Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan
4585, sondan
1652. ayet;
48. sure ve
Fetih Suresinin
2. ayetidir.
Fetih Suresi 2. ayetinin kelime sayisi
15, harf sayısı
61 ve toplam ebced değeri ise
6289 olarak hesaplanmıştır.
Fetih Suresinin toplam ebced değeri
181941 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır.
ليغفر لك الله ما تقدم من ذنبك وما تاخر ويتم نعمته عليك ويهديك صراطا مستقيما
ليغفرلكاللهماتقدممنذنبكوماتاخرويتمنعمتهعليكويهديكصراطامستقيما
Liyaġfira leka(A)llâhu mâ tekaddeme min żenbike vemâ teaḣḣara ve yutimme ni’metehu ‘aleyke ve yehdiyeke sirâtan mustekîmâ(n)
2,3. Ta ki Allah, senin geçmiş ve gelecek günahlarını bağışlasın, sana olan nimetini tamamlasın, seni doğru yola iletsin ve Allah sana, şanlı bir zaferle yardım etsin.
Sûreye adını veren fethin Hudeybiye Antlaşması mı yoksa Mekke’nin fethi mi olduğu konusunda farklı değerlendirmeler vardır. Fetih kelimesinin “savaş yoluyla bir toprağı ele geçirmek” mânasında kullanıldığını dikkate alan tefsirciler burada, Mekke’nin fethinden söz edildiğini ileri sürmüşlerdir. Sağlam rivayetler yanında (Buhârî, “Tefsîr”,
48:1) bu sûrede geçen ve yeri geldikçe açıklanacak olan işaretlere dayanan tefsirciler ise haklı olarak burada Hudeybiye sulhunun anlatıldığı kanaatine varmışlardır. Bunlara göre fetih kelimesi, bir çözüm getirdiği ve tıkanıklığı açtığı için sulh için de kullanılabilir. Ya da sebepten söz edip bununla sonucu kastetmek şeklindeki “mürsel mecaz” üslûbunun kullanıldığı düşünülebilir. Çünkü Hudeybiye sulhunun yol açtığı gelişmeler birden fazla fethi beraberinde getirmiştir: 1. Bu antlaşmadan sonra Hayber fethedilmiştir. 2. Mekkeli müşriklerle savaş ihtimali geçici olarak kalktığı için iki tarafın halkı birbirine gidip gelmişler, görüşmüşler, İslâm hakkında bilgi alışverişi yapılmış ve birçok müşrik ihtida etmiş, İslâm ile müşerref olmuştur. 3. İki yıl sonra on bin kişilik bir ordu ile Mekke üzerine yürüyen müminler burayı kolayca fethetmişlerdir. 4. Daha önceleri müslümanları muhatap kabul etmeyen ve çözümü savaşta arayan müşrikler ilk defa bu antlaşmada karşı tarafı tanımışlar, onlardan güvenlik talep etmişler, müslümanların o yıl yapmak istedikleri umre ibadetini bir yıl sonra gelip yapmalarını kabul etmişlerdir ( Kurtubî, XVI, 250 vd. Hudeybiye ile ilgili özet bilgi için bk. Bakara
2:194). Bu fethin sağladığı faydalar, doğurduğu sonuçlar ilk üç âyette veciz bir şekilde açıklanmaktadır. 12. âyette işaret edildiği üzere bu sefere çıkmak, Mekkeli müşriklere bir mânada meydan okumak demekti, bu da bir cesaret meselesiydi. Bu yüzden münafıklar “Bunların işi bitti, müşrikler tamamını yok edecek” demişlerdi. Ancak 27. âyette sözü edilen rüyayı bir işaret ve emir sayan Peygamber efendimiz, çeşitli faydalarını da gözeterek, kendisine sadık 1500 kadar sahâbî ile bu meşakkatli ve tehlikeli seferi göze almışlardı. Başta hesap edilmeyen gelişmeler oldu; sahâbe sabır, cesaret, bağlılık ve fedakârlık imtihanlarına tâbi tutuldular. Bütün bunlar olurken ve olduktan sonra Allah Teâlâ’nın şu lutufları tecelli etti: 1. Hz. Peygamber, kendisinin dışında hiçbir ümmet ferdine bahşedilmeyen bir iltifata nâil oldu, “geçmiş ve gelecek günahlarının bağışlanmış olduğu” rabbi tarafından ilân edildi. Esasen bütün peygamberler gibi Hz. Peygamber de ismet (Allah tarafından günah işlemekten korunmuş olma) özelliğine sahiptir, dolayısıyla zaten günahsızdır. Şu halde Peygamberimizin, bağışlandığı bildirilen günahı, fiilen işlediği yahut işleyeceği bir günah olmayıp, beşer olması hasebiyle kendisinde bulunan günah işleme potansiyelidir. İsmet sıfatı, peygamberlerdeki bu potansiyel günah işleme imkânının fiiliyata geçmesini önleyen ilâhî bir koruma ve esirgemedir; âyetteki af bu anlamdadır. Bir önceki sûrenin tefsirinde geçen (Muhammed
47:19) farklı bir yoruma göre bu antlaşma ile Mekkeliler nezdinde suçlu (zenb kelimesinin suç mânası için bk. Şuarâ
26:14) ve ölüme mahkûm bulunan Hz. Peygamber bu antlaşma sonunda barış ve güvenlik antlaşmasının tarafı haline geldi, böylece müşrikler tarafından suçluluk hükmü kaldırılmış oldu. 2. En büyük nimet ve dosdoğru yol olan İslâm dini sulh ortamında tamamlanarak yayılma imkânı buldu. 3. Yolculukta, sulh müzakerelerinde ve dönüşte Allah’ın büyük yardımları görüldü. Peygamberler ümmetlerine örnek olduklarından Allah onları günah işlemekten korumuştur. Buna rağmen Peygamber efendimiz gece gündüz nâfile ibadetler yaparak ve özellikle çok namaz kılarak, hem bu konuda da ümmetine örnek olmuş hem de ibadetin cennet ümidi veya cehennem korkusundan değil, Allah buna lâyık olduğu, kul bununla mânevî hayat ve huzur bulduğu için yapılacağını göstermiştir. Nitekim kendisine, günahlarının peşinen bağışlanmış olduğu hatırlatılarak niçin bu kadar çok namaz kıldığı sorulduğunda şu cevabı vermişlerdir: “Elimden geldiğince Allah’a şükreden bir kul olabilmem için” (Buhârî, “Tefsîr”,
48:2; peygamberlerin günahsızlığı (ismet) konusunda geniş bilgi için bk. Mehmet Bulut, “İsmet”, DİA, XXIII, 134-136). 4. âyette müminlere, olağan üstü sıkıntılı durumlarında Allah’ın moral yardımından söz ediliyor, arkasından da O’nun askerlerinden bahsediliyor. Öyle anlaşılıyor ki bu askerlerden maksat, müminlerin yanında olan ve ilâhî yardımı onlara ileten meleklerdir. Buna göre 7. âyette zikredilen askerler ise ilâhî cezayı icra eden melekler olmalıdır.
Böylece Allah senin geçmiş ve gelecek günahını bağışlayacak, sana olan nimetini tamamlayacak ve seni doğru yola ulaştıracaktır.
Böylece Allah, senin geçmiş ve gelecek bütün hatalarını bağışlayacak, bütün nimetlerini sana verecek ve seni dosdoğru bir yola sevk edecektir.
Allah, senin geçmiş ve sonraki suçlarını bağışlasın ve sana nimetini tamamlasın ve seni dosdoğru yola iletsin diye.
Öyle ki Allah, (itminan ve sükûnete ulaştırıp) Senin geçmiş ve gelecek (her) günahını bağışlayıversin, üzerindeki nimetini tamama erdirsin ve Seni dosdoğru bir yola (hidayete) yöneltsin.
Allah, ümmetinin önce yapılan ve sona kalmış olan suçlarını sana bağışlasın ve sana, nimetini tamamlasın ve seni, doğru yola götürsün diye.
Böylece Allah senin hem geçmişte, hem de gelecekteki bütün hatalarına karşı bağışlayıcılığını gösterecek, yani her türlü sıkıntı ve tasalardan seni kurtaracak ve sana kafa tutanları, sana baş eğdirmek suretiyle nimetini sana tamamlayacaktır ve gönderdiği son din ile cennete götüren yola seni iletecektir.
Allah, geçmişte yaptığın ve gelecekte yapacağın icraatlarından ve davranışlarından dolayı suçlanmaktan ve günah işlemekten seni korusun, seni koruma kalkanına alsın, sana olan nimetini, ihsanını tamamlasın, dinini, düzenini hâkim kılsın, yüceltsin, seni doğru, muhkem, güvenli yolda, İslâmî hayatta başarıya ulaştırsın diye, bu fethi ihsan etti.
Böylece Allah senin geçmiş ve gelecek günahını bağışlasın, üzerindeki nimetini tamamlasın ve seni dosdoğru bir yola iletsin.
Öyle ki Allah, senin geçmiş ve gelecek (her) günahını bağışlasın, üzerindeki nimetini tamamlasın ve seni dosdoğru bir yola yöneltsin.
Öyle ki, (bu yüzden) Allah, senin geçmiş ve gelecek günahını bağışlayıp üzerindeki nimetini, (dinin yücelmesini) tamamlayacak ve seni dosdoğru bir yolda sabit kılacaktır;
Ki Allah, senin (senin ve Sahabe şahs-ı manevisinin) geçmiş ve gelecek bütün günahlarını gidersin; üzerindeki nimet ve ihsanını tamamlasın ve sana doğru bir yolu nasip etsin.()
(*) Nitekim Mekke fethi, İslami fetihlerin anahtarı oldu. İslam nimeti tamamlandı; İslamiyet doğru bir yol olarak tarihe damgasını vurdu.
Allah senin geçmiş olan, gelecek olan suçunu bağışlar, sana nimetini tamam eder de, doğru yola iletir
Böylece Allah, (müşrikler tarafından sana isnat edilen) geçmiş ve gelecek suçlamalardan seni kurtaracak, sana lütfedeceği nimetlerini tamamlayacak ve seni zafere götüren dosdoğru bir yola iletecektir.
Ayette geçen “zenb” kavramı hem burada hem de Muhammed
47:19 ayetinde “suç” anlamında kullanılmıştır. Hz. Peygamberin gerek Mekke’de ve gerekse Medine’de müşriklere muhalefeti, inkârcılar tarafından “suç” olarak değerlendirilmiştir. “Suçlamalardan seni kurtaracak” söylemi, “senin davanda haklı olduğunu ve onların yanlış yolda bulunduğunu ortaya çıkaracak” demektir.
Allah böylece, senin geçmiş ve gelecek günahlarını bağışlar, sana olan nimetini tamamlar, seni doğru yola eriştirir.
Böylece Allah, senin geçmiş ve gelecek günahını bağışlar. Sana olan nimetini tamamlar ve seni doğru bir yola iletir.
Ki ALLAH, geçmiş ve gelecek günahlarını bağışlasın, sana olan nimetini tamamlasın ve seni doğru yola iletsin.
Böylece Allah senin geçmiş ve gelecek günahını bağışlar. Sana olan nimetini tamamlar ve seni doğru yola iletir.
Ki Allah senin zenbinden geçmişini ve geleceğini mağfiret buyurup üzerindeki ni'metini tamamlıyacak ve seni dosdoğru bir caddeye çıkaracak
(Bu), geçmiş ve gelecek günâhını Allahın yarlığaması, senin üzerindeki ni'metini tamamlaması, seni (bu sayede) doğru yola iletmesi içindir.
Tâ ki Allah, senin günâhından geçmiş ve gelecek olanı, senin için bağışlasın;(1)üzerine olan ni'metini tamamlasın ve seni dosdoğru bir yola hidâyet etsin!
(1)“(Âyetteki mağfiret) hakīkī günahlardan değil; çünki ismet (günahlara karşı korunmuş olmak) var, günah yok. Belki makām-ı nübüvvete (peygamberlik makāmına) lâyık bir ma‘nâ ile mağfirettir(bağışlanmaktır).” (Lem‘alar, 7. Lem‘a, 27)
Günahlarından yaptıklarını ve yapman gerekirken doğru şeyleri yapmadığından dolayı, kazandığın hatalarını bağışlasın, senin üzerine nimetini tamamlasın ve seni dosdoğru bir yola iletsin.
Bununla Allah evvelki sonraki [³] günahını [⁴] yarlıgayacak, hakkında nimetini de tamamlayacak, seni doğru yola götürecek,
[3] Nübüvvetten veya fetihten evvel ve sonraki. Yahut umum maksuttur.[4] Evveli olan bir şeyi bırakmak peygamberimize nazaran günah sayılmıştır. Yahut mü'minlerin günahı maksuttur.
Böylece Allah, (düşmanların sana yakıştırdığı, sözde) geçmiş ve gelecek günahlarını bağışlasın, üzerindeki nimetini tamamlasın ve seni dosdoğru bir yola hidayet etsin (diye apaçık bir fetih verdik).
(Bir görüşe göre geçmiş günahlardan maksat, geçmiş ümmetlerin günahıdır; zira tüm ümmetler, o mukaddes zatın (Peygamber’in) ümmetidir ve nebilerin tüm davetleri son şeriata ve Mutlak Veli’nin (Peygamber’in) eserlerine yapılan davettir. Dolayısıyla da Âdem ve sonrakiler ise bu velayet ağacının yapraklarıdır.İkinci açıklamaya göre hadisteki zenb (günah) kelimesi mastardır. Bu yüzden fail veya mef’ula izafe olması caizdir. Burada ise mef’ula izafe olmuştur. Dolayısıyla günahtan maksat ise, Mekkeli müşriklerin Peygamber’i Mekke’ye girmekten alıkoymaları ve Mescidu’l Haram’a girmesine engel olmalarıdır. Bu tevil üzere mağfiretin manası ise müşriklerin, Peygamber (s.a.a) üzerindeki hükümlerini neshetmesidir. Yani Allah bu lekeyi fetih esnasında ortadan kaldırmış ve Mekke’nin fethiyle örtmüştür. O halde “Bundan sonra çok yakında Mekke’ye gireceksin” demektir. Bu yüzden “mağfiret”, cihadın mükâfatı ve fethin faydaları olarak takdir edilmiştir. Bu konuda şöyle denilmiştir: “Eğer maksat günahları bağışlamak olsaydı, ayet için makul bir mana edilemezdi. Zira günahları affetmenin fetih ile hiç bir ilgisi yoktur. Dolayısıyla onun hedef ve faydası da olamaz. Ama geçmiş ve gelecek günahlardan maksadın müşriklerin eskiden Resulullah’a ve Müslümanlara reva gördükleri çirkin fiillerin olması da muhtemeldir.” Üçüncü açıklamaya göre ayetin anlamı, “Eğer senin geçmiş ve gelecekte herhangi bir günahın olursa ben o günahını bağışladım” demektir. Ama bilindiği gibi koşullu önerme (kaziye-i şartiye) iki tarafın (konu ve yüklemin) gerçekleşmiş olmasını ve doğruluğunu gerektirmez.Dördüncü açıklamaya göre ise günahtan maksat müstahapları terk etmektir. Zira Resulullah farzları hiç terk etmemiştir. Resulullah’ın makamı yüce olduğundan dolayı başkaları için günah olmayan şeyler onun için pekâlâ günah sayılabilirdi.Beşinci açıklamaya göre ise ayet Resulullah’ı tazim etmek için nazil olmuştur. Dolayısıyla da hüsn-i hitab makamındadır. “Allah seni affetsin” demeye benzer.)
Ki böylece Allah, senin ve arkadaşlarının olmuş ve olabilecek hatâlarını bağışlasın, sana bahşetmiş olduğu İslâm nîmetini —tüm insanlık için örnek bir toplum oluşturmak ve bu toplum eliyle hak dini yeryüzünde egemen kılmak sûretiyle— tamamlasın ve seni görevinde başarılı kılarak dosdoğru bir yola iletsin.
Allah, senin günahından / kusurundan, önce geçmiş olanları da, sonradan gelenleri de senin için bağışlasın!
Senin üzerindeki nimetini tamamlasın!
Seni doğru bir yola eriştirsin!
1,2,3. (Ey Muhammed!) Şüphesiz Biz sana (Hudeybiye’de) Allah’ın geçmiş ve gelecek hatalarını bağışlaması,1 üzerindeki nîmetini tamamlaması, seni dosdoğru bir yola yöneltmesi ve Allah’ın sana çok şerefli bir zaferle yardım etmesi için, apaçık bir fetih2 (zincirinin) önünü açtık.3
1 Burada ki günâhların bağışlanması (Muhammed: 19) da; “Ey Muhammed! Allah’tan başka ilâh olmadığını iyi bil! Hem kendi, hem Müslüman erkekler ve hem de Müslüman kadınların günâhları için (Allah’tan) bağışlanma dile.” âyetine verilen cevabî bir müjde olabileceği gibi, kendisinin de; “her gün yüz defa istiğfar ettiğini” söyleyen Peygamber (a.s)’ın, hata yapabileceğine işaret de olabilir.2 Fetih: Önünü açmak, yol göstermek, aradaki anlaşmazlığı hükme bağlamak, kapalılığı gidermek demektir. Bazı müfessirler bu fethi, “Mekke’nin fethini vaat” diye anlamışlarsa da müfessirlerin büyük bir çoğunluğu bu fethin; “Hudeybiye anlaşması" olduğu kanaatindedirler ve bunu şu şekilde izah ederler; a- Peygamber Efendimiz (s.a.v) Hudeybiye’ye harp için değil, bir “umre” niyetiyle hareket etmiş, fakat çarpışmayı müşrikler düşünmüşlerdi. Şiddetli bir savaş olmasa da iki taraf arasında ok ve mancınık atılmış, Müslümanlar müşrikleri yenmiş ve müşrikler anlaşma istemek zorunda kalmışlardı. b- Bu anlaşma ile Müslümanlar bir Devlet olarak mevcudiyetlerini düşmanlarına resmen kabul ettirmişlerdir. Yani, “Akabe Biatleriyle” kurulan “İslâm Devleti”, bu anlaşma ile resmen tanınmıştır. Bu da bundan sonra başlayacak bir fetih zincirinin başlangıcı olmuştur. 3 İbnu Mes'ud’dan: Rasulullah (s.a.v) ile beraber Hudeybiye’den dönmüştük. Rasulullah (s.a.v) orada on ila yirmi gün arası durdu. Sonra Medine’ye döndü. Yola koyulduğumuz sırada idi ki ona vahiy geldi. Kendisinde bir sevinç hali vardı. O vakit bize “Fetih suresinin ilk bölümünün nâzil olduğunu” haber verdi. (Ahmed, Buharî, Ebu Davud, Neseî) Başka bir rivayette de Ömer b. Hattab (r.a): Rasulullah (s.a.v) ile seferde idik. Ona bir şey hakkında üç kere soru sordum. Bana cevap vermedi, ben de devemi sürdüm, sonra insanların önüne geçtim ve hakkımda ayet indirilmesinden korkmuştum. Biraz sonra birinin bana bağırdığını işittim. Hakkımda bir ayetin nâzil olduğundan korktum. Rasulullah (s.a.v)’in yanına vardığımda o, sevinçle bana: “Bu gece üzerime, bana Dünya ve içindeki her şeyden daha sevgili bir Sûre indirildi” buyurdular ve fetih suresini okudular, demiştir. (Ahmed, Buharî, Tirmizî, Neseî, İbnu Mâce) Bu rivayetler gösteriyor bu surenin nüzulü Mekke ile Medîne arasında olmuştur. Bu sebeple de bu sure Medenî’dir.
böylece Allah, senin hem geçmişte hem de gelecekteki bütün hatalarına karşı bağışlayıcılığını gösterecek; 2 ve [böylece] bütün nimetlerini sana verecek ve seni dosdoğru bir yola sevk edecektir; 3
Böylece Allah geçmiş ve gelecek günahlarını bağışlayacak ve sana bahşedeceği nimetlerini tamamlayacak ve seni dosdoğru yoluna iletecek. 3/103, 24/54-55
Bu sayede Allah,[4587] senin geçmiş ve gelecek tüm hatalarını bağışlayacak;[4588] ve sana olan nimetini tamama erdirecek ve seni dosdoğru bir yola yöneltecektir;
[4587] Bir önceki âyette “Biz” olarak geçen öznenin burada “Allah” olarak yer alması şöyle açıklanmıştır: Allah zaferi sebeplerle icra eder, bağışı ise doğrudan yapar (Âlûsî). Zaferin sebeplerinden biri de 4. âyette zikredilen kalp sükûnetidir. İlâhî bağış bu olsa gerektir.
[4588] Zımnen: “Allah’ın yardımı ne zaman gelecek?” (
2:214) diyordun ya? İşte sana Allah’ın yardımı. Hadi bakalım şimdi tevbe et! Bu gibi âyetlerle Allah Rasûlü’nün melek değil insan olduğu, kusur ve hatadan beri olmadığı vurgulanıyor. Böylece ümmetin peygamber tasavvuru inşâ ediliyor: Yönetim ve içtihatlarında kusurlara ve hatalara açık; Allah’tan aldığı vahyi iletme konusunda sadık, masum ve masun (Bkz:
47:19 ve
40:55, not 39). Bu “hatalar” ile, Tevbe sûresinin 43 ve 108. âyetlerinde örnekleri görüldüğü gibi, liderliğe ilişkin içtihat hataları da kastedilmiş olabilir. Nitekim Allah Rasûlü’nden “Ben de sizin gibi bir beşerîm, hata da ederim isabet de (ene uhtiu ve usîbu)” dediği onlarca sahih senetli rivayet nakledilmiştir.
Tâ ki, Allah senin için günahından, geçmiş ve sonraya kalmış olanı mağfiret etsin ve senin üzerine nîmetini itmam buyursun ve seni dosdoğru bir yola iletsin.
Bu da Allah'ın, senin geçmiş ve gelecek kusurlarını bağışlaması, sana yaptığı ihsan ve in'amı tamamlaması, seni dosdoğru yola hidâyet etmesi.
Ki Allah, senin geçmiş ve gelecek günahını bağışlasın (bütün tasalarını gidersin) ve sana olan ni'metini tamamlasın ve seni doğru bir yola iletsin.
Allah bunu,önceki ve sonraki günahlarını bağışlamak, sana olan iyiliklerini tamamlamak ve seni doğru bir yola yöneltmek için yaptı.
[*] sonraki diye tercüme edilen kelime تأخر(tehir) kelimesine sözlükte esas anlamı Ertelemek, Tehir etmek, Geciktirmektir.
Allah, geçmiş ve gelecek günahlarını bağışlasın, üzerindeki nimetini tamamlasın ve sana dosdoğru yolu göstersin...
Böylece Allah senin geçmiş ve gelecek günahlarını bağışlayacak, üzerindeki nimetini tamama erdirecek ve seni dosdoğru bir yola iletecektir.
Ki Allah senin günahından geçmiş olanı da gelecek olanı da bağışlasın, nimetini senin üzerinde tamamlasın ve seni dosdoğru bir yola kılavuzlasın.
tā yarlıġaya saña Tañrı anı kim ilerü geçdi yazuġundan daħı anı kim śoñra ķaldı daħı tamām eyleye ni'metini üzerüñe daħı ŧoġru yol göstere saña ŧoġru yol.
Baġışlamaġ‐ıçun saña Allāh tefrīṭ olan nesneleri, ‘itāb olunan nesneleri, yāümmet günāhlarını, daḫı tamām itmeg‐içün ni‘metini senüñ üstüñe vehidāyet virmeg‐içün saña doġru yola.
Allah (bununla) sənin əvvəlki sə sonrakı günahlarını bağışlayacaq, sənə olan ne’mətini tamam-kamal edəcək və səni düz yola müvəffəq edəcəkdir!
That Allah may forgive thee of thy sin that which is past and that which is to come, and may perfect His favour unto thee, and may guide thee on a right path,
That Allah may forgive thee(4867) thy faults of the past and those to follow; fulfil His favour to thee; and guide thee on the Straight Way;*
4867 Seen. 4428 to
40:55, and Cf.
47:19. Any mistakes of the past were now rectified, and any future ones prevented by the free scope now offered, by the act of the Quraysh Pagans themselves, to the recognition and free promulgation of Islam.