Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 4587, sondan 1650. ayet; 48. sure ve Fetih Suresinin 4. ayetidir. Fetih Suresi 4. ayetinin kelime sayisi 19, harf sayısı 94 ve toplam ebced değeri ise 3977 olarak hesaplanmıştır. Fetih Suresinin toplam ebced değeri 181941 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır.
Arapça Metin
هو الـذي انزل السكينة في قلوب المؤمنين ليزدادوا ايمانا مع ايمانهم ولله جنود السموات والارض وكان الله عليما حكيما
O, inananların imanlarını kat kat artırmaları için kalplerine huzur ve güven indirendir. Göklerin ve yerin orduları Allah’ındır. Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
Sûreye adını veren fethin Hudeybiye Antlaşması mı yoksa Mekke’nin fethi mi olduğu konusunda farklı değerlendirmeler vardır. Fetih kelimesinin “savaş yoluyla bir toprağı ele geçirmek” mânasında kullanıldığını dikkate alan tefsirciler burada, Mekke’nin fethinden söz edildiğini ileri sürmüşlerdir. Sağlam rivayetler yanında (Buhârî, “Tefsîr”, 48:1) bu sûrede geçen ve yeri geldikçe açıklanacak olan işaretlere dayanan tefsirciler ise haklı olarak burada Hudeybiye sulhunun anlatıldığı kanaatine varmışlardır. Bunlara göre fetih kelimesi, bir çözüm getirdiği ve tıkanıklığı açtığı için sulh için de kullanılabilir. Ya da sebepten söz edip bununla sonucu kastetmek şeklindeki “mürsel mecaz” üslûbunun kullanıldığı düşünülebilir. Çünkü Hudeybiye sulhunun yol açtığı gelişmeler birden fazla fethi beraberinde getirmiştir: 1. Bu antlaşmadan sonra Hayber fethedilmiştir. 2. Mekkeli müşriklerle savaş ihtimali geçici olarak kalktığı için iki tarafın halkı birbirine gidip gelmişler, görüşmüşler, İslâm hakkında bilgi alışverişi yapılmış ve birçok müşrik ihtida etmiş, İslâm ile müşerref olmuştur. 3. İki yıl sonra on bin kişilik bir ordu ile Mekke üzerine yürüyen müminler burayı kolayca fethetmişlerdir. 4. Daha önceleri müslümanları muhatap kabul etmeyen ve çözümü savaşta arayan müşrikler ilk defa bu antlaşmada karşı tarafı tanımışlar, onlardan güvenlik talep etmişler, müslümanların o yıl yapmak istedikleri umre ibadetini bir yıl sonra gelip yapmalarını kabul etmişlerdir ( Kurtubî, XVI, 250 vd. Hudeybiye ile ilgili özet bilgi için bk. Bakara 2:194). Bu fethin sağladığı faydalar, doğurduğu sonuçlar ilk üç âyette veciz bir şekilde açıklanmaktadır. 12. âyette işaret edildiği üzere bu sefere çıkmak, Mekkeli müşriklere bir mânada meydan okumak demekti, bu da bir cesaret meselesiydi. Bu yüzden münafıklar “Bunların işi bitti, müşrikler tamamını yok edecek” demişlerdi. Ancak 27. âyette sözü edilen rüyayı bir işaret ve emir sayan Peygamber efendimiz, çeşitli faydalarını da gözeterek, kendisine sadık 1500 kadar sahâbî ile bu meşakkatli ve tehlikeli seferi göze almışlardı. Başta hesap edilmeyen gelişmeler oldu; sahâbe sabır, cesaret, bağlılık ve fedakârlık imtihanlarına tâbi tutuldular. Bütün bunlar olurken ve olduktan sonra Allah Teâlâ’nın şu lutufları tecelli etti: 1. Hz. Peygamber, kendisinin dışında hiçbir ümmet ferdine bahşedilmeyen bir iltifata nâil oldu, “geçmiş ve gelecek günahlarının bağışlanmış olduğu” rabbi tarafından ilân edildi. Esasen bütün peygamberler gibi Hz. Peygamber de ismet (Allah tarafından günah işlemekten korunmuş olma) özelliğine sahiptir, dolayısıyla zaten günahsızdır. Şu halde Peygamberimizin, bağışlandığı bildirilen günahı, fiilen işlediği yahut işleyeceği bir günah olmayıp, beşer olması hasebiyle kendisinde bulunan günah işleme potansiyelidir. İsmet sıfatı, peygamberlerdeki bu potansiyel günah işleme imkânının fiiliyata geçmesini önleyen ilâhî bir koruma ve esirgemedir; âyetteki af bu anlamdadır. Bir önceki sûrenin tefsirinde geçen (Muhammed 47:19) farklı bir yoruma göre bu antlaşma ile Mekkeliler nezdinde suçlu (zenb kelimesinin suç mânası için bk. Şuarâ 26:14) ve ölüme mahkûm bulunan Hz. Peygamber bu antlaşma sonunda barış ve güvenlik antlaşmasının tarafı haline geldi, böylece müşrikler tarafından suçluluk hükmü kaldırılmış oldu. 2. En büyük nimet ve dosdoğru yol olan İslâm dini sulh ortamında tamamlanarak yayılma imkânı buldu. 3. Yolculukta, sulh müzakerelerinde ve dönüşte Allah’ın büyük yardımları görüldü. Peygamberler ümmetlerine örnek olduklarından Allah onları günah işlemekten korumuştur. Buna rağmen Peygamber efendimiz gece gündüz nâfile ibadetler yaparak ve özellikle çok namaz kılarak, hem bu konuda da ümmetine örnek olmuş hem de ibadetin cennet ümidi veya cehennem korkusundan değil, Allah buna lâyık olduğu, kul bununla mânevî hayat ve huzur bulduğu için yapılacağını göstermiştir. Nitekim kendisine, günahlarının peşinen bağışlanmış olduğu hatırlatılarak niçin bu kadar çok namaz kıldığı sorulduğunda şu cevabı vermişlerdir: “Elimden geldiğince Allah’a şükreden bir kul olabilmem için” (Buhârî, “Tefsîr”, 48:2; peygamberlerin günahsızlığı (ismet) konusunda geniş bilgi için bk. Mehmet Bulut, “İsmet”, DİA, XXIII, 134-136). 4. âyette müminlere, olağan üstü sıkıntılı durumlarında Allah’ın moral yardımından söz ediliyor, arkasından da O’nun askerlerinden bahsediliyor. Öyle anlaşılıyor ki bu askerlerden maksat, müminlerin yanında olan ve ilâhî yardımı onlara ileten meleklerdir. Buna göre 7. âyette zikredilen askerler ise ilâhî cezayı icra eden melekler olmalıdır.
Mehmet Okuyan
İmanlarını imanla artırsınlar diye müminlerin kalplerine güven indiren O’dur.Göklerin ve yerin orduları yalnızca Allah’a aittir.Allah bilendir, doğru hüküm verendir.
Benzer mesajlar: Âl-i İmrân 3:173; Enfâl 8:2; Tevbe 9:124; Kehf 18:13; Meryem 19:76; Hacc 22:54; Ahzâb 33:22; Muhammed 47:17; Müddessir 74:31.,Yüce Allah Hz. Muhammed’e vadettiği bütün yardım ve zaferlerin elde edilmesinde müminlerin kalplerine huzur, sükun ve güven verdiğini hatırlatarak müminleri bu davada yalnız bırakmadığını ve onları desteklediğini bildirmektedir. Tevbe 9:26’da da belirtildiği gibi, Huneyn’de de yaşandığı üzere, yardımın en büyüğü kalplere yönelik olan huzur ve güvendir
Benzer mesajlar: Fetih 48:7; Müddessir 74:31.
Bayraktar Bayraklı
İmanlarını kat kat arttırmaları için inananların kalplerine huzur ve güven veren O'dur. Göklerin ve yerin orduları Allah'ındır. Allah her şeyi bilir; her işinde hikmet vardır.
İmanları artsın diye, inananların kalbine sükûnet indiren O'dur. Göklerin ve yerin güçleri Allah'ındır. Allah, Her Şeyi Bilen'dir, En İyi Hüküm Veren'dir.
(Böylece) O (Allah C.C) imanlarını bir kat daha arttırsınlar diye mü’minlerin kalplerine sükûnet (huzur, itminan ve emniyet) indirdi (ve indirecektir. Elbette) Göklerin ve yerin orduları Allah’ındır. Allah (C.C) her şeyi (nasıl yapacağını en iyi) Bilendir; Hüküm ve Hikmet sahibidir.
Öyle bir mabuttur ki inançlarına inanç katsın diye inananların gönüllerine, tam bir sükun ve huzur indirmiştir ve Allah'ındır göklerin ve yeryüzünün orduları ve Allah, her şeyi bilir, hüküm ve hikmet sahibidir.
Mü'minlerin kalplerine sükûnet bağışlayan O'dur ki, göklerin ve yerin bütün ordu ve güçlerinin Allah'a ait bulunduğunu ve Allah'ın herşeyi bilen ve yaptığı herşeyi yerli yerince yapan olduğunu görerek, imanları kat kat artsın diye.
O, imanlarını bir kat daha artırsınlar diye mü'minlerin kalplerine güven duygusu indiren, akıllarındaki İslâmî düşünceyi pekiştirendir. Göklerin ve yerin orduları, askerî erkânı, Allah'ın emir komutasındadır. Allah her şeyi bilir, hikmet sahibi ve hükümrandır.
İmanlarına iman katmaları için mü'minlerin kalplerine güven [1] indiren O'dur. Göklerin ve yerin askerleri Allah'ındır. Allah bilendir, hikmet sahibidir.
1.Sekinet: Güven, huzur, gönül rahatlığı, tereddütsüz teslimiyet, şüpheden uzak inanç.
Ali Bulaç
Mü'minlerin kalplerine, imanlarına iman katıp-arttırsınlar diye, 'güven duygusu ve huzur' indiren O'dur. Göklerin ve yerin orduları Allah'ındır: Allah bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
Allah odur ki, imanları üstüne, iman artırsınlar diye, müminlerin kalbine manevî huzuru indirdi. Bütün göklerin ve yerin orduları Allah'ındır. Allah Alîm'dir= her şeyi bilir, Hakîm'dir= hikmet sahibidir.
O’dur müminlerin kalplerine huzur ve sükûneti (yani iman halini) indiren. Ki eski imanları üzerine kat kat imanları artsın. Ve (biliniz ki) göklerin ve yerin askerleri Allah’ındır. (Müşrikleri temizlemek için Onun hiç kimsenin kılıcına ihtiyacı yoktur.) O Âlimdir ve Hakîmdir… (Hudeybiye sulhunu ne için yaptırdığını en iyi bilen, en iyi şekilde faydalı kılacak olan O’dur.)
İnanlariyle birlikte «İnanları artsın» diye, inanmış olanların yüreklerine huzur veren O; hem göklerin, hem de yerin orduları O'nundur, Allah bilicidir, Allah bilgedir
O, inananların imanlarını kat kat artırmaları için kalplerine huzur ve güven indirendir. Göklerin ve yerin orduları Allah'ındır. Allah, hakkıyla bilendir, tam hüküm ve hikmet sahibidir.
İnananların, imanlarını kat kat artırmaları için, kalblerine güven indiren O'dur. Göklerdeki ve yerdeki ordular Allah'ındır. Allah bilendir, Hakim olandır.
İmanlarını bir kat daha arttırsınlar diye müminlerin kalplerine güven indiren O'dur. Göklerin ve yerin orduları Allah'ındır. Allah bilendir, her şeyi hikmetle yapandır.
İmanlarına iman katsınlar diye müminlerin kalplerine güven indiren O'dur. Göklerin ve yerin orduları Allah'ındır. Allah bilendir, herşeyi hikmetle yapandır.
O, mü'minlerin yüreklerine — îmanlarını katmerli bir îman ile artırmaları için— sekîneti (kuvve-i ma'neviyyeyi) indirendir. Göklerin ve yerin orduları Allahındır. Allah her şey'i hakkıyle bilendir, yegâne hukûm ve hikmet saahibidir.
O, îmanlarına îman katsınlar diye mü'minlerin kalblerine sekînet (huzur ve itmi'nân)indirendir. Hem göklerin ve yerin orduları Allah'ındır. Ve Allah, Alîm (herşeyi hakkıyla bilen)dir, Hakîm (her işi hikmetli olan)dır.
İmanlarıyla birlikte, imanlarının daha çok artması için inananların kalplerine sükûneti indiren O’dur. Göklerin ve yeryüzünün ordularının sahibi de Allah’dır. Allah her şeyi bilen ve her şeyin hükmünü verendedir.
İmanlarına bir kat daha iman vermek için mü/minlerin kalplerine sükûnet ve itminan veren O/dur, göklerin ve yerin orduları Allah/ındır, Allah hakkıyle âlim, hakimdir.
İmanlarına iman katsınlar diye müminlerin kalplerine sükûnet indiren O'dur. Göklerin ve yerin orduları O'nundur. O Allah her şeyi bilendir ve hikmet sahibidir.
O Allah ki, hiçbir kurtuluş ümidinin kalmadığı bir anda, inananların imanlarını perçinlemek için kalplerine güven, cesaret ve huzur ilham etmiştir. Çünkü göklerin ve yerin görünen ve görünmeyen bütün güçleri, bütün orduları Allah’ın emri altındadır; çünkü Allah, sonsuz ilim ve hikmet sahibidir.
İmanlarına iman katmaları için, Müminler’in kalblerine Sekînet / güven ve huzur indiren O’dur.
Yer’in ve Gökler’in orduları Allah’ındır.
Allah hakîm alîm olandır.
Mü’minlere, îmanlarına îman katsınlar diye gönül rahatlığı1 indiren, O (Allah)’tır. Çünkü göklerin ve yerin orduları, Onundur ve Allah, her şeyi bilendir, hüküm (ve hikmet) sahibidir.
1 Sekînet: sükûn, sebat ve temkin anlamına mastardır. Nefisteki telâş ve heyecanın kesilmesiyle meydana gelen kalp oturması, gönül rahatlığı ve huzur hali demektir. Bk. (Bakara: 248)
Muhammed Esed
Müminlerin kalplerine sükûnet bağışlayan 4 O'dur, ki göklerin ve yerin bütün güçlerinin Allah'a ait bulunduğunu ve Allah'ın her şeyi bilen ve gerçek hikmet Sahibi olduğunu görerek, imanlarını daha da sağlamlaştırabilsinler; 5
Zira imanları ve güvenleri artsın diye müminlerin kalplerine huzur ve sükûnet veren O’dur. Çünkü göklerin ve yerin bütün orduları/güçleri Allah’ındır. Allah her şeyi bilen ve her hükmü doğru olandır. 8/2-3
İmanlarına iman katsınlar diye mü’- minlerin kalplerine güven ve sükûnet[4590] bahşeden O’dur;[4591] zira göklerin ve yerin bütün orduları Allah’ın emrine âmâdedir:[4592] ve zaten Allah her şeyi bilmektedir, her hükmünde tam isabet sahibidir.[4593]
[4590] Sekînet için bkz: 9:40, not 51. İç savrulma ihtimalini ortadan kaldıran bir dinginlik halini ifade eder. İnsanın direnç ve kararlılığını yok eden kasırgaları “bıçakla” kesmiş gibi dindirdiği için sikkîn (bıçak) kökünden türetilmiştir.
[4591] Bkz: 1. âyetin 3 nolu notu.
[4592] Göğün ve yerin orduları: Hz. Nûh’un yardımına koşan bulutlar, Hz. Hûd’un yardımına koşan rüzgâr, Hz. İbrahim’e yardım eden ateş, Hz. Mûsa’ya yardım eden su… Hepsi Allah’ın ordularıdır.
[4593] Bir sonraki âyet, bu ilâhî bilgi ve hikmetin ne olduğunu ifade eder.
Ömer Nasuhi Bilmen
O, o Hâlık-ı Kerîm'dir ki, mü'minlerin kalblerine sükûneti indirdi. Tâ ki imânları ile beraber imân arttırsınlar. Ve göklerin ve yerin orduları Allah içindir ve Allah alîmdir, hakîmdir.
İmandaki yakînlerini iyice artırsınlar diye müminlerin kalplerine sekîne indiren O'dur. Göklerin ve yerin orduları Allah'ındır. Allah her şeyi hakkıyla bilir, tam hüküm ve hikmet sahibidir.
Hz. Peygamber (a.s.) Mekke’ye çıkarken ashab korkabilirlerdi. Nitekim münafıklar bu seferi “ölüme gitme” diye düşünmüşlerdi. Yahut antlaşmadan hemen sonra Ebû Cendel gibi bir Müslümanın müşriklere teslim edildiği sırada kendilerini tutamayabilirlerdi. Anlaşmayı hazmedemeyip itaatsizlik gösterebilirlerdi. Fakat Allah’ın o müminlerin gönüllerine indirdiği sükûnet sayesinde bağırlarına taş basıp itaatsizlikten geri durdular, imtihanı kazandılar, tehlikeli yolculukları zafere dönüştü.
Süleyman Ateş
O, imanlarına iman katsınlar diye mü'minlerin kalblerine huzur indirdi. Göklerin ve yerin askerleri Allah'ındır. Allah bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
İmanlarına iman katsınlar diye için mü'minlerin kalplerine güven ve huzur indiren Odur. Göklerin ve yerin orduları Allah'a aittir. Allah ise herşeyi bilen, herşeyi hikmetle yapandır.
O O'dur ki, müminlerin gönüllerine, imanları beraberinde iman geliştirsinler diye, mutluluk ve huzur indirdi. Yalnız Allah'ındır göklerin ve yerin orduları. Alîm'dir Allah, Hakîm'dir.