Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 3608, sondan 2629. ayet; 34. sure ve Sebe' Suresinin 2. ayetidir. Sebe' Suresi 2. ayetinin kelime sayisi 18, harf sayısı 68 ve toplam ebced değeri ise 4728 olarak hesaplanmıştır. Sebe' Suresinin toplam ebced değeri 254246 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır.
Arapça Metin
يعلم ما يلج في الارض وما يخرج منها وما ينزل من السماء وما يعرج فيها وهو الرحيم الغفور
İlk âyette yüce Allah’ın ilmiyle ilgili bir tasvire yer verilmiştir. Bu tasvire göre insanın yakın çevresinde mevcut bulunan veya olup biten maddî ve mânevî, açık ve gizli bütün varlık ve olaylar Allah Teâlâ’nın bilgisi dahilindedir (Taberî, XXII, 59; İbn Atıyye, IV, 404). Şu halde O’ndan başkasına kulluk etmek insana yaraşmaz. “Ona yükselen” anlamına gelen cümlede “ilâ” değil “fî” edatının kullanılmasındaki incelik şöyle açıklanır: İlâ “sona ulaşma”yı, fî ise “içine girip nüfuz etme”yi ifade eder. 3. âyette Allah’ın –insanın kendi imkânlarıyla bilgisine ulaşamayacağı bir alan olan– gaybı da bildiği, evrendeki bütün varlık ve olayların en küçük ayrıntısına kadar açık bir kitapta kayıtlı olduğu belirtilmektedir. Müfessirlerin çoğuna göre bu kitaptan maksat levh-i mahfûzdur. Bunu şöyle anlamak da mümkündür: Gerek duyular âlemine dahil gerekse bunun ötesindeki her şey bütün ayrıntılarıyla Allah tarafından bilinmektedir (ayrıca bk. En‘âm 6:59).
İnkârcıların insanların yapıp ettiklerinden hesaba çekilecekleri bir günün gelmeyeceği yönündeki iddiası, evrenin sonsuz olduğu, sadece değişebileceği ama asla yok olmayacağı fikrini içerir ki bu iddia aynı zamanda insanın varlığını anlamsız ve değersiz kabul etme mânasına gelir. Bazı tefsirlerde, âyette genel bir ifadeyle inkârcılara atfedilen bu sözün Ebû Süfyân tarafından söylendiğine dair bir rivayete yer verilir. Bu rivayete göre bir gün Ebû Süfyân, “Ne gelecek bir son saat var, ne kıyamet var, ne de haşir var” diyerek –en büyük putlardan– Lât ve Uzzâ’nın adı üzerine yemin etmişti. Bunun üzerine Cenâb-ı Allah peygamberine, onun da aksi yönde yemin etmesini buyurdu (İbn Atıyye, IV, 405).
Gayb, Allah’ın, yarattıklarından gizli tuttuğu hususlar demektir (bilgi için bk. Bakara 2:3; Mâide 5:94-96). Burada Cenâb-ı Allah’ın kendisini “gaybı bilen” şeklinde nitelemesi, kıyametin mutlaka kopacağını fakat zamanını sadece kendisinin bildiğini vurgulama amacı taşımaktadır (Taberî, XXII, 61). Elmalılı, bunun yanı sıra burada, bedenleri çürüyüp darmadağın olmuş insanların yeniden diriltilmesini imkânsız görenlere cevap verme tarzında bir mâna inceliğinin de bulunduğunu belirtir (VI, 3943).
Mehmet Okuyan
Yerin içine gireni ve ondan çıkanı, gökten ineni ve oraya yükseleni bilir. O, çok merhametlidir; çok bağışlayandır.
(Allah) Yerin içine gireni, ondan çıkanı (bütün tohumları ve yeşeren tomurcukları) ; gökten ineni ve oraya çıkanı (Melekleri, çeşitli enerjileri, hassas dengeleri, dua ve dilekleri, hepsini tek tek) bilir. O, Esirgeyendir, Bağışlayandır.
Yerin dibine gireni, yerden çıkanı, gökten ineni, gökte yükseleni O bilir. O engin merhamet sahibidir, her şeyi koruma kalkanına alır, çok bağışlayıcıdır.
O, yere gireni ve yerden çıkanı, gökten ineni ve göğe yükseleni (ne olursa olsun) hep bilir. O, Rahîm'dir= çok merhametlidir, Gafûr'dur= çok bağışlayıcıdır.
O Allah, toprağın içine giren, oradan çıkan, gökten inen, göğe çıkan her şeyi bilir. O, sonsuz rahmet ve mağfiret sahibidir. [O’nun bu sıfatları, ahiret hayatının olmasını gerektirirler. Yoksa eğer ahiret olmazsa, rahmet rahmetlikten çıkar.]
“Toprağa giren ve ondan çıkan, gökten inen ve ona yükselen” söylemini farklı şekillerde düşünebiliriz. Toprağa giren tohumların nebatat olarak geri dönmesi, nebatatın tekrar toprağa dönerek kömür ve petrol gibi yeraltı maden zenginliklerine dönüşmesi; öldükten sonra insan ve hayvan cesetlerinin çürüyüp başka canlılar için beslenme kaynağı olması, başka canlıların da insana ve hayvana hizmet etmesi; yere giren yağmurun, nehirlerde akan, denizlerde biriken suyun buharlaşarak gökyüzüne çıkması ve oradan da tekrar rahmet olarak arza inmesi, böylece yeryüzünün neşv-ü nema bulması; İlahi vahyin semadan gelmesi ve bu yolla olgunlaşan insanın yüce yaratıcısına dua etmesi ve yapılan bu duaların Allah’a ulaşması…bütün bunlar Allah’ın ilmi dahilindedir.
Diyanet İşleri (Eski)
Yere gireni ve oradan çıkanı, gökten ineni ve oraya yükseleni bilir. O, merhametlidir, mağfiret sahibidir.
Yere ne giriyor ve ondan ne çıkıyorsa, gökten ne iniyor ve onda ne yükseliyorsa, (O)bilir. Ve O, Rahîm (çok merhamet eden)dir, Gafûr (çok bağışlayan)dır.
Allah, yerin içine giren bütün varlıkları; akan suları, süzülen damlaları, atılan taneleri, gömülen cesetleri, ekilen tohumları, gizlenen böcekleri, madenleri, doğalgazı, kömürleri, elmasları, tarihi kalıntıları, fosilleri ve oradan çıkan her şeyi; mezarlarından çıkan cesetleri, fışkıran pınarları, yeşeren filizleri, patlayan volkanları bilir ve aynı şekilde, gökten inen rızıkları, yağan yağmurları, gönderilen vahiyleri, rahmeti ve azâbı; çakan şimşekleri, düşen yıldırımları, yansıyan ışınları, kayan göktaşlarını ve oraya yükselen her şeyi; duâları, yakarışları, ruhları, melekleri; buharları, gazları, bulutları, ses dalgalarını, soğukluğu, sıcaklığı bilir. O, çok bağışlayıcıdır, sonsuz merhamet sahibidir. Hal böyleyken:
Çünkü O, toprağa giren, topraktan çıkan, gökten inen ve göğe yükselen ne varsa hepsini bilir. O’dur sonsuz rahmet kaynağı ve eşsiz bağışlayıcı olan. 10/31, 32/5, 57/4
Toprağa giren ve oradan çıkan her şeyi, yine gökten inen ve göğe yükselen her şeyi O bilir;[3805] ne ki tarifsiz bağışlayan da, eşsiz merhametiyle muamele eden de, yine O’dur.
[3805] “İnen” ve “çıkan”, maddî-mânevî bir çokşeyi kapsar: yağmur-filiz, vahiy-dua, nüzul-miraç, melek-ruh, gazap-isyan, akıbet-eylem… Âyetin devamı, bu son iki şıkkı teyit eder.
Ömer Nasuhi Bilmen
Yere ne giriyor ve ondan ne çıkıyor ve gökten ne iniyor ve onda ne yükseliyor, hepsini de bilir, ve o rahîmdir, gafûrdur.
Yere giren ve oradan çıkan, gökten inen ve oraya yükselen ne varsa O, hepsini bilir. O rahîmdir, gafurdur (merhamet ve ihsanı boldur, çok affedicidir).
Bilür [yir] içine giren nesneleri ve andan çıḳan nesneleri daḫı. Bilür gökler‐den inen nesneleri daḫı ve aña aġan nesneleri daḫı. Daḫı ol raḥmet idicidür, yazuḳlar baġışlayıcıdur.