Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 3713, sondan 2524. ayet; 36. sure ve Yâsîn Suresinin 8. ayetidir. Yâsîn Suresi 8. ayetinin kelime sayisi 10, harf sayısı 45 ve toplam ebced değeri ise 3014 olarak hesaplanmıştır. Yâsîn Suresinin toplam ebced değeri 217134 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır. Bu sure يس hurufu mukatta harfleriyle başlamaktadır. Bu ayette ي (2) س (0) bulunuyor.
Arapça Metin
انا جعلنا في اعناقهم اغلالا فهي الى الاذقان فهم مقمحون
İlk âyette inkârda direnenlerin durumuna ait temsilî bir anlatıma yer verilmiştir. Bunun inkârcıların âhiretteki halleriyle ilgili bir ifade olduğu da ileri sürülmüştür. Fakat müteakip âyette gözlerine perde indirildiğinin ve artık görmediklerinin belirtilmesi bu yorumu zayıflatmaktadır, zira kıyamet günü inkârcılar kendi durumlarının ne kadar kötü olduğunu çok iyi göreceklerdir (İbn Atıyye, IV, 446-447; inkârcıların âhirette kör olmalarının ne anlama geldiği konusunda bk. İsrâ 17:72, 97; Tâhâ 20:124-125).
8 ve 9. âyetlerdeki tasvir için yapılan izahları şöyle özetlemek mümkündür: Pek çok açık kanıta rağmen inatla inkârcılıklarını sürdürenler öyle iç ve dış etkenler, öyle psikolojik ve sosyolojik şartlar ve alışkanlıklarla kuşatılmışlardır ki, boyunlarına çenelerine kadar dayanan boyunduruklar geçirilmiş gibidirler; kafaları yukarı kalkık, gözleri aşağıya kaymıştır; hangi yöne dönseler hidayet ışığına uzaktırlar; böbürlendikleri ve nefislerine tutsak oldukları için Fussılet sûresinin 53. âyetinde sözü edilen delilleri, gerek kendilerini çevreleyen dış âlemdeki gerekse ruhî ve biyolojik yapılarındaki kanıtları artık göremezler. Boyunlarına halkalar geçirildiğinin belirtilmesi, insanın fıtratına yerleştirilen cebrî bir durumdan değil, onların kendi işledikleri suçtan ötürü gördükleri bir karşılıktan söz edildiğini gösterir; zira bunlar birer cezalandırma aracıdır, ceza ise suçun karşılığıdır (başka açıklamalarla birlikte bk. Râzî, XXVI, 44-46; Elmalılı, VI, 4010). Bazı müfessirlere göre 8. âyette, inkârcıların bu tutumlarının onları sahip oldukları imkânlardan başkalarını yararlandırmaktan ve Allah yolunda harcama yapmaktan da alıkoyduğuna işaret edilmektedir (Taberî, XXII, 151; Şevkânî, IV, 413).
Halkaların çenelere kadar dayandığı belirtilirken kullanılan “onlar” zamiri bazı müfessirlere göre daha sonra gelen “eller” anlamındaki kelimenin yerini tutmakta ve burada ellerin boyuna bağlanmış halinden söz edilmektedir (Taberî’nin farklı bir kıraatle desteklediği bu yorumun ayrıntısı için bk. XXII, 150-151; Zemahşerî’nin bu yoruma yönelttiği eleştiri için bk. III, 280-281).
Mehmet Okuyan
Şüphesiz ki biz onların boyunlarına, çenelerine kadar dayanacak halkalar geçirdik; başları yukarı kalkıktır.
Burada sözü edilen “halkalar” ve bir sonraki ayetteki “setler” dünya hayatı için mecaz, ahiret için ise cehennemdeki halkalar ve sütunlar anlamında hakikattir.
Bayraktar Bayraklı
Biz, onların boyunlarına, çenelerine kadar dayanacak olan demir halkalar geçirdik. Bu yüzden başları yukarı kalkıktır.
1- Bu durum, uyarılara karşılık inatla direnen “inatçı ve büyüklenen kimselerin bir tiplemesidir.” Onlar büyüklenirlerken de başlarını hep kalkık tutarlardı.
Ahmet Akgül
Gerçekten Biz onların boyunlarına, çenelere kadar (dayanan manevi) demir halkalar-kelepçeler geçirdik; bu yüzden başları (gaflet, cehalet ve enaniyet gururuyla) yukarı kalkıktır.
Onların boyunlarına esaret, ceza ve azap olsun diye, çenelerine kadar uzayan demir halkalar geçirdik de, burunları yukarı, gözleri aşağı somurtup kalmışlardır.
Biz onların boyunlarına demir halkalar, lâleler geçirdik. Halkalar çenelerine dayanır. Bu yüzden burunları yukarda, gözlerini yere dikip somurtmuş kalmışlardır.
8-9.İbnu Cerir`in İkrime`den rivayet ettiğine göre Ebu Cehl bir keresinde Resulullah (a.s.)`a kötülük etmeğe karar verdi. Yanındakine Muhammed (a.s.) geldiğinde kendisine haber vermesini istedi. Ancak Resulullah (a.s.) geldiğinde yanındaki adam haber verdiği halde göremedi ve: "Hani Muhammed nerede? Muhammed nerede?" diye sormaya başladı. Bu iki ayeti kerimede de bu olaya işaret edilmektedir.Bazı rivayetlerde bu olay biraz daha farklı ve daha teferruatlı bir şekilde açıklanmaktadır. Buna göre Ebu Cehl, Resulullah (a.s.) namaz kılarken başına bir taş indirmek istedi. Ancak taşı alıp atmak üzere yukarıya doğru kaldırınca eli boynuna yapıştı. Geri geri geldi ve bu sırada taş elinden düştü. Bir başkası aynı taşı alıp Resulullah (a.s.)`a atmak istediğinde gözleri kör oldu ve Resulullah (a.s.)`ı göremedi.Bazı tefsirlerde yer alan açıklamalara göre ise bu ayeti kerimelerde kâfirlerin iman karşısındaki tutumları anlatılmak istenmekte ve bu konuda bazı teşbihler yapılmaktadır. Buna göre başlarının kalkık olması ile onların kendilerini beğenmişlikleri, boyunlarına geçirilen halka ile onların inatçılıkları, önlerine ve arkalarına birer set çekilmesi ile geçmişten ibret almamaları ve geleceklerini düşünmemeleri, gözlerinin örtülmesi ve böylece etrafı görememeleri ile de gözlerinin gerçeklere kapanması ve bu yüzden gerçekleri görememeleri kastedilmektedir.Ayeti kerimenin indirilişinin yukarıda anlatılan olayla bağlantısı olabilir. Bununla birlikte tefsirlerde üzerinde durulan benzetmelerin kastedilmiş olabileceğini de düşünebiliriz. Zaten Kur`an-ı Kerim`in pek çok ayeti kerimesinde bu çok yönlülüğü görebilmekteyiz. Her hangi cihetten bakarsak bakalım bu ayeti kerimelerde inkârcıların durumlarının gayet beliğ ve net bir şekilde gözler önüne serildiğini görürüz.
Ali Bulaç
Gerçekten biz onların boyunlarına, çenelere kadar (dayanan) halkalar geçirdik; bu yüzden başları yukarı kalkıktır.
Çünkü biz, o kâfirlerin boyunlarına bağlar geçirmişiz ki, bunlar çenelerine dayanmıştır da başları yukarı kalkık bulunuyorlar. (Artık hak tarafına başlarını çeviripte boyun eğmezler.)
Biz, (kötü niyet ve eylemlerinden dolayı) onların boyunlarına çenelere kadar dayanan halkalar geçirdik. Bu sebeple başları (ve burunları) yukarıya kalkıktır (küstahça böbürlenmeleri yüzünden Hakka boyun eğmezler).
Hakıykat, biz onların boyunlarına öyle lâleler geçirdik ki bunlar çenelerine kadar (dayandı). Şimdi onlar, kafaları ve burunları yukarı kaldırılmış haldedirler.
Muhakkak ki biz onların boyunlarına halkalar geçirdik; öyle ki o (demir halkalar)çenelerine kadar (dayanmış)tır; bu yüzden onlar başları yukarı kalkık kimselerdir.
Biz onların boyunlarına, ta çenelerine kadar dayanan bireysel ve sosyal kelepçeler geçirmişizdir; işte bu yüzden burunları havada, başları yukarı kalkıktır. Gözlerini kör eden kibir ve inatları, hemen önlerindeki hakikati görmelerine ve Allah’ın hükmüne boyun eğmelerine mâni olmaktadır. Ayrıca;
Gerçekten Biz, o (inanmayan)ların boyunlarına, çenelerine kadar (dayanan) demir halkalar1 geçirdik de;2 bu yüzden başları yukarı, gözleri aşağı, somurtup dururlar.
1 Ağlâl: Baskı, cezâ ve eziyet sebebiyle, boyuna takılan, eli boyuna bağlıyan demir toka, lâle demektir.2 Bu bölümde istiâre vardır. Bu “halkalar”; toplumsal baskılar, bâtıl felsefî inançlar gibi küfrü hoş gösterip Müslümanları îmandan uzaklaştıran fena alışkanlıkları, nefislerin alıştırılarak; bunların toplumsal yaşayış biçimi haline getirilmesini temsil edebilir. Hatta bu halkalar; kravat, fötr şapka, smokin gibi bir rejimin şiarı haline gelen ve insanları o rejimlerle özdeşleştiren sembolleri bile hatırlatır gibi görünmektedir.
Muhammed Esed
Onların boyunlarına çenelerine kadar uzayan demir halkalar geçirdik ki 6 kafalarını dik tutmak zorunda kalsınlar; 7
[3931] Müteakip âyetlerin de gösterdiği gibi, inkârcıların dünyadaki halini tasvir eden bu âyet onların küstah ve kibirli tavırlarının mecazî bir anlatımıdır. Parantez içi açıklama, metnin sembolik tabiatına dayanmaktadır. Boyun halkaları aynı zamanda köleliği temsil eder. Zaten mukmehûn, hem başkaldırı hem de zillet ve utancı içeren çift kutuplu bir anlamaya izin verir. Zımnen: Allah’a kul olmamak için başkaldırırlar, fakat benliklerinin kulu-kölesi olurlar.
Ömer Nasuhi Bilmen
Şüphe yok ki, Biz onların boyunlarına kelepçeler geçirmişizdir, tâ ki onların çenelerine kadar dayanmıştır. Artık onlar başları yukarı kaldırılmış, gözleri aşağıya çevrilmiş kimselerdir, bir şey görüp anlayamazlar.
Kâfirler, gidişatlarına uygun bir şekilde cezalandırılmışlardır. Mağrur, burunları havada olmaları sebebiyle, o şekilde kelepçelenmişlerdir. Sağ ve sol el, sağ ve sol çene altlarından birer dikme gibi tutturulduktan sonra, üstünden çeneye kadar varan kelepçe dolanır. Bu durumda olan şahıs, önünü göremez, gözleri havada olduğundan boynu şiddetli şekilde ağrır.
Süleyman Ateş
Biz onların boyunlarına halkalar geçirdik. Çenelere kadar dayanan o halkalar yüzünden kafaları kalkıktır.
(3) İnkârları ve kibirleri yüzünden hakka boyun eğmez, etrafına bakınamaz, ıztırap içinde burunlarının dikine gitmekten başka çare bulamaz hale gelmişlerdir. Bir sonraki âyetin tasvirlerinde de onların bu körlük ve çaresizlik içindeki durumları vurgulanmaktadır.
Yaşar Nuri Öztürk
Biz onların boyunlarına bukağılar geçirdik. Bukağılar çenelere dayanmıştır da bu yüzden onların kafaları yukarı kalkıktır.