Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 2801, sondan 3436. ayet; 24. sure ve Nûr Suresinin 10. ayetidir. Nûr Suresi 10. ayetinin kelime sayisi 9, harf sayısı 39 ve toplam ebced değeri ise 2488 olarak hesaplanmıştır. Nûr Suresinin toplam ebced değeri 414067 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır.
İffetli bir kadının namusuna leke sürmek, kimin tarafından ve ne maksatla yapılırsa yapılsın çok çirkin bir davranıştır ve ağır bir suçtur. Buna rağmen insanlar çeşitli zaaflar ve etkiler sebebiyle bu günahı da işleyebilmektedirler. Âyetler bir yandan suçu engelleyecek yaptırımlar getirirken diğer yandan bu günaha bulaşmış insanlara telâfi yollarını telkin etmektedir. Telâfi yollarının en önemlisi pişman olmak, bir daha yapmamaya azmetmek ve Allah’tan af dilemektir. Günahın büyüklüğü ne olursa olsun tövbe kapısı açıktır. Allah Teâlâ çokça affeden, tövbeleri hep kabul eden mânasında “tevvâb” adını hatırlatarak samimiyetle tövbe edenleri bağışlayacağını zımnen vaat etmektedir.
Mehmet Okuyan
Allah’ın size lütfu ve merhameti olmasaydı ve Allah tevbeleri çok kabul eden, doğru hüküm veren olmasaydı (hâliniz nasıl olurdu)!
Eğer Allah'ın sizin üzerinizde fazlı ve rahmeti olmasaydı ve Allah gerçekten tevbeleri kabul eden Hüküm (ve Hikmet) sahibi bulunmasaydı (helak olup gidecektiniz.)
[Not: Bu tür iftira ve isnatları ortaya atanlar da, bunlara inanıp etrafa yayanlar da, Kur’an’da şiddetle ikaz edilmekte ve “şeytanın izinden giden askerleri” olarak yerilmektedir. Bu dedikoduların basın-yayın yoluyla ortaya atılması ise, bunun günahını ve sorumluluğunu kat be kat arttırıverecektir.]
Abdulbaki Gölpınarlı
Allah'ın, size lütfü ve rahmeti olmasaydı ve şüphesiz bir surette Allah, tövbeleri kabul etmeseydi, hüküm ve hikmet sahibi bulunmasaydı ne yapardınız?
Ya Allah'ın size olan rahmeti ve iyiliği olmasaydı, durumunuz ne olurdu. Dikkat edin! Allah tevbeleri çokca kabul eden ve yaptığı herşeyi yerli yerince yapandır.
Allah'ın size lütfu ve merhameti olmasaydı, Allah insanları tevbeye itaate sevk edip tevbeleri kabul eden, hikmet sahibi ve hükümran olmasaydı, haliniz nice olurdu?
(Düşünsenize) Ya Allah'ın sizin üzerinizde fazlı ve merhameti bulunmasaydı (ne yapardınız)? Şüphesiz ki Allah tövbe edenlere ceza vermekten vaz geçen ve her şeye adaletle hüküm verendir.
“Geri dönmek” ve “yönelmek” anlamlarına gelen “tevbe”, dini ıstılahta “Allah’tan uzaklaştıran yoldan dönmeye, günahtan dolayı vicdanın elem duymasıyla aynı fiili bir daha yapmamaya samimi bir şekilde karar vermek” demektir. Tevbenin kabulü için, bu ayette ve A. İmran 3:135’te buyrulduğu gibi pişmanlık ve karar esastır. Allah tevbeleri nasıl olsa kabul ediyor mülahazasıyla işlenen günahlar tövbelerin karşılık bulmasına mâni olur ve kişinin Allah katındaki itibarını sarsar.
Diyanet İşleri (Eski)
Allah'ın size nimet ve rahmeti bulunmasa ve Allah tevbeleri kabul eden ve Hakim olmasaydı suçlunun hemen cezasını verirdi.
Ya üzerinizde Allahın fazl-u rahmeti olmasaydı, ya hakıykat Allah tevbeleri kabul eden yegâne hüküm ve hikmet saahibi olmasaydı (haaliniz neye varırdı)?
Hâlbuki üzerinizde Allah'ın ihsânı ve rahmeti (olmasaydı) ve şübhesiz ki Allah, Tevvâb (tevbeleri çok kabûl eden), Hakîm (her işi hikmetli olan) olmasaydı (hâliniz nice olurdu)!
Allah’ın sizin üzerinize lütfu ve rahmeti olmasaydı (birbirinize düşerdiniz). Şüphesiz ki Allah tövbe edenlere ceza vermekten vaz geçen ve her şeye adaletle hüküm verendir.
İsmail Hakkı İzmirli Nûr Suresi 10. Ayet Açıklaması
[6] Veya cezanızı tâcil ederdi.
Kadri Çelik
Eğer Allah'ın sizin üzerinizde fazlı ve rahmeti olmasaydı (toplum olarak yıkıma uğrardınız). Şüphesiz Allah tevbeleri kabul eden, hikmet sahibi olandır.
Eğer Allah, size karşı böylesine lütufkâr, böylesine merhametli davranmasaydı ve tövbe edenlerin günahını bağışlayan ve sonsuz hikmetiyle en âdil hükümleri veren bir hakîm olmasaydı ya da sizi hikmetsiz hükümlere, hak hukuk tanımayan yönetimlere mahkûm etseydi, hâliniz nice olurdu!
Hicretin altıncı yılında, Medîne çevresindeki güçlü kabîlelerden Mustalık Oğulları Müslümanlara karşı büyük bir savaş hazırlığına girişmiş ve bu amaçla diğer kabîleleri kışkırtmaya başlamışlardı. Durumu haber alan Allah’ın Elçisi, daha atik davranarak düşmanı ansızın bastırıp ağır bir yenilgiye uğrattı. Daha sonra Medîne’ye dönerken, geceleyin bir yerde konakladılar. Sabaha karşı hareket için hazırlıklara başlandığında, bu yolculukta Hz. Peygamberin yanında bulunan hanımı Hz. Aişe, ihtiyacını gidermek üzere konak yerinden uzaklaşmıştı. Dönerken, yolda düşürdüğü gerdanlığını aramak için biraz oyalandı. Çünkü kendisi gelmeden kervanın hareket etmeyeceğini çok iyi biliyordu. Fakat onu hevdecin içinde zanneden görevliler, boş hevdeci deveye yüklemişler ve ordu, şafak sökmeden yola çıkmıştı. Hevdeç, deve üzerine yerleştirilen, etrafı örtülerle kapalı küçük oda şeklinde bir taşıma aracıdır. Hz. Aişe ufak tefek yapılı, zayıf bir kadın olduğu için, görevliler onun hevdecin içinde olmadığını fark edememişlerdi. Kamp yerine dönen Hz. Aişe, kervanın gitmiş olduğunu görünce gözlerine inanamadı. Fakat kısa zamanda yokluğunun anlaşılacağını ve kendisini götürmek üzere görevlilerin geleceğini biliyordu. Böylece, gün doğuncaya kadar orada bekledi. Nihayet, orduyu geriden takip eden Safvan b. Muattal adındaki görevli, —ki Bedir savaşına katılmış, temiz ahlâkı ve dürüstlüğüyle tanınan bir sahabiydi— Hz Aişe’yi bulup yedeğindeki deveyle kervana yetiştirdi. Buraya kadar her şey normal seyrinde gidiyordu. Fakat Peygamberi yıpratmak için fırsat kollayan münâfıklar, bu olayı bahane ederek Hz. Aişe hakkında korkunç bir iftira kampanyası başattılar. Aişe’yi, babası Ebu Bekr’i ve annesi Ümmü Ruman’ı perişan eden, Hz. Peygamberi yüreğinden yaralayan ve İslâm toplumunu neredeyse bir iç savaşın eşiğine getiren bu uğursuz iftira, tam bir ay boyunca Medîne’de çalkalandı durdu. Gerçi müminler, bu çirkin iddiayı hiçbir zaman onaylamadılar; ne var ki, birçokları, bu iftirayı yayan münâfıklara karşı açıkça ve sert bir şekilde tavır da koyamadılar. Müslümanların çetin bir sınavdan geçtiği bu bir aylık sıkıntılı dönemin ardından, nihâyet ilâhî rahmet kapıları açıldı ve hem Hz. Aişe’nin masumiyetini bildiren, hem de buna benzer iddialar karşısında nasıl davranılması gerektiğini Müslümanlara öğreterek güzel dersler veren aşağıdaki ayetler nazil oldu:
Mahmut Özdemir
Ya üzerinizde Allah’ın lütfu ve O’nun rahmeti olmasaydı!
Allah, hakîm tevvâbdır.
Eğer Allah size karşılıksız iyilik yapmasaydı ve size karşı merhametli olmasaydı? (haliniz nice olurdu?) Allah gerçekten tevbeleri kabul eden, hüküm ve hikmet sahibidir.1
1 Normal zinada bir kişi bir zinayı görecek olsa, o bir yabancının zinası olduğu için kendisine bir ar gelmeyeceğinden onu örtmesi evlâ olur. Fakat eşi olduğu takdirde utanır, sabredemez, o halde başka şahit bulmak da ağırına gider. Kazif âyeti nâzil olunca Ensardan Sa'd b. Ubade ayağa kalkıp: “Bir adam karısı ile birisini görse ne olacak. Dava etse seksen sopa vurulacak ve şehadeti reddedilecek, vurup öldürürse o da öldürülecek, sükût etse utanılacak bir şeye sükût etmiş olacak, dört şahit bulup getirinceye kadar ise zinakarlar işini bitirecek, bunu bize açıkla ey Allahım!” dedi. Az sonra damadı Hilal b. Ümeyye ile karşılaştı. Ona: “Ne var?” dedi. O da: “Şer var, zevcemi Şüreyk b. Semhâ ile buldum!” dedi. Bunun üzerine ikisi birden Rasulullah’a vardılar ve durumu haber verdiler. Rasulullah kadını çağırıp sorguya çekti ve kadın inkâr etti. Ashap toplanmıştı. Kadının kocası evvelki âyete göre hadd-i kazfe mahkûm olacaktı. Hilal b. Ümeyye: “Gözlerimle gördüm, kulaklarımla dinledim, Allah biliyor ki ben sadıkım, ancak hakkı söyledim, her halde Allah’ın buna bir açıklık bahşedeceğini ümid ederim.” diyordu. Derken Rasulullah’a vahiy gelmeğe başladı ve bu lian ayetleri nâzil oldu. (Elmalılı)
Muhammed Esed
YA ALLAH'IN üzerinizdeki fazlı ve rahmeti olmasaydı! (Ya) Allah hikmet ve adaletle hükmeden bir tevbe kabul edicisi olmasaydı..! 11
Eğer Allah’ın size bu şekilde lütfu ve merhameti olmasaydı haliniz nice olurdu. Fakat Allah tövbeleri çokça kabul eden ve her şeyi yerli yerince yapandır. 24/6...10
(Düşünsenize bir), ya Allah’ın üzerinizdeki fazlı ve rahmeti olmasaydı? Ya Allah, kendisine yönelenlerin tevbesini tekrar tekrar kabul eden,[2980] üstün hikmet sahibi bir zat olmasaydı…
Allah'ın sizin hakkınızda lütuf ve merhameti olmasaydı, eğer O Allah, tövbeleri kabul buyuran, yaptığı her iş, verdiği her hüküm hikmetli olan bir zat olmasaydı, müstahak olduğunuz bütün cezaları hemen verir, sizi perişan ederdi.