Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 4264, sondan 1973. ayet; 41. sure ve Fussilet Suresinin 46. ayetidir. Fussilet Suresi 46. ayetinin kelime sayisi 11, harf sayısı 46 ve toplam ebced değeri ise 2408 olarak hesaplanmıştır. Fussilet Suresinin toplam ebced değeri 236567 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır. Bu sure حم hurufu mukatta harfleriyle başlamaktadır. Bu ayette ح (1) م (5) bulunuyor.
Arapça Metin
من عمل صالحا فلنفسه ومن اساء فعليها وما ربك بظلام للعبيد
Başta Kur’an’ın ilk muhatapları olmak üzere bütün insanlığa Allah’ın evrensel bir yasası hatırlatılmaktadır. “Doğru ve yararlı iş” diye çevirdiğimiz metindeki sâlih kelimesi, Allah’ın varlığına ve birliğine inanıp O’nun hükümlerine göre yaşamak; mümkün olduğunca çok sayıda insana, hatta diğer canlılara ve doğaya yararlı olabilecek şeyler yapmak; meşrû ölçüler çerçevesinde herkesle barış ve uzlaşma içinde olma çabası göstermek gibi yapıcı davranışları içine alan geniş kapsamlı bir kavramdır. Âyete göre bu şekilde doğru ve yararlı işler yapan bir kimse, –bu dünyanın bazı ârızî şartları yüzünden hak ettiği iyiliği elde edemese, hatta iyilik ettiği halde sıkıntı çekse bile– nihaî planda asla haksızlığa uğratılmayacak, iyiliklerinin karşılığını bulacak; aynı şekilde kötülük işleyenler de cezalarını çekeceklerdir. “Senin rabbin kullarına asla haksızlık etmez” ifadesi, bir bakıma bu hususta ilâhî bir teminat anlamı taşımaktadır.
Mehmet Okuyan
Kim iyi bir iş yaparsa (bu) kendi lehinedir. Kim de kötülük yaparsa kendi aleyhinedir. Rabbin kullara asla haksızlık edici değildir.
1- Bozuk olan şeyi düzeltmek, düzelticilik yapmak, yapıcı olmak, düzeltmeye yönlendirmek, teşvik etmek.
Ahmet Akgül
Elbette, her kim yararlı iş yaparsa kendi menfaatine, kim de kötülük (ve tembellik) yaparsa kendi aleyhinedir. Rabbin kullarına karşı zulmedici değildir.
Kim doğru ve yararlı bir iş yaparsa, kendi iyiliği için yapmış olur. Ve kim de kötülük yaparsa, zararı kendisinedir. Rabbin kullarına kesinlikle haksızlık yapmaz.
Gevşekliliği bırakıp, hâlis niyet ve amaçlarla, İslâm esaslarını, İslâmî düzeni hayata geçiren, iş barışı içinde bilinçli, planlı, mükemmel, meşrû, faydalı, verimli çalışarak nimetin-ürünün bollaşmasını sağlayan, yerinde, haklı çıkışlar yaparak, düzelmeye, iyiliğe, iyileştirmeye ön ayak olan, cârî-kalıcı hayırlar-sâlih ameller işleyen, kendine iyilik etmiş olur. Kötü icraat yapan, kötülük eden, işlerini kötü yapan da kendine kötülük etmiş olur. Senin Rabbin kullarına zâlimce davranmaz.
Kim doğru ve yararlı bir iş yaparsa, kendi iyiliği için yapmış olur ve kim de kötülük yaparsa kendi aleyhine yapmış olur. Allah hiçbir zaman kullarına haksızlık etmez.
Kim iyi amel (ve hareket) ederse (bu), kendi lehine, kim de kötülük ederse bu da kendi aleyhinedir. (Yoksa) Rabbin kullarına (zerrece) zulümkâr değildir.
Kim sâlih bir amel işlerse, artık kendi lehinedir; kim de kötülük ederse, o takdirde (o da) kendi aleyhinedir. Rabbin ise kullar(ın)a aslâ zulmedici değildir!(2)
(2)“*وَماَ رَبِّكَ بِظَلاَّمٍ لِلْعَب۪يدِ [Rabbin ise kullar(ın)a aslâ zulmedici değildir!] gibi âyetlerin işâret ettikleri kıyâs-ı adlînin (adâlete dâir kıyâsın) hülâsası şudur ki: İnsanlar gāyet refah ve rahatla ve mazlum(zulme uğrayan) ve mütedeyyin (dindar) adamlar gāyet zahmet ve zillet ile (aşağılanarak) ömür geçiriyorlar. Sonra ölüm gelir ikisini de müsâvî (eşit) kılar. Eğer şu müsâvât (eşitlik) nihâyetsiz ise ve bir nihâyeti yoksa, zulüm görünür. Hâlbuki zulümden tenezzühü (uzak olması), kâinâtın şehâdetiyle sâbit olan adâlet ve hikmet-i İlâhiye (Allah’ın adâlet ve hikmeti), bu zulmü hiçbir cihetle kabûl etmediğinden, bilbedâhe (açıkça) bir mecma‘-i âharı (diğer bir toplanma yerini) iktizâ ederler (gerektirirler) ki, birincisi cezâsını, ikincisi mükâfâtını görsün. Tâ şu intizamsız perîşan beşer (insanlar), isti‘dâdına (kābiliyetine) münâsib tecziye (cezâlandırma) ve mükâfât görüp adâlet-i mahzâya (tam bir adâlete) medâr (sebeb) ve hikmet-i Rabbâniyeye mazhar ve hikmetli mevcûdât-ı âlemin (âlemdeki varlıkların) bir büyük kardeşi olabilsin.” (Tılsımlar, 26. Söz, 111)
İlyas Yorulmaz
Kim doğru ve yararlı işler yaparsa kendisi için yapmıştır, kimde kötü bir iş yaparsa kendi aleyhinedir. Rabbin kullarına zulmedici değildir.
Her kim güzel bir iş yaparsa, yalnızca kendi iyiliği için yapmış olur ve kim de kötülük işlerse, o da ancak kendisine zarar vermiş olur. Unutma; Rabb’in, kullarına asla zulmetmez!
Kim (inandığı) iyi işleri yaşarsa, kendisinin iyiliğinedir, kim de kötülük ederse, o da kendi zararınadır. Çünkü senin Rabbin, kesinlikle kullara zulmedici değildir.
KİM doğru ve yararlı bir iş yaparsa, kendi iyiliği için yapmış olur; ve kim de kötülük işlerse kendi aleyhine işlemiş olur: Allah hiçbir zaman kullarına haksızlık yapmaz.
Artık kim iyi ve güzel işler yaparsa, bunu kendisi için yapmış olur. Kim de kötü bir iş yaparsa o da bunu kendi aleyhine yapmış olur. Zira senin Rabbinin kullarına zulmedip haksızlık etme ihtimali yoktur. 2/110-286, 10/108
KİM Allah’ı razı edecek iş işlerse kendi lehine olur; kim de kötülük işlerse kendi aleyhine olur: Rabbinin kullarına zulmetme ihtimali asla bulunmamaktadır.[4286]
Mustafa İslamoğlu Fussilet Suresi 46. Ayet Açıklaması
[4286] Zımnen: Kötülük yapan kendisine ne kadar büyük bir zulmü reva görse de… Ma..bi ile kurulan yapılara dair bkz: 6:107, not 89 (Ayrıca krş: 50:29, not 29).
Ömer Nasuhi Bilmen
Kim bir sâlih iş yaparsa artık kendi nefsi içindir ve kim kötülükte bulunursa artık kendi nefsi aleyhinedir ve Rabbin, kulları için zulmedici değildir.