Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 3642, sondan 2595. ayet; 34. sure ve Sebe' Suresinin 36. ayetidir. Sebe' Suresi 36. ayetinin kelime sayisi 13, harf sayısı 49 ve toplam ebced değeri ise 2770 olarak hesaplanmıştır. Sebe' Suresinin toplam ebced değeri 254246 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır.
Arapça Metin
قل ان ربي يبسط الرزق لمن يشاء ويقدر ولكن اكثر الناس لا يعلمون
Her toplumda görülen sefahata dalmış varlıklı şımarık kesimin ilâhî bildirimler karşısında ortaya koyduğu çarpık mantığın ve küstah tavrın tasvir edildiği bu âyetlerde, rızkın asıl sahibi Allah Teâlâ olduğu halde bazı insanların yine O’nun verdiği imkânlara dayanarak O’na karşı direnmeye ve baş kaldırmaya çalışmasının tutarsızlığına dikkat çekilmektedir. Şayet onların gerekçeleri sağlıklı olsaydı o zaman insanlığın bütün imkânların paylaşımını kendi tercihlerine göre düzenleyebilmesi gerekirdi. Oysa bu hiçbir zaman gerçekleştirilememiştir (bk. Rûm 30:37).
Mehmet Okuyan
De ki: “Rabbim rızkı dilediğine (layık olana) açarak (bol) da verir, kısarak (dar) da verir fakat insanların çoğu bilmezler.”
(Ey Resulüm!) De ki: "Şüphesiz Benim Rabbim rızkı dilediğine genişletir-yayar ve (istediğinde de) kısıp daraltır. Ancak insanların çoğu (gerçekleri ve başlarına gelecekleri) bilmeyen (cahil kesimidir) ."
De ki: Rabbim dilediğine mal ve evladı çokça verir, dilediğine de az verir. Fakat insanların çoğu, bunun hikmetini bilmezler ve sanırlar ki, mal ve evlat çokluğu, şeref ve büyüklük sebebidir.
“Rabbim sünnetine, düzeninin yasalarına uygun olarak, iradesinin tecellisine tâbi, akıllı ve sorumlu kimselere bol rızık ve servet verir. Dilediğine de ölçüyle kısarak verir. Fakat insanların çoğu bilmezler.” de.
Allah’ın, kullarına farklı oranlarda rızık vermesi, tamamen O’nun seçimi ve takdiriyle alakalı bir durumdur. Bu konuda bizim söyleyebilecek hiçbir sözümüz yoktur. Kişinin entelektüel seviyesi, kültürü, eğitimi, bilgisi, tecrübesi, mahareti, zekâsı, çalışkanlığı hangi seviyede olursa olsun Allah takdir etmedikçe -toplum diliyle- zengin olamaz. Eğer bir insana Allah bol rızık takdir etmişse, – aptal da olsa- ona da kimse mâni olamaz. Bu demek değildir ki nasıl olsa Allah’ın takdir ettiği tecelli edecek, o halde insan yan gelip yatsın. Elbette ki insan sürekli çalışmalı, araştırmalı, buluş yapmalı, üretmeli, yetiştirmeli, istihdam sağlamalı ama bütün bunların karşılığını almada işi Allah’ın takdirine bırakmalıdır. Kişi çok kazanıyor diye şımarmamalı, yoldan çıkmamalı, aslını inkâr etmemeli, geçmişini unutmamalı, nimeti kendinden bilmemeli, Allah’a vefasızlık etmemeli, insanları küçük görmemeli. Yine kişi zengin olamıyor, çok kazanamıyor, modern evlerde yaşayamıyor, lüks arabalar binemiyor, yazlıklar kışlıklar alamıyor, çocuklarını özel okullarda okutamıyor, uzun soluklu tatillere çıkamıyor diye de kahrolmamalı. Zira hayat sadece dünyadan ibaret değildir. Allah isterse, kırk sene çalıştırır bir yıllık verir, isterse bir yıl çalıştırır kırk yıllık verir. Bazen de kırk yılda verdiğini bir ayda belki bir anda geri alır.Ama her çalışana geçimini temin edecek kadar rızık mutlaka verir. Biz Allah’a neden böyle yapıyorsun diye de soramayız. Allah öyle takdir ediyorsa vardır onda bir hikmet ve hayır. “… Bazen hoşunuza gitmeyen bir şey sizin için iyi, hoşunuza giden bir şey de hakkınızda kötü olabilir. (Hakkınızda neyin hayır neyin şer olacağını) Allah bilir, siz bilemezsiniz. (Bakara 2:216) Durum böyledir diye zenginliği ve yoksulluğu, asla Allah’ın lütfunun veya cezasının bir işareti olarak görmemek gerekir.
Diyanet İşleri (Eski)
De ki: "Şüphesiz Rabbim rızkı dilediğine genişletir ve bir ölçüye göre verir, fakat insanların çoğu bilmezler."
(1)“Evet, en parlak bir mu‘cize-i san‘at-ı Samedâniye (Allah’ın san‘atının mu‘cizesi) ve bir hârika-i hikmet-i Rabbâniye (Allah’ın bir hikmet hârikası) olan hayâtı kim vermiş, yapmış ise; rızıkla o hayâtı besleyen ve idâme eden (devâm ettiren) de O’dur. O’ndan başka olmaz. Delil mi istersin? En zayıf, en aptal hayvan, en iyi beslenir, -meyve kurtları ve balıklar gibi- en âciz, en nâzik mahlûk, en iyi rızkı o yer -çocuklar ve yavrular gibi-. Evet, vâsıta-i rızk-ı helâl (helâl rızık vâsıtası), iktidar ve ihtiyâr (istemek) ile olmadığını; belki, acz ve za‘f ile olduğunu anlamak için balıklar ile tilkileri, yavrular ile canavarları, ağaçlar ile hayvanları müvâzene etmek(kıyaslamak) kâfîdir.” (Sözler, 5. Söz, 12)“Cenâb-ı Hakk’ın verdiği ni‘metleri söyleyip i‘lân ve tahdîs-i ni‘met etmek (ni‘meti, şükür kasdıyla anlatmak)bazen gurûra ve kibire müncer olur (varır). Tevâzu‘ kasdıyla da o ni‘metleri ketmetmek (gizlemek) iyi değildir. Binâenaleyh ifrat ve tefritten (aşırı ileri gitmek ve aşırı geri kalmaktan) kurtulmak için istikāmet mîzânına(terâzisine) mürâcaat edilmeli. Şöyle ki: Her bir ni‘metin iki vechi (yönü) vardır. Bir vechi insana âiddir ki, insanı tezyîn eder (süsler). Medâr-ı lezzeti (lezzet alma sebebi) olur. Halk içinde temâyüze (görünmeye) sebeb olur. Mûcib-i fahr (gurur vesîlesi) olur. Sarhoş olur. Mâlik-i Hakīkī’yi (mülkün asıl sâhibini) unutur. En nihâyet kibir ve gurur kuyusuna düşürtür. İkinci vecih ise, in‘âm edene (ni‘met verene) bakar ki; in‘âm edenin keremini izhâr (ikrâm ediciliğini gösterir), derece-i rahmetini i‘lân, in‘âmını ifşâ (eder, açıklar), esmâsına (Allah’ınisimlerine) şehâdet eder.” (Mesnevî-i Nûriye, Şemme, 203)
İlyas Yorulmaz
Deki “Rabbim rızkı dilediğine bol verip yayar, dilediğinin rızkını da kısar.” Ancak insanların çoğu bunları bilmiyor.
Onlara de ki: “Bakın, belli bir hikmete uygun olarak dilediğine sınırsız nîmetler bahşeden ve dilediğinin rızkını yeterince veren,ancak Rabb’imdir. Bundan dolayı kibirlenmeye hakkınız yoktur. Fakat insanların çoğu, gerçek üstünlük ölçüsünün ancak ahlâk, dürüstlük ve erdemlilik olduğunu bilmezler.
De ki: "Rabbim dilediğine rızkı yayar ve (dilediğine) kısar; fakat insanların çoğu bilmezler, (sanırlar ki mal ve evlad çokluğu şeref ve büyüklük sebebidir.)"