Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 4559, sondan 1678. ayet; 47. sure ve Muhammed Suresinin 14. ayetidir. Muhammed Suresi 14. ayetinin kelime sayisi 13, harf sayısı 48 ve toplam ebced değeri ise 1685 olarak hesaplanmıştır. Muhammed Suresinin toplam ebced değeri 180303 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır.
Arapça Metin
افمن كان على بينة من ربه كمن زين له سوء عمله واتبعوا اهواءهم
Diyanet İşleri (Yeni) Muhammed Suresi 14. Ayet Tefsiri
Hz. Peygamber ve diğer müminler Mekke’den Medine’ye göç ederken her şeylerini kaybetmiş, zarara uğramış, şirk ve inkârda ısrar eden müşrikler ise kazanmış gibi görünüyorlardı. Bu görüntünün geçici ve aldatıcı olduğu, biri dünyaya diğeri âhirete ait iki önemli değer üzerinden yapılan bir mukayese ile anlatılıyor. Dünyada müminlerin değerli kazanımları kesin iman ve bilgidir; bu iman ve bilginin aydınlattığı bir hayat yolunda ilerlemeleridir. Buna karşılık müşriklerin inançları kanıtsız, bilgileri temelsizdir; gece karanlığında el yordamıyla yol bulmaya çalışmaktadırlar. Müminlerin âhiretteki değerli kazançları, âyette misal verilerek anlatılan cennettir, Allah tarafından bağışlanmaktır, O’nun rızasının tecellisini yaşamaktır. İnkârcıların âhirette elde ettikleri şey ise acılarla dolu cehennemdir.
Cennetin doğrudan kendisini anlatmak, onu dünya hayatına ait kelimeler ve kavramlarla tanıtmak, insan zihninin yapısı bakımından mümkün değildir. Orası ayrı bir âlem, ayrı bir varlık boyutu, farklı bir mahiyetler bütünüdür. Ama yine de insanları imrendirmek ve özendirmek için bir şekilde anlatılması gerekir. Kur’an’ın âhiret hallerini anlatmak için seçtiği anlatım yolu, insanların en azından kendi yaşadıkları, algıladıkları dünya hallerinden örnekler vererek onların âhiret hakkında kıyaslama yoluyla bir fikre varmalarını sağlamak, bunun için mecazlar kullanmak ve misaller vermektir. Âyette verilen misaller sonuçta cennet hayatının, çeşitli zevklerle dolu, insanın mutluluk içinde yüzeceği bir hayat olduğu noktasına varır.
Mehmet Okuyan
Rabbi tarafından apaçık bir delil üzere olan kişi, kötü işi kendisine güzel görünen ve heveslerine uyan kimse gibi olur mu hiç!
Şimdi, Rabbinden apaçık bir belge üzerinde bulunan kimse, kötü ameli (şeytan tarafından) kendisine 'süslü ve çekici gösterilip (aldatılan) ' ve kendi (nefsi arzu ve) hevâlarına uyup (sapıtan) kimseler gibi mi olacak (onlarla bir mi tutulacaktır?)
Rabbinden gelen apaçık hak bir delile, Kur'ân'a, şeriata dayanarak amel eden kimseler, bilinçli olarak yaptığı kötü amelleri süslenip kendilerine güzel gösterilen, şahsî arzu ve ihtiraslarının peşine düşmüş kimseler gibi mi olur?
Şimdi Rabbinden apaçık bir belge üzerinde bulunan kimse, kötü ameli kendisine 'süslü ve çekici gösterilmiş' ve kendi heva (istek ve tutku)larına uyan kimseler gibi midir?
Rabbinden (aldığı) açık bir kanıta (Kur'an'a) göre davranan kimse, kötü eylemleri kendisine güzel gösterilen ve yalnızca kendi keyfine göre hareket eden kimse gibi olur mu?
Öyle ya, Rabbinden apaçık bir bürhan üzerinde bulunan kimse, o kötü amel (ve hareket) i kendisine süslü gösterilmiş hevâ (ve heves) lerine uymuş kimseler gibi midir?
Rabb’inden gelen Kur’an gibi apaçık bir delile göre hayat programını çizen bir toplum ile, işlediği kötülüklerin cazibesine kapılarak zamanla çirkinlikleri güzel görmeye başlayan ve yalnızca arzu ve heveslerinin peşine takılan bir toplum hiç aynı olur mu?
1 Beyyine: Gayet açık ve aşikâr olan ve bir davayı açık bir surette ispat eden delil ve hüküm demektir. Bunlar, Peygamberlerin mûcizeleri ve getirdikleri kitaplardır. Kur’ân’da yirmi kez tekrarlanan beyyine genel olarak şu mânâlara gelir: 1- Kur’ân veya Hz. Muhammed. (Beyyine: 1-4, En’âm: I57) 2- Delil, hüccet. (En’âm: 57, A’râf: 85, Hud: 17, 28, 88, Tâhâ: 133, Fâtır: 40) 3- Mucize. (Arâf: 73,105, Enfal: 41-42, Hud: 53, 63, Muhammed: 14) 4- Apaçık bir işaret, ibret. (Ankebut: 35) Hadislerde beyyine lâfzı daha çok “dâvâsını ispat için delil getirmek ve şahit” anlamında kullanılmıştır. Meselâ Nur: 6. âyet olan “lian âyeti”nin sebeb-i nuzûlü olan hâdisede, Rasûlullah (s.a.v), karısına zinâ isnadında bulunan ve ispat için dört şahit getiremeyen Hilâl b. Umeyye’ye: “Dört şâhidini (beyyine) hazırla yahut sırtına hadd-i kazif vurulur.” buyurmuşlardır. (Tecrid-i Sarih) Nikâhta bulunması gereken şahitler de hadiste beyyine olarak isimlendirilmiştir: “Beyyine (şahit)’siz nikâh olmaz.” (Tirmizî)
Muhammed Esed
RABBİNDEN [aldığı] açık bir kanıta göre davranan kimse, yaptığı kötülükleri [her zaman] kendisine güzel görünen ve yalnızca kendi keyfine göre hareket eden kimse ile bir olur mu? 12
Şimdi Rabbinden gelmiş açık bir belge olan Kuran’a dayanan kimse ile kötü amelleri kendisine cazip görünen böylece arzu ve heveslerine uyan kimse hiç bir olur mu? 21/24, 25/44, 38/28
Rabbi tarafından apaçık bir delile tâbi olan kimse hiç, yaptığı işler kendisine süslenen ve hevâ ve heveslerinin peşinden giden kimse gibi olur mu? [13, 19; 59, 20]