Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 3400, sondan 2837. ayet; 29. sure ve Ankebut Suresinin 60. ayetidir. Ankebut Suresi 60. ayetinin kelime sayisi 12, harf sayısı 53 ve toplam ebced değeri ise 1887 olarak hesaplanmıştır. Ankebut Suresinin toplam ebced değeri 274256 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır. Bu sure الم hurufu mukatta harfleriyle başlamaktadır. Bu ayette ا (10) ل (7) م (5) bulunuyor.
Arapça Metin
وكاين من دابة لا تحمل رزقها الله يرزقها واياكم وهو السميع العليم
Nice canlılar vardır ki, rızıklarını taşımazlar (yiyecek biriktirmezler). Onları da sizi de Allah rızıklandırır. O, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.
Geçim kaygısı sebebiyle Medine’ye hicret etmekten çekinen, bu hususta tereddüt yaşayan bazı müslümanları hicrete teşvik amacı taşıyan (Zemahşerî, III, 195; İbn Atıyye, IV, 324) bu âyetlerin ilkine şöyle mâna verilmiştir: Hicret etmek gerektiğinde gittiğiniz yerde nasıl geçineceğiniz, ne yiyip ne içeceğiniz hakkında kaygılanmayın. Çünkü sonuçta her canlı gibi siz de Allah’ın takdir ettiği kadar yaşayıp sonunda öleceksiniz; fâni olan bu hayatın geçim kaygısı, öldükten sonra Allah’ın huzuruna vardığınızda ebedî kurtuluşunuzu sağlayacak olan kulluk vecîbelerinizi ikinci plana atmanıza yol açmasın. Âhiret nimetlerinin özendirici bir özetinin verildiği 58-59. âyetlerde bu nimetlere kavuşmanın başlıca şartları zikredilmiştir. Bunlardan iman ve amel-i sâlih ebedî kurtuluşun genel şartlarıdır; sabır ve tevekkül kavramları ise bu bağlamda özellikle dini yaşama özgürlüğü ve bu özgürlüğün ortamını oluşturma, arama, bu uğurda karşılaşılabilecek güçlükler ve baskılar karşısında tahammüllü, kararlı ve onurlu bir kişilik sergileme anlamını içerir. Buradaki tevekkül ayrıca geçim kaygısıyla hicretten çekinmemek, bu hususta Allah’ın yardım ve desteğine güvenmek gerektiğine de işaret etmektedir (İbn Kesîr, VI, 300). Nitekim 60. âyette de geçim kaygısıyla hicret etmekten korkanlara, diğer canlılar gibi insanların rızkını verenin de Allah olduğu hatırlatılarak bu hususta bir güvensizliğe kapılmanın yanlışlığına dikkat çekilmiştir.
Mehmet Okuyan
Nice canlı var ki rızkını (yanında) taşımıyor. Onlara da size de rızık veren Allah’tır. O duyandır, bilendir.
1- Kendi başına yiyeceğini elde edemeyen, yiyecek biriktiremeyen. 2- Dabbe, hareket eden, canlı demektir. Genellikle sürüngenler için kullanılır. Kur'an'da tüm canlılar için de kullanılmaktadır.
Ahmet Akgül
(Görmüyor musunuz?) Kendi rızkını taşımaktan (ve toplamaktan aciz) nice canlı vardır ki, onu ve sizi Allah rızıklandırıp beslemektedir. O, İşitendir, Bilendir.
Rızkını, yiyeceğini depolamayan, yanında taşımayan nice canlı var. Onların da, sizin de rızkınızı Allah veriyor. Hakkıyla işiten, hakkıyla bilen O'dur.
Ne kadar canlı hayvanlar vardır ki, (za'fiyetlerinden dolayı) rızkını taşıyamıyor, toplayamıyor; Allah onlara da rızık veriyor, (hicret ettiğiniz takdirde rızık darlığı çekmekten korkan) size de... O, Semî'dir= (bize kim rızık verecek, sözünüzü) kemaliyle işiticidir, Alîm'dir= (rızıklarınızın nereden olacağını) tamamiyle bilendir.
(Bilmediğiniz ve görmediğiniz) nice canlılar vardır ki, hiçbir geçim endişesi taşımaz. Onların da sizin de rızkınızı Allah sağlar. O, (her şeyi) hakkıyla işiten, (her şeyi) hakkıyla bilendir.
Cemal Külünkoğlu Ankebut Suresi 60. Ayet Açıklaması
Bkz. 11:6 Bu ayete tanık olduktan sonra, insanların hakkına tecavüz ederek, fakiri ve yoksulu görmezden gelerek yedi neslini bakacak kadar servet biriktirenlere sormak lazım; “sizler hangi hakla ve cesaretle rızık verme yetkisini Allah’ın elinden almaya kalkıyorsunuz? Sizin servet bırakmak için çırpınıp durduğunuz neslinize eğer Allah rızık takdir etmemişse bıraktığınız miras onların elinden çıkıp gidecektir. Çünkü 62. ayette de görüldüğü gibi kime ne kadar rızık verileceğine siz değil Allah karar verecektir. Size rızık veren Allah, unutmayın ki onlara da az ya da çok rızık verecektir. Sizin çok miras bırakmanızla Allah onlara çok rızık verecek değildir. Size düşen Allah’ın verdiklerinden vermek, fakirin, yoksulun ve ihtiyaç sahibinin hakkını teslim etmektir.”
Diyanet İşleri (Eski)
Nice canlılar vardır ki, rızıklarını kendileri elde edemezler. Sizin de onların da rızkını Allah verir. O, işitir ve bilir.
Rivayete göre, Hz. Peygamber Mekke’de müşriklerden eziyet gören müslümanlara Medine’ye göç etmelerini söyleyince, onlar, «Oraya nasıl gideriz? Orada ne yerimiz yurdumuz, ne malımız mülkümüz var. Bizi kim yedirir içirir?» demişlerdi. Bunun üzerine inzâl edilen bu âyetle, yeryüzünde nice canlının, rızkını yanında taşımaktan âciz olduğu ve nicelerinin ertesi gün için rızık biriktirmeksizin yaşadığı, kısacası, rızkı verenin Allah olduğu hatırlatılmıştır.
Edip Yüksel
Besinlerini taşıyamıyan nice yaratıklar vardır ki onları da sizi de ALLAH besler
(Yeryüzünde) hareketli olan nice canlı da vardır ki rızkını taşıyamaz (kendi te'mîn edemez). Onlara da size de Allah rızık verir.(2) Çünki O, Semî' (rızık isteyen her canlıyı işiten)dir, Alîm (herbirinin ihtiyâcını bilen)dir.
(2)“Rızk-ı helâl, iktidar ve ihtiyâr (irâde) kuvvetiyle kazanılmaz, buldurulmaz. Belki çalışmasını ve sa‘yini(çabasını) kabûl eden bir merhamet tarafından verilir ve ihtiyâcına acıyan bir şefkat cânibinden (tarafından)ihsân edilir. Fakat rızık ikidir. Biri: Yaşamak için hakīkī ve fıtrî rızıktır ki, taahhüd-i Rabbânî (Allah’ın taahhüdü)altındadır. Hattâ o kadar muntazamdır ki, bedende yağ vesâire sûretinde iddihâr olunan (biriktirilen) fıtrî rızık, hiç olmazsa yirmi günden ziyâde birşey yemeden yaşatır, hayâtını idâme eder (devâm ettirir). Demek yirmi-otuz günden evvel ve bedende müddehar (biriktirilmiş) olan fıtrî rızkı bitmeden, zâhiren (görünüşte) açlıktan vefât edenler rızıksızlıktan ölmüyorlar. Belki sû’-i i‘tiyaddan (yanlış alışkanlıktan) ve terk-i âdetten neş’et eden(alışmış olduğu tarzı bırakmaktan gelen) bir hastalıktan vefât ederler. İkinci kısım rızık: İ‘tiyad ve israf ve sû’-i isti‘mâlât (kötüye kullanma) ile tiryâkī olup, zarûret hükmüne geçen mecâzî ve sun‘î rızıktır. Bu kısım ise, taahhüd-i Rabbânî altında değildir. Belki ihsâna tâbi‘dir. Kâh verir, kâh vermez.” (Şuâ‘lar, 7. Şuâ‘, 157-158)
İlyas Yorulmaz
Nice canlılar var ki, onlar kendi rızıklarını yüklenemezler. O canlılarında, sizin de rızkınızı Allah veriyor. O her şeyi işiten ve her şeyi bilendir.
Ey insanlar! Güvenilmeye lâyık tek varlığın Allah olduğunu daha iyi anlamak için, O’nun yarattığı doğal hayata bir göz atın: Nice canlılar vardır ki, kendi yiyeceklerini taşımaya bile güçleri yetmez fakat Allah,yiyecek, içecek, barınak ve benzeri her türlü ihtiyaçlarını karşılayarak onları ne güzel besliyor; işte sizin rızkınızı veren de O’ndan başkası değildir. Unutmayın ki O, her şeyi işiten, her şeyi bilendir. Aslında bunu, Allah’a kulluğu reddeden zâlimler de pekâlâ bilirler. Nitekim:
1 Hicret emredilince bazıları, “rızkımızı temin edemeyeceğimiz bir memlekete nasıl gideriz?” demişlerdi. Bunun üzerine bu âyet nâzil oldu.
Muhammed Esed
Nice canlı var ki hiçbir geçim endişesi taşımaz, 54 [ama] sizinki[ni sağladığı] gibi onların rızkını da Allah sağlar; çünkü yalnız O'dur her şeyi bilen, her şeyi duyan.
Nice canlılar vardır ki, rızkını sırtında taşıyamaz, onların da sizin de rızkınızı verecek olan Allah’tır. Zira O’dur yarattıklarının isteklerini duyan ve onların her halini bilen. 11/6, 34/39
Nice canlılar vardır ki, rızkının sorumluluğunu yüklenmez;[3545] onların rızkını da sizinkini de yalnızca Allah verir: Zira her şeyi işiten ve bilen sadece O’dur.[3546]
Mustafa İslamoğlu Ankebut Suresi 60. Ayet Açıklaması
[3545] Hamele, maddî ya da mânevî “bir şey yüklendi, sorumluluğunu üzerine aldı” anlamına gelir (Krş: Âyet 12 ve 13). Allah Rasûlü’nün şu hadisi bu âyete dair nebevî bir okuma gibidir: “Eğer siz kuşlar kadar Allah’a güvenip dayansaydınız, rızkınız da kuşlarınki gibi ayağınıza gelirdi” (Tirmizî).
[3546] Zımnen: Aslan nereye giderse, rızkı da oraya gelir. Siz arslan olursanız rızkınız ayağınıza gelir.
Ömer Nasuhi Bilmen
Ve (yeryüzünde) yürüyen nice hayvanlar vardır ki, rızkını yüklenmiş olmaz. Onları da sizleri de Allah Teâlâ merzûk eder. Ve o, bihakkın işiticidir, bilicidir.
Nice canlı mahlûk var ki rızıklarını kendileri taşıyamazlar. Ama sizi de, bütün onları da rızıklandıran Allah'tır. O her şeyi hakkıyla işitir ve bilir.