Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 3482, sondan 2755. ayet; 31. sure ve Lokman Suresinin 13. ayetidir. Lokman Suresi 13. ayetinin kelime sayisi 15, harf sayısı 53 ve toplam ebced değeri ise 5862 olarak hesaplanmıştır. Lokman Suresinin toplam ebced değeri 155422 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır. Bu sure الم hurufu mukatta harfleriyle başlamaktadır. Bu ayette ا (8) ل (9) م (3) bulunuyor.
Arapça Metin
واذ قال لقمن لابنه وهو يعظه يا بني لا تشرك بالله ان الشرك لظلم عظيم
Lokmân, Kur’ân-ı Kerîm’de ismi sadece bu sûrede geçen, aynı zamanda sûrenin de ismiyle anıldığı sâlih bir kişidir. Âlimlerin çoğunluğu, Lokmân’ın peygamber olmadığını, ancak Allah’ın kendisini bilgi ve hikmetle şereflendirdiğini belirtirler. İslâm öncesi Arap toplumunda da onun bilge bir kişi olduğu kabul edilir, saygıyla anılırdı. İslâm tarihi kaynaklarında ve tefsirlerde soyu, milliyeti, hayatı ve sözleriyle ilgili güvenilirliği tartışmalı çeşitli rivayetler vardır (bilgi için bk. Ömer Faruk Harman, “Lokmân”, İFAV Ans., III, 123-124). Müfessirler 12. âyette Lokmân’a verildiği bildirilen hikmet kelimesini, “din konusunda derin bilgi, sahih inanç, akıl, yerinde ve doğru konuşma, isabetli görüş ve davranış” olarak açıklamışlardır (Taberî, XXI, 67; İbn Atıyye, IV, 346). Hikmet hem doğru bilgi, inanç ve düşünceyi hem de bu zihnî birikimin mümkün olan en mükemmel şekilde hayata geçirilmesini ifade eder. Bilgi birikimi olan bir insan bu birikimini doğru, yerinde ve gerektiği ölçüde kullanmaz yahut yanlış yerlerde kullanırsa bu insana âlim denebilirse de hakîm denemez; çünkü hikmet kavramı, “bilgiyi yerli yerince kullanma” anlamına da gelir. Buna göre bilgisini doğru ve gerektiği şekilde kullanmayan insan, bilginin şükrünü yerine getirmemiş olur; bilgisini belirtildiği şekilde kullanan ise şükür ödevini yerine getirdiği gibi bunun faydasını da yine kendisi görmüş, yani bilgisini değerlendirmiş ve sonuçta onu kendisi için faydalı hale getirmiş olur. 12. âyette “O’na şükreden kendi iyiliği için şükretmiş olur...” buyurulurken bu gerçeğe de işaret edilmiştir. Lokmân’a verilen hikmetin çerçevesi çizilirken tevhid inancının başta geldiği görülmektedir. Esasen bu, şükrün de birinci şartıdır; bu sebeple Lokmân, kendisi Allah’ın birliğine inandığı gibi oğluna da şirkten uzak durmayı öğütlemiştir. Âdil olmayan hakîm olamaz; adalet, “her şeyi yerli yerince yapmak, herkese hakkını vermek”tir. Herhangi bir şeyi Allah’a ortak koşan yani Allah’tan başkasına tanrılık nitelikleri yükleyen kişi, Allah’ın hakkı olan tanrılığı başkasına vermiş, böylece haksızlık (zulüm) yapmış demektir; üstelik bu tutum, haksızlıkların en büyüğüdür. Bu sebeple âyette “O’na ortak koşmak çok büyük bir haksızlıktır” buyurulmuştur. Esasen İslâm’ın en başta şirki ortadan kaldırmayı hedeflemesi de Allah’a ortak koşmanın, bütün kötülüklerin başında geldiği ve diğer birçok kötülüğün temel sebebi olduğu anlayışına dayanır.
Mehmet Okuyan
Hani Lokman, oğluna öğüt vererek “Ey yavrucuğum! Allah’a ortak koşma! Şüphesiz ki şirk büyük bir [zulüm]dür.” demişti.
Bu ayet En‘âm 6:82. ayetle okunmalıdır. [Adalet], “bir şeyi yerli yerince yapmaktır;” [zulüm] ise “bir şeyi hakkı olan yerinden etmektir.” İnançta tevhid adalettir; şirk ise zulümdur. Yüce Allah’ın ortakları olduğunu iddia etmek en büyük haksızlık olduğu için ayette şirk için “zulüm” denmiştir.
Bayraktar Bayraklı
Lokmân'ın oğluna öğüdünü hatırla! O şöyle öğüt veriyordu: “Yavrucuğum! Allah'a asla ortak koşma! Çünkü şirk, büyük bir zulümdür.”[426]
Hani Lokman oğluna -öğüt vererek- demişti ki: “Ey oğlum (hiçbir şeyi ve hiçbir güç sahibini, sakın) Allah'a şirk koşma. Şüphesiz şirk, gerçekten büyük bir zulüm (sayılacaktır) .”
Lokman oğluna öğüt vererek şöyle konuştu: “Ey benim sevgili oğlum! Allah'ın yanı sıra, başka güçlere ilahlık yakıştırma! Bil ki, böyle düzmece ortaklık yakıştırmalar gerçekten Allah'a karşı yapılan, çok büyük bir haksızlıktır.”
Hani Lokman oğluna öğüt vererek, sorumluluklarını hatırlatarak:
“Oğulcuğum, ilâhlığında, otoritesinde, mülkünde, tasarruflarında Allah'a ortak koşma, gizli şirke düşme, başka otoriteler kabul etme. Şirk büyük bir haksızlıktır, zulümdür.” demişti.
Hani bir zaman Lokman, oğluna öğüt vererek demişti ki: "Yavrucuğum! Allah'a ortak koşma, çünkü Allah'a ortak koşmak (şirk), elbette büyük bir zulümdür."
Ve bir zaman Lokmân oğluna, kendisi ona nasîhat ederken şöyle demişti: “Ey oğulcuğum! Allah'a şirk koşma! Muhakkak ki şirk, gerçekten (pek) büyük bir zulümdür!”(1)
(1)“Evet küfür, mevcûdâtın (varlıkların) kıymetini iskāt (düşürme) ve ma‘nâsızlıkla ittihâm ettiğinden(suçladığından), bütün kâinâta karşı bir tahkīr ve mevcûdât âyinelerinde (varlıklar üzerinde görünen) cilve-i esmâyı (Allah’ın isimlerinin tecellîlerini) inkâr olduğundan, bütün esmâ-i İlâhiyeye karşı bir tezyif (aşağılama)ve mevcûdâtın vahdâniyete (Allah’ın birliğine) olan şehâdetlerini reddettiğinden, bütün mahlûkāta karşı bir tekzîb (yalanlama) olduğundan; isti‘dâd-ı insânîyi (insanın kābiliyetlerini) öyle ifsâd eder (bozar) ki, salâh(iyilik) ve hayrı kabûle liyâkati kalmaz. Hem bir zulm-i azîmdir (büyük bir zulümdür) ki, umum mahlûkātın ve bütün esmâ-i İlâhiyenin (Allah’ın isimlerinin) hukūkuna bir tecâvüzdür. İşte şu hukūkun muhâfazası ve nefs-i kâfir (kâfir olan şahıs) hayra kābiliyetsizliği, küfrün adem-i afvını (affedilmemesini) iktizâ eder (gerektirir). اِنَّ الشِّرْكَ لَظُلْمٌ عَظ۪يمٌ [Muhakkak ki şirk, gerçekten (pek) büyük bir zulümdür!] şu ma‘nâyı ifâde eder.” (Zülfikār, 10. Söz, 35)
İlyas Yorulmaz
Lokman, oğluna “Ey oğulcuğum! Sakın ola ki Allah’a ortaklar koşma. Allah’a ortak koşmak en büyük zulümdür” diye öğüt vermişti.
Hani bir zamanlar Lokman, oğluna öğüt vererek “Sevgili yavrucuğum!” demişti, “Hiç kimseyi ve hiçbir şeyi Allah’a ortak koşma! O’ndan başka hiçbir varlığa —kim olursa olsun— asla kayıtsız şartsız itaat etme! Çünkü Allah’a ortak koşmak, gerçekten de O’na karşı yapılabilecek en büyük haksızlık, affedilmesi mümkün olmayan bir adâletsizlik ve pek büyük bir zulümdür! Sevgili çocuğum, Rabbimiz buyuruyor ki:
1 Zulüm: Bir şeyi layık olduğu yerden başka bir yere koymak demektir. Allah’ın hakkını, Allah’tan başkasına vermek ve Allah’ın şerefli kıldığı insanı, Allah’ın yarattığı varlıklara ibâdet ettirerek alçaltmak, en büyük zulümdür. Çünkü bu, ilâhlığı asla lâyık olmadığı yere koymak demektir. Zîrâ Allah’tan başkasının mabut olmasına hiç bir şekilde ihtimâl bile yoktur. Zulüm ile ilgili olarak Bk. (Nisa: 40)
Muhammed Esed
Lokman, oğluna öğüt verirken şöyle konuştu: “Ey Benim sevgili oğlum! 13 Allah'tan başkasına ilahî sıfatlar yakıştırma! Bil ki, böyle [düzmece] ortaklık yakıştırmalar, gerçekten büyük bir zulümdür!
Hani Lokman oğluna öğüt verirken şöyle diyordu: “Yavrucuğum![3640] Allah’tan başkasına ilâhlık yakıştırma! Çünkü her tür ilâhlık yakıştırma gerçekten de korkunç bir zulümdür.”[3641]
Mustafa İslamoğlu Lokman Suresi 13. Ayet Açıklaması
[3640] Binlerce yıl önce gök kubbeye salınmış bu altın öğütleri ölümsüzleştiren Kur’an, adeta tüm muhataplarına, sadece Lokman’ın oğlu Ankâ değil “Hepiniz Lokman’ın çocuklarısınız” demektedir.
[3641] Sahabenin inen vahyi hayata koyma konusundaki ciddiyetini tüm çıplaklığıyla ortaya koyan olaylardan biri, bu âyet ışığında anlaşılması gereken En’âm 82 sebebiyle yaşandı. Âyet inince sahabeyi bir endişe kapladı. Allah Rasûlü’ne gelip dediler ki: “İmana zulüm karıştırmamaya hangimizin gücü yeter ki?!” Allah Rasûlü buyurdular: “Bakın, bu zulüm sizin anladığınız zulüm değildir. Lokman’ın şu sözünü işitmez misiniz?” dedi ve bu âyeti okudu (Buhari, Tefsir 6:20).
Ömer Nasuhi Bilmen
Ve yâd et o vakti ki, Lokman, oğluna nasihat ederek ona demişti ki: «Allah'a şerik koşma, şüphe yok ki, şirk elbette pek büyük bir zulümdür.»
Lokman'ın kimliği hakkındaki rivâyetlerin özeti şudur: Hz. Eyyûb'un kızkardeşinin, ya da teyzesinin oğlu Âzer soyundan Ba'ûrâ oğlu Lokman, bin yıl yaşamış, Hz. Dâvûd'a yetişip ondan bilgi öğrenmiştir. Çoğunluğun kanısına göre Lokman, peygamber değil, filozoftur. Kadî'nin aktardığı bir fıkradan Lokman'ın Ezop olması ihtimâli belirmektedir. Dâvûd, bir gün kendisine bir koyun kesmesini ve onun en tatlı yerinden iki çiğnem et getirmesini emretmiş; o da kestiği hayvanın dilini ve kalbini getirmiş. Birkaç gün sonra Dâvûd ona keseceği hayvanın en kötü tarafından iki çiğnem et getirmesini emretmiş; Lokman yine hayvanın dilini ve kalbini getirmiş ve bunun sebebini soran Dâvûd'a: "Ğ Bunlar güzel olursa en tatlı şeylerdir. Çirkin olursa en kötü şeylerdir." demiş (Envâru't-Tenzîl: 2:253). Bu fıkra, Ezop hakkında da söylenir. Marmaduke Pickthall'e göre Lokman hakkında anlatılanlar, Ezop'unkilere çok benzerlik göstermektedir (The Glorious Qur'an: 2:615) Hikmete gelince: İnsan nefsinin teorik bilgileri öğrenip, gücü oranında üstün işler yapma yeteneğini kazanmak, hikmet' tir.. Yani hikmet, nazarî bilgileri elde ettikten sonra onların gereğini uygulayıp teori ile pratiği birleştirmek ve böylece üstün amaca ulaşmaktır. Kâinâtın birtakım yasalarını keşfetmek ve bunları insanlığın yararına kullanmak da elbette hikmet'tir. Ama asıl hikmet, insanı îmâna ve Allah'a şükretmeğe götüren bilgidir. Onun için yüce Mevlâ, hikmeti şükürle beraber anmıştır. Çünkü bilgi, Allah'ın insana en büyük lutfudur. Öğrendiği bilgi ile gurura düşen insan, şeytânın yoluna girmiş olur. O bilgi de hikmet olmaktan çıkar. Bundan dolayı Allah'ın Elçisi: "Hikmetin başı Allah korkusudur!" buyurmuştur (Feydu'l-Kadîr: 2:574).
Süleymaniye Vakfı
Lokman, oğluna öğüt verirken şöyle demişti: "Oğulcuğum! Allah'a şirk koşma; şirk büyük bir yanlıştır".