Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 3342, sondan 2895. ayet; 29. sure ve Ankebut Suresinin 2. ayetidir. Ankebut Suresi 2. ayetinin kelime sayisi 10, harf sayısı 40 ve toplam ebced değeri ise 1875 olarak hesaplanmıştır. Ankebut Suresinin toplam ebced değeri 274256 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır. Bu sure الم hurufu mukatta harfleriyle başlamaktadır. Bu ayette ا (10) ل (3) م (2) bulunuyor.
Putperestlerin başta Bilâl-i Habeşî, Ammâr ve Yâsir gibi kimsesizler olmak üzere, müslümanlara uyguladıkları baskı ve zulümlerin dayanılmaz noktalara ulaştığı Mekke döneminin sonlarında inen bu âyetler, gerçek mümin ve müslüman olmanın anlamını ve şartlarını ana çizgileriyle ortaya koyması bakımından büyük önem taşımaktadır. Buna göre insanların sorumluluklarını yerine getirmiş sayılmaları, dolayısıyla gerçek mânada müslüman olmaları için yalnızca “inandık” diyerek sözlü bir iman ikrarında bulunmaları yeterli değildir. Asıl dindarlık, Allah’ın insanları inançları uğrunda bazı güçlüklerle imtihan ettiğinde ortaya çıkar.
İbn Atıyye’nin de ifade ettiği gibi (IV, 305) her ne kadar bu âyetlerin, belirtilen tarihsel bağlamla ilgili olarak indiği kabul edilirse de içerdiği anlam ve mesaj süreklidir, evrenseldir; kapsamı da insanoğlunun karşılaşabileceği yoksulluk, hastalık, ölüm, savaş gibi bütün acı olayları, hatta yerine getirmek zorunda olduğu ödev ve sorumluluklara katlanmayı da içine alacak kadar geniştir. 3. âyette geçmiş çağlardaki toplulukların da bu tür fitnelerle imtihan edildikleri, yani düşmanlarının baskı ve zulümlerine mâruz kaldıkları belirtilmek suretiyle bu âyetlerin evrenselliğine işaret edilmiştir. Buna göre iyilikle kötülük, iyilerle kötüler, müminlerle münkirler arasındaki çatışma insanlık tarihinin sadece bir döneminde yaşanıp bitmiş bir olgu değildir; aksine bu “sünnetullah”tır, yani Allah’ın sürüp giden şaşmaz bir yasasıdır (Şevkânî, III, 221); başlangıcından sonuna kadar dünya hayatı bireyler için olduğu kadar topluluklar için de bir imtihan alanıdır. Nitekim müslümanlar, ilk zamanlarda olduğu gibi tarihin sonraki dönemlerinde de sıkıntılar yaşamışlar, inançlarını ve kutsal değerlerini yok etme hareketleriyle karşılaşmışlardır. Günümüz müslümanları da aynı durumu ağır bir şekilde yaşamaktadırlar; tarihin gelecek dönemlerinde de bu tür tehlikelerle karşı karşıya kalabileceklerdir. Şu halde bu âyetler sadece ilk müslümanları değil, her dönemdeki bütün inançlı insanları, –sadece “inandım” demekle yetinmeyip– kişisel ve toplumsal varlıklarına, değerlerine, hak ve özgürlüklerine, ülkelerine ve bağımsızlıklarına sahip çıkmaya; bu uğurda özveride bulunmaya, zorluklara ve acılara katlanmaya çağırmakta; doğrularla yalancıların, yani gerçekten mümin ve müslüman olanlarla sözde müslümanların bu şekilde ortaya çıkacağını, bunların Allah katındaki değerlerinin de bu imtihandaki başarı derecelerine göre belli olacağını ifade etmektedir.
Mehmet Okuyan
İnsanlar, imtihan edilmeden sadece “İman ettik!” demeleriyle bırakılacaklarını mı sandılar!
1 Samimiyet sınavı. Aldatma, aldatılma. Baskı ve zulüm. Ateşte yakmak anlamındaki fetn kökünden türemiştir. Anlamı, “altın, gümüş gibi değerli maddelerin kendileriyle kaynaşmış olan değersiz maddelerinden ayrıştırılması, yani saflaştırılması amacı ile yüksek ateşte eritilmesi” işlemidir. Fitne sözcüğü, kişinin samimiyetinin iç yüzünün ortaya çıkması için; savaş, baskı, zulüm, zenginlik, yoksulluk, hastalık, ölüm, ün, mevki, mal, mülk gibi konularda tabi tutulduğu samimiyet sınavıdır.
Ahmet Akgül
Yoksa insanlar sadece “iman ettik” demekle, bir imtihana tâbi tutulmadan (ve sonunda yeterli ve geçerli puan almadan) bırakılacaklarını (ve kurtulacaklarını) mı (zann ve) hesap etmektedirler?
2,3. And olsun, biz kendilerinden öncekileri de denemişken, insanlar, "İnandık" deyince, denenmeden bırakılacaklarını mı sanırlar? Allah elbette doğruları ortaya koyacak ve elbette yalancıları da ortaya çıkaracaktır.
İnsanlar, “Biz Allah’a ve âhiret gününe inanıyoruz!” demekle, hiçimtihân edilmeden bırakılacaklarını ve kolayca cennete ulaşacaklarını mı sanıyorlar? Oysa ne kadar da yanılıyorlar!
1 Bu soru inkarîdir. Yani, “bunu akıllarından bile geçirmesinler, kesinlikle böyle olmayacaktır,” demektir.2 Bu âyetin iniş sebebi ile ilgili rivâyetler şöyledir: a- Ammâr b. Yâsir, Ayyâş b. Ebî Rebîa, Velîd b. Velîd ve Seleme b. Hişâm’ın Mekke’de işkence görmeleri sebebiyle nâzil oldu. b- Mekke’de bir takım insanlar, Müslüman olacaklarına dâir söz vermişlerdi. Hicret âyeti nâzil olunca sahabe Medîne’den bunlara, “hicret etmedikçe Müslümanlığınız kabul edilmeyecek” diye yazdı. Onlar da derhal Medîne’ye doğru yola çıktılar. Müşrikler de takip edip geri çevirdiler. İşte o vakit haklarında bu âyet nâzil oldu. Bu âyetin nâzil olduğunu duyunca tekrar yola çıktılar. Müşrikler de takip ettiler. Sonuçta birbirleriyle çarpıştılar, kimi şehit oldu, kimi de kurtuldu. (Vâhidî) c- Bedir günü ilk şehit olan “Seyyid’üş-Şühedâ” diye anılan “Mihca’ b. Abdullah hakkında nâzil olduğu söylenmiştir. Bk. (Elmalılı)
Muhammed Esed
İNSANLAR, [sadece] “İnandık!” demeleriyle bırakılacaklarını ve sınava çekilmeyeceklerini mi sanıyorlar?
Mustafa İslamoğlu Ankebut Suresi 2. Ayet Açıklaması
[3468] Krş: 2:214; 9:16 ve 3:179. İşkence gören sahabilerden Habbab b. Eret’in sabır hususunda dua istemesi üzerine, Allah Rasûlü bu âyeti okumuştur (Buhârî). Said b. Müseyyeb bu âyetle 16:110 arasında bağlantı kurmuştur.
Ömer Nasuhi Bilmen
İnsanlar, «İmân ettik» demeleriyle bırakılacaklarını, ve kendilerinin imtihan edilmeyeceklerini mi sanıverdiler?