Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 38, sondan 6199. ayet; 2. sure ve Bakara Suresinin 31. ayetidir. Bakara Suresi 31. ayetinin kelime sayisi 15, harf sayısı 68 ve toplam ebced değeri ise 3576 olarak hesaplanmıştır. Bakara Suresinin toplam ebced değeri 1820072 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır. Bu sure الم hurufu mukatta harfleriyle başlamaktadır. Bu ayette ا (13) ل (8) م (8) bulunuyor.
Arapça Metin
وعلم ادم الاسماء كلها ثم عرضهم على الملئكة فقال انبؤني باسماء هؤلاء ان كنتم صادقين
Allah, Âdem’e bütün varlıkların isimlerini öğretti. Sonra onları meleklere göstererek, “Eğer doğru söyleyenler iseniz, haydi bana bunların isimlerini bildirin” dedi.
Allah, kendinin bildiği ve meleklerin bilmediği hikmetler, gerekçeler sebebiyle Âdem’i yarattığını haber verince bu üstü kapalı ve doğrulanması inanca dayalı olan açıklama melekleri ikna için yeterli idi. Fakat yüce Allah bilginin ve imanın yalnızca kendisine güvenilen kimselerin haber ve bilgi vermesi yoluyla elde edilmesini (taklid) yeterli bulmadığı, meleklerinin şahsında insanları gözlem, deney ve düşünceye yönlendirmeyi murat ettiği için bir deneme düzenledi. Âdem’e bütün isimleri, yani maddî ve mânevî varlıkların, kavramların isimleriyle bunların özelliklerini veya isim verme, dil icat etme kabiliyetini öğretti; sonra her şeyin aslı gayb âleminde, ilâhî planda mevcut olduğu için bunları meleklerine gösterdi. Meleklerden, Âdem’in müsbet vasıflarının ve kabiliyetlerinin fazlasıyla kendilerinde mevcut bulunduğu kanaatlerinde haklı ve isabetli iseler bunların isimlerini bilip söylemelerini istedi. Melekler bu deneme sonucunda kendilerine verilen bilme ve bilgi üretme kabiliyetinin Âdem’e verilenden farklı olduğunu ve bu sebeple halife olmaya onun ehil bulunduğunu anlayıp itiraf ettiler; Allah Teâlâ’nın ilim ve hikmetini, eserini görerek (ayne’l-yakîn olarak) daha üst dereceden tasdik ettiler.
Mehmet Okuyan
(Allah) Âdem’e bütün isimleri öğretmiş, sonra onları meleklere yöneltip “Doğruysanız şunların isimlerini bana bildirin.” demişti.
Allah, Âdem'e bütün isimleri öğretti. Sonra o varlıkları ve nesneleri meleklerin karşısına çıkarıp “Görüşünüzde doğru iseniz, bunların adlarını bana söyleyiniz” dedi.
1- Varlıkların özelliklerini bilmeyi; onları tanımlamayı, özelliklerine göre isimlendirmeyi yapabilecek bilgi, yetenek ve akıl verdi. Varlığa isim vermek; onun ne olduğunu tanımak ve bilmek demektir. Bu bilgi, aynı zamanda onu nasıl kullanacağını da sağlayacaktır. İnsanın bir şeyi yaparken “araç” kullanabilmesi, bu isimlendirmenin/içeriğini bilmesinin sayesindedir. 2- Allah ile melekler arasında geçen bu diyalog, bizatihi olmuş bir görüşme olarak değil; mesajın, “temsili bir dille somutlaştırılarak anlatılması” olarak anlaşılmalıdır.
Ahmet Akgül
(Arkasından) Adem’e isimlerin tümünü talim etti. (Varlıkların ne olduklarını, nasıl yaratıldıklarını, nasıl kullanılacaklarını, hepsinin yararlı ve şifalı yanlarını ona öğretti.) Sonra bunu meleklere sorup: “(Haydi bakalım,şayet teklifinizde haklı olup yanılmıyorsanız ve) Eğer doğru söylüyorsanız şunların isimlerini Bana haber verin!” diye emretti.
Allah Âdem'e, yaratılışa ve değerlerine uygun, varlıklara verdiği isimleri, isimlendirilen varlıkları, varlıklar hakkındaki bilgileri, varlıklarla bilgilerin irtibatını; harfleri, kelimeleri, lafızları, mânaları, cümleleri, lehçeleri; davranışları, ferdin ve toplumun ihtiyaçlarını, uyum kurallarını, gerek duyacağı bütün bilgileri öğretti. Sonra da onları meleklerin önüne koydu.
“Yeryüzünde Âdem'e ihtiyaç olmadığı iddiasında haklı iseniz, bana bunların isimlerini, varlıklar hakkındaki bilgileri, varlıklarla bilgilerin irtibatını; harfleri, kelimeleri, lafızları, mânaları, cümleleri, lehçeleri; davranışları, ferdin ve toplumun ihtiyaçlarını, uyum kurallarını, tek tek ortaya koyun" buyurdu.
Allah, Hz. Âdem Aleyhisselâma bütün isimleri öğretti. Sonra eşyayı meleklere gösterip: “- Eğer (her şeyin iç yüzünü bilen) sâdıklarsanız bunların isimlerini bana haber verin.” buyurdu.
Ve Allah, Âdeme (insanoğluna) bütün isimleri (her şeyin mahiyet ve ismini veya her şeyin öz hakikati olan Allah’ın isimlerini) öğretti. Sonra onları meleklere arz etti: eğer doğru iseniz, bu varlıkların isimlerini (mahiyetlerini dile getiren kelimeleri ve dilleri) bana söyleyin” dedi.
Allah, Âdem'e bütün varlıkların isimlerini/özelliklerini öğretti. Sonra onları meleklere göstererek: “Dedikleriniz doğruysa haydi bunların özelliklerini bana söyleyin bakalım!” buyurdu.
Adem'e tüm isimleri (nitelemeleri) öğretti, sonra onları meleklere sunup, "Doğru iseniz, şunların isimlerini (özelliklerini, niteliklerini) siz bana bildirin," dedi.
Âdeme bütün isimleri öğretmişdi. Sonra onları (onların delâlet etdikleri âlemleri, eşyayi) meleklere gösterib: «Doğrucular iseniz (her şeyin iç yüzünü biliyorsanız) bunları adlarıyle bana haber verin» demişdi.
Ve Âdem'e isimlerin hepsini öğretti,(1) sonra onları meleklere arzederek: “Eğer(iddiânızda) doğru kimseler iseniz, haydi şunların isimlerini bana bildirin!” buyurdu.
(1)“Şahs-ı Âdem’e ta‘lîm-i esmâ (isimlerin öğretilmesi) ünvânıyla nev‘-i benî Âdem’e (Âdemoğullarına)ilhâm olunan bütün ulûm ve fünûnun (ilimlerin ve fenlerin) ta‘lîmini ifâde eder.” (Zülfikār, 25. Söz, 32)
İlyas Yorulmaz
Âdeme (yeryüzünde ihtiyacı olan her şeyi) bütün isimleri öğretti ve onları (eşyayı) meleklerle karşı karşıya getirdi. Allah meleklere “Eğer doğru sözlülerdenseniz şunların isimlerini bana haber verin” dedi.
Allah Âdem/e bütün eşyanın isimlerini öğretti, sonra o eşyayı meleklere gösterip «— eğer müddeanızda gerçek iseniz [²] bunların isimlerini [³] bana bildirin» dedi.
(İsimler ve kavramlar insanoğlunun eşyayı algılamasına yarayan araçlardır. Gerçekte insanoğlunun eşya ile ilgili tüm bilgisi, onlara isimler vermesine dayanır. Bu nedenle Hz. Âdem’e (a.s) her şeyin isimlerinin öğretilmesi, onlarla ilgili bilginin de öğretilmesi anlamına gelir.)
Mahmut Kısa
Ve Allah, Âdem’e bütün isimleri öğretti. Adem’e eşyayı değerlendirme imkanı verdi. Varlıklar ile semboller arasında zihinsel bağ kurma yeteneği bağışladı; varlıkların niteliklerini, işlevlerini araştırıp öğrenme, eşyayı kullanma ve böylece varlıklar üzerinde tasarruf edebilme gücü verdi. Sonra onları, yani bu isimlerin karşılığı olan varlıkları meleklere göstererek:“Eğer sözünüzde haklı iseniz, haydi bu varlıkların isimlerini ve özelliklerini bana söyleyin!” dedi.
Ve (Allah) Âdem’e (insan için gerekli)1 isimlerin hepsini öğretti. Sonra onları, meleklere göstererek:2 “Eğer dediklerinizde samimi iseniz, haydi şunların isimlerini Bana söyleyin bakalım.” dedi.3
1 Bu parantez (الأَسْمَاءُ) kelimesinin belirli olarak kullanılmasından dolayı eklenmiştir. Yani Allah insana bildiklerinin tümünü değil, insan için gerekli olanını öğretmiştir. 2 Allah’ın, Âdem’e bütün isimleri veya meleklerin isimlerini öğretmesi; Âdem’in ilim ve kelâm sıfatlarına mazhar kılındığını göstermekte ve İslâm’a göre bilginin kaynağının Allah olduğunu ifâde etmektedir. (عَرَضَهُمْ) deki (هُمْ) zamiri akıllılar için kullanıldığından; Hz. Âdem’e ve meleklere arz edilenler sadece eşya olmayıp, Âdem’in zürriyetinden gelenler de olabilir.3 Bk. (Bakara: 37, Mâide: 31)
Muhammed Esed
Ve O, Âdem'e her şeyin ismini 23 öğretti, sonra onları meleklerin önüne koydu ve “Dedikleriniz doğruysa 24 haydi bu [şey]lerin isimlerini bana söyleyin bakalım!” dedi.
Ve Âdem’e[58] tüm isimleri öğretti,[59] bunun ardından onları meleklere takdim etti ve dedi ki: “Hadi, eğer sözünüzün arkasında duruyorsanız şunların isimlerini[60] bana bir bir haber verin!”[61]
Mustafa İslamoğlu Bakara Suresi 31. Ayet Açıklaması
[58] Kur’an’da 25 yerde geçen Âdem ismi 7 yerde Âdemoğlu (beni âdem) şeklinde gelir. el-Edeme Ferrâ’ya göre “aracı, vesile” demektir. Zemahşerî ise bu kelimenin “bir toplumun lideri, öncüsü” anlamına kullanıldığını söyler (Esâs I, 7). 30. âyetin dipnotunda da belirtildiği gibi bu kıssada Âdem soyunu temsilen yer almaktadır. Bu kıssanın nakledildiği âyetlerde kullanılan zamirler şaşırtıcı bir değişkenlik gösterir. 29. âyette yeryüzündeki her şeyin insan için yaratılmasından söz edilirken ikinci çoğul şahıs (siz) kullanılırken, müteakip âyetlerde Âdem’e işaretle ikinci tekil şahsa (sen) geçilmekte. Daha da ilginci bu kıssanın detaylı bir biçimde aktarıldığı A’râf 11’de Âdem’in yaratılışı ikinci çoğul zamirle, “siz: Âdem” diyebileceğimiz bir formüle yol vermektedir. Kur’an, Âdem için kullandığı ifadeleri insan için de kullanır (23:12, 13). İnsan sûresinin 2. âyetinde nutfeden yaratıldığı söylenen ve türün tüm üyelerini içeren el-insan lafzı Âdem’i de kapsar.
[59] Öğrenme yeteneğine, hassaten eşyaya isim koyma yeteneğine delâlet eder. Talim, kalıp olarak bir süreç içinde öğrenmeyi ifade eder. Ta‘limu’l-esmâ’yı en güzel Rahmân 3-4 açıklar: “O insanı yarattı; ona kendini ifade etmeyi öğretti”. Sözün özü: Bilmek içkin değil aşkın bir eylemdir. Bilgi “elde edilmiş” değil “verilmiş” bir şeydir ve kaynağı Allah’tır. İnsanın şerefi Allah’ın öğrencisi olmaktan kaynaklanır. Bu âyet, insanın da meleğin de bilgisinin “yoktan var edilmiş” (ibda) değil, alınmış ve keşfedilmiş (ahz ve keşf) olduğunu gösterir. Alınan her bilgi sonradandır, geçicidir, sınırlıdır. Ayrıca, bu âyetten yola çıkılarak dilin ilk nüvesinin fiiller değil isimler olduğu sonucuna varılabilir.
[60] Buradaki ‘aradahum eğer esmâya dönseydi ‘aradahâ (ve bi-esmâihâ) şeklinde gelmesi gerekirdi. Fakat bilinçli varlıklar için kullanılan formla gelmiş. Bu şu anlama gelir: burada meleklere sunulanlar “isimler” değil, o isimlerin bizzat müsemmalarıdır. Bunların bilinçli varlıklar olması hâlinde, insan dışında da birçok bilinçli varlığın olması gerekirdi ki biz bunları bilmiyoruz. Bilinçliler için kullanılan zamir ve işaret isimleri, onların aklına delâlet eden nitelikler için de kullanılır (Msl: 17:36). Bu mânada esmâ’ akıl, gönül, duyma, işitme ve konuşma gibi bilinçli varlıkta bulunan yeti ve niteliklere delâlet edebilir. Daha temelde, insana yaratılıştan verilmiş “ben idrakine” ve “hudûrî bilgiye” delâlet edebilir. Allah en doğrusunu bilir.
[61] Akla ilk gelen soru şudur: Melekler nasıl bildi? Allah’ın, görünmez varlıkları (cinler), insanlardan daha önce yarattığı Hicr 27’de ifade edilir. Bu durumda cinlerin, yeryüzünde insandan önce halife kılındığı sonucuna varılır. Cinler insandan önce böyle şeyler yapmış olmalıdırlar ki, melekler bu tecrübeye dayanarak itiraz etmiş olsunlar. Zaten şeytanın durumu da bu açıklamayı güçlendirmektedir. Bir başka açıklama da şöyle yapılabilir: Kur’an’da beşerin insanlaşma sürecinin sudan başlayıp çok uzun bir aşamada (etvâr) gerçekleştiği ifade edilir (71:14). İnsan bu sürecin sonunda beşerliğini geride bırakmamıştır. Aksine potansiyel olarak yanında taşıdığı beşerliğiyle birlikte ‘insan’ vasfını kazanmıştır. İnsan adlı canlı, kendisini insan yapan “ruh” üflenmeden önce kan dökmüş fesat çıkarmış olabilir. Eğer durum böyleyse, melekler bu tecrübeye dayanarak bunları söylemiş olmalıdırlar. Allahu a‘lem.
Ömer Nasuhi Bilmen
Ve (Allah Teâlâ) bütün eşyanın isimlerini Âdem'e bildirdi. Sonra bu eşyayı meleklere göstererek, «Bunların isimlerini Bana haber veriniz, eğer siz sâdık iseniz» diye buyurdu.
Ve Âdem'e bütün isimleri öğretti. Müteakiben önce onları meleklere göstererek: “İddianızda tutarlı iseniz haydi Bana şunları isimleriyle bir bildirin bakalım! ” dedi. {KM, Tekvin 2, 20}
Âdem’e her varlığın ismini (neye yaradığını) öğretti, sonra onları meleklere gösterdi: “İddianızda haklıysanız bana şunların isimlerini söyleyin!” dedi.
Süleymaniye Vakfı Bakara Suresi 31. Ayet Açıklaması
[*] El - esma = الاسماء'daki el (ال) takısı muzafun ileyhten ıvazdır; esmâ'ul-mevcûdât = varlıkların isimleri anlamındadır. Allah Âdem'e varlıkların isimlerini, neye yaradıklarını ve onlardaki gizli bilgiyi öğretmişti.
Şaban Piriş
Allah, Adem'e bütün isimleri öğretti. Sonra onları meleklere göstererek:
-Eğer sözünüzde samimi iseniz bunların isimlerini bana söyleyin, dedi.
(20) Hz. Âdem’e Allah tarafından öğretilen isimlerin neler olduğu konusunda farklı yorumlar yapılmıştır. Bundan daha önemli olan, insan üzerinde (1) konuşma, (2) öğrenme olmak üzere iki büyük mucizenin gerçekleşmiş olmasıdır. Bu özellikleriyle insan nesli, diğer bütün yaratıklardan farklı bir işlev görecek ve yeryüzünde “halife” ünvanına lâyık bir yer işgal edecektir. Konuşma konusuna, 55:4 ile ilgili açıklamada değinilecektir.
Yaşar Nuri Öztürk
Ve Âdem'e isimlerin tümünü öğretti. Sonra onları meleklere göstererek şöyle buyurdu: "Hadi, haber verin bana şunların isimlerini, eğer doğru sözlüler iseniz."