Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan
578, sondan
5659. ayet;
4. sure ve
Nisâ Suresinin
85. ayetidir.
Nisâ Suresi 85. ayetinin kelime sayisi
22, harf sayısı
77 ve toplam ebced değeri ise
4095 olarak hesaplanmıştır.
Nisâ Suresinin toplam ebced değeri
1117221 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır.
من يشفع شفاعة حسنة يكن له نصيب منها ومن يشفع شفاعة سيئة يكن له كفل منها وكان الله على كل شيء مقيتا
منيشفعشفاعةحسنةيكنلهنصيبمنهاومنيشفعشفاعةسيئةيكنلهكفلمنهاوكاناللهعلىكلشيءمقيتا
Men yeşfe’ şefâ’aten haseneten yekun lehu nasîbun minhâ(s) vemen yeşfe’ şefâ’aten seyyi-eten yekun lehu kiflun minhâ(k) vekâna(A)llâhu ‘alâ kulli şey-in mukîtâ(n)
Kim güzel bir (işte) aracılık ederse, ona o işin sevabından bir pay vardır. Kim de kötü bir (işte) aracılık ederse, ona da o kötülükten bir pay vardır. Allah’ın her şeye gücü yeter.
Şefaat (aracılık), selâmlaşma, Allah Teâlâ’nın ilmi, kudreti ve kıyamet konularını ihtiva eden üç âyetin araya girmesinden sonra –aşağıda geleceği üzere– yine münafıklar ve müşriklerle savaş ve barış halindeki ilişkilere geçilmesi aynı zamanda bu âyetler arasındaki konu ilişkisine de ışık tutmaktadır. Çünkü müslümanlar bu âyetlerin geldiği dönemde müşrikler ve münafıklarla iç içe yaşıyorlar, savaşta ve barışta onlarla çeşitli ilişkiler içinde oluyorlardı. Bu ilişkilerin tevhidi zedelemeden ve ümmete zarar vermeden sürdürülebilmesi için ilâhî irşada ihtiyaçları vardı.
Türkçe’de şefaat daha ziyade âhiretteki aracılık ve özellikle de Hz. Peygamber’in, hem bütün insanlara (hesaba çekilmenin, yargılanmanın bir an önce başlaması, bekleme sıkıntısının son bulması için) hem de ümmetinin günahkârlarına (günahlarının bağışlanması için) Allah nezdinde yapacağı aracılık mânasında kullanılır. Kur’an’da ve Arapça’da ise şefaatin buna ek olarak daha geniş bir mânası vardır: İki kişi arasında görülecek bir iş, elde edilecek bir fayda veya önlenecek bir zarar konusunda üçüncü bir şahsın devreye girmesi, aracı olması, hatırını ve gücünü kullanarak sonuç elde etmeye teşebbüs etmesidir. 88. âyette geleceği üzere müminler, bazan müslüman olmayan kimseler için de bu mânada şefaatte bulunuyorlardı. Ayrıca hemen her zaman toplum içinde aracılık faaliyeti sürdürülmüş ve aracılar bulunmuştur. Özellikle hukuk, adalet, ehliyet ve emanet duygusu ve şuurunun ve bunlara dayalı uygulamaların ikinci plana atıldığı; güçlü, hatırlı, yakın olanların –haklı veya haksız olarak– işi bitirdiği dönemlerde, bu mânada toplum ahlâkının zaafa uğradığı zamanlarda şefaat (adam bulma, torpil kullanma) yaygın, normal, hatta zaruri hale gelmektedir. Âyet hem tarihî hem de evrensel olarak şefaat konusunda bir kural getirmektedir: Şefaat kötü, çirkin ve yasak değildir; ancak meşrû, hukuka ve ahlâka uygun olmalı; iyi, başkası aleyhine haksızlık doğurmayacak bir sonucun hâsıl olması için yardım mânası ve amacı taşımalıdır. Böyle olan şefaatin ecri vardır. Hâsıl olan iyilik ve ecirden şefaat sahibi (buna aracılık eden, hatırını ve imkânını kullanan) kimseler de nasip alırlar. Haksız bir talebin, kötü sonucun gerçekleşmesi için yapılan aracılık da yapana sorumluluk getirir; haksıza, zâlime, kötülük edene verilen cezanın benzeri bir ceza ona da verilir.
Kim güzel bir şekilde şefaat (iyi bir işe öncülük) ederse onun o işten bir payı olur. Kim de kötü bir şekilde şefaat (kötü bir işe öncülük) ederse onun da ondan bir payı olur. Allah her şeyin karşılığını vericidir.
Burada geçen “şefaat”le ilgili kelimeler, bilinen anlamda “şefaat” değil, “öncülük etmek, vesile veya sebep olmak” anlamındadır.
Kim iyi bir işe aracılık ederse, onun da o işten bir nasibi olur. Kim kötü bir işe aracılık ederse, onun da ondan bir payı olur. Allah her şeyi gözetleyicidir.
Her kim, iyi bir işte şefaat¹ ederse, ona o işten bir pay vardır. Her kim de kötü bir işte şefaat ederse, ondan da ona bir pay vardır. Allah Her Şeyi Gözeten'dir.
1- Aracılık ederse, yardımda bulunursa.
Kim (İslam’a ve insanlığa yararlı) iyi bir işe (haklı ve hayırlı bir kişiye) aracılık ederse, onun da o işten bir sevap ve nasibi vardır. Kim de kötü bir işe aracılık yapar (yanlış ve yararsız neticelere şefaatçi ve yardımcı olur) sa, onun da (bu kötülüklerden elbette) günahı ve payı olacaktır. Allah her şeyin (ve herkesin) üzerinde koruyucu ve hesap sorucu olandır (ve hak ettiği karşılığı verendir).
Kim iyi bir şefaatte bulunursa o şefaatten payı vardır ve kim kötü bir şefaatte bulunursa ondan payı var ve Allah her şeyi bilir korur.
Kim, haklı bir dava uğrunda üstün çaba gösterirse, onun kazandıracağı nimetlerden bir pay alacaktır ve kim de, haksız bir dava için koşturursa, sorumluluğunun hesabını verecektir. Allah herşeyi gözeten ve herşeye güç yetirendir.
Kim hayırlı bir işe aracılık eder, haklı bir meselenin çözümünde üstün çaba gösterirse, onun kazandıracağı nimetlerden pay ve sevap kazanır. Kim de kötü bir işe aracılık eder, haksız bir mesele için koşuşturursa onun da işin vebalinden sorumluluğunu gerektiren bir payı olur. Allah her şeyi denetler, amelleri kaydeder, karşılığını verir.
Kim güzel bir işte aracılık ederse ona ondan bir pay vardır. Kim de kötü bir işte aracılık ederse ona da ondan bir yük vardır. Allah her şeyi görüp gözetleyendir.
Kim, güzel bir aracılıkla aracılıkta (şefaatte) bulunursa, ondan kendisine bir hisse vardır; kim kötü bir aracılıkla aracılıkta bulunursa, ondan da kendisine bir pay vardır. Allah her şeyin üzerinde koruyucudur.
Kim güzel bir yardımda (şefaatte) bulunursa, ona o yardımdan bir hisse (sevab) olur. Kim de kötü bir yardım ve tavassutta bulunursa, ondan kendisine bir günah payı vardır. Allah herşey'e hakkıyla kadir ve şahiddir.
Kim, iyi bir işe destek olursa, onun da ondan bir payı olur. Kim, kötü bir işe destek olursa, o işin bir katı ona gelir. Muhakkak Allah, her şeye güç yetirendir.
İyilikle bir kimseyi kollayan, o iyilikten pay alır, kötülükle kollayan, o da payını alır, Allahın her şeye gücü yetişir
Kim bir iyiliğe aracılık ederse kendisi için ondan bir pay/sevap var. Kim de bir kötülüğe aracılık ederse, kendisi için ondan bir pay/vebal vardır. Allah her şeyi gözetip karşılığını verendir.
İnsan sosyal bir varlık olduğu için toplu halde yaşama ihtiyacı duyar. İnsanların oluşturduğu toplumlardan sosyal olaylar, ilişkiler ve olgular ortaya çıkar. Bu ilişkiler etkileşim kalıbı açısından birey-birey ilişkisi, birey-grup ilişkisi ve grup-grup ilişkisi olarak kendini gösterir. Sosyal ilişkiler dinamik bir özelliğe sahip olduğu için değişirler. Toplumdaki değişmelerde çevre ve teknoloji faktörü etkili olsa da en önemli rolü kültür faktörü oluşturur. Bu da bireyin ve toplumun yapısında hızlı bir şekilde tezahür eder. Bu değişim sürecinde bütün bir cemiyeti, dolayısıyla dünyayı etkileyecek olan fert planındaki davranışlar çok önemlidir. Onun için kişi, davranışlarında ve ilişkilerinde bu derin mesajın sorumluluğunu hissetmelidir. Bir sonraki âyette “selama karşılık verin” direktifi de bu bağlamda çok büyük anlam ifade etmektedir. Çünkü selamlaşmak; sevginin, saygının ve barışın topluma yayılmasında önemli katkı sağlar.
Kim iyi bir işte aracılık ederse, ona onun sevabından bir pay vardır; kim de kötü bir şeyde aracılık yaparsa, ona o kötülükten bir hisse vardır. Allah, her şeyin karşılığını verir.
Kim iyi bir işe aracılık ederse onun da o işten bir nasibi olur. Kim kötü bir işe aracılık ederse onun da ondan bir payı olur. Allah her şeyin karşılığını vericidir.
Toplum hayatı birçok halde aracılığı gerekli kılar. Kendisinden aracı olması istenen kimse neye aracı olduğuna dikkat etmek mecburiyetindedir; çünkü neticeden onun da günah-sevap, fayda-zarar bakımlarından payı olacaktır.
Kim bir iyiliğe aracılık ederse kendisi için ondan bir kredi var. Kim bir kötülüğe aracılık ederse, kendisi için ondan bir pay var. ALLAH herşeyi kontrol eder.
Kim güzel bir işte aracılık ederse, ona o işin sevabından bir pay vardır. Kim de kötü bir şeyde aracılık yaparsa, ona da o kötülükten bir pay vardır. Allah her şeyi gözetip karşılığını verir.
Her kim güzel bir şefaatte bulunursa ona ondan bir nasîb olur, her kim de kötü bir şefahatte bulunursa ona da ondan bir nazîr olur, Allah her şeye nâzır bulunuyor
Kim güzel bir şefaatle şefâatde bulunursa ondan kendisine bir hisse (sevab) vardır. Kim de kötü bir şefaatle şefâatde bulunursa ondan kendisine bir (günâh) pay (ı) vardır. Allah her şey'e hakkıyle kaadir ve nazırdır.
Kim güzel bir şefâatle şefâatte bulunursa (faydalı bir işe aracı olursa), ona bundan bir nasib vardır. Kim de kötü bir himâye ile şefâatte bulunursa, ona da bundan bir hisse vardır. Zîrâ Allah, herşeye gücü yeten (ve herşeyi gören)dir.
Kim güzel bir işte yardım (şefaat) yaparsa, yapılan güzel şeyden dolayı o’da payını alır. Kimde kötü bir işe yardım (şefaat) yaparsa, o yardım ettiği kötülüğün sonucundan kendisi de bir pay alır. Allah, her şeyi gözetleyip kayıt altına alandır.
Herkim, iyi bir şefaatla şefaatta bulunursa onun o şefaattan hissesi [⁹] bulunur; kötü bir şefaatla şefaatta bulunanın da [¹⁰] ondan bir payı vardır [¹¹]. Allah her şeye kuvvetini eriştirir.
[9] Sevabı.[10] Koğuculuk etmek, fesat çıkarmak gibi.[11] Vebalini yüklenir.
Her kim güzel bir şefaatte bulunursa ona ondan bir nasip olur. Her kim de kötü bir şefaatte bulunursa ona da ondan bir nasip olur. Allah her şeyin üzerinde koruyucudur.
Kim güzel ve yararlı bir işe aracılık ederse, o işten kazanılacak mükâfâtta kendisine de bir pay vardır. Kim de kötü ve zararlı bir işe aracılık ederse, ondan doğacak zararlarda kendisine de bir sorumluluk payı vardır. Böylece her insan, yaptığının karşılığını tam olarak görecektir. Çünkü her şey, Allah’ın kudret ve gözetimi altındadır.Allah yolunda böyle amansız mücâdele verirken, barış ve dostluk amacıyla size uzatılan eli geri çevirmeyin:
Kim güzel bir işe şefaat / aracılık ederse, bundan bir nasibi olur.
Kim kötü bir işe şefaat / aracılık ederse, bundan da bir payı olur.
Allah her şey üzerinde hâkim / nâzır olandır.
Kim, güzel bir işe vasıta olursa, onun o işin sevabından bir nasibi olduğu gibi, kim de kötü bir şeye vasıta olursa, onun da o kötülükten bir payı vardır. Çünkü Allah’ın, her şeye gücü yeter.
Kim haklı bir dâvâ uğrunda üstün çaba gösterirse, onun kazandıracağı nimetlerden bir pay alacaktır 103 ve kim de haksız bir dâvâ için koşturursa, sorumluluğunun hesabını 104 verecektir: Çünkü Allah, her şeyi gözetleyicidir.
Her kim hak davada, bir işe şefaat/destek çıkarsa onun getirisinden ona bir pay vardır. Kim de kötü bir işe şefaat/destek olursa ona da onun günahından bir pay vardır. Allah, herkese yaptığının karşılığını verendir. 5/2, 4/114
Kim haklı bir dâvâya katkıda bulunursa, onun tüm getirisinden bir pay alacaktır; kim de haksız bir dâvâya katkıda bulunursa, onun tüm vebalinden bir pay alacaktır: Zira Allah her şeye bir ölçü koyan, koyduğu ölçüye sahip çıkandır.[817]
[817] Allah’ın esmasından olan Mukît’i Hasîb, Hâfız ve Kadîr ile karşılamak, onlarla eşanlamlı yapmaktır. Oysa isimlerin farklılığı mânanın farklılığını gerektirir. Dahası bu isimler Kur’an’da ayrı ayrı gelmiştir. İbn Fâris’in açıklaması ışığında Mukît, “ölçü koyup o ölçünün korunması hususunda titizlenen”dir. Rızık ve azık hakkındaki ölçü de buna dahildir.
Her kim güzel bir şefaatle şefaatte bulunursa onun için de ondan bir nâsib olur. Ve her kim kötü bir şefaatle şefaatte bulunursa onun için de ondan bir hisse olur. Ve Allah Teâlâ herşey üzerine bihakkın nazîrdir.
Her kim güzel bir şefaatte bulunursa, o iyilikten kendisine de bir nasip vardır. Kim de kötü bir hususta şefaat ederse, ondan da kendisine bir pay düşer. Allah her şey üzerinde kadirdir.
Kim güzel bir (işe) destek olursa, onun da o işten bir payı olur. Kim kötü bir (işe) destek olursa, onun da o işten bir payı olur. Allah her şeyi gözetip karşılığını verendir.
İyi bir işe eşlik eden ondan bir pay alır; kötü bir işe eşlik eden de ondan dolayı bir sorumluluk üstlenir. Her şeyi görüp gözeten Allah'tır.
Kim, güzel bir işe aracılık ederse, onun bu işte bir nasibi olur, kim de kötü bir işe aracılık ederse, onun da bundan bir payı olur. Allah'ın her şey üzerinde hakimiyeti vardır.
Kim bir iyiliğe aracılık ederse, ondan bir payı olur. Kim bir kötülüğe aracılık ederse, onun da bundan bir vebali olur. Allah ise herşeyi görüp gözetmektedir.
Kim güzel bir işe aracı olursa ondan ona bir pay vardır. Kim kötü bir şeye aracı olursa ondan da ona bir pay vardır. Allah her şeye, herkese gıda ulaştırır, Mukît'tir.
her kim şefa'at eyleye eyü şefa'at, ola anuñ ülü andan daħı her kim şefa'at eyleye şefa'at yavuz ola anuñ ülü andan. daħı oldı Tañrı her nesene üzere güci yiter yā śaķlayıcı.
Kim ki yaḫşı şefā‘at eylese özine naṣīb virilür andan. Daḫı kim şefā‘ateylese yaman şefā‘at eylemek, özine günāh naṣīb olur andan. Tañrı Ta‘ālāher nesneye cezāsın virür vaḳtı olġanda.
Yaxşı işə vasitəçi olana (onun savabından), pis işə vasitəçi olana (onun günahından) bir pay düşür. Əlbəttə, Allah hər şeyə qadirdir. (Hər şeyin əvəzini verəndir).
Whoso interveneth in a good cause will have the reward thereof, and whoso interveneth in an evil cause will bear the consequence thereof. Allah overseeth all things.
Whoever recommends and helps a good cause becomes a partner therein: And whoever recommends and helps an evil cause, shares in its burden: And Allah hath power(604) over all things.*
604 In this fleeting world's chances, Allah's providence and justice may not always appear plain to our eyes. But we are asked to believe that if we help and support a good cause, we share in all its credit and in its eventual victory. And conversely, we cannot support a bad cause without sharing in all its evil consequences. If appearances seem against this faith, let us not be deceived by appearances. For Allah has power over all things.