Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan
3216, sondan
3021. ayet;
27. sure ve
Neml Suresinin
57. ayetidir.
Neml Suresi 57. ayetinin kelime sayisi
7, harf sayısı
40 ve toplam ebced değeri ise
2671 olarak hesaplanmıştır.
Neml Suresinin toplam ebced değeri
334427 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır. Bu sure
طس hurufu mukatta harfleriyle başlamaktadır. Bu ayette
ط (0)
س (0) bulunuyor.
فانجيناه واهلـه الا امراته قدرناها من الغابرين
فانجيناهواهلـهالاامراتهقدرناهامنالغابرين
Feenceynâhu ve ehlehu illâ-mraetehu kaddernâhâ mine-lġâbirîn(e)
Biz de onu ve ailesini kurtardık. Ancak karısı başka. Onun geride kalıp helâk olmasını takdir ettik.
Birçok kötülüğü yanında homoseksüellik gibi iğrenç bir ilişkiye alışmış olan ve peygamberin uyarılarına kulak asmayan bir topluluğun nasıl helâk edildiği anlatılarak insanların bu tür kötülüklerden sakınmaları istenmektedir. 58. âyette bu kavmin başına yağdığı bildirilen müthiş yağmurun taş yağmuru olduğu Hûd sûresinin 82. âyetinde bildirilmiştir (Hz. Lût ve peygamber olarak gönderilmiş olduğu Sodom halkı hakkında bilgi için bk. A‘râf
7:80-84; Hûd
11:69-83; Şuarâ
26:160-173). 59-62. Sûrenin başından buraya kadar anlatılan kıssalarda peygamberlerin ve getirdikleri mesajın önemi vurgulandıktan sonra bu âyetlerde de Allah’ın varlığı, birliği ve sonsuz kudretini gösteren kozmik deliller sıralanmakta, müşriklerin âhiret hakkındaki inanç ve tutumları tenkit edilmektedir. 59. âyette Allah, Hz. Peygamber’e bu âyetleri okumaya başlarken kendisine lutfettiği peygamberlik ve diğer nimetlerinden dolayı Allah’a hamdetmesini ve davetini tebliğ etmesi için seçtiği peygamberlere salâtü selâm getirmesini emretmektedir. Şevkânî, âyette geçen “Allah’ın seçkin kıldığı kullar” ifadesini genel anlamda yorumlar ve hem peygamberlerin hem de onlara iman eden müminlerin bu zümreye girdiğini söyler (IV, 141). Yazılı veya sözlü herhangi bir hitabede bulunurken sözün başında Allah’a hamdetme, bu buyruğa dayalı olarak Hz. Peygamber’e ve ailesine salâtü selâm getirme geleneği zamanımıza kadar devam etmiştir. 61. âyette iki deniz arasına konulduğu bildirilen engelden maksat, tuzluluk oranı farklı denizleri birbirinden ayıran sınırdır. Özgül ağırlığı farklı olan yani birinin suyu diğerine nisbetle daha tuzlu olan iki su kütlesi yan yana durdukları halde aralarında görünmeyen bir perde varmış gibi birbirine karışmamakta ve birleşimlerindeki farklılık değişmemektedir (krş. Furkan
25:53; Rahmân
55:19-20; bu âyette geçen diğer konular hakkında bilgi için bk. Nahl
16:14-16). Önceki âyetlerde Allah’ın kudretini göstermek için dış âlemden deliller getirilmişti; 62. âyette ise Allah’ın insanlar üzerindeki iki türlü tasarrufundan bahsedilerek kudretinin sonsuzluğuna delil getirilmektedir. Bunlar: a) Allah’ın, ihtiyaçtan dolayı kendisine dua edenin duasını kabul edip imdadına yetişmesi, sıkıntılarını gidermesi; b) İnsanları yeryüzünün yöneticileri yapması veya nesilleri birbirinin ardından getirerek yeryüzünün sahipleri kılmasıdır.
Bunun üzerine onu (Lut’u) ve ailesini kurtarmıştık. Hanımı hariç; onun geride (azaba uğrayanların içinde) kalmasını uygun görmüştük.
Bunun üzerine onu ve ailesini kurtardık. Karısı müstesna; çünkü onun, geride kalmasını gerekli bulduk.
Bunun üzerine onu ve taraftarlarını kurtardık; karısı hariç. Onun geride kalanlardan olmasını uygun gördük.
Bunun üzerine Biz de, onu ve ailesini kurtardık, yalnızca karısı hariç (bırakıldı, çünkü) ; onu geride (azap içinde kalanlar arasında) takdir ettik (bu belaya layıktı).
Derken, onu ve ailesini kurtardık, ancak karısını kurtarmadık, onun, geri kalanlarla kalmasını takdir etmiştik.
Ve bunun üzerine biz de, O'nu ve ailesini kurtardık, yalnızca karısının geride kalanlar arasında olmasını gerekli gördük.
Bunun üzerine Lût'u ve ailesini, mü'minleri kurtardık. Yalnız karısı müstesna. Onun geride, azâba uğrayanların içinde kalmasına hükmettik.
Biz de onu ve karısı dışında bütün ailesini kurtardık. Onun geride kalanlardan olmasını takdir ettik.
Biz de, onu ve ailesini kurtardık, yalnızca karısı hariç; onu geride (azab içinde kalanlar arasında) takdir ettik.
Bunun üzerine biz de Lût'u ve âilesini kurtardık; ancak karısını geride kalanlardan (helâke uğrayanlardan) takdir ettik.
Biz de onu ve ailesini kurtardık. Hanımı hariç. Onun geride (azaba uğrayanların içinde) kalmasını takdir ettik.
Sağanak yağdırdık üzerlerine, ne kötüdür kocundurulan kimselerin yağmuru!
Biz de onu ve ehlini (kendisiyle beraber inananları) kurtardık, yalnız karısının geride kalarak azaba uğrayanlardan olmasını takdir ettik.
Bunun üzerine onu ve ailesini kurtardık, yalnız karısının geride kalanlardan olmasını gerekli bulduk.
Bunun üzerine onu ve ailesini kurtardık. Yalnız karısı müstesna; onun geride (azaba uğrayanların içinde) kalmasını takdir ettik.
Biz de onu ve ailesini kurtardık, yalnız karısı hariç; onu geride kalanlardan saydık.
Bunun üzerine onu ve ailesini kurtardık. Yalnız karısı müstesna; onun geride (azaba uğrayanların içinde) kalmasını takdir ettik.
Bunun üzerine onu ve ehlini necâta çıkardık ancak karısını kalanlardan takdir etmiştik
Bunun üzerine biz de hem onun, hem geri kalanlardan olmasını takdîr etdiğimiz karısından, başka bütün haanedânını kurtardık.
Bunun üzerine (biz de) onu ve ehlini kurtardık. Ancak karısı hâriç; onun (inkârısebebiyle) geride kalanlardan olmasını takdîr ettik.
Karısının dışında, Lut’u ve ehlini kurtardık. Karısı yerle bir olanlardan oldu.
Biz de onu, karısından başka ailesini kurtardık, onu geri kalanlardan olmak üzere takdir ettik.
Biz de onu ve ailesini kurtardık. Sadece karısı müstesna; onu geride kalanlardan (azaba uğrayanlardan olmasını) takdir ettik.
Bunun üzerine, onu ve ailesini o şehirden çıkarıp kurtardık fakat kâfirlerin zulmünü destekleyen karısı hariç; onun, o zâlimlerle birlikte geride kalıp helâk olmasına karar verdik!
Derken, onu ve ehlini / ailesini kurtardık, karısından başka!
Onun Geride Kalanlar’dan olmasını takdir ettik.
Bunun üzerine Biz, geride (helâk olacaklar içerisinde) kalmasını uygun gördüğümüz karısı dışında, onu ve ailesini kurtardık.
Ve bunun üzerine Biz de o'nu ve ailesini kurtardık -yalnızca karısının geride kalanlar arasında olmasını gerekli gördük. 52
Biz de Lut’u ve ailesini kurtardık, yalnız hanımı hariç zira onun geride kalıp helak olanlar içinde bıraktık. 51/31...37
Derken, Biz onu ve (iman) ailesini[3334] kurtardık; ancak karısının dökülenler arasında yer almasını takdir ettik.
[3334] Bu bağlamda ehl, kan bağından daha çok din bağına işaret etmektedir. Nûh’un oğlu için “o senin ehlinden değildir” denilir (
11:46). Allah Rasûlü de Fars asıllı Selman için “Selman bizdendir, ehl-i beytimizdendir” derken aynı anlamı kastediyordu.
Binaenaleyh O'nu ve bütün hanedanını necâta erdirdik, zevcesi müstesna. Onu takdirimizle azapta bâki kalanlardan kıldık.
Biz onu, ailesini ve beraberinde olanları kurtardık. Yalnız eşinin geride kalıp azaba uğrayanlardan olmasını takdir etmiştik.
Biz de onu ve ailesini kurtardık, yalnız karısının (azabda) kalanlardan olmasını takdir ettik.
Biz de Lut’u ve ailesini kurtardık; karısı hariç. Onun küller altında kalanlardan olmasını kararlaştırmıştık.
O'nu ve ailesini kurtardık, yalnız, geride kalanlardan olmasını takdir ettiğimiz karısı hariç.
Biz de onu ve ailesini kurtardık—karısı dışında; çünkü onu geride kalanlar arasında takdir etmiştik.
Bunun üzerine onu ve ailesini kurtardık. Karısı hariç. Onu, arkada kalanlardan biri olarak takdir etmiştik.
pes ķurtarduķ anı daħı ķavumını illā 'avratını ŧaķdir eyledük anı girü ķalmışlardan.
Pes ḳurtarduḳ anı, evi ḫalḳını daḫı, illā ‘avratını. Taḳdīr itdük ‘aẕābda bāḳīḳalanlardan.
Buna görə də Biz onu və ailəsini xilas etdik, yalnız övrətini (əzab içində) qalanlardan olmasını təqdir etdik. (Canında nə olduğunu bildiyimiz üçün onun barəsində əzəldən belə hökm verdik).
Then we saved him and his household save his wife; We destined her to be of those who stayed behind.
But We saved him and his family, except his wife; her We destined to be of those who lagged behind.