Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 4309, sondan 1928. ayet; 42. sure ve Şûrâ Suresinin 37. ayetidir. Şûrâ Suresi 37. ayetinin kelime sayisi 10, harf sayısı 51 ve toplam ebced değeri ise 6504 olarak hesaplanmıştır. Şûrâ Suresinin toplam ebced değeri 244522 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır. Bu sure حم عسق hurufu mukatta harfleriyle başlamaktadır. Bu ayette ح (0) م ع (0) س (0) ق (0) bulunuyor.
Arapça Metin
والذين يجتنبون كـبائر الاثم والفواحش واذا ما غضبوا هم يغفرون
36,37,38,39. (Dünyalık olarak) size her ne verilmişse, bu dünya hayatının geçimliğidir. Allah’ın yanında bulunanlar ise daha hayırlı ve kalıcıdır. Bu mükâfat, inananlar ve Rablerine tevekkül edenler, büyük günahlardan ve çirkin işlerden kaçınanlar, öfkelendikleri zaman bağışlayanlar, Rablerinin çağrısına cevap verenler ve namazı dosdoğru kılanlar; işleri, aralarında şûrâ (danışma) ile olanlar, kendilerine verdiğimiz rızıktan Allah yolunda harcayanlar, bir saldırıya uğradıkları zaman, aralarında yardımlaşanlar içindir.
Bireylerinin çoğu, başta inanç alanı olmak üzere birçok konuda bağnaz bir tutum sergiledikleri ve karanlık bir zihniyeti temsil ettiği için Câhiliye toplumu olarak nitelenen sosyal yapıda köklü bir değişim meydana getirerek insanlık için örnek bir nesil ortaya çıkarmayı hedefleyen Kur’an, bu âyetlerde, daha Mekke dönemindeyken, imanın aksiyona dönüşmesini istemekte, kişinin hem Allah’a karşı vecîbelerini yerine getirirken hem de başkalarıyla ilişkilerini düzenlerken vazgeçemeyeceği bazı hayat düsturları vermektedir. Her şeyden önce insan bu dünyada sahip olduğu imkânlara kendi hünerinin ürünü olarak bakmamalı, bunların kendisine “verilmiş” olduğunu iyi kavramalı, bunların geçici, Allah katındakilerin ise kalıcı olduğunu, kalıcı nimetleri hak etme yolunun da imandan ve Allah’a dayanıp güvenmekten geçtiğini unutmamalıdır. Bu yolda güvenli bir yürüyüş için esas alınması gereken bazı ilkelere 37-39. âyetlerde, övgüye lâyık müminlerin örnek davranışlarını tanıtma tarzında işaret edilmiştir: İnsan –başka birçok âyette belirtildiği üzere– şeytanın sürekli telkinleri altında olup günaha ve hayâsızlığa zorlanmaktadır; iyi mümin günah konusunda kendisinden emin olan değil, iradesini kullanıp olabildiğince bunlardan –özellikle büyük günahlardan– kaçınmaya çalışan kimsedir. İnsan tabiatı gereği öfkelenebilir; erdemlilik asla öfkelenmemek değil böyle bir durumda öfkesine mağlûp olmamak, gerektiğinde özveride bulunabilmek ve bağışlayıcı davranabilmektir (bu konuda bk. Âl-i İmrân 3:134). Rabbinin çağrısına uymak yani Allah ve resulünün bildirdiklerine, başka faktörlerin etkisiyle değil, içtenlikle bağlılık göstermek, kulluk görevini ihmal etmemenin somut göstergesi olarak namazı özenle kılmak, meselelerin çözülmesinde istişare yolunu izlemek, kendilerine verilen imkânları başkalarıyla paylaşmaktan sevinç duymak, haksız saldırılara karşı ortak tavır almak da iyi müminin vasıfları arasında sayılmıştır. Öfkelendiğinde bağışlayıcı olmak bir erdem olduğu gibi haksız tecavüze karşı direnme de bir erdemdir (Şevkânî, IV, 618-619; günah çeşitleri ve büyük günah hakkında bilgi için bk. Nisâ 4:31. “Hayasızlıklar” diye çevrilen ve fâhişe kelimesinin çoğulu olan fevâhiş, “çirkin işler, kötülükler” şeklinde de tercüme edilebilir, bilgi için bk. Âl-i İmrân 3:135; En‘âm 6:151; Şûrâ ve istişâre hakkında bilgi için bk. Âl-i İmrân 3:159).
Mehmet Okuyan
Onlar büyük günahlardan ve çirkinliklerden kaçınır; kızdıkları zaman da bağışlarlar.
(Gerçek mü’minler;) Büyük günahlardan ve çirkin utanmazlıklardan (fuhşiyattan) kaçınıp çekinenlerdir ve kızdıkları-gazaplandıkları zaman da affedip bağışlayabilen (kimse) lerdir.
36,37. Size verilmiş olan, dünya dirliğinin bir metaıdır; inanarak Tanrıya güvenenlerçin, büyük günahlardan, fuhuştan kaçınanlarçin, kızdıkları zaman, bağışlayan kimselerçin
36,37,38. Size verilen herhangi bir şey, sadece dünya hayatının bir geçimliğidir. Allah katında olan; inanıp Rablerine güvenen, büyük günahlardan ve hayasızlıklardan çekinen, öfkelendiklerinde bile bağışlayanlar, Rablerinin çağrısına cevap verenler ve namaz kılanlar için daha iyi ve daha süreklidir. Onların işleri aralarında danışma iledir. Kendilerine verdiğimiz rızıktan da sarfederler.
36,37,38,39. Size verilen şey dünyâ hayaatının (geçici birer) fâidesidir. Allah indinde olan (sevab) ise daha hayırlı, daha süreklidir. (Bu sevablar) îman edib de ancak Rablerine güvenib dayanmakda, büyük günâhlardan ve faahiş kötülüklerden kaçınmakda, öfkelendikleri zaman bizzat (kusurları) örtmekde (bağışlamakda) olanlara, Rablerinin (tevhîd ve ibâdete âid da'vetine) icabet edenlere, namaz (ların) ı dosdoğru kılanlara — ki bunların işleri aralarında müşavere (ile) dir—, kendilerini rızıklandırdığımız şeylerden (Allaha tâat uğrunda) harcamakda bulunanlara, kendilerine tağallüb ve zulüm vaaki olduğu zaman elbirlik (mazluma) yardım eyleyenlere mahsusdur.
Onlar, cinâyet, hırsızlık, yalancı şâhitlik, dolandırıcılık ve benzeri büyük günahlardan ve özellikle de zina, fuhuş gibi yüz kızartıcı suç işlemekten kaçınan ve öfkeye kapıldıkları zaman, haklı bile olsalar affetmesini bilenlerdir.
1 Kebâir (Büyük Günâhlar): Kur’an’da ve Sünnette hakkında cezâ bulunan veya açıkça yasaklanan günâhlardır. Kebâir kelimesi; Nisâ: 31, Şurâ: 37, Necm: 32. ayetlerde geçmektedir. Âyet ve hadislerde zikredilen büyük günahlar şunlardır: Allah’a şirk koşmak, içki içmek, kumar oynamak (Bakara: 219), haram aylarda savaşmak (Bakara: 217), yetimin malını yemek (Nisa: 2, İsra: 34), fakirlik korkusuyla çocuğunu öldürmek (İsra: 31), insanlar arasında fitne çıkarmak (Bakara: 217), faiz yemek (Bakara: 275), ana-babaya isyan etmek (İsra: 23), akrabaya miras hakkını vermemek (Nisa: 7, 13, İsra: 26), zina yapmak (İsra: 32, Nisa: 15-16), haksız yere adam öldürmek (İsra: 33), ölçü ve tartıyı tam yapmamak (İsra: 35), kibirlenmek (İsra: 37), iffetli kadına zina isnat etmek (Nisa: 23), tesettüre riayet etmemek (Nur: 31 ), insanları diliyle ve hareketleriyle çekiştirmek, gıybet etmek (Hümeze: 1). Sihir yapmak, faiz yemek; düşmana hücum anında harpten kaçmak, hırsızlık yapmak, şarap içmek, kumar oynamak gibi… Büyük günahların; “Şer’i cezayı icap ettirmek, Cehennem azabıyla tehdit olunmak, yapana fasık denilmek ve lanet olunmak” gibi bazı alâmetleri vardır. Âlimlerin çoğunluğuna göre; günahlar büyük ve küçük olmak üzere ikiye ayrılır. Beş vakit namaz, Ramazan orucu, hac, umre, abdest gibi hayırlı amellerin kendilerine keffaret olabileceği günahlar, “küçük günah”lardır. Bu tür ibadetlerin keffâret olamadığı günahlar ise “büyük günah”lardır. Meselâ: hiç bir ibadet adam öldürmeye, zina yapmaya, içki içmeye ve benzeri günahlara keffaret olarak kabul edilmez. Bunlara ancak Şerîat’ın, haklarında takdir ettiği cezalar tatbik edilir. Ehl-i Sünnet’e göre; büyük günah, mü’mini imandan çıkarmaz ve onu küfre sokmaz. Ancak böyle bir mü’min âsî sayılır. Ameller imandan bir cüz (parça) değildir. Ancak işlenen günahı, “helâl saymak, onu hafife ve alaya almak”, kesinlikle küfürdür. Hasan el-Basrî’ye göre; büyük günah işleyen kimse münafıktır. “Asr-ı Saadet”ten bugüne kadar büyük günah işlemiş ve tövbe etmemiş olsa bile (gizli halleri Allah’a ait olmak üzere), ölen her Müslüman için, günahkâr veya günahsız ayrımı yapılmaksızın cenaze namazı kılınmış ve Müslüman kabristanına defnedilmiştir. Peygamber (s.a.v.)’in tatbikatı böyle olmuştur ve İslâm âlimleri bu konuda icmâ’ etmişlerdir.2 Fahşâ (Fevâhiş): İslâm şerîatının yasakladığı çirkinliği açık ve aşırı olan arzular, düşkünlükler ve yüz kızartıcı söz veya davranış şeklinde olan günahlardır. “Hakîkate ve normal ölçülere uymayan her aşırı işe “fahşâ” denilir. “Fâhişe” kelimesi, Kur’an-ı Kerîm’de on üç yerde geçmektedir. Ayrıca dört yerde de çoğulu olan “fevâhiş” zikredilmiştir. Genelde fahşâ ve fâhişe kelimesi, zinadan kinaye olarak kullanılmıştır. (Nisâ: 19) Fahşâ ve fahişe kelimeleri, Kur’an-ı Kerîm’de; şeytanın emrettiği kötü davranış ve hayâsızlık, evlilikten sonra fuhuş yapma, Kâbe’yi çıplak olarak tavâf etme, Allah’a şirk koşma, Hz. Lût Kavmi’nin yaptığı çirkin iş ve zinâ fiili anlamlarında kullanılmıştır. Ayrıca fâhişe kelimesinin namuslarını satan zâniye kadınlar hakkında da kullanıldığı bilinmektedir. Şeytan, fahşâyı emrederken (Bakara: 169, 268) Allah, açığı ve gizlisiyle her türlü fahşâyı haram kılmıştır (A’râf: 33) ve namazın insanı fahşâdan uzaklaştırıcı bir amel olduğunu da vurgulamıştır.
Muhammed Esed
bağışlanmaz günahlardan ve hayasızlıktan kaçınanlar ve öfke bastığında da kolayca affedenler [için];
[4349] Kötülüğü ortadan kaldırmanın iyilikten önce geldiğinin delili.
[4350] Krş: “öfkelerini kontrol altında tutarlar” (3:134). İbaredeki mâ edatının mânaya kattığı yan anlamla birlikte: O kızgın ve sinirli durumda dahi hemen affederler...
Ömer Nasuhi Bilmen
Ve o kimseler için ki, günahın büyüklerinden ve fâhiş kötülüklerden kaçınırlar. Ve gazaba geldikleri zaman onlar bağışlarlar.
Onlar öyle kimselerdir ki büyük günahlardan ve hayasız çirkin işlerden kaçınırlar, kızdıkları zaman öfkelerini yutar, karşıdakinin kusurlarını affederler. [3, 134]
(16) Genel anlamıyla, çirkinliği aşikâr olan kötü davranışlar. Büyük günahlar, bu sözcüğün kapsamına girmekle birlikte, fuhuş yahut fuhşiyat denince ilk akla gelen anlam gayrı meşru cinsel ilişkilerdir ki, 17:32’den de bu anlaşılmaktadır.
Yaşar Nuri Öztürk
Onlar, günahın büyüklerinden ve tüm iğrençliklerinden uzak dururlar. Öfkelendikleri zamansa, affedenler onlar olur.