Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 559, sondan 5678. ayet; 4. sure ve Nisâ Suresinin 66. ayetidir. Nisâ Suresi 66. ayetinin kelime sayisi 27, harf sayısı 107 ve toplam ebced değeri ise 7340 olarak hesaplanmıştır. Nisâ Suresinin toplam ebced değeri 1117221 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır.
Arapça Metin
ولو انا كتبنا عليهم ان اقتلوا انفسكم او اخرجوا من دياركم ما فعلوه الا قليل منهم ولو انهم فعلوا ما يوعظون به لكان خيرا لهم واشد تثبيتا
Eğer biz onlara, “Hayatlarınızı feda edin veya yurtlarınızdan çıkın” diye yazmış olsaydık, içlerinden pek azı hariç, bunu yapmazlardı. Eğer kendilerine verilen öğütleri tutsalardı, elbette haklarında hem daha hayırlı, hem de (imanlarını) daha çok pekiştirici olurdu.
İslâm’dan önceki dinlerde Allah Teâlâ’nın, kullarını ya itaatsizlikleri yüzünden veya imtihan için nefse ağır gelen, uyulması güç olan ödevlerle yükümlü kıldığı olmuştur (Bakara 2:54, 286; A‘raf 7:157). Hâtemü’l-enbiyâ olan Hz. Muhammed’e gönderilen dinde aslolan, emirlerin ve yükümlülüklerin fıtrata uygun ve kolay olmasıdır. İnsan tabiatına uymayan, insana ağır gelen, normal ve katlanılabilir külfet ve zahmet sınırını aşan teklif ve yükler İslâm’da yoktur. İtaat kaidesini açıklayan âyetler arasında bulunan 66. âyet İslâm’ın bu özelliğini farklı bir üslûp içinde dile getirmektedir: Allah Teâlâ müslümanlara “Kendinizi öldürün, yurdunuzu terkedin...” kabilinden ağır emirler vermiyor, insanların çoğunun itaat edemeyeceği şeyleri müslümanlardan istemiyor. Şayet böyle emirler verseydi insanların çoğu buna itaat etmezlerdi. Allah’ın istediği kolay, fıtrata uygun ve kulların menfaatine yönelik olan şeylerdir. Üstelik bunlara da büyük ecirler, mükâfatlar vermektedir.
Bu âyeti şöyle anlayan tefsirciler de olmuştur: “Kendilerini öldürmek”ten maksat meşrû savaşta (cihad) düşman saflarında yer alan yakınlarını öldürmektir, “yurtlarını terketmek”ten maksat da hicrettir. Allah Teâlâ bu gibi emirlere pek az kimsenin itaat edebileceğini, ancak bu itaatın da ecrinin çok büyük olduğunu bildirerek müslümanları –aşağıdaki âyetlerde emredeceği– cihada hazırlamaktadır (İbn Âşûr, V, 114).
Mehmet Okuyan
Onlara “Kendinizi öldürün veya yurtlarınızdan çıkın.” diye emretmiş olsaydık, içlerinden azı hariç bunu yapmazlardı. Kendilerine verilen öğüdü yerine getirselerdi, (bu durum) onlar için hem hayırlı hem de (imanlarını) daha pekiştirici olurdu.
Fakat biz onlara, “hayatlarınızı feda ediniz” yahut “yurtlarınızı terk ediniz” diye emretmiş olsaydık, çok azı hariç, bunu yapmazlardı. Oysa tavsiye edilen şeyi yapmış olsalardı, bu, kesinlikle onların yararına olurdu ve onları daha güçlü kılardı.
Eğer biz onlara: “Kendinizi öldürün¹ veya yurtlarınızdan² çıkın” diye yazsaydık,³ çok azı hariç bunu yapmazlardı. Eğer kendilerine verilen öğüde uysalardı, elbette bu onlar için hem daha hayırlı hem daha sağlam olurdu.
1- Canlarınızı feda etmeyi, ölümü göze almayı. 2- Cihad için. 3-Gerekli görseydik, zorunlu kılsaydık.
Ahmet Akgül
Eğer gerçekten Biz onlara: (Madem samimiyetle tevbe etmişseniz, haydi Allah için) "Kendinizi öldürün (bağışlanmak ve cennete ulaşmak karşılığı intihara yürüyün) ya da yurtlarınızdan çıkıp (buradan uzaklaşın!) " diye yazmış olsaydık, onlardan az bir bölümü dışında, (çoğu) bunu yapmazlardı. Ama onlar, kendilerine verilen öğüdü (tutarak gereğini) yerine getirselerdi, bu şüphesiz onlar için hayırlı ve daha sağlam olacak (bir tercihti. Yani Hz. Peygamber, (S.A.V) Allah’ın vahyi olarak; kendi canımıza kıymayı bile emretse, yerine getirilmesi icab ederdi.)
Biz onlara, kendinizi öldürün, yahut ülkenizden çıkın diye emretseydik, bunu onlara farz etmiş olsaydık ancak içlerinden pek azı bunu yapardı. Halbuki kendilerine verilen öğüdü tutsalar, deneni yapsalardı bu, hem onlara daha hayırlı olurdu, hem de inançlarını kökleştirirdi.
Fakat biz onlara “Hayatlarınızı feda edin” yahut “Yurtlarınızı terkedin” diye emretmiş olsaydık, çok azı bunu yapardı. Oysa tavsiye edilen şeyi yapmış olsalardı, bu kesinlikle onların yararına olurdu ve onları imanlarında daha güçlü kılardı.
Eğer onlara:
"Uğrumuzda kanlarınızı dökün, canlarınızı feda edin, yurtlarınızı terk ederek göç edin" diye emretmiş, bunu bir yazılı kural haline getirmiş olsaydık, içlerinden pek azı müstesna bunu yapmazlardı. Eğer kendilerine verilen öğüdü, sorumluluklarıyla ilgili yapılan uyarıyı dikkate alarak yerine getirselerdi, bu onlar için hem daha hayırlı olur, hem de imanlarını daha çok pekiştirir, itibarlarını daha da yükseltirdi.
Biz eğer onların üzerine: "Kendi nefislerinizi öldürün yahut yurtlarınızdan çıkın" diye yazsaydık [16] çok azı dışındakiler bunu yapmazlardı. Eğer onlar kendilerine öğüt edileni yapsalardı, haklarında daha iyi olurdu ve inançlarının daha iyi kökleşmesini sağlardı.
16.Yani bu görevi yerine getirmelerini farz kılsaydık.
Ali Bulaç
Eğer gerçekten biz, onlara: 'Kendinizi öldürün ya da yurtlarınızdan çıkın' diye yazmış olsaydık, onlardan az bir bölümü dışında, bunu yapmazlardı. Onlar, kendilerine verilen öğüdü yerine getirselerdi, bu şüphesiz onlar için hayırlı ve daha sağlam olurdu.
Eğer biz o münafıklara: “- Nefislerinizi cihad için öldürün, yahut yurdlarınızdan çıkın” diye bir farziyyet yükleseydik, içlerinizden pek azı müstesna, onu yapmazlardı. Onlar kendilerine öğüt verilen şeyleri yerine getirseydiler elbette bu, haklarında çok hayırlı ve imanlarını kökleştirme bakımından sağlam bir hareket olurdu.
Eğer Biz onlara: “Kendinizi öldürün veya memleketlerinizden çıkın” diye emretseydik, çok azı hariç çoğu bu emri yerine getirmezlerdi. (Hâlbuki onlar birbirlerini öldürüyor ve memleketlerinden çıkarıyorlar.) Eğer onlar öğüt aldıkları şeyleri yapsalardı, onlar için daha yararlı ve imanlarının tesbiti için daha sağlam olurdu.
Biz onlara kendilerin öldürmeyi, ya da yurtlarından çıkmayı farzetmiş olsaydık, ancak onlardan pek azı bunu yapardı, öğütlenen şeyi onlar yapsaydı, haklarında hem hayırlısı, hem de sağlam olurdu
Eğer Biz onlara (Allah yolunda savaşarak): “Canlarınızı feda ediniz” ya da (zulmün ve haksızlığın hâkim olduğu) “yurtlarınızdan çıkınız” diye emretmiş olsaydık, pek azı dışında, bunları yapamazlardı. Oysa onlar, kendilerine verilen öğütleri tutsalardı, bu kendileri için daha iyi olurdu ve onları (imanlarında) daha dirençli kılardı.
Bugün Allah için hayatını ortaya koyarak yurdunu terk edebilecek yiğitlere rastlamak zor olsa gerek. Allah hicretin zorluğuna dikkat çekerek, Kur’an mesajıyla verilen öğüdün tutulması, manevi ve ahlaki değerlere sahip çıkılarak hayatın Allah’ın istediği şekilde disipline edilmesi konusunda uyarıda bulunuyor.
Diyanet İşleri (Eski)
Şayet onlara "Kendinizi öldürün" yahut "Memleketinizden çıkın" diye emretmiş olsaydık, pek azından başkaları bunu yapmazlardı. Kendilerine verilen öğüdü yerine getirmiş olsalardı onlar için daha iyi ve daha sağlam olurdu.
Eğer onlara, kendinizi öldürün yahut yurtlarınızdan çıkın, diye emretmiş olsaydık, içlerinden pek azı müstesna, bunu yapmazlardı. Eğer kendilerine verilen öğüdü yerine getirselerdi, onlar için hem daha hayırlı hem de (imanlarını) daha pekiştirici olurdu.
"Canınızı adayın" yahut "Yurtlarınızdan çıkın," diye emretmiş olsaydık, pek azı hariç bunu yapmazlardı. Kendilerine öğütleneni uygulasalardı onlar için daha iyi ve daha sağlam olurdu.
Eğer biz onlara: "Kendinizi öldürün, veya yurtlarınızdan çıkın." diye yazmış olsaydık, içlerinden pek azı hariç, bunu yapamazlardı. Fakat kendilerine verilen öğütleri tutsalardı, elbette haklarında hem daha hayırlı, hem de daha sağlam olurdu.
Eğer onlara nefislerinizi öldürün veya «diyarınızdan çıkın» diye yazsa idik pek azından ma'dası onu yapmazlardı, fakat kendilerine va'zolunanı yapsalardı elbette haklarında çok hayırlı ve payidar kılmak i'tibarile de en sağlam bir hareket olurdu
Hakıykat, biz onlara: «Kendinizi öldürün, yahud yurdlarınızdan çıkın» diye yazsaydık, içlerinden birazı müstesna olmak üzere, bunu yapmazlardı. Onlar öğüd verildikleri şeyleri hakkıyle icra etselerdi bu, kendileri için elbet hem daha hayırlı, hem (îmanlarını) sağlamca kökleşdirmiş olurdu.
Hâlbuki şübhesiz ki biz onlara (münâfıklara): “Nefislerinizi öldürün!” veya “Yurtlarınızdan çıkın!” diye (öncekilere olduğu gibi çok ağır bir külfeti üzerlerine) yazsaydık, içlerinden pek azı müstesnâ, bunu yapmazlardı. Böylece gerçekten onlar, o nasîhat edilegeldikleri (ve güçlerinin yettiği) şeyleri yapsalardı, elbette kendileri için hayırlı ve(îmanlarını) takviye cihetiyle daha sağlam olurdu.
Eğer biz onlara “Kendinizi (Allah için) feda edin veya yurtlarınızdan çıkın” diye emretseydik, emri pek azı hariç yerine getirmeyeceklerdi. Hâlbuki onlar, kendilerine tavsiye edilenleri yerine getirselerdi, onlar için daha hayırlı ve daha güçlü bir durumda olurlardı.
İsrail oğullarına farzettiğimiz gibi onlara, kendilerini öldürmeği veya yurtlarından çıkmağı farz kılmış olsaydık, onlardan pek azı hariç olmak üzere onu işlemezlerdi. Onlar öğüt verilen şeyi tutsalardı haklarında hayırlı, sebatları daha sağlam olurdu.
Eğer onlara, “Nefislerinizi öldürün” yahut “Memleketinizden çıkın” diye emretmiş olsaydık, pek azından başkaları bunu yapmazlardı. Kendilerine verilen öğüdü yerine getirmiş olsalardı, onlar için hem daha hayırlı ve hem de (imanlarını) daha pekiştirici olurdu.
Demek onlara, “Allah yolunda savaşarak canlarınızı fedâ edin!” ya da “Zulmün egemen olduğu yurdunuzdan çıkın ve Allah yolunda hicret edin!” diye emretmiş olsaydık, —içlerinden pek azı hariç— emrimize karşı geleceklerdi.Oysa kendilerine verilen öğütleri tutsalardı, elbette bundan kendileri kazançlı çıkar, üstelik daha sağlam ve sağlıklı bir inanca kavuşarak, istikrarlı bir toplum meydana getirmiş olurlardı.
Eğer biz, onlara “Nefislerinizi öldürün veya yurtlarınızdan çıkın!” diye yazsaydık, onlardan birazı hariç bunu yapmazlardı.
Onlar kendilerine tenbihlenenleri yapsalardı, onlar için hayırlı ve en çok sabit sağlam olurdu.
Eğer Biz, onlara: “Kendinizi öldürün veya yurtlarınızdan çıkın.” diye emretmiş olsaydık, bunu içlerinden ancak pek azı yapabilirdi. Oysa onlar, kendilerine verilen emirleri tutsalardı, elbette haklarında hem daha hayırlı, hem de (îmanlarını) daha pekiştirici olurdu.
Fakat biz onlara “Hayatlarınızı feda edin!” yahut “Yurtlarınızı terk edin!” diye emretmiş olsaydık, 85 çok azı bunu yapardı. 86 Oysa, tavsiye edilen şeyi yapmış olsalardı, bu, kesinlikle onların yararına olurdu ve onları [imanlarında] daha güçlü kılardı;
Eğer gerçekten biz, onlara “Kendinizi feda edin veya yurtlarınızı terk edin!’’ diye emretmiş olsaydık, onlardan çok azı hariç bunu yapmazlardı. Ama yine de onlar kendilerine verilen öğüdü yerine getirselerdi, bu onlar için daha hayırlı ve iman açısından daha sağlam olurdu. 2/286, 47/20-21
Fakat Biz, onlara “Canlarınızı feda edin!”[802] ya da “Yurtlarınızı terk edin!” diye emretmiş olsaydık, çok azı dışında bu emri tutmazlardı. Ama öğütleneni yapsalardı, hem kendileri için daha hayırlı olurdu, hem de (inanç zeminine) daha sağlam basmış olurlardı.
[802] Aynısı Bakara 54’te de kullanılır. Fakat iki kullanımın da bağlamı çok farklıdır. Orada inek yavrusuna tapanlara bu emir verilirken, burada Allah yolunda cihad gibi fedakârlıklara teşvik bağlamında emir kipinde bir varsayım olarak kullanılmaktadır. Bu nedenle Bakara’da “Nefislerinizi öldürün!” anlamı, burada ise “Canlarınızı feda edin!” anlamı metnin bağlamıyla uyumludur. Allahu a’lem.
Ömer Nasuhi Bilmen
Eğer onların üzerine «Nefislerinizi öldürünüz veya yurtlarınızdan çıkınız,» diye yazsaydık bunu onlardan birazı müstesna olmak üzere yapmazlardı. Ve eğer onlar kendisiyle öğüt verildikleri şeyi yapsa idiler elbette onlar için hayırlı ve berdevam olmak itibariyle daha sağlam olurdu.
Şayet onlara “Ölüme atılın! ” veya “Vatanınızdan ayrılın! ” (hicret edin) emrini vermiş olseydık, pek azı müstesna, bunu yerine getirmezlerdi. Onlar kendilerine verilen öğütleri tutsalardı, elbette kendileri için hayırlı olur, durumlarını daha da sağlamlaştırırlardı.
“Kendinizi öldürün” emri: “Kendinizi ölüm tehlikesine, cihad meydanına atın” mânasına gelebilir. Hz. Muhammed (a.s.)’ın ashabının (r.a) çoğu, dinleri uğrunda canlarını verip şehid olmuş, yine o uğurda yurtlarından ayrılıp hicret etmişlerdi. Önce Mekke’den, Hz. Peygamberin dünyadan göçmesinden sonra da Medine’den ayrılma hasretiyle yanmalarına rağmen dünyanın dört bir tarafına yayılıp Allah’ın dinine hizmet etmişlerdir. Yahudiler ve münâfıklar ise, buna benzer hiçbir fedâkarlık göstermemişlerdir. Hatta Yahudiler kendi dindaşlarını öldürüp, diyarlarından sürmüşlerdir.
Süleyman Ateş
Eğer onlara: "Kendinizi öldürün, ya da yurtlarınızdan çıkın!" diye yazmış olsaydık, içlerinden pek azı hariç, bunu yapmazlardı. Ama kendilerine öğütleneni yapsalardı, elbette kendileri için daha iyi ve daha sağlam olurdu.
Şayet onlara: “kendinizi öldürün!“ veya “yurdunuzdan çıkın!” diye emretseydik, pek azı dışındakiler bunu yapmazlardı. Ama kendilerine verilen öğüt ne olursa olsun, onu yapsalardı onlar için daha iyi ve daha sağlam olurdu.
Eğer gerçekten biz, onlara, “nefislerinizin hakkından gelin veya yurtlarınızdan çıkın.” diye yazmış olsaydık, onlardan çok azı hariç bunu yapmazlardı. Onlar kendilerine verilen öğüdü yerine getirselerdi, bu onlar için daha hayırlı ve daha sağlam olurdu.
Biz onlara “Canınızı verin” yahut “Yurdunuzu terk edin” diyecek olsak, içlerinden pek azı bunu yapardı. Eğer onlar kendilerine verilen öğütü yerine getirmiş olsalardı, elbette bu haklarında daha hayırlı olurdu ve azim ve sebatları ziyadeleşirdi
Eğer onlar üzerine, "Kendinizi öldürün yahut yurtlarınızdan çıkın!" diye yazmış olsaydık, içlerinden pek azı hariç, bunu yapmazlardı. Ama onlar kendilerine öğütleneni yapsalardı, onlar için hem daha hayırlı olurdu hem de ömürlü olmaları bakımından daha yarayışlı.
Eger daḫı biz yazsa‐y‐duḳ üstlerine öldürüñüz nefslerüñüzi yā çıḳuñuz iḳlimlerüñüzden, anı işlemezlerdi illā az kişiler anlardan. Eger anlar işlese‐lerdi özlerine naṣīḥat olan nesneyi yigreg‐idi anlara ve ḳatı yaḫşı‐y‐ıdı ẟābitolmaġ‐ıçun.