Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 3691, sondan 2546. ayet; 35. sure ve Fâtır Suresinin 31. ayetidir. Fâtır Suresi 31. ayetinin kelime sayisi 16, harf sayısı 66 ve toplam ebced değeri ise 3320 olarak hesaplanmıştır. Fâtır Suresinin toplam ebced değeri 244606 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır.
Arapça Metin
والـذي اوحينا اليك من الكتاب هو الحق مصدقا لما بين يديه ان الله بعباده لخبير بصير
(Ey Muhammed!) Sana vahyettiğimiz kitap (Kur’an), kendinden öncekini tasdik eden hak kitaptır. Şüphesiz Allah (kullarından) hakkıyla haberdardır. Onları hakkıyla görür.
İlk âyette Kur’an’ın kendinden önceki ilâhî kitapların aslî durumlarını onaylayan ve Allah katından geldiğinde kuşku bulunmayan bir kitap olduğu belirtilmektedir (bu konuda bilgi için bk. Âl-i İmrân 3:3-4).
Müfessirlerin çoğunluğu 32. âyette geçen “kitap”tan maksadın Kur’an-ı Kerîm ve “mirasçı kılınanlar”dan maksadın da müminler olduğu kanaatindedirler. Buna göre âyette zikri geçen üç grup insan da hep müminler olmaktadır. Allah’ın, kendilerine peygamberler aracılığı ile kitabını göndermek için seçtiği kulların tamamı ondan eşit derecede yararlanmış değillerdir. Râzî, bu yoruma göre âyette belirtilen üç mertebe için yapılmış izahları aktardıktan sonra kendi tercihini şöyle açıklar: Birinci gruptakiler, Allah’ın buyruklarını terkedip yasaklarını işleyenlerdir. Bunlar “bir işi yerli yerince yapmayan” kimseler oldukları için (meâlde “kendine kötülük eder” diye çevrilen) zalim kelimesiyle ifade edilmiştir. “Orta bir durumdadır” (muktesıd) diye söz edilenler, –sonuç almada tam başarılı olmasalar da– ilâhî buyruklara karşı gelmemek için çaba harcayanlardır. “Allah’ın izniyle hayır işlerinde yarışır” (sâbık bi’l-hayrât) diye anılanlar ise hem belirtilen çabayı harcayan hem de Allah’ın izniyle bunu başaranlardır. Taberî de mirasçı kılınanlar ile müminlerin kastedildiği kanaatini taşımaktadır, fakat kitap ile ilgili yorumlar arasından tercih ettiği şudur: Burada Kur’an’dan önceki ilâhî kitaplar kastedilmektedir; nitekim müslümanlar onlara inanmayı da iman esaslarından sayarlar. Âyetin sonundaki “büyük lutuf” da, “kitaba mirasçı kılma, hayır işlerinde yarışma veya Allah’ın buna muvaffak kılması” mânalarıyla açıklanmıştır (diğer yorumlarla birlikte bk. XXVI, 24-26; Taberî, XXII, 133-137; Zemahşerî, III, 275-276; Şevkânî, IV, 400).
Mehmet Okuyan
Sana vahyettiğimiz kitap, kendinden önceki (kitapların aslı)nı doğrulayan gerçektir. Şüphesiz ki Allah kullarından haberdardır, görendir.
Kendinden öncekileri (geçmiş peygamberleri ve onlara gelen İlahi kitapların orijinal halini) doğrulayıcı olarak, (şimdi) Sana Kitap'tan vahyettiğimiz (bu Kur’an ayetleri) ; gerçeğin ta kendisi olan HAKK’tır. Şüphesiz Allah, elbette (her şeyden) Haberdardır, Görendir.
Ve şunu bil ki, sana vahyettiğimiz ilâhî kelam, geçmiş vahiylerin tümünü tasdik eden bir gerçektir. Şüphesiz Allah, kullarının ihtiyaçlarından tamamen haberdardır ve herşeyi görendir.
Sana vahyettiğimiz Kur'ân'ın içinde, önceki semavî kitaplara ait geçerli hükümleri tasdik eden bazı bölümler de, gerekçeli, hikmete dayalı, toplumda hakça düzeni gerçekleştirecek hak kitap Kur'ân'ın bölümleridir. Allah elbet kullarının her halinden haberdardır. O her şeyi bilir, görür.
Sana Kitap'tan kendinden öncekileri doğrulayıcı olarak vahyettiğimiz gerçeğin kendisidir. Şüphesiz Allah kullarından haberdardır, (onları) görmektedir.
(Ey Rasûlüm), sana vahy ettiğimiz kitab (Kur'an) hakdır; kendisinden önce gelen kitabları (tevhid ve bazı hükümler bakımından) tasdik eder. Şüphe yok ki, Allah kullarının bütün hallerinden haberdardır, her şeyi görendir.
Sana vahyettiğimiz kitap, kendisinden önceki vahiyleri tasdik edici olarak gelen gerçeğin ta kendisidir. Şüphesiz Allah, kullarından çok iyi haberdardır, onları çok iyi görendir. (İnsanların vahiy hakikatlerine nasıl muhtaç olduklarını gören ve bilendir.)
(Ey Muhammed!) Kitaplar içinde o sana vahyettiğimiz ilahi kelam, önceki vahiylerden kendisine kadar ulaşmış olanları doğrulayan hakikatin ta kendisidir. Muhakkak ki, Allah kullarından haberdardır, her şeyi görüp gözetendir.
Kitaplar içinde sana vahyettiğimiz kitap da kendinden öncekileri tasdik edici olmak üzere bir haktır. Şüphe yok ki, Allah, kullarının bütün hallerinden haberdardır ve her şeyi görendir.
Kitablar içinde o sana vahyeylediğimiz kitab da önündekileri musaddık olmak üzere hak, ancak odur, her halde Allah, kullarına habîr bir basîr bulunuyor
(Habîbim) sana kendisinden öncekilerin doğrusunu meydana çıkarmak üzere vahyetdiğimiz kitâb hakıykatın ta kendisidir. Herhalde Allah kullarının (bütün hallerinden) hakkıyle haberdârdır, (her şey'i) hakkıyle görendir.
(Ey Resûlüm!) Sana vahyettiğimiz Kitab, kendisinden öncekileri tasdîk edici olmak üzere gerçekten o hak olan (Kur'ân)dır. Şübhesiz ki Allah, kullarından elbette hakkıyla haberdardır, (onları) hakkıyla görendir.
Ey Peygamber! Sana gönderdiğimiz bu Kitap, kendisinden önceki kitapları onaylayan gerçeğin ta kendisidir. Şüphesiz Allah, kullarının tüm yaptıklarından haberdardır ve onları dâimâ görmektedir.
Sana vahyettiğimiz şu kitap, kendisinden önceki kitaplardan (elde olanları) doğrultucu, tek gerçektir.1 Allah, kullarından kesinlikle haberdardır, hakkıyla görendir.
1 Şu anda elimizde bulunan Zebûr, Tevrât ve İnciller, Peygamberlerine gelen kitaplar değil, sonradan uydurulmuş kitaplardır. Bunlar için ancak, “Zebur, Tevrât ve İncil olduğu iddiâ edilen kitaplar” demek mümkündür. Bunların içerisinde bir kısım hakikatlerin bulunması da hiç önemli değildir. Zîrâ bunların içerisinde bulunması gereken hakikatler, zâten Kur’an’-la tekrar gönderilmiştir. “Doğrultucu” ifâdesini “onaylayan” anlamında anlamamak gerekir. Zîrâ Kur’an bozulan bu kitapların doğrusunu söylemek üzere gönderilmiştir. Hattâ bu kitaplar, “Hak kitap” olarak kalsaydı Kur’an’ın gönderilmesine ihtiyaç bile olmazdı. Kim gerçek Zebûr, Tevrât ve İncil’i okumak isterse ona Kur’an yeter. Bu uydurma kitapların Kur’an’ın yerini tutamayacağını anlayan toplum mühendislerinin icat ettikleri ve “Kur’an gibi veya Kur’an’ın nuru olduğunu” iddia ettikleri kitaplar da asla Kur’an değildir ve bunlara itibar etmek Tevrat, Zebur ve İncil olduğu iddia edilen kitaplara uymakla aynıdır.
Muhammed Esed
Ve [şunu bil ki,] sana vahyettiğimiz ilahî kelâm, geçmiş vahiylerden bugüne kalmış ne varsa tümünü 21 tasdik eden bir hakikattir; şüphesiz Allah kulları[nın ihtiyaçları]ndan tamamen haberdardır ve her şeyi gö-rendir.
Sana vahiy ettiğimiz bu kitap/Kuran, kendinden önceki vahiyleri tasdik eden hakkın ta kendisidir. Elbette Allah, kullarının her halinden haberdardır, onları görmektedir. 12/111, 5/48
Sana vahyettiğimiz ilâhî kelâm,[3911] önceki vahiylerden kendisine kadar ulaşmış olanları doğrulayan hakikatin ta kendisidir.[3912] Elbette Allah kullarının (gidişatından) bire bir haberdardır, her şeyi görmektedir.
Mustafa İslamoğlu Fâtır Suresi 31. Ayet Açıklaması
[3911] Âyetin başındaki ellezi ilgi zamirinin canlı özneler için kullanıldığı göz önüne alınırsa, bununla muhatabın Kur’an’a canlı bir özne gibi bakmasının, tasavvur ve aklını onun inşâsına açmasının amaçlandığı sonucu çıkar.
[3912] Mâ beyne yedeyh ibaresini “önündekiler” olarak çevirmek, lafız olarak doğru olsa da mana olarak yeterli değildir ve meal okurunu riske atar. Zira Kur’an “önündekileri” tümüyle onaylamaz. Onayladığı, onların içinde önceki vahiylere ait olup da, “Kur’an’ın iniş zamanına kadar ulaşan” kısımlardır. Gerçek vahye ait olanı, olmayandan ayırt etmek için kullanılacak mihenk taşı da Kur’an’dır: “ve onların doğrusunu yanlışından ayırt edici olarak gönderdik” (5:48).
Ömer Nasuhi Bilmen
Ve sana kitaptan vahyettiğimiz, kendisinden evvelkileri tasdik edici olarak haktır. Şüphe yok ki, Allah kullarından tamamıyla haberdardır ve (her şeyi) görücüdür.
İlahî kitaplar içinde sana vahyettiğimiz bu kitap da, daha önceki kitapları tasdik eden ve gerçeğin ta kendisi olan bir kitaptır. Allah kullarının bütün yaptıklarından haberdar olup onları görmektedir.
Sana indirdiğimiz bu kitap tümüyle gerçeklerden oluşur ve öncekileri kendine olanla tasdik eder. Elbette Allah, kullarının içini bilir ve onları görür.