Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 4091, sondan 2146. ayet; 39. sure ve Zümer Suresinin 33. ayetidir. Zümer Suresi 33. ayetinin kelime sayisi 8, harf sayısı 34 ve toplam ebced değeri ise 1925 olarak hesaplanmıştır. Zümer Suresinin toplam ebced değeri 364979 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır.
“Gerçeği getiren” ile Cebrâil’in, “onu tasdik eden” ile Hz. Peygamber’in kastedildiği veya gerçeği getirenin Hz. Peygamber, onu tasdik edenin Hz. Ebû Bekir yahut Hz. Ali gibi önde gelen bazı sahâbîler olduğu yönünde görüşler varsa da burada Hz. Peygamber ile onu tasdik eden bütün müminlerin kastedildiği şeklindeki yaygın görüşün daha isabetli olduğu anlaşılmaktadır. İbn Mes‘ûd’dan nakledilen bir kıraat farkına dayanarak âyetin bu bölümünün, insanları Allah’ın birliğine inanmaya çağıran ve Allah tarafından kullarının iyiliği için konulmuş hükümlere uymaları yönünde insanları aydınlatan herkesi içine aldığı da ileri sürülmüştür (İbn Atıyye, IV, 531; Râzî, XXVI, 279; Şevkânî, IV, 350). 33. âyetteki “takvâ sahipleri” bu bağlamda üzerinde durulan tevhid ilkesiyle çelişen inançlara sapmaktan, ilâhî gerçeğe sırt çevirmekten sakınan samimi müminleri ifade etmektedir. Bunların niteliği olarak 34. âyetin metninde geçen “muhsinîn” kelimesinin masdarı olan ihsan kavramı ise her türlü iyi ve güzel davranış için kullanılmakla birlikte, bir hadiste “Allah’a O’nu görüyormuş gibi derin bir saygı ve huşû içinde ibadet etmek” şeklinde açıklanmıştır (Buhârî, “Îmân”, 37; Müslim, “Îmân”, 5, 7). Böylesine yüksek bir kulluk bilincine ve duyarlılığına ulaşan insanın, diğer işlerinin iyi ve güzel olmasında da aynı duyarlılığı göstereceğinde kuşku yoktur.
İnsanın yanlışlarının, günahlarının farkına vararak hatalı yolda olduğunu kabul edip dönüş yapması da günah işlememek kadar önemlidir, değerlidir. İnsan, yanlış yoldan dönüp iyi şeyler yapma fırsatına sahip olduğu sürece İslâm ona kapıyı açık tutmaktadır. Tövbenin başlı başına bir ibadet değeri taşıması da buradan ileri gelir. Bu sebeple 35. âyette yüce Allah, bu şekilde dönüş yapanların geçmişteki en büyük kötülüklerini dahi bağışlayacağı, onları geçmişteki günahlarına göre değil yaptıkları en güzel işlere göre ödüllendireceği müjdesini vermektedir.
Mehmet Okuyan
Gerçeği getiren ve onu doğrulayan(lar) var ya, işte [muttakî]ler (duyarlı olanlar) sadece bunlardır.
Doğruyu getirip (sizi bâtıldan Hakka yönelten) ve onu tasdik edip (sadakatgösterenlere gelince;) işte onlar müttaki olanların (ve gerçek mutluluğa ulaşanların) ta kendileridir.
Doğru söz ile, Kur'ân ile gelen ve doğru sözü, Kur'ân'ı tasdik edenler, onlar, işte onlar Allah'a sığınanlar, emirlerine yapışanlar, günahlardan arınıp, azaptan korunanlar, kulluk ve sorumluluk şuuruyla, haklarına ve özgürlüklerine sahip çıkarak şahsiyetli davranan, dinî ve sosyal görevlerinin bilincinde olan mü'minlerdir.
«Doğru», kelimesiyle ifade edilmek istenen, tevhid inancı ve Kur’an’dır. Doğruyu getiren Hz. Muhammed ve diğer peygamberlerdir. Onu tasdik edenler de peygamberlerin ümmetleridir.
Edip Yüksel
Gerçeği getiren ve onu doğrulayana gelince, işte onlar erdemlilerdir
Öte yandan; doğruluğun, adâletin ta kendisi olan bu Kur’an’ı sürekli gündeme getiren ve tüm kalbiyle onu benimseyip destekleyen kimselere gelince; işte, dünyada ve âhirette zilletten, perişanlıktan ve ilâhî gazaptan korunabilenler, yalnızca bunlar olacaktır.
1 Doğruyu getiren; Hz. Peygamber, onu doğrulayanlar ise; Müslümanlardır. “Doğrulayan,” konusunda farklı rivâyetler varsa da (أُولَئِكَ) çoğul olduğu için bunun “Müslümanlar” olması daha doğru olabilir.
Muhammed Esed
Ama hakikati getiren ve onu bütün kalpleriyle tasdik edenler; işte onlar Allah'a karşı sorumluluklarının [tam] bilincinde olanlardır!