Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 2905, sondan 3332. ayet; 25. sure ve Furkan Suresinin 50. ayetidir. Furkan Suresi 50. ayetinin kelime sayisi 9, harf sayısı 43 ve toplam ebced değeri ise 2935 olarak hesaplanmıştır. Furkan Suresinin toplam ebced değeri 292301 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır.
Arapça Metin
ولقد صرفناه بينهم ليذكروا فابى اكثر الناس الا كفورا
İnkârcıların, nefsânî tutkularını tanrılaştırırcasına akıl ve iz‘an yolundan saptıklarını bildirerek bu tutumun yanlışlığını vurgulayan âyetlerin ardından bu bölümde de insanın aklına, irfanına ve basiretine hitap eden deliller ortaya konmakta; insanın her an içinde yaşadığı tabiat olaylarındaki yaratıcı kudrete işaret eden ontolojik düzenden, bu düzeni kuran ve sürdüren ilâhî yasalardan bazı örnekler verilmekte; bu suretle insanlar, Kur’an’ın temel hedefi olan Allah’a imana ve hidayet yoluna davet edilmektedir. 50. âyetteki “... kendilerine” diye çevirdiğimiz beynehüm ifadesi lafzî olarak “aralarında” anlamına gelir. Ancak biz, bu ifadenin Türkçe anlatım tarzına en uygun karşılığının tercih ettiğimiz şekilde olduğunu düşünüyoruz. Bu âyet, Kur’an’da bazı bilgilerin, uyarıların, ibretli olayların vb. anlatımların yer yer aynı ifade kalıplarıyla sık sık tekrar edilmesinin sebebini de ortaya koymaktadır.
Mehmet Okuyan
Yemin olsun ki (gerçeği) hatırlasınlar diye bu (gibi gerçekleri) aralarında etraflı bir şekilde anlattık. İnsanların çoğu küfürden başka (bir karşılık vermemekte) direttiler.
Andolsun bunu (Kur’an’ı), onların arasında, öğüt alıp-düşünsünler diye çeşitli biçimlerde (Resulün dili ve haliyle) açıkladık. Ama insanların çoğu nankörlük ederek (bile bile) ayak diretip (karşı çıkmışlardır).
Gerçek şu ki biz, bütün bu tabiat olaylarını insanların gözü önünde, türlü türlü şekillerde tekrar ettik ki, belki ders alıp akıllarında tutarlar. Ama insanların çoğu inat edip dayattılar ve nankörlükten vazgeçmediler.
Andolsun, yağmuru, ibret almaları, şükretmeleri için, insanlar arasında, yeryüzünün değişik bölgelerinde bölüştürdük. Ama, insanların çoğu ille de nankörlük edip diretmiştir.
Doğrusu, yağmuru, memleketler arasında taksim ettik ki, ibret alsınlar (şükretsinler). Yine de insanların çoğu yüz çevirdiler, ancak nimeti inkâr ettiler.
Bu âyete, «ilâhî kudretin eserlerinin ve insanlara verilen nimetlerin birçok peygamberin dilinden defalarca ve çeşit çeşit anlatıldığını» ifade etmek üzere yukarıdaki şekilde mana vermek mümkün olduğu gibi; «suyu evirip çevirip, değişik yerlere türlü türlü yağmur yağdırdık» tarzında bir mana da verilebilir.
Edip Yüksel
Öğüt almaları için onu aralarında dağıtıp çevirdik. Ne var ki insanların çoğunluğu nankörlükte diretmektedir.
Celâlım hakkı için onu aranızda evirip çevirmekteyiz düşünsünler ıbret alsınlar diye yine de nâsın ekserîsi dayatmakta nankörlükten başkasına yanaşmamakta
Andolsun bunu, (insanların) ibret almaları için, aralarında çeşid çeşid suretlerde anlatmışızdır (yahud bu suyu evirib çevirmişizdir). Fakat insanların çoğu, ille nankörlük olmak üzere, dayatdılar (inâdlarından dönmediler).
Celâlim hakkı için, ibret alsınlar diye bunu aralarında çeşitli şekillerde açıkladık;(1)fakat insanların çoğu nankörlükten başka bir şeye yanaşmamaktadır.
(1)“Kâinatta tasarruf eden haşmet-i rubûbiyet (Allah’ın haşmetli terbiye ediciliği), o koca güneşi şu zemin yüzündeki (dünyadaki) zîhayatlara (canlılara) bir hizmetkâr, bir lâmba, bir ocak; ve koca küre-i zemîni (yer küreyi) onlara bir beşik, bir menzil bir ticâretgâh; ve ateşi, heryerde hâzır bir aşçı ve dost; ve bulutu, süzgeç ve murdia (süt annesi); ve dağları, mahzen ve anbar; ve havayı, zîhayâta enfas (nefes)ve nüfûsa (nefislere) yelpaze; ve suyu, yeniden hayâta girenlere süt emziren dâye (dadı) ve hayvanâta âb-ı hayat (hayat suyu) veren bir şerbetçi hükmüne getiren rubûbiyet-i İlâhiye, gāyet vâzıh (açık) bir sûrette vahdâniyet-i İlâhiyeyi (Allah’ın birliğini) gösterir. Evet Hâlık-ı Vâhid’den (bir olan yaratıcıdan)başka kim güneşi arzlılara müsahhar (emir altında) bir hizmetkâr eder? Ve O Vâhid-i Ehad’den (sıfatlarında ve zâtında bir olan Allah’dan) başka kim havayı elinde tutar, pek çok vazîfelerle tavzîf edip(vazîfelendirip), rûy-i zemînde (yeryüzünde) çevik-çalak (gāyet çevik) bir hizmetkâr eder? Ve O Vâhid-i Ehad’den başka kimin haddine düşmüştür ki, ateşi aşçı yapsın ve kibrit başı kadar bir zerrecik ateşe, binler batman (tonlarca ağırlıkta) eşyâyı yuttursun ve hâkezâ (bunun gibi). Herbir şey, herbir unsur, herbir ecrâm-ı ulviye (gök cisimleri), o haşmet-i rubûbiyet noktasında Vâhid-i zü’l-Celâl’i (Celâl sâhibi ve bir olan Allah’ı) gösterir.” (Mektûbât, 20. Mektûb, 65)
İlyas Yorulmaz
İnsanlar aralarında düşünsünler diye o hatırlatmayı biz kullanıyoruz, fakat insanların çoğu kabul etmemekte direniyorlar.
Gerçekten Biz, insanı hakîkate ulaştıracak delilleri ortaya seren muhteşem bir kitap indirdik ve onu türlü misallerle ve tüm yönleriyle açıkladık ki, bu ayetleri düşünüp ibret alsınlar fakat insanların çoğu, bunca öğütlerden yüz çevirerek nankörlükte diretiyor.
1 (صَرَّفْنَاهُ) daki zamiri suya göndermek de mümkündür. Buna göre bu âyetin tercümesi; “ibret alsınlar diye o (suyu) aralarında evirip çevirmekteyiz…” de olabilir.
Muhammed Esed
Gerçek şu ki, Biz bütün bunları insanların gözü önüne hep seregelmişizdir 39 ki, belki ders alıp akıllarında tutarlar; ama insanların çoğu, nankörlükte direnmektedir.
Biz, bu konuları düşünüp öğüt alsınlar diye onlara tekrar tekrar anlatıyoruz ama gel gör ki insanların çoğu nankörlükten başka bir şey yapmıyorlar. 41/39, 5/9...11, 14/52, 29/51
Doğrusu Biz, onu (ve bütün bu örnekleri)[3138] ayrıntılı bir biçimde açıklayarak insanların önüne koyduk ki düşünüp ders alsınlar… Hal böyleyken insanların çoğu yine de yüz çevirmekte, nankörlükte direnmekteler.
Mustafa İslamoğlu Furkan Suresi 50. Ayet Açıklaması
[3138] “(Ey insan!) Görmez misin..” diye başlayan 45. âyetten buraya kadar Allah’ın eşyayı amaçsız yaratmadığına atıf olan örnekler kastediliyor.
Ömer Nasuhi Bilmen
Zât-ı akdesim hakkı için onu (o yağmur nîmetini) tefekkür etsinler için aralarında türlü türlü sûretlerde bulundurmaktayız. Halbuki nâsın ekserisi ancak nankörlükte bulunmuştur.