Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 3545, sondan 2692. ayet; 33. sure ve Ahzab Suresinin 12. ayetidir. Ahzab Suresi 12. ayetinin kelime sayisi 13, harf sayısı 59 ve toplam ebced değeri ise 5305 olarak hesaplanmıştır. Ahzab Suresinin toplam ebced değeri 377490 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır.
Arapça Metin
واذ يقول المنافقون والذين في قلوبهم مرض ما وعدنا الله ورسولـه الا غرورا
Hendek kazılırken büyük bir kayaya rastlanmıştı, kayayı sökmeyi veya kırmayı başaramayan askerler Peygamberimiz’e başvurdular. O, üst giysisini çıkardı, kazmayı eline aldı ve üç vuruşta kayayı parçaladı. Her vuruşta “Allahü ekber” diyor ve “İran, Suriye, Yemen” gibi yerleri zikrederek ileride müslümanların gerçekleştirecekleri fetihleri bir bir müjdeliyordu. Bu müjdeyi işiten yahudiler ve münafıklar ise “Biz korkudan helâya gidemezken o bize İran ve Bizans’ın hazinelerini müjdeliyor, bu aldatmadan başka bir şey değil” demişlerdi (Nesâî, “Cihâd”, 42; Kurtubî, XIV, 130).
Bu gruptaki âyetlerde münafıkların ortak karakteri, sözlerinden ve davranışlarından örnekler verilerek açıklanmaktadır: Bunlar söz verirler ama yerine getirmezler; fitne fesat fırsatı çıkınca ev bark aile düşünmeden o fırsatı değerlendirmeye koşarlar; hizmet gerektiğinde ise türlü bahaneler ileri sürerek izin almak isterler; sûret-i haktan görünerek müslümanların moralini bozarlar; çoluk çocuklarını, evlerinin tehlikede olduğunu hatırlatarak savaş alanından çekilmeyi tavsiye ederler; korkunun ölüme faydası olmadığı halde inançsızlıkları sebebiyle savaşmaktan ve ölümden fazlaca korkarlar, korku ortamı geçip zafer kazanılınca da bu sonuçta kendilerinin de payı varmış gibi konuşmaya ve hak talep etmeye kalkışırlar.
Mehmet Okuyan
Hani münafıklar ile kalplerinde hastalık bulunanlar “(Meğer) Allah ve Elçisi bize aldatmadan başka bir vaatte bulunmamışlar!” diyorlardı.
1- Allah ve Resûl'ünün zafer sözü bir aldatmacaymış.
Ahmet Akgül
O sırada münafıklar ve kalbinde maraz olanlar: “Allah ve Resulü bizi boş ve imkânsız (zafer ve ganimet) va’adleriyle (oyalayıp aldatıyorlar) ” diyerek (fesatlık yapmış ve kafaları karıştırmışlardı).
Münafıklar ve kalpleri hastalıklı olanlar, birbirlerine Allah ve elçisi, bizi sadece boş vaatlerde bulunmak suretiyle aldatmaktalar, dedikleri zamanki durumu hatırla!
O zaman müslüman görünerek İslâm'a karşı gizli eylem planları ve eylem yapan münafıklar ile, kalpleri kararmış, aklından zoru olan hasta ruhlular:
“Meğer Allah ve Rasûlü bize sadece kuru vaatlerde bulunmuşlar!” diyorlardı.
12.Beyhaki`nin Delail`inde yer alan bir rivayetten anlaşıldığına göre Hendek savaşında Mekke`nin etrafına hendek kazılırken büyük bir taş ortaya çıkmış, Resulullah (a.s.) levye ile onu kırarken her vuruşta taştan geniş bir alanı aydınlatan ışık çıkmış ve her keresinde Resulullah (a.s.) ve ashabı tekbir getirmişlerdir. Daha sonra Resulullah (a.s.) çıkan ışıklarla birincide İran saraylarını, ikincide Bizans saraylarını, üçüncüde de Yemen saraylarını gördüğünü Cibril (a.s.)`in ümmetinin buraları fethedeceklerini kendisine haber verdiğini bildirmiştir. Bu sözleri duyan münâfıklar ve imanları zayıf olanlar da: "Şunun söylediklerine hayret etmiyor musunuz? Size boş şeyler vaad ediyor ve kuru ümitler veriyor. Size Yesrib`den (Medine`den) Bizans saraylarını ve Kisra`nın şehirlerini gördüğünü ve buraların sizin için fethedileceğini ileri sürüyor. Oysa siz müşrik topluluklarına karşı hendek kazıyorsunuz. Karşılarına çıkacak gücünüz bile yok" dediler. Bunun üzerine Yüce Allah bu ayeti kerimesini indirdi.Mana yönünden buna benzeyen bir rivayeti de Cuveybir Abdullah bin Abbas (r.a.)`tan nakletmiştir. Bu rivayette bu sözleri söyleyenlerin isimleri de veriliyor.
Ali Bulaç
Hani, münafıklar ve kalplerinde hastalık bulunanlar: 'Allah ve Resulü, bize boş bir aldanıştan başka bir şey vadetmedi' diyorlardı.
Hatırlayın ki, münafıklar ve kalplerinde hastalık olanlar: Allah ve Resulü, aldatmaktan başka hiçbir şey bize vaadetmediler. Va’dleri boş çıktı. diyorlardı.
Rivayete göre, onlardan biri, «Muhammed hem bize İran ve Bizans’ın fethini vadediyor, hem de biz korkumuzdan meydana çıkamayıp hendek kazıyoruz» demişti.
Edip Yüksel
İkiyüzlüler ve kalplerinde hastalık bulunan kimseler, "ALLAH'ın ve elçisinin bize verdiği söz boş bir hayalden başka bir şey değilmiş!" diyorlardı.
Peygmaberin sahabesi (arkadaşı) olan herkesi kutsayan bir görüş egemendir Sünni literatürde. Sunni kaynaklar, sahabeyi, "müslüman olarak Peygamberle görüşmüş kişi" diye tanımlar. "Sahabelerim yıldızlar gibidir; hangisini izleseniz doğru yolu bulursunuz" gibi nice uydurma hadislere kanan müşrik bir şair "sahabenin atının burnundaki toz" kadar bile olmadığını yazmıştı bir zamanlar. Halbuki, sahabelerin içinde birçok sahtekar ve münafık da vardı. Peygamber bunların bir kısmını zorluk anında tanıdıysa da bunların isimleri ilan edilmedi. Nitekim, Muhammed Peygameberin vefatından kısa süre sonra, Kuran'ın mesajını terkeden, cahiliyye dönemi hastalıklarını hortlatan, kabilecilik ve liderlik ihtiraslarıyla müminleri boğazlayan partilerin önsaflarında binlerce sahabe vardı. Münafık sahabelerin uydurduğu hadisleri "sahih" diye yutturabilmek için tüm sahabeleri kutsayıcı hadisler uyduruldu. Halbuki, inkarcılar dahil, Peygamberin tüm çağdaşları "sahabe" olarak tanımlanır Kuran'da (34:46; 53:2; 81:22). Kuran'ı dinleyen mi var?
Elmalılı Hamdi Yazır
O vakit münâfıklar ve kalblerinde bir hastalık bulunanlar: "Allah ve Resulü bize bir aldanıştan başka bir vaad yapmamış." diyorlardı.
O zaman münâfıklarla(2) kalblerinde bir hastalık (i'tikad zayıflığı) bulunanlar ise: “Allah ve Resûlü bize sâdece boş bir va'dde bulunmuş!” diyorlardı.(3)
(2)“Kur’ân’ın, münâfıkların şahıslarını ta‘yîn etmeyerek (belirlemeyerek), umum bir sıfatla, onlara işâret etmesi, Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm’ın siyâsetine daha münâsibdir. Zîrâ münâfıkların şahıslarının ta‘yîni ile kabâhatleri yüzlerine vurulsa idi, mü’minler, nefsin desîsesiyle (hîlesiyle) vesveseye düşerlerdi. Hâlbuki, vesvese havfa (korkuya), havf riyâya (gösterişe), riyâ nifâka müncer olur (döner). Ve kezâ eğer Kur’ân onları ta‘yîn ile takbîh etse (kötülese) idi; Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm mütereddiddir(kararsızdır); etbâına (kendine tâbi‘ olanlara) emniyeti yoktur denilecekti. Ve kezâ bazen kötülük ifşâ edilmese (duyurulmasa) tedrîcen (yavaş-yavaş) zâil olması (geçmesi) ihtimâli vardır. Fakat teşhîr edildiği takdirde, kötülüğü yapan kimsenin hiddetini tahrîk eder. Fenâlığı daha fazla yapmasına bâis (sebeb) olur.” (İşârâtü’l-İ‘câz, 77)(3)Rivâyete göre, münâfıklardan biri: “Muhammed bize bir yandan Roma ve Îran’ın fethini va‘d ediyor, diğer yandan da biz korkumuzdan meydana çıkamayıp, hendek kazıyoruz” demişti. (Nesefî, c. 3, 433)
İlyas Yorulmaz
İkiyüzlüler ve kalplerinde hastalık olanlar “Allah ve Elçisinin vaat ettikleri yalnızca bir aldatmacadan ibarettir” demişlerdi.
Hani, münafıklar ve kalblerinde za/f-ı iman hastalığı bulunanlar «— Allah ve peygamberinin nusrat ve muzafferiyet hususundaki vaadi bizi aldatmadan başka bir şey değildir» demişlerdi.
Hani, içten içe İslâm’ı inkâr eden münâfıklar ve kalplerinde hastalık bulunan zayıf imanlı kimseler, “Artık bizi kimse kurtaramaz! Demek Allah ve Elçisinin bize verdiği sözler aldatmacadan başka bir şey değilmiş!” diyorlardı.
1 Muattib b. Kuşeyr: “Biz korkudan tuvalete gidemezken Muhammed bize Kisrâ’nın ve Kayser’in hazinelerini vâdediyor, bu boş bir vaattir.” demişti.
Muhammed Esed
Ve ikiyüzlüler ile kalpleri hastalıklı olanların 16 [birbirlerine], “Allah ve Elçisi bize sadece boş vaadlerde bulunmaktalar” dedikleri zaman[ki durumu hatırla!] 17
O anda inanmadığı halde inanmış gibi görünen ikiyüzlü münafıklar ve kalplerinde iman zafiyeti bulunanlar: “Allah’ın ve Elçi’sinin bize vaat ettiği zafer bir yalan ve aldatmacadan ibaretmiş” diyorlardı. 3/166...168, 4/161...166
Mustafa İslamoğlu Ahzab Suresi 12. Ayet Açıklaması
[3732] Bu zümre ile ilgili genel bir okuma için bkz: 74:31, not 24.
[3733] Bu âyet şu olayla birlikte düşünüldüğünde daha iyi anlaşılır: Hendekler kazılırken Selman ve Huzeyfe’nin de aralarında bulunduğu gurup kendi paylarına düşen yerde hendek kazarken bir kaya çıkmıştı. Tüm çabaları sonuçsuz kalmış, kaya değil balyoz kırılmıştı. Allah Rasûlü’ne durum haber verildi. Olay yerine gelerek balyozu aldı ve kayaya vurdu. Her vuruşta kayanın bir parçası kopuyor ve kıvılcımlar saçılıyordu. Rasulullah o kıvılcımlara işaretle Pers, Bizans ve Yemen saraylarının ümmetinin eline geçeceğini müjdeliyordu. İşte içinde bulunulan zor zamanla bu müjde arasında makul bir bağlantı kuramayan hasta kalpliler, bunu “boş vaad” olarak gördüler.
Ömer Nasuhi Bilmen
Ve o vakit münafıklar ve kalplerinde bir hastalık bulunanlar diyordu ki, «Allah ve Resûlü bize bir aldatıştan başka vaadetmiş olmadı».
Hani münafıklar ve kalplerinde hastalık (iman zayıflığı) olanlar: “Allah ve Resulünün bize zafer vâd etmesi, meğer bizi aldatmak içinmiş! ” diyorlardı.
Abdullah İbn Übey gibi münafıklar: “Muhammed bize İran ve Bizans’ı fethedeceğimizi vaad ediyordu. Şimdi ise, korkusundan hendek kazdırıyor” gibi fısıltılar yayıyorlardı.
Süleyman Ateş
Münafıklar ve kalblerinde hastalık bulunan kimseler: "Allah ve Resulü bize sadece boş vaadlerde bulundu." diyordu.