Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 172, sondan 6065. ayet; 2. sure ve Bakara Suresinin 165. ayetidir. Bakara Suresi 165. ayetinin kelime sayisi 31, harf sayısı 123 ve toplam ebced değeri ise 9236 olarak hesaplanmıştır. Bakara Suresinin toplam ebced değeri 1820072 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır. Bu sure الم hurufu mukatta harfleriyle başlamaktadır. Bu ayette ا (24) ل (18) م (7) bulunuyor.
Arapça Metin
ومن الناس من يتخذ من دون الله اندادا يحبونهم كحب الله والذين امنوا اشد حبا لله ولو يرى الذين ظلموا اذ يرون العذاب ان القوة لله جميعا وان الله شديد العذاب
İnsanlar arasında Allah’ı bırakıp da O’na ortak koşanlar vardır. Onları, Allah’ı severcesine severler. Mü’minlerin Allah’a olan sevgisi daha güçlü bir sevgidir. Zulmedenler azaba uğrayacakları zaman bütün kuvvetin Allah’ın olduğunu ve Allah’ın azabının pek şiddetli olduğunu bir bilselerdi!
Yukarıdaki iki âyette Allah’ın birliği, kesin bir dille vurgulanıp bunun ilk bakışta göze çarpan bazı kanıtları sıralandıktan sonra, 165. âyette hâlâ Allah’a ortak koşmakta ısrar edenler kınanmakta, bunlar “zalimler” diye nitelenmektedir. Çünkü zulmün asıl anlamı “yanlış fikre ve inanca saplanmak, yapılmaması gereken şeyler yapmak”tır. Bu sebeple Kur’an Allah’a ortak koşmayı “çok büyük bir zulüm” sayar (Lokmân 31:13). Kur’an-ı Kerîm’in insanlığı ulaştırmak istediği birinci hedef, Allah’ın birliği inancını ve Allah’ı her şeyden daha çok sevmeyi bütün ödevlerin en başında görmektir. Âyette “İman edenler ise en çok Allah’ı severler” buyurularak bu hususa işaret edilmiştir. Görüldüğü gibi âyetin bu bölümünde, inananların yalnız Allah’ı sevdikleri değil en çok Allah’ı sevdikleri ifade edilmektedir. Şu halde insan elbette sevilmesi meşrû, mâkul ve yerinde olan Allah’tan başka varlıkları da sevecektir. Bu, Allah’ın insan fıtratına verdiği doğal ve aynı zamanda gerekli bir durumdur. Yeter ki başka sevgiler Allah sevgisini unutturmasın ya da onun önüne geçmesin. Çünkü o zaman insan –düşünce, duygu ve inançlarını, hayatını ve davranışlarını, Allah’ın iradesine göre düzenlemek yerine– Allah’ın dışında sevip bağlandığı, Allah’ı sever gibi sevdiği şeyleri ölçü alacaktır. Kur’an Allah’ın iradesine göre yaşamaya hidayet, o iradeyi dikkate almadan yaşamaya da dalâlet adını verir. Allah’ın iradesini dikkate almayan insan, mutlaka bunun yerine başka bir iradenin buyruğuna girer. Bu ya tanrı gibi bağlanıp boyun eğdiği nefsinin, tutkularının buyruğudur veya aynı ölçüde mahkûmu olduğu başka bir varlığın ya da varlıkların buyruğudur. Allah sevgisini başka hiçbir sevgiye karıştırmayan ve hiçbir şeyle değişmeyen insan, diğer varlıklara sevgisinin Allah sevgisiyle çatışması durumunda bütün ilişkilerini Allah sevgisine ve dolayısıyla Allah’ın iradesine göre düzenleyeceğinden, onun bütün ilişkileri bilinçli ve iradeli olacaktır. Bu sebeple güçlü bir iman gerçek bir özgürlüktür. Çünkü hakiki mümin ve müslüman, Allah’ın onaylamayacağı bir buyruğa uymamaya özen gösterir. Allah yalnız iyi ve doğru olan şeyleri onayladığına göre hakiki müslüman her zaman doğruluğun ve doğruların yanındadır. Gerçek özgürlük de budur. Asıl kölelik ise, gerçek ve iyi olanı görüp seçemeyecek kadar kalbi ve iradesi körelmiş olan insanların köleliğidir. Bu açıdan küfür ve şirk, yani kalbinde Allah sevgisi taşımamak ya da başka şeylerin sevgisini Allah sevgisine üstün tutmak, bütün kötülüklerin başıdır. Bu sebeple âyette başka varlıkları Allah’a eş ve ortak tutanlar “zalimler” diye anılmıştır. Aslında onlar, bu tutumlarıyla önce kendilerine zulmetmişlerdir. Nitekim Kur’an-ı Kerîm birçok yerde inkârcıları “kendilerine zulmedenler” diye tanıtır (meselâ bk. Bakara 2:54, 57; A‘râf 7:177; Hûd 11:101; Fâtır 35:32). Buna göre Allah’ı tanıyıp Allah sevgisini başka her şeyin üstünde tutanlar ve böylece hidayet yolunu seçenler de önce kendilerine karşı âdil davranmış, kendilerine iyilik etmiş olurlar (meselâ bk. Yûnus 10:108; Neml 27:40, 92; Rûm 30:44; Fâtır 35:18).
Allah’ı sevmenin birinci şartı O’nu tanımak ve bilmektir. İnsan bilmediği şeyi sevemez. Bu sebeple önce 163-164. âyetlerde Allah’ın yüce zâtı tanıtılıp kanıtlar sergilenmiş, ardından Allah’ı her şeyden çok sevmenin gerekliliğinden söz edilmiştir. İnsan Allah’ın zâtı, sıfatları ve fiilleri hakkında bilgi sahibi oldukça; O’nun ilim, irade ve gücünün eserleri olan harikaları daha yakından ve derinden kavradıkça kuşkusuz Allah’a olan sevgi, saygı ve bağlılığı da güçlenecektir. Nitekim Kur’an-ı Kerîm’de insanlar ısrarla, karıncasından gök cisimlerine kadar, bütün evren hakkında bilgi edinip bunlar üzerinde düşünmeye, böylece yüce Allah’ın “âyetler”ini daha iyi kavramaya çağırılmaktadır. İnsanın bu zihinsel çabası sadece onun inancını ve Allah’a olan sevgisini güçlendirmekle kalmayacak, amellerini yani dünya ve âhiret hayatını ilgilendiren her türlü tutum ve davranışlarını da güzelleştirecek, zenginleştirecektir.
Bazı müfessirler, 165. âyette kimi insanların Allah’a denk yani ortak tuttuğu bildirilen varlıklardan putların; bazıları da önder ve liderlerin kastedildiğini belirtmişlerdir. 166. âyet bu son anlamı desteklemektedir. Fahreddin er-Râzî’nin de belirttiği gibi (IV, 204) sûfîlerin görüşüne göre insanın kalbini, zihnini Allah’ı unutturacak derecede meşgul eden her şey âyette belirtilen varlıklar kapsamına girer. Şu halde Allah’tan başka bir şeye, –bu şey ister put, ister lider veya önder, isterse para pul, mal mülk, makam mevki olsun– taparcasına bağlananlar, böyle bir şeyi Allah’ı sever gibi sevenler ve bu suretle, Kur’an’ın bütün uyarılarına rağmen şirke sapanlar için artık kurtuluş ümidi yoktur. Onlar, sonunda âhirette inkâr ve isyanları yüzünden hak ettikleri azabı gördüklerinde bütün güç ve kudretin Allah’a ait olduğunu, dünyada iken bu güce inanmamakla kendilerine ne büyük bir kötülük ettiklerini, Allah’ın azabının ne kadar şiddetli olduğunu anlayacaklardır. Fakat bunu dünyadayken anlamaları ve ona göre inanıp yaşamaları gerekirdi. Bu sebeple iş işten geçmiş olacak, büyük ve önder bilip tanrılık mertebesinde yücelttikleri, peşlerinden gittikleri, güvendikleri kişilerin de kendi dertlerine düşüp onların yüzlerine bile bakmadıklarını, bütün kurtuluş imkânlarının yok olduğunu, ümitlerin kesildiğini görünce pişmanlık ve kederleri bir kat daha artacaktır. Sonuçta dünyada yaşadıkları sürece yaptıkları bütün işler âhirette kendilerine sadece pişmanlıklar, acı ve üzüntüler getirecek, bir daha kurtulamayacakları bir azaba atılacaklardır (ayrıca bk. Bakara 2:28).
Mehmet Okuyan
İnsanlardan bazıları, Allah’ın peşi sıra ortaklar edinir de onları Allah’ı sever gibi severler. İman edenlerin Allah’a olan sevgileri ise (onlarınkinden) çok daha fazladır. Keşke zalimler azabı gördükleri zaman (anlayacakları gibi) bütün kudretin yalnızca Allah’a ait olduğunu ve Allah’ın azabının çok şiddetli olduğunu (önceden) gör(üp anlayabil)selerdi!
Yüce Allah muhatapların inançtaki şirkine değinmektedir. Kâinatın yaratılışı ve idaresinde tek olan Allah inanç noktasında da muhatapları tarafından tekliğinin kabul edilmesini istemekte, şirke düşenleri eleştirmektedir.,Benzer mesajlar: Tevbe 9:23-24; Mücâdele 58:22; Mümtehine 60:1.
Bayraktar Bayraklı
Bazı insanlar, Allah'tan başkalarını O'na denk tanrılar edinirler; onları Allah'ı sever gibi severler. İman edenlerin Allah'a olan sevgileri çok daha fazladır. Keşke zâlimler, azabı gördüklerinde anlayacakları gibi, bütün kuvvetin Allah'a ait olduğunu ve O'nun azabının çok şiddetli olduğunu önceden anlayabilselerdi.
İnsanlardan, Allah'ın yanı sıra başka varlıkları O'na denk tutan ve onları Allah'ı sevdiği gibi sevenler vardır. İman edenlerin Allah'ı sevmeleri ise her türlü sevgiden daha üstündür. Keşke zulmedenler, azabı gördükleri zaman bütün kuvvetin Allah'a ait olduğunu ve Allah'ın azabının çok şiddetli olduğunu daha önceden anlayabilselerdi!
(Buna rağmen) İnsanlar içinde, Allah'tan başkasını (O’na) 'eş ve ortak' tutanlar (ve bazı kulları tanrı gibi kutsayanlar) vardır ki, onlar (bunları), Allah'ı sever gibi sevmektedirler. (Halbuki ) İman edenlerin ise Allah'a olan sevgileri (herkesten ve her şeyden) daha kuvvetli ve şiddetlidir. (Başkalarına Allah’tan daha çok sevgi ve saygı göstermekle) O zulmedenler (insanları Allah'tan üstün gören ve İlahi kanunların uygulanmasını engelleyen zalimler), azaba uğrayacakları zaman, muhakkak bütün kuvvetin tümüyle Allah'ın olduğunu ve Allah'ın vereceği azabın gerçekten şiddetli olduğunu bir bilselerdi (ve düşünüp anlasalardı…)
İnsanların bir kısmı Allah'tan başka ona birtakım eşitler edinirler de onları, Allah'ı sever gibi severler. İnananlarsa, Allah'ı onlardan daha kuvvetli bir sevgiyle severler. Zulmedenler, bir görselerdi ki azaba düşecekleri vakit bütün kuvvet, ancak ve ancak Allah'ındır ve Allah, çok şiddetli azap eder.
İnsanlardan bir kısmı, Allah'tan başkasını O'na denk ve ortak kabul ederler de Allah'ı sever gibi onları severler. İman edenlerin ise Allah'ı sevmesi çok daha köklü ve devamlıdır. Varlık sebebine aykırı davrananlar, azabı gördükleri zaman bütün kuvvetin Allah'a ait olduğunu ve Allah'ın azabının çetin olduğunu anlayacaklarını keşke bilselerdi.
İnsanlardan bazıları, Allah'ı bırakıp, kulu durumundakilerden taş yığınlarını, putları şahısları tanrılaştırarak, bile bile Allah'a eş tanrılar haline getirir de, onları Allah'ı sever gibi severler. İmân edenlerin Allah'a olan sevgileri ise, onlarınkinden çok daha fazladır. Keşke zâlimler, inkâr ile, put sevgisiyle kendilerine haksızlık yapanlar, şirke girenler, cezayı gördükleri zaman anlayacakları gibi, bütün kuvvetin Allah'a ait olduğunu ve Allah'ın azâbının şiddetini önceden anlayabilselerdi.
İnsanların içinde Allah'tan başka ortaklar edinerek onları Allah'ı sever gibi seven kimseler bulunmaktadır. İman edenlerin Allah'a olan sevgileri ise daha güçlüdür. Zulmedenler, azabı gördüklerinde bütün kuvvetin Allah'a ait olduğunu ve Allah'ın azabının gerçekten çok şiddetli olduğunu anlayacaklarını keşke bilselerdi!
İnsanlar içinde, Allah'tan başkasını 'eş ve ortak' tutanlar vardır ki, onlar (bunları), Allah'ı sever gibi severler. İman edenlerin ise Allah'a olan sevgileri daha güçlüdür. O zulmedenler, azaba uğrayacakları zaman, muhakkak bütün kuvvetin tümüyle Allah'ın olduğunu ve Allah'ın vereceği azabın gerçekten şiddetli olduğunu bir bilselerdi.
İnsanlardan kimi de, Allah'dan gayrısını (putları), O'na emsal koşarlar, Allah'a ibadet eder gibi putlara tapınırlar ve onlara sevgi beslerler. İman eden kimselerin Allah'a olan sevgisi ise daha kuvvetli ve devamlıdır. Eğer Allah'a ortak koşarak nefislerine zulüm edenler, vaktinde görecekleri azabı bilselerdi, muhakkak bütün kuvvet ve kudretin Allah'ın olduğunu ve azabının çok şiddetli bulunduğunu anlarlardı.
İnsanlardan bazıları var ki; Allah’ın dışında bir kısım şeyleri mabud ediniyorlar. Allah’ın sevilmesi kadar onları seviyorlar. Fakat gerçek inananlar, Allah’ı her şeyden daha çok seviyorlar. Keşke o zalimler, azap görecekleri vakit, bütün kuvvetin Allah’ın elinde olduğunu, Allah’ın şiddetli azabı bulunduğunu anlayacaklarını (şimdiden) idrak etseler.
Birtakım insanlar, başkasını Allaha eşler koşmadalar, Allahı sever gibi bunları da seviyorlar, inanmış olanlarsa çok severler Allahı, her gücün Allahta toplandığını, Allahın azabı sert olduğunu, zalimler önceden görebilseler; bütün kuvvet Allahındır, Allahın azabı ağırdır
İnsanlar arasında Allah'tan başkalarını ona ortak koşanlar vardır. Onları, (yalnızca) Allah'a özgü (olması gereken) bir sevgi ile severler. İnananların Allah sevgisi ise daha fazladır. (Allah'a ortak koşarak) nefislerine zulmedenler, azabı gördükleri zaman bütün kuvvetin Allah'ta bulunduğunu ve Allah'ın azabının pek şiddetli olduğunu (anlayacaklar ama) keşke (bunu önceden) bilselerdi.
Cemal Külünkoğlu Bakara Suresi 165. Ayet Açıklaması
Bkz. 12:106Tarih boyunca Allah’a inanmayan insanlar olduğu gibi, inandığı halde ona eş/ortak koşanlar da olmuştur. Bu eşler/ortaklar, başta güneş ve yıldızlar olmak üzere ya bir takım cansız nesneler ya putlaştırılmış şahıslar ya da ideolojiler ve nazariyeler kılığında tezahür etmiştir. Allah’a eş koşanlar; bazen çeşitli taşlara ve ağaçlara taparken, bazen de meleklere ve şeytanlara tapmışlardır. Bütün bunlar Allah’la beraber anılsa da Allah’a özgü olması gereken sevgi bunlara gösterildiğinden, bu sevgi onları şirke bulaştırmaktan başka bir işe yaramamıştır. Ayette de belirtildiği gibi “Allah’a koştukları eşleri Allah’ı sever gibi severler.” Ama mü’minlerin sevgisi çok daha farklıdır. Onlar hiçbir şeyi Allah’ı sevdikleri gibi sevmezler. Allah’a olan sevgileri her türlü ölçünün ve sınırlamanın üstündedir. Onlar, sevdikleri her şeyi Allah için severler ve bu manada bütün ilhamlarını Allah sevgisinden alırlar. Onlar ne birtakım putlaştırılmış şahısları ne nesneleri ne de bazı nazariyeleri ve ideolojileri kesinlikle ilah edinmezler.
Diyanet İşleri (Eski)
İnsanlar arasında, Allah'ı bırakıp, O'na koştukları eşleri tanrı olarak benimseyenler ve onları, Allah'ı severcesine sevenler vardır. Müminlerin Allah'ı sevmesi ise hepsinden kuvvetlidir. Zalimler azabı gördükleri zaman, bütün kuvvetin Allah'a aid bulunacağını ve Allah'ın azabının şiddetli olduğunu keşke bilselerdi!
İnsanlardan bazıları Allah'tan başkasını Allah'a denk tanrılar edinir de onları Allah'ı sever gibi severler. İman edenlerin Allah'a olan sevgileri ise (onlarınkinden) çok daha fazladır. Keşke zalimler azabı gördükleri zaman (anlayacakları gibi) bütün kuvvetin Allah'a ait olduğunu ve Allah'ın azabının çok şiddetli olduğunu önceden anlayabilselerdi.
ALLAH'tan başkasını tanrı edinen ve ALLAH'ı sever gibi onları seven kimseler var. İnananlar ise en çok ALLAH'ı sever. O zulmedenler, azabı gördükleri zaman tüm gücün ALLAH'a ait ve ALLAH'ın azabının çetin olduğunu anlayacaklarını bir bilselerdi!
İnsanlardan kimi de Allah'tan başka şeyleri O'na eş tutuyorlar da onları, Allah'ı sever gibi seviyorlar. Oysa iman edenlerin Allah sevgisi daha kuvvetlidir. O zulmedenler, azabı görecekleri zaman bütün kuvvetin Allah'a ait olduğunu ve Allah'ın azabının gerçekten çok şiddetli bulunduğunu keşke anlasalardı.
İnsanlardan kimi de Allahdan beride bir takım sınarlar ediniyorlar da onları Allah sever gibi seviyorlar, iyman edenler ise Allah için sevgice daha kuvvetlidirler, görselerdi o zulmu edenler: azabı görecekleri vakit hakikaten kuvvet bütün kuvvet Allahındır ve hakikaten Allah çok şedid azablıdır
İnsanlar içinde Allah'dan gayrisini (Ona) emsal edinen adamlar da vardır ki onlara Allaha olan sevgi gibi muhabbet beslerler. Îman edenlerin Allah'a sevgisi ise (her şeyden) sağlamdır. (Allah'a eş tutarak nefislerine) zulmedenler azabı görecekleri zaman bütün kuvvet (ve kudret) in hakıykaten Allahın olduğunu ve Allah'ın hakıykaten pek çetin azâblı bulunduğunu (gözleriyle görür gibi) bilselerdi...
İnsanlardan öylesi de vardır ki, Allah'ı bırakıp birtakım putları ilâh edinir, onları Allah'ı sever gibi severler. Fakat îmân edenler, Allah'a olan sevgi(leri) cihetiyle daha kuvvetlidir. Eğer zulmedenler, (kıyâmette) azâbı görecekleri zaman (anlayacakları gibi), şübhesiz kuvvetin tamâmen Allah'a âid olduğunu ve gerçekten Allah'ın, pek şiddetli azab sâhibi olduğunu (dünyada da) gör(üp bil)selerdi (putları ilâh edinmezlerdi).
Öyle insanlar var ki, Allah’dan başka putlar edinip, onları Allah’ı sever gibi severler. Ama tam aksine, iman edenlerdeki Allah sevgisi ise, her şeyin üzerindedir. Kendilerine zulmedenler, azabı gördüklerinde, bütün güç ve kuvvetin Allah ta olduğunu görebilselerdi, putlar edinmezlerdi. Elbetteki Allah, azabı en şiddetli olandır.
Bâzı insanlar Allah/tan başkasını Allah/a eş kılarlar [⁴], onları, Allah/ı sever gibi severler. İman edenler ise Allah/a muhabbetlerinde daha ziyadesiyle sabittirler. Böylece zulüm eden kâfirler azap görecekleri vakit, bütün kuvvetin ancak Allah/ta bulunduğunu, Allah/ın da azabının şiddetli olduğunu görseydiler... [⁵]
İsmail Hakkı İzmirli Bakara Suresi 165. Ayet Açıklaması
[4] Yâni Allah'a bedel putları veya emirlerine münkat oldukları büyükleri mâbut edinirler.[5] Cevap şöyle takdir olunabilir: Son derece pişman olurlardı, onları mâbut edindiklerinin zararlarını anlarlardı. Burada rü'yet budur. Yahut: Zülüm edenler azab-ı âhireti bilselerdi bütün kuvvetin Allah'ta bulunduğunu, Allah'ın azabı şiddetli olduğunu bilirlerdi; yahut zülüm edenler esnama tapmanın butlanını bilselerdi. İlâahir. Yahut zülüm edenler bütün kuvvetin Allah'ta bulunduğunu, Allah'ın azabının şiddetli olduğunu bilselerdi putlara tapmazlardı. Yahut zülüm edenler şerik addettikleri emsalin asla menfaat bahş olmadığını, Allah'ın da azabı şedit bulunduğunu bilselerdi menfaat ve mazarrat hususunda kuvvetin ancak Allah'ta bulunduğunu bilirlerdi.
Kadri Çelik
İnsanlar arasında, Allah dışında bir takım eşler (ortaklar) edinen ve onları Allah'ı severcesine sevenler vardır. İman edenlerin Allah'ı sevmesi ise hepsinden kuvvetlidir. Keşke zalimler azabı gördükleri zaman (anlayacakları gibi) bütün kuvvetin Allah'a ait bulunduğunu ve Allah'ın azabının çok şiddetli olduğunu (önceden) görebilselerdi!
İnsanlardan öyleleri vardır ki, en büyük tanrı kabul ettikleri Allah’la birlikte, O’nun katında sözünün geçtiğine inandıkları, her emrine kayıtsız şartsız boyun eğdikleri ve tıpkı Allah’ı sever gibi sevdikleri birtakım tanrılar edinirler. İnananların Allah sevgisi ise, bütün sevgilerin üzerindedir.O zâlimler, cehennemde kendilerini bekleyen azâbı gördükleri zaman, onlara geçici olarak verilmiş olan servet ve saltanatın ellerinden alınarak bütün güç ve kudretin yalnızca Allah’a ait olduğunu ve o gün Allah’ın azâbının çok çetin olduğunu bir bilselerdi! Nitekim Diriliş Gününde:
İnsanlar’dan bir kısmı vardır ki Allah’ı bırakıp denkler / ortaklar / benzerler ediniyorlar; Allah’ı sever gibi onları seviyorlar.
İman edenler, “Allah için sevmek” bakımından en çok sevgi doludur.
Zulmedenler Azab’ı gördüklerinde görüp anlasalar ki topluca Kuvvet / Güç Allah’a aittir; Allah, Azab’ı en şiddetlidir.
İnsanlardan bir kısmı da Allah’ın berisinde1 Allah’ı sever gibi sevdikleri çeşitli ilâhlar edinirler.2 Oysa îman edenler her şeyden çok Allahı severler. O zalimler bütün güç ve kuvvetin, Allah’a ait olduğunu ve Allah’ın azabının, çok şiddetli olduğunu cehennem azabını gördükleri zaman; anlayacaklarına, şimdiden anlasalardı ya!
1 Yani Allah’ı inkâr etmeden, Onun berisinde, Ondan daha fazla önem verdikleri, Onun sıfatlarından bir kısmını taşıdıklarına inandıkları veya Onun sıfatlarından bir kısmını kendilerine vererek ilâhlaştırdıkları, putlar veya putlaştırılmış kimseler edinirler. Onların emirlerine, yasaklarına ve arzularına, itaat ederek Allah’a isyan ederler. Şüphe yok ki böyle yapmak, gerek Allah’ı inkâr ederek olsun, gerek olmasın ilahlık manasında onları Allah’a ortak yapmaktır. Bunların bir kısmı bu şirki açıkça söylerler. Firavunlara, Nemrutlara yapıldığı gibi onlara açıktan rabbimiz, tanrımız derler ve onlara aynı cinsten, oğullar, kızlar isnat ederler. Diğer bir kısmı da açıkça söylemeseler de aynı muameleyi yaparlar, onları Allah sever gibi severler, veli-i nimet tanırlar, Allah’a yapılacak şeyleri onlara yaparlar, Allah’ın rızasını düşünmeden onların rızalarını kazanmaya çalışırlar, Allah’a isyan olan şeylerde bile onlara itaat ederler. 2 Bu âyet, bize gösteriyor ki, ilâhlıkta sevgi, son derece önemli bir esastır. Mabud, en çok sevilendir. Böyle son derece sevilen şeyler ise mabud edinilmiş olur. Sevginin hükmü ise itaattir. Bunun için de son derece itaat, ancak mabuda edilir. Müfessirlerin büyük çoğunluğu, bu “edinilen ilâhları”; insanların Allah’a karşı günâh işleme hususunda itaat ettikleri “efendileri, reisleri ve büyükleri” diye açıklamışlardır. İşte bu insanlar, onları Allah gibi severler, onlara mabud muamelesi yaparlar ve onlara itaat etmek için Allah’a isyan ederler. İşte bunlara, Allah’ın sevdiği kullarını ve Peygamberleri mabud derecesine çıkaranlar da dâhildir. Bunun için Allah’ın velîlerini, Peygamberlerini, melekleri severken iyi düşünmeli ve bunları, Allah’ı sever gibi sevmekten kaçınmalıdır. Zîrâ “Allah için” sevmekle “Allah sever gibi” sevmek arasındaki farkı bilmek gerekir. Allah’ı sevenler, Allah’ın sevgili kullarını da severler, lâkin Allah gibi değil, Allah için severler. Üzülerek söylemek gerekirse, “vahdet-i vücud” adı altında gizlenen bir “ateist felsefe” vardır ki, din ve ahlâk namına en büyük zarar, hep bundan çıkagelmiştir. Ve nerede bir şirk varsa, bu felsefeyle az çok bir alâkası vardır. İslâm’da emrolunan tevhit ifadesi (لَا إِلٰهَ إِلَّا اللّٰهُ) “Allah’tan başka ilâh yoktur” yani tevhid-i ülûhiyettir. Bu, ateist vahdet-i vücut felsefesinde, (لَا مَوْجُودَ اِلَّا هُوَ) şeklini alır ve “her mevcut Odur” manasıyla tefsir edilir hattâ (هَمَه اُوسْتْ) “her şey Odur” diyerek her şeyin dışında Allah’ı görecek yerde her şeyde ve hattâ her şeyi, Allah görmek isterler. Bunun neticesinde de Allah’ı sevmekle, birilerini Allah gibi sevmeyi birbirine karıştırırlar. Sonuç olarak, reislerini ve büyüklerini Allah sever gibi sevenler ve onların emirlerine itaat ederek Allah’a isyan edenler, bunları Allah’a eş kabul etmiş olurlar ki putperestliğin esası, işte bu tarz sevgidedir. (Özetle-Elmalılı)
Muhammed Esed
Ama hâlâ Allah'a rakip gördükleri varlıklara inanmayı tercih eden 131 ve onları [yalnızca] Allah'a özgü [olması gereken] bir sevgi ile seven insanlar var: halbuki imana ermiş olanlar, Allah'ı başka her şeyden daha çok severler. Zulüm yapmaya şartlanmış olanlar, [Kıyamet Günü] azaba uğratıldıkları zaman görecekleri gibi, 132 bütün kudretin yalnızca Allah'a ait olduğunu ve Allah'ın cezalandırmada ne çetin olduğunu da keşke görselerdi!
İnsanlardan kimi de vardır ki; Allah ile aralarına birilerini koyup bu kişileri Allah’a denk tutarlar ve Allah’ı sever gibi onları severler. İman edenlerin ise, Allah sevgisi her şeyin üstündedir. Bir takım kişileri Allah’a denk tutanlar azabı görecekleri o zaman, bütün güç ve kuvvetin Allah’a mahsus olduğunu ve Allah’ın da şiddetli azap sahibi olduğunu bilecekler, keşke (ölüm gelmeden) anlayabilselerdi. 16/28...32, 9/24, 23/99…108, 10/90
Fakat insanlar içerisinde Allah’tan başka birtakım varlıkları Allah’a eşdeğer rakip güçler[321] olarak görüp, onları Allah’ı sever gibi sevenler de var. Oysa iman edenler en çok Allah’ı severler.[322] Kendi kendine kötülük edenler, azaba uğratıldıkları zaman görecekleri gibi, keşke tüm kudretin sadece Allah’a ait olduğunu ve azabı en çetin olanın yalnızca Allah olduğunu görseler![323]
Mustafa İslamoğlu Bakara Suresi 165. Ayet Açıklaması
[321] Çevirimizin gerekçesi için bkz: 41:9, not 11.
[322] Sevgi değerini sevilenden alır; ölümsüz olan için duyulan sevgi de ölümsüzdür. Âyet Allah’tan başkasını sevmeyi değil, Allah’tan başkasını Allah gibi sevmeyi kınar. En büyük sevgi, en büyüğün sevgisidir (Krş: 9:24).
[323] Zımnen: Allah’la iyi ilişkiler kurmak kişinin kendine yapacağı en büyük iyiliktir.
Ömer Nasuhi Bilmen
Ve insanlardan öyleleri vardır ki Allah'tan başkalarını Allah'a emsal ittihaz ederler. Onları Allah'ı sever gibi severler. Mü'minlerin ise Allah Teâlâ'ya muhabbetleri daha ziyâdedir. Eğer zulmedenler azabı görecekleri zaman bütün kuvvetin Allah'a mahsus olduğunu ve hakikaten Allah'ın Şedîdü'l-Azab bulunduğunu görüp anlasalar (ne kadar nadim ve pişman olacaklardır).
Öyle insanlar vardır ki, Allah'tan başkasını Allah'a denk tutar, tıpkı Allah'ı severcesine onları severler. Müminlerin Allah'a olan sevgileri ise her şeyden daha ileri ve daha kuvvetlidir. Böyle yaparak kendilerine zulmedenler, azabı gördükleri zaman anlayacakları gibi, bütün kuvvet ve kudretin yalnız Allah'a ait olup, Allah'ın azabının pek şiddetli olduğunu, keşke şimdiden bilselerdi! [89, 25, 26; 6, 165]
Bu âyet, ulûhiyyetin en önemli hususiyetlerinden birinin muhabbet yani sevilmek olduğunu gösterir. Bundan dolayıdır ki Kur’ân ıstılahında insan, daha çok “kul” vasfıyla anılır. Kulluk, kendisine kul olunan varlığa karşı beslenen sevginin en ileri derecesini ifade eder. Bu âyet gösteriyor ki, Allah’tan başka herhangi bir şeyi veya kimseyi Allah’ı severcesine seven kimse, Allah’tan başka nid (yani O’na denk tutmuş), sayılmaktadır. Bu, sevgide ortak yapmaktır, yoksa yaratma ve Rab olma vasfında denk saymak değildir. el-Vedûd Allah’ın güzel isimlerinden olup “Yaratıklarını çok seven ve onlar tarafından çok sevilen” demektir.
Süleyman Ateş
İnsanlardan kimi, Allah'tan başka eşler tutar, Allah'ı sever gibi onları severler. İnananlar ise en çok Allah'ı severler. Zulmedenler, azabı gördükleri zaman bütün kuvvetin Allah'a aid olduğunu ve Allah'ın azabının çetin olduğunu anlayacaklarını keşke bilselerdi!
Kimi insanlar, Allah'tan önce, Allah'a benzer nitelikler vererek, O'nunla aralarına koyduklarını ilah edinir ve[1] onları, Allah’ı sever gibi severler. İnanıp güvenenlerin Allah sevgisi daha güçlüdür.[2] Bu yanlışı yapanlar, bütün gücün Allah’a ait olduğunu ve Allah'ın azabının, (işledikleri suçla) bağlantısını,[3] o azabı gördüklerinde anlayacakları gibi keşke şimdiden anlasalar!
Süleymaniye Vakfı Bakara Suresi 165. Ayet Açıklaması
[*] Müşrik Allah'ı sever ama O'nu uzakta gördüğü için önceliği kendini Allah'a ulaştıracağına inandığı aracılara verir. [3] Âyette geçen şedîd, sıkı bağ kuran veya sıkıca bağlı demektir. Allah Teâlâ, verdiği ödül veya ceza ile kulun fiilleri arasında sıkı bir bağ kurmuş ve şöyle demiştir: "Kim bir iyilikle gelirse ona, on katı verilir. Kim de kötülükle gelirse sadece bir katı ile cezalandırılır. Kimseye haksızlık yapılmaz." (En'âm 6:160) Bu gibi âyetler çok olduğu için bize göre kelimeye verilecek doğru anlam "sıkı bağ kuran" veya "sıkıca bağlı"dır
Şaban Piriş
İnsanlardan kimi, Allah'tan başka eşler tutarlar. Allah'ı sever gibi onları severler. İman edenlerin ise, Allah sevgisi her şeyden üstündür. O zalimler, azabı görecekleri zaman, bütün kuvvetin Allah'a mahsus olduğunu ve Allah'ın da şiddetli azap sahibi olduğunu bir bilseler...
İnsanlardan öylesi de var ki, başkalarını Allah'a denk tutar da, Allah'ı sever gibi onları sever.(71) İman edenlerin Allah'a olan sevgisi ise daha güçlüdür. Keşke o zalimler azabı gördükleri zaman anlayacakları gibi, şimdi anlasalardı bütün kuvvetin Allah'a ait olduğunu ve Allah'ın azabının pek çetin olduğunu!
(71) Âl-i İmrân Sûresinde “De ki: Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki Allah da sizi sevsin” (3:31) buyurularak, sevmenin ölçüsü verilmiştir. Buna göre, âyette “Allah’ı sever gibi sevmek” deyimi ile kastedilen anlam, Allah’ın emrini tutar gibi başkalarının emrine uymak, onların rızasını Allah’ın rızasından üstün tutmak, Allah’a isyan edip de onların izinden gitmek şeklinde anlaşılmalıdır.
Yaşar Nuri Öztürk
İnsanlar içinde öyleleri vardır ki, Allah dışında bazılarını Allah'a eş tutarlar da onları Allah'ı sevmiş gibi severler. İman sahipleri ise Allah'a sevgide çok kararlı ve taşkındır. Zulme saplananlar, azabı gördüklerinde tüm kuvvetin Allah'ta bulunduğunu, Allah'ın azabının çok şiddetli olduğunu fark edeceklerini anlayabilseler!
Ba‘żı kişilerden ol kim idinür Tañrı Ta‘ālādan özge ma‘būdlar, severleranları Tañrı Ta‘ālā[yı] sevgen gibi. Daḫı ol kişiler kim īmān getürdiler.Tañrı Ta‘ālā[yı] ḳatı severler. Daḫı eger görebilselerdi anlar kim ẓulm eylediler‘aẕābı görgende ki ḳuvvet barçası Tañrı Ta‘ālānuñdur. Daḫı TañrıTa‘ālānuñ ‘aẕābı ḳatıdur