alan Allah'a mahsustur. En iyi mükâfatı da, en güzel âkıbeti de veren O'dur. [40, 84; 10, 90-91]
(6) Dostluk ve yardımcılık, bir kimsenin üzerindeki güç ve egemenlik, onun hakkında tasarrufta bulunma yetkisi.
Yaşar Nuri Öztürk
İşte böyle bir durumda, dostluk ve koruma, hak olan Allah'tandır. O, karşılık verme bakımından da hayırlıdır, iş sonuçlandırma bakımından da hayırlıdır.