Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 512, sondan 5725. ayet; 4. sure ve Nisâ Suresinin 19. ayetidir. Nisâ Suresi 19. ayetinin kelime sayisi 35, harf sayısı 157 ve toplam ebced değeri ise 12999 olarak hesaplanmıştır. Nisâ Suresinin toplam ebced değeri 1117221 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır.
Arapça Metin
يا ايها الذين امنوا لا يحل لكم ان ترثوا النساء كرها ولا تعضلوهن لتذهبوا ببعض ما اتيتموهن الا ان يأتين بفاحشة مبينة وعاشروهن بالمعروف فان كرهتموهن فعسى ان تكرهوا شيـا ويجعل الله فيه خيرا كثيرا
Ey iman edenler! Kadınlara zorla mirasçı olmanız size helâl değildir. Açık bir hayâsızlık yapmış olmaları dışında, kendilerine verdiklerinizin bir kısmını onlardan geri almak için onları sıkıştırmayın. Onlarla iyi geçinin. Eğer onlardan hoşlanmadıysanız, olabilir ki, siz bir şeyden hoşlanmazsınız da Allah onda pek çok hayır yaratmış olur.[111]
İslâm’dan önce Araplar arasında kişi, kocası ölen dul kadına mal gibi varis olurdu. Kadın, mal, eşya gibi rızasına bakılmaksızın alınıp satılırdı. Âyet, bu haksız tasarrufu yasaklayıp kadına lâyık olduğu hakkı ve hürriyeti teslim etmiştir.
“Kadınlara zorla vâris olmak” ya kendileri veya malları için söz konusu olmaktadır. İslâm’dan önce her ikisi de yapılmakta idi. Birincisi, ölen kimsenin büyük oğlunun –kendisinin öz annesi değilse– onun karısına (üvey annesi) sahip olması şeklindeydi. O dönemde ölen kişinin, karısıyla evlenecek, başka eşinden oğlu yoksa ya kadın elini çabuk tutup kaçar, baba tarafına sığınır ve kurtulurdu ya da ölenin erkek yakınlarından birisi erken davranıp gelir, kadının üzerine elbisesini atar ve böylece ona sahip olurdu. İkincisi kadının kendine değil, malına zorla vâris olmaktır. Bu da iki şekilde olmakta idi: a) Kocası karısını sevmediği ve ona ilgi göstermediği halde boşamaz, nikâhı altında iken ölmesini ve malının kendisine kalmasını beklerdi. b) Kadınları ve kızları velileri evlendirmezler, bekâr veya dul olarak vefat etmelerini ve mallarının kendilerine kalmasını isterlerdi (İbn Âşûr, IV, 283-284; Buhârî, “Tefsîr”, 4:6). Birinci uygulamayı yansıtmak için âyetin ilk cümlesini “Kadınları zorla miras olarak almayın” şeklinde tercüme etmek gerekir. Biz ikincisini esas aldığımızdan bu cümleyi “Kadınlara zorla vâris olmanız size helâl değildir” şeklinde çevirdik. Kadınlara karşı haksızlık ve zulüm demek olan bu âdetler ve uygulamalar İslâm’da kaldırılmış, haklar sahiplerine verilmiştir.
“Apaçık bir edepsizlik yapmadıkça” kaydı iki şekilde anlaşılmıştır: Zina etmedikçe veya evlilik hukukuna riayetsizlik etmedikçe. Birinci yoruma göre evli kadın zina ederse kocası, ona verdiği mehir ve yaptığı masrafın bir kısmını geri alabilmek için kendisini sıkıştıracak, rahatsız edecek, fakat boşamayacaktır. Kadın bu rahatsızlık sebebiyle kocasına bir meblağ ödedikten sonra boşanma imkânını elde edecektir. Yaptığı masrafın tamamını değil de bir kısmını geri almasına izin verilmesinin sebebi, zina etmeden önce geçirilen evlilik hayatına bir bedelin ayrılmasıdır. Bazı müfessirler bu hükmün, yine zina suçuyla ilgili bulunan liân âyeti (Nûr 24:6-7) ve hadle (zina cezası) kaldırıldığını ifade etmişlerdir (İbn Âşûr, IV, 285). İspattaki güçlük sebebiyle zina cezasının uygulanmaması ve ihtiyarî olduğundan liâna da başvurulmaması hallerinde bu âyetin uygulanma sahası bulunacağı için nesih iddiasına katılmıyoruz.
İkinci yoruma göre evli kadın iffetli olmakla beraber hak hukuk ve sınır tanımaz bir tutum içine girerse (nüşûz) bu âyet kocaya, yaptığı masrafın ve ödediği mehrin bir kısmını almak üzere sıkıştırma, rahatsız etme hakkı vermektedir. Bakara sûresinin 229. âyetinde geçen “karı ve koca Allah’ın koyduğu sınırlara riayet etme, karşılıklı hakları koruma konusunda başarısız olmaktan korkarlarsa kadının bir miktar malî fedakârlıkta bulunması ile evlilik hayatını sona erdirmeleri”nin bundan farkı, onun karşılıklı rızâya, bunun ise kocanın sıkıştırmasına bağlı bulunmasıdır.
“Onlarla iyi geçinin” şeklinde tercüme edilen kısım lafza daha bağlı kalınarak “Onlara karşı mâruf çerçevesinde davranın” diye de çevrilebilir. Ma‘rûf “toplum tarafından bilinen, kabul edilen, hoş karşılanan, dine göre de meşrû ve makbul olan davranışlar”dır. Evlilik birliği içinde erkeklerin ve kadınların karşılıklı hakları ve yükümlülükleri vardır. Bu hak ve yükümlülüklerin bir kısmı Kur’an ve sahih sünnet tarafından ortaya konmuştur, bir kısmı ise toplumun örfüne, âdetine ve ahlâkına bağlı ve dayalı olarak belirlenmektedir. İslâm öncesi Arap toplumunun örf ve âdetleri arasında bulunan ve kadınlara karşı haksızlıklar ihtiva eden anlayış ve uygulamalar naslarla kaldırılmış; bunların yerine, kadını ve erkeğiyle insan haysiyet ve şerefine uygun olan hükümler getirilmiştir. İslâm’ın dinî, ahlâkî ve sosyal hayatta gerçekleştirdiği inkılâba uygun olarak oluşan fıkıh ve ahlâk kurallarıyla ümmetin örfü, âdeti evlilik birliğine de hâkim olmuş, erkekler ve kadınlar birbirlerine karşı bu kurallar çerçevesinde davranmışlar, ilişkilerini buna göre yürütmüşlerdir.
Erkeklerin kadınlara karşı kötü davranışları (mâruf çerçevesini aşan muameleleri) her zaman kadınların kusurundan kaynaklanmaz. Erkeklerin kötü huylu olmaları, başka kadınlara meyletmeleri, zaman içinde eşlerinden soğumaları, hatta onlardan nefret eder hale gelmeleri gibi sebepler de onları kötü davranışa itebilir; bu âmillerin etkisiyle erkekler, kadınlarını boşamaya, evlilik hayatına son vermeye karar verebilirler. Bu durumda Kur’an-ı Kerîm’in tavsiyesi erkeklerin acele etmemeleri, duygularını kontrol etmeleri; duyguya dayalı isteklerin her zaman insanlar için hayırlı sonuçlar doğurmadığını, istenmediği halde yapılan veya katlanılan şeylerin de bazan insan hakkında hayırlı olduğunu düşünmeleri, bu kabilden tecrübeleri hatırlamaları, evlilik hayatını ve bu hayat içinde iyilik ve adaletten ayrılmama çizgisini ellerinden geldiğince korumaya çalışmalarıdır.
Mehmet Okuyan
Ey iman edenler! Kadınlara zorla mirasçı olmanız size helal değildir. Apaçık bir çirkinlik yapmaları hariç, onlara verdiğinizin (mehrinizin) bir kısmını gidermeniz (geri almanız) için de onları sıkıştırmayın! Onlarla iyi geçinin! Onlardan hoşlanmazsanız, (bilin ki) sizin hoşlanmadığınız bir şeye Allah çok hayır koymuş olabilir.
Ey iman edenler! Kadınlara zorla vâris olmanız size helâl değildir. Apaçık bir edepsizlik yapmadıkça, onlara verdiğinizin bir kısmını ele geçirmeniz için de kadınları sıkıştırmayınız. Onlarla iyi geçininiz. Eğer onlardan hoşlanmazsanız da, biliniz ki hoşlanmadığınız bir şeyi Allah büyük bir hayra vesile kılmış olabilir.
Ey iman edenler! Kadınlara istemedikleri halde mirasçı olmanız¹, size helal değildir. Apaçık bir fuhuş işlemedikçe, onlara vermiş olduğunuz şeylerin bir kısmını almak için baskı yapmayın. Onlarla iyi geçinin. Şayet onlardan hoşlanmıyorsanız, bilin ki hoşlanmadığınız bir şeyde Allah birçok hayır kılmış olabilir.
1- Cahiliye döneminde kocası ölen kadın “terekeden/miras” sayılarak onunla herhangi bir anlaşma yapılmaksızın evlenilirdi. Veya başkasıyla evlendirilerek mehiri alınırdı. Ayet bu cahiliye âdetini yasaklamaktadır.
Ahmet Akgül
Ey iman edenler! Kadınlara zorla mirasçı olmaya kalkışmanız (cahiliye alışkanlığıyla; ölen yakınlarınızın dul kalan hanımlarını “miras malı” sayıp, keyfinizce tasarruf etmeye çalışmanız) helâl değildir. Apaçık (şahitli ispatlı olarak) 'çirkin bir hayâsızlık' yapmadıkları sürece, onlara verdiklerinizin (mehirlerinizin ve hediyelerinizin) bir kısmını giderip (geri almanız) için, onlara baskı yapmanız da (helâl değildir) . Onlarla güzellikle ve iyilikle geçinin. (Kadınlarla güzel geçinmeyi, kusurlarını hoş görmeyi ve onlara eziyet ve hakaret etmemeyi Kur'an istemektedir.) Şayet onların (bazı tavırlarından) hoşlanmazsanız (ve huysuzluk yapıyorlarsa sabredin;) belki bir şey hoşunuza gitmeyebilir ama Allah onda birçok hayır takdir etmiştir (de siz farkına varmamışsınızdır).
Ey inananlar, zorla kadınları miras olarak almanız helal değildir size. Apaçık kötülükte bulunmadıkları halde onlara verdiğinizin bir kısmını ele geçirmek için sıkıştırmayın onları ve onlarla iyi ve güzel geçinin, onlardan hoşlanmadığınız takdirde deolabilir ki sizin hoşunuza gitmeyen bir şeyde Allah, birçok hayırlar takdir etmiştir.
Ey iman edenler! Hanımlarınıza, onların arzusu hilafına baskı yaparak mirasçı olmaya çalışmanız helal değildir. Ve açık bir şekilde hayasızca davranma suçu işlemedikçe, vermiş olduğunuz herhangi bir şeyi geri almak amacıyla, onlara baskı yapmayın. Ve hanımlarınızla güzel bir şekilde geçinin. Çünkü onlardan hoşlanmıyor olsanız bile, olabilir ki hoşlanmadığınız birşeyi Allah büyük bir hayra vesile kılmış olabilir.
Ey iman edenler, kadınlara, zorla verâset yoluyla geçen mal muamelesi yapmanız, güç durumda bırakılarak arzuları hilâfına onlara vâris olmanız size helâl ve meşrû değildir.
Delille, şâhitle ispatlanmış apaçık bir edepsizlik, fuhuş yapmadıkça, gayrimeşru ilişkiye girmedikçe, onlara verdiğiniz mehrin bir kısmını kurtarmanız için de, kadınları sıkıştırmayın. Onlarla Kur'ân'ın ve sünnetin hükümlerine göre, İslâmî kurallarla örtüşen örfe, hakkaniyete uygun yaşayın. Eğer onlardan hoşlanmadınızsa, olabilir ki, hiç hoşlanmadığınız şeylerde, Allah sayısız hayırlar, hayırlı nesiller meydana getirir.
bk. Kur’ân-ı Kerim, 2:228; Hak Dini Kur’an Dili, 4:19. âyet; Hadislerle Kur’an-ı Kerim Tefsiri, 1603-1613; İmam Hamza, Kisâî ve ve Halef’in kraatine göre “güç durumda bırakılarak” ilave edilmiştir.
Ahmet Varol
Ey iman edenler! Sizin kadınlara zorla mirasçı olmanız helal olmaz [5]. Açık bir hayasızlık etmedikleri sürece onlara verdiklerinizden bir kısmını geri alabilmeniz için kadınlarınıza baskı yapmayın. Onlarla güzellikle geçinin. Eğer onlardan hoşlanmıyorsanız, sizin hoşlanmadığınız şeyde Allah çok hayır kılmış olabilir.
19.Buhari, Ebu Davud ve Nesai`nin Abdullah bin Abbas (r.a.)`tan rivayet ettiklerine göre (cahiliye döneminde) bir adam öldüğünde onun yakınları hanımı üzerinde hak sahibi olduklarına inanırlar ve isterlerse içlerinden birini onunla evlendirirler, isterlerse de bir başkasıyla evlendirirlerdi. Yani erkeğin yakınları kadın üzerinde kadının yakınlarından daha çok hak sahibiydiler. Bu ayeti kerime de bununla ilgili olarak indirildi.5.Cahiliye dönemi adetlerine göre bir erkek yakınlarından birinin ölmesi durumunda onun malıyla birlikte karısına da mirasçı olur ve böylelikle kadını mehir ödemeden alırdı. İslamiyet bu uygulamayı kaldırmıştır.
Ali Bulaç
Ey iman edenler, kadınlara zorla mirasçı olmaya kalkışmanız helal değildir. Apaçık olan 'çirkin bir hayasızlık' yapmadıkları sürece, onlara verdiklerinizin bir kısmını gidermeniz (almanız) için onlara baskı yapmanız da (helal değildir.) Onlarla güzellikle (örfe göre ve ma'ruf üzere) geçinin. Şayet onlardan hoşlanmadınızsa, belki, bir şey hoşunuza gitmez, ama Allah onda çok hayır kılar.
Ey iman edenler! Kadınlara zorla varis olmanız size halal olmaz. (Cahiliyyet devrinde mevcud bir âdete göre, bir erkek, akrabasından ölen birinin malına varis olduğu gibi, onun karısına da varis olurdu. Bunu isterse mihir vermeksizin kendine nikâhlar ve dilerse mihrini almak suretiyle başkasına nikâhlardı. Bu âyet-i kerime o kötü âdeti yasaklamıştır.) Verdiğiniz mehrin birazını kurtaracaksınız diye, onları tazyik etmeniz, mal karşılığında boşamak istemeniz de helâl olmaz. Meğer ki onlar, arayı açacak bir fuhuş irtikâp etmiş olsunlar. Onlarla iyi geçinin. Eğer kendilerinden hoşlanmadınızsa, olabilir ki bir şey sizin hoşunuza gitmez de Allah onda bir çok hayır takdir etmiş bulunur.
Ey iman edenler! Kadınları zorla miras malı yapıp onları almanız size helal değildir. Onlara verdiklerinizden bir kısmını alıp götürmek için onları (boşanmaya) zorlamayın. Meğer açık bir fahişelik yaparlarsa.. Kadınlarla iyi geçinin, eğer onlardan hoşlanmazsanız nice hoşlanmadığınız şey olabilir ki; Allah onda bol bir hayır yaratır.
[Cahiliyye çağında kişinin kan akrabası, malına varis olduğu gibi dul kalan karısına da varis olurdu. Bir adam yakınlarından biri öldüğü zaman, onun karısının üzerine paltosunu atar, “malına varis olduğum gibi karısına da varis oluyorum, benim onda hakkım var” diyerek kadına varis olurdu. Artık isterse kadını, kocasının ödediği mehirle başka bir adamla evlendirir, parayı kendisi alırdı. İsterse kocasından payına düşen mala sahip olmak için kadını bekletir, evlenmekten men ederdi. Bu hususta kadının rızası olup olmadığına bakılmazdı. O bir eşya gibi devredilirdi. İşte Kur’an, bu çirkin geleneği yasaklayarak kadını özgür kılmıştır.]
Besim Atalay
Ey inanmış olanlar! Kadınları zorla miras almanız doğru değildir, hiçbirisi açıkça fuhuş etmedikçe, verdiğiniz şeylerin bir takımını geri almakçin sıkıştırmayın, onlarla hoş geçinin, eğer beğenmezseniz, beğenmemiş olduğunuz bir şeyde, Allah, büyük bir iylik yaratmış olabilir
Ey inananlar! Kadınlara zorla mirasçı olmaya kalkışmanız size helal değildir. (Kadınlarınız) açıkça fuhuş ve edepsizlik yapmadıkça, onlara verdiğiniz (mehr)in bir kısmını ele geçirmeniz için de (uyduruk bahanelerle) kendilerine baskı yapmayın. Onlarla iyi geçinin. Onlardan hoşlanmıyor olsanız bile, biliniz ki hoşlanmadığınız bir şeyi Allah büyük bir hayra vesile kılmış olabilir.
Cahiliye devrinde bir erkek, akrabasından ölen birinin malına vâris olduğu gibi, onun karısına da vâris olabiliyordu. Bunu isterse mehir vermeksizin kendine ya da mehrini almak suretiyle başkasına nikâhlayabiliyordu. O kötü âdet, bu âyetle yasaklanmıştır.
Diyanet İşleri (Eski)
Ey İnananlar! Kadınlara zorla mirasçı olmaya kalkmanız size helal değildir. Apaçık hayasızlık etmedikçe onlara verdiğinizin bir kısmını alıp götürmeniz için onları sıkıştırmayın. Onlarla güzellikle geçinin. Eğer onlardan hoşlanmıyorsanız, sabredin, hoşlanmadığınız bir şeyi Allah çok hayırlı kılmış olabilir.
Ey iman edenler! Kadınlara zorla vâris olmanız size helâl değildir. Apaçık bir edepsizlik yapmadıkça, onlara verdiğinizin bir kısmını ele geçirmeniz için de kadınları sıkıştırmayın. Onlarla iyi geçinin. Eğer onlardan hoşlanmazsanız (biliniz ki) Allah'ın hakkınızda çok hayırlı kılacağı bir şeyden de hoşlanmamış olabilirsiniz.
İslâm’dan önce Araplar kadına çok kötü muamele ediyor, bu cümleden olarak kocası ölen kadını, onun miras bıraktığı mal gibi telakki ediyorlar, kadın istemese bile onunla evlenme veya onu başkasıyla evlendirme hakkına sahip olduklarını düşünüyorlar, kadını kullanarak maddi menfaat sağlama yoluna gidiyorlardı. Âyet bütün bu haksızlıklara son vermiş, kadına lâyık olduğu hakları getirmiştir.
Edip Yüksel
İnananlar! Kadınların mirasına onların isteklerine aykırı olarak mirasçı olmanız sizin için yasal değil. Kendilerine önceden vermiş bulunduğunuz malları onlardan geri almak için onları sıkıştırmayın. Bir fuhuş işlemeleri hali istisna. Onlarla iyi geçinin. Onlardan hoşlanmıyorsanız, olur ki hoşlanmadığınız bir şeye ALLAH çok hayır koymuştur.
Ey iman edenler! Kadınlara zorla varis olmanız size helal değildir. Verdiğiniz mehrin bir kısmını kurtaracaksınız diye, onları sıkıştırmanız da helal değildir. Ancak açık bir hayasızlık yapmış olurlarsa başka. Onlarla iyi geçinin. Eğer kendilerinden hoşlanmadınızsa, olabilir ki, siz bir şeyden hoşlanmasanız da Allah onda bir çok hayır takdir etmiş bulunur.
Ey o bütün iyman edenler! Kadınlara zorla varis olmanız size halâl olmadığı gibi verdiğiniz mehrin birazını kurtaracaksınız diye onları tazyık etmeniz de halâl olmaz, meğer ki arayı açacak bir fuhş irtikâb eylemiş olsunlar, haydin onlarla güzel geçinin, şayed kendilerini hoşlanmadınızsa olabilir ki siz bir şeyi hoşlanmazsınız da Allah onda bir çok hayırlar takdir etmiş bulunur
Ey îman edenler, kadınlara zorla mirasçı olmanız ve onların — kendilerine verdiğiniz (mehir) den birazını gider (ib elinize geçire) bilmeniz için — tazyik etmeniz size halâl olmaz. Meğer ki arayı açacak bir fuhuş irtikâb etmiş olsunlar. Onlarla (kadınlarınızla) iyi geçinin. Eğer kendilerinden hoşlanmadınızsa olabilir ki bir şey sizin hoşunuza gitmez de Allah onda bir çok hayır takdir etmiş bulunur.
Ey îmân edenler! Kadınlara zorla vâris olmanız size helâl olmaz! Verdiğiniz (mehr)in bir kısmını (alıp) götürmeniz için onları sıkıştırmayın; ancak apaçık bir hayâsızlık yapmaları müstesnâ. Hem onlarla iyi geçinin! Fakat onlardan hoşlanmazsanız artık (sabrediniz,) olur ki bir şey hoşunuza gitmez de Allah, onda birçok hayır takdîr etmiş bulunur.(4)
(4)Câhiliye devrinde Medîne’de, ölen bir erkeğin mîrasçısı, ölenin eşi ve kaldığı çadırının üzerine: “Sana da mîrasçı oldum” deyip abasını atar ve o kadını tasarrufu altına alırdı. Eğer isterse, kendisi onunla mehirsiz olarak evlenir veya kendisi mehrini alarak başkasıyla evlendirir veya istemezse evlenmesine engel olur ve o bîçâre zaîfeyi ev hapsine mahkûm ederdi. Kadın, ancak daha evvel savuşup akrabâlarına sığındığı takdirde hürriyetine kavuşabilirdi. (Celâleyn Şerhi, c. 2, 29)
İlyas Yorulmaz
Ey İman edenler! Kadınlara zorla mirasçı olmanız size helal değildir. Kadınlarınız açıkça hayâsız davranışlarda bulunmadığı sürece, onlara verdiklerinizin bazısını geri almak için baskı yaparak zorla almanız doğru değildir. Kadınlarınıza örflerinize uygun şekilde güzel davranın. Eğer onlardan hoşlanmıyorsanız, sizin hoşlanmadığınız şeylerde belki de Allah, pek çok hayırlar meydana getirebilir.
Ey iman edenler! Kadınlara zorla varis olmanız size helâl olmaz [⁴]. Verdiğinizin bir kısmını ele geçirmek [⁵] için onları sıkıştırmayın. Meğer ki onlar apaşikâr fuhuş irtikâp ederler. Onlarla güzelce dirilikte bulunan bundan başka sebeple onlardan iğrenirseniz tahammül edin. Olabilir ki siz bir şeyden iğrenirsiniz de o işde Allah birçok iyilik ihsan eder [⁶].
İsmail Hakkı İzmirli Nisâ Suresi 19. Ayet Açıklaması
[4] İslâmdan evvel müteveffanın velisi müteveffanın zevcesini terkeden addederdi de ona mehrinden başka bir mehir vermeksizin zorla kendisini alırdı, yahut diğer birine verip mehrini kendisi alırdı, ona bir şey vermezdi veya kadını, zevcinden alacağı mirastan vazgeçirip onu kendine verdirmek için kadını evlendirmekten men ederdi. Nazm-ı celil bu âdet-i keriheyi men hususunda nâzil olmuştur. Yahut zevcesini boşamak istediği halde mehri vermek için güzelce dirlikte bulunmayan alelıtlak erkek hakkında veya alelıtlak kadınları evlenmekten men etmemek için veliler hakkında nâzil olmuştur.[5] Nikâha izin verdikleri surette mehrini almak için izin vermeyip vefat ettiğine göre mirasını almak için.[6] Meselâ hayırlı bir çocuk verir, yahut ülfet ve muhabbet verir.
Kadri Çelik
Ey iman edenler! Kadınlara zorla mirasçı olmaya kalkmanız size helal değildir. Apaçık bir fuhuş yapmadıkça onlara verdiğinizin bir kısmını alıp götürmeniz (size bağışlamaları) için, onları sıkıştırmayın. Onlarla iyilikle geçinin. Eğer onlardan hoşlanmıyorsanız, (biliniz ki) hoşlanmadığınız bir şeyi Allah çok hayırlı kılmış olabilir.
Ey iman edenler! Vefât eden akrabalarınızın geride bıraktığı kadınları, miras yoluyla bir eşya gibi zorla almanız size helâl değildir. Onlarla ancak kendi rızalarıyla evlenebilirsiniz. Eşleriniz açıkça yüz kızartıcı bir suç işlemedikleri sürece, onlara evlilik bedeli anlamındaki mehir veya hediye olarak vermiş olduğunuz herhangi bir şeyi geri almak için kendilerine baskı yapmayın. Fakat aldatma, fuhuş, iffetsizlik ve benzeri bir suç işlerler ve bu ispatlanırsa, boşanmaya kendileri sebep olduğu için, onlara vermiş olduğunuz evlilik bedelini, yani mehri geri alabilirsiniz. Hanımlarınızagüzel davranın. Onlara sevgi ve merhametle yaklaşın, tatlı dilli, güler yüzlü ve insaflı olun. Onlardan hoşlanmayacak olsanız bile, sırf bu yüzden yuvanızı yıkmayın. Bilemezsiniz, sizin hoşlanmadığınız bir şeyi, Allah pek çok hayra sebep kılmış olabilir.Ama her şeye rağmen, boşanmaktan başka çare kalmamışsa:
Ey iman edenler!
Kadınlar’a zorlayarak vâris / sahip olmanız size halâl değildir.
Açık bir fuhuş yapmaları dışında verdiğinizin bir kısmını kurtarmak için onları sıkıştırmayın!
Örfe Uygun olarak onlarla güzel geçinin!
Onlardan hoşlanmadıysanız, umulur ki Allah, hoşunuza gitmeyen şeyde birçok hayır kılar.
Ey îman edenler! Kadınlara zorla vâris olmanız size helal değildir.1 Açık bir hayâsızlık yapmaları dışında verdiğiniz (mihirden) bir kısmını geri almak için onlara baskı yap(ıp boşanmaya zorla)mayın.2 Onlarla iyi geçinin. Şunu iyi bilin ki sizin hoşlanmadığınız bir şeye, Allah fazlasıyla hayır takdir etmiş olabilir.
1 Âyetin bu bölümü: “Ey îman edenler! Kadınları miras yoluyla zorla almanız size helâl değildir.” şeklinde de tercüme edilebilir. Cahiliye döneminde; bir adam vârisi olduğu yakınlarından biri öldüğü zaman, eşinin veya çadırının üzerine elbisesini atıp, “malına vâris olduğum gibi karısına da vâris olacağım” der ve o kadına sahip olurdu. Dilerse onu başkası ile evlendirir, dilerse evlendirmez, kendi de evlenmez, böylece malına sahip olurdu. Yine cahiliye döneminde bazı erkekler, hoşlanmadıkları ama malları bulunan eşlerini, sadece miraslarına konmak amacıyla ölünceye kadar boşamazlardı. Bu âyet, bu kötü geleneği ortadan kaldırmıştır.2 Bir hayâsızlığı ispat edilerek kocası tarafından boşanan kadına, mihri verilmez. Bu âyette; sadece mihrini vermemek için kadınların suçsuz yere bu duruma düşürülmemesi emredilmektedir.
Muhammed Esed
SİZ EY imana ermiş olanlar! Hanımlarınıza, onların arzusu hilafına [baskı yaparak] mirasçı olma[ya çalışma]nız 17 helal değildir. Ve açık bir şekilde hayasızca davranma suçu işlemedikçe 18 vermiş olduğunuz herhangi bir şeyi geri almak amacıyla onlara baskı yapmayın. Ve hanımlarınızla 19 güzel bir şekilde geçinin; çünkü onlardan hoşlanmıyor olsanız bile, olabilir ki hoşlanmadığınız bir şeyi Allah büyük bir hayra vesile kılmış olabilir. 20
Ey iman edenler! Hanımlara, zorla mirasçı olmaya kalkmanız size helal değildir. Apaçık bir fuhuş işlemedikçe verdiklerinizin bir kısmını elde etmek için onları sıkıştırmayın. Onlarla güzel güzel geçinin; onlardan hoşlanmasanız bile, umulur ki sizin hoşunuza gitmeyen bir şeyde Allah birçok hayır takdir eder. 4/20-21
EY iman edenler! Kadınlara zorla mirasçı olmanız size helâl olmaz.[743] Ve açık bir biçimde fuhuş işlemedikçe, verdiğiniz bir şeyi onlardan geri almak için onlara baskı yapmayın! Ve onlarla güzel bir şekilde geçinin; zira onlar size itici gelse bile, hoşlanmadığınız bir şeyde Allah bir çok hayır dilemiş olabilir.[744]
[743] Yani, kadını bir meta gibi görüp miras yoluyla elde etmeniz. Cahiliyyede kadın miraslık bir meta gibi görülmekteydi, modern cahiliyyede ise teşhirlik bir meta gibi görülmekte.
[744] Duygusal sebeplerle yuva dağıtarak kadını sokağa terk eden erkeği sorumluluğa davet.
Ömer Nasuhi Bilmen
Ey mü'minler! Kadınlara zor zoruna varis olmanız ve onlara vermiş olduğunuzun bazısını giderip kurtarmanız için onları tazyik etmeniz sizin için helâl olmaz. Meğer ki apaçık bir fuhuş yapıversinler. Ve onlarla maruf veçhile geçininiz. Şayet onları kerih görür iseniz, olabilir ki siz bir şeyi kerih görürsünü, Allah Teâlâ ise onda birçok hayır vücuda getirir.
Ey iman edenler! Kadınları zorla miras olarak almanız helâl olmaz. Çok belli bir fuhuş işlemedikçe onlara verdiğiniz mehrin bir kısmını ele geçirmek için onları sıkıştırmanız da size helâl değildir. Onlarla hoşça, güzelce geçinin. Şayet onlardan hoşlanmayacak olursanız, olabilir ki bir şey sizin hoşunuza gitmez de Allah onda birçok hayır takdir etmiş bulunur. [2, 228] {KM, Tesniye 5, 10}
Cahiliyede ölen bir erkeğin en yakın vârisi onun eşinin üstüne bir bez parçası atınca, onu kendi yönetimi altına geçirmiş olurdu. Sonra ister mehir vermeksizin onu nikâhına alır, ister diğer bir erkeğe nikâhlayıp mehrini kendisi alır, isterse böyle yapmayıp evinde âdeta hapsedip malına el koyardı. Âyet bu âdeti kaldırmaktadır. Âyetin son kısmı, aile kurumunu ayakta tutmak için çok önemli bir prensip koymaktadır. Evliliğin başında kişinin eşinin, gerek güzellik, gerek ahlâk bakımından eksikleri olabilir. İyi yönlerini ortaya koymasına fırsat vermeden, sohbet ve ünsiyette bulunmadan, boşamaya girişmek doğru değildir.
Süleyman Ateş
Ey inananlar, kadınları miras yoluyla zorla almanız size helal değildir. Onlara verdiklerinizin bir kısmını alıp götürmek için onları sıkıştırmayın. Şayet açık bir edepsizlik yaparlarsa başka. Onlarla iyi geçinin. Eğer onlardan hoşlanmazsanız, bilinki sizin hoşlanmadığınız bir şeye Allah çok hayır koymuş olabilir.
Câhiliyye çağında kişinin kan akrabâsı, malına vâris olduğu gibi, dul kalan karısına da vâris olurdu. Bir adam, yakınlarından biri öldüğü zaman onun karısının üzerine paltosunu atar: "Malına vâris olduğum gibi karısına da vâris olurum, benim onda hakkım var" diyerek kadını yönetimine alırdı. Artık dilerse kadını kocasının ödediği mehirle başka bir adamla evlendirip parayı kendisi alırdı; dilerse kocasından kadına düşen mala sahip çıkmak için kadını bekletir, evlenmekten menederdi. Bu hususta kadının rızâsı olup olmadığına bakılmazdı. O bir eşya gibi devredilirdi. İşte Kur'ân bu çirkin geleneği yasaklayarak kadını özgürlüğe kavuşturmuştur.
Süleymaniye Vakfı
Ey inanıp güvenenler (müminler)! Kendilerinden hoşlanmadığınız halde kadınlara mirasçı olmaya kalkmanız size helal değildir. Onlara verdiğinizden geri almak için baskı da yapmayın; ispatlanabilir bir fuhuş yapmış olurlarsa o başka. Onlarla marufa (Kur’an ölçülerine) uygun geçinin. Eğer onlardan hoşlanmadıysanız bakarsınız ki siz bir şeyden hoşlanmıyorsunuz ama Allah onda birçok hayırlar yaratacak olabilir.
[*] Ayetteki "Kendilerinden hoşlanmadığınız halde" ifadesi kerhen = كرها kelimesinin tercümesidir. Bu kelime haldir yani durum bildirir. Tefsir ve mealler onun kadınların durumunu bildirdiği şeklinde değerlendirmişler ve ayete şu şekilde anlam vermişlerdir. "Kadınlara zorla mirasçı olmaya kalkmanız size helal değildir." Bunu iki şekilde açıklamışlardır. Biri, kadının kendisinin bir miras malı gibi algılanmasıdır. Kadınları mal gibi görmek Cahiliye dönemine ait bir gelenektir. Ayete bu şekilde bir anlam vermek, onu tarihe gömmek olur. Diğeri de bir kişinin, ayrılmak isteyen bir kadını boşamayıp ölmesini beklemesi ve zorla ona mirasçı olmasıdır. Kur'an'ın kadına iftida hakkı vermesi sebebiyle bu da mümkün olamayacağından "kerhen" kelimesinin failin(öznenin) yani kocaların durumunu bildirir şekilde tercümesi daha uygundur. Ancak böyle bir tercüme ilgili ayetlerle bütünlük oluşturmaktadır.
Şaban Piriş
-Ey iman edenler! Kadınlara zorla mirasçı olmaya kalkmanız size helal değildir. Apaçık bir fuhuş işlemedikçe (mehir olarak) verdiklerinizin bir kısmını elde etmek için onları sıkıştırmayın. Onlarla güzel güzel geçinin; onlardan hoşlanmasanız bile, umulur ki sizin hoşunuza gitmeyen bir şeyde Allah bir çok hayır takdir eder.
Ey iman edenler! Kadınları zorla miras olarak almak size helâl olmaz. Onlar apaçık bir fuhuş irtikâp etmedikçe, kendilerine vermiş olduğunuz mehirden birşeyler koparabilmek için onları sıkıştırmayın. Onlarla güzellikle geçinin. Onlardan hoşlanmayacak olsanız da, bakarsınız, Allah, sizin hoşlanmadığınız birşeyde nice hayırlar yaratmıştır.(10)
(10) Kur’ân’ın onlara bu hakkı tanımasından önce kadınlar miras almak bir yana dursun, bizzat miras olarak muamele görüyorlardı. Ölen kocanın akrabasından biri kadını miras olarak aldıktan sonra, ister mehir vermeden onu nikâhı altına alır, ister başkasına nikâhlayıp mehrini kendisi alır, isterse onu alıkoyup herşeyine sahiplenirdi. Veya, boşanmaya niyet eden bir erkek, karısını canından bezdirecek bir muamele ile mehrinden fedakârlık etmeye zorlardı. Kur’ân, bu çirkin âdetlerin yerine, bu âyetin son cümlesinde de görüleceği gibi, fazilete dayanan ve eşlere birbirlerinin güzelliklerini görmelerini sağlayacak bir anlayış kazandırmaktadır.
Yaşar Nuri Öztürk
Ey iman edenler! Kadınlara, zor ve baskı kullanarak mirasçı olmanız size helal olmaz. Kendilerine vermiş bulunduğunuz şeylerin bir kısmını çarpıp götürmek için onları sıkıştırmanız da helal değildir. Kanıta bağlanmış bir fuhuş yapmaları hali müstesna. Onlarla iyi ve güzel geçinin. Onlardan tiksindinizse olabilir ki, siz bir şeyi çirkin bulursunuz da Allah, ona çok hayır koymuş olur.
ey anlar kim įmān getürdiler ḥelāl olmaz size kim mįrāŝ alasız 'avratları, güc- ile daħı yavuz dirilmeñ anlaruñ-ıla, tā iltesiz bir nicesin anuñ kim virdüñüz anlara illā kim getüreler zişt iş bellü eyleyici daħı dirilüñ anlaruñ-ıla eylüg-ile. pes eger düşħār göresiz anları [40b] ola kim duşħar göresiz neseneyi, daħı ķıla Tañrı anuñ içinde ħayr çoķ.