Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 4592, sondan 1645. ayet; 48. sure ve Fetih Suresinin 9. ayetidir. Fetih Suresi 9. ayetinin kelime sayisi 8, harf sayısı 49 ve toplam ebced değeri ise 3177 olarak hesaplanmıştır. Fetih Suresinin toplam ebced değeri 181941 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır.
Ey insanlar! Allah’a ve Peygamberine inanasınız, ona yardım edesiniz, ona saygı gösteresiniz ve sabah akşam Allah’ı tespih edesiniz diye (Peygamber’i gönderdik.)
Hz. Peygamber’in, Câhiliye kültür ortamı içinde yetişmiş olmasına rağmen ortaya koyduğu kişilik ve ahlâk, tebliğ ettiği dinin Allah’tan olduğuna canlı ve güçlü bir tanıktır. Onun eğitim kurallarına uygun uyarıları, müjdeleri, açıklamaları insanları etkilemiş; Allah’a iman ve yalnızca O’na ibadet etmelerine, O’nun dinini desteklemelerine, uğrunda canlarını ve mallarını ortaya koyarak çaba göstermelerine sebep olmuştur. Bazı tefsirciler, 9. âyetteki zamirlerin kime yönelik bulunduğu konusunda farklı bir anlayış ileri sürmüş, “O’nu tenzih ederek...” kısmındaki “O” zamirinden maksadın Allah olduğunu, diğer iki zamirin ise Peygamber efendimize ait bulunduğunu ifade etmişlerdir. Bu son yoruma göre, “büyüklüğü karşısında eğilesiniz” kısmını “O’na saygı gösteresiniz” diye çevirmek gerekecektir. 18. âyette ek bilgiler de verilerek tekrar değinilecek olan, “yeminle bağlılık sözü”nün Arapça’daki karşılığı biattır (bey‘at). 10. âyetteki ilgili fiil de bu köktendir. Buradaki biattan maksat, meşhur Hudeybiye biatıdır. Hz. Peygamber bu sûrenin 27. âyetinde bahsi gelecek bir rüyası üzerine hicrî 6. yıl Zilkadesinin başında (Mart 628), 1500 kadar sahâbî ile umre ibadeti yapmak üzere yola çıkmış, Mekke’nin 17 km. batısında yer alan Hudeybiye’ye gelip konaklamıştı. Daha önce bilgi almak üzere gönderilen görevliler, Mekkeli müşriklerin müslümanları engelleme kararı aldıkları ve bu maksatla Hâlid b. Velîd’i 200 kişilik bir güçle yola çıkardıkları haberini getirmişlerdi. Hz. Peygamber maksadını açıklamak ve ziyaret izni almak üzere önce Hırâş’ı, onun kötü karşılanması hatta ölüm tehlikesi geçirmesi üzerine, Mekkeliler arasında yakınları ve itibarı bulunan Hz. Osman’ı Mekke’ye elçi olarak gönderdi. Bir müddet sonra onun müşrikler tarafından öldürüldüğü haberi geldi. İşin renginin değiştiğini ve savaş ihtimalinin belirdiğini gören Resûlullah, ashabından biat almayı uygun buldu. Oradaki bir mugaylân veya sakız ağacının (şeceretü’r-rıdvân) altında, teker teker ellerini tutarak 1500 kişi ile biatlaştı; yani her bir sahâbî Peygamberimize bağlılık ve itaat sözü verdi. Bu biatta söz verilirken neyin üstlenildiği konusunda “cihad, itaat, ölüm pahasına sebat ve sabır” gibi ifadeler nakledilmiştir (Müslim, “İmâre”, 41, 42, 80). Bu biatı haber alan Mekkeliler telâşa kapılarak Süheyl b. Amr başkanlığında bir heyet gönderdiler. Hz. Peygamber düşmanı azaltmak ve güneyi emniyete almak, Mekkeliler ise ticaret yollarını açmak için bir barış istiyorlardı. Tartışmalardan sonra “müslümanların o yıl geri dönüp ertesi yıl umre için gelmeleri, Mekkeli bir kimse kaçıp Medine’ye sığınırsa istendiği takdirde iade edilmesi, aynı şey Medine’den Mekke’ye olursa geri verilmemesi, diğer Arap kabileleri ile tarafların serbestçe antlaşma yapabilmeleri, üçüncü bir tarafla savaş yapılması halinde antlaşmanın ikinci tarafının pasif kalması” üzerinde antlaşma sağlandı ve on yıllık bir antlaşma imzalandı (Muhammed Hamîdullah, “Hudeybiye Antlaşması”, DİA, XVIII, 297-299 ). Birçok âyette resulüne itaat edenin Allah’a itaat etmiş olacağı ifade buyurulmuştur. 10. âyette de Allah’ın elçisi olan peygambere itaat gibi ona biat da dolaylı olarak Allah’a verilmiş bir bağlılık ve itaat sözü olarak değerlendirilmektedir.
Mehmet Okuyan
8,9. Allah’a ve Elçisine iman edesiniz, O’na (Allah’a) saygı gösteresiniz, O’nu yüceltesiniz ve sabah akşam O’nu [tesbih] edesiniz (yüceltesiniz) diye şüphesiz ki biz seni bir şahit, bir müjdeleyici ve bir uyarıcı olarak gönderdik.
Allah'a ve peygamberine inanasınız, O'nu destekleyesiniz, O'na saygı gösteresiniz ve sabah akşam O'nu tesbih edesiniz/anasınız/namaz kılasınız diye.[564]
1- Allah'ın dinine destek olmanız. 2- Sürekli, her zaman, bütün bir gün boyu. 3- Her türlü noksanlıktan arındırarak, övgü ile yüceltmek. Allah'ın, her türlü noksanlıktan arınık, tüm mükemmel niteliklere sahip olduğunu bilmek; Allah'ı kendisine özgü nitelikleri ile tanımak ve tanıtmak. Tesbihi namaza indirgemek doğru değildir. Tesbih, tevhid inancının ve anlayışının kavranması ve Yaratıcının tüm nitelikleri ile tanınması ve tanıtılması etkinliğidir.
Ahmet Akgül
Ki (Ey Kullarım! Bu vesile ile siz) Allah’a ve Resulüne iman edesiniz, Onu savunup destekleyesiniz, Ona içtenlikle saygı gösterip (dinine ve davasına) yardım edesiniz (diyedir.) Ve sabah akşam (her yerde ve her halde) Onu (hatırlayıp) tesbihle yüceltmeniz (ve O’nun emir ve hükümlerine göre hayat sürüp huzura ermeniz) içindir.
ki, siz insanlar da bu peygamber vasıtasıyla, Allah'a ve Peygamberine iman edesiniz, O'nu destekleyip yardımcı olasınız, O'na saygı gösteresiniz ve sabah akşam, Allah'ın şanını yüceltesiniz diye, bu peygamber size gönderildi.
Allah'a ve Rasulüne iman edesiniz, saygıyla Rasulünü destekleyesiniz, ona saygı gösteresiniz, gündüzün ilk ve son saatlerinde Allah'ı tesbih edesiniz, zikredesiniz, namaz kılasınız, ibadet edesiniz diye onu gönderdik.
Ki Allah'a ve Resûlü'ne iman etmeniz, O'nu savunup-desteklemeniz, O'nu en içten bir saygıyla-yüceltmeniz ve sabah akşam O'nu (Allah'ı) tesbih etmeniz için.
Allah'a ve Resulüne iman edesiniz, O'nun dinine destekçi olasınız, O'na saygı gösteresiniz ve sabah akşam (her daim) O'nu yüceliğini dillendiresiniz (Allah'ın istediği şekilde görevinizi yapasınız) diye (elçi gönderdik).
Doğrusu seni şahit, müjdeci ve uyarıcı olarak gönderdik. Ey insanlar, siz de Allah'a ve Peygamberine inanasınız, ona yardım edesiniz, O'na saygı gösteresiniz ve O'nu sabah akşam tesbih edesiniz.
ki (hepiniz ey insanlar) Allaha ve peygamberine îman edesiniz, ona yardım edesiniz, onu büyük tanıyasınız, sabah ve akşam O'nu (Allâhı) tesbîh (ve tenzîh)' edesiniz.
Tâ ki Allah'a ve Resûlüne îmân edesiniz; ve O'na (dînine ve peygamberine) yardım edesiniz, hem O'nu (Rabbinizi) büyük bilesiniz! Hem sabah ve akşam O'nu tesbîh edesiniz!
Siz inananlar, Allah’a ve O’nun elçisine inanmanız, O’na (dinine) yardım etmeniz, Rabbinizi ululayıp büyüklemeniz, O’na karşı saygılı olmanız ve sabah akşam O’nu noksan sıfatlardan arındırıp yüceltmeniz için (elçiyi gönderdi).
Böylece Allah'a ve resulüne iman etmeniz, O'nu savunup desteklemeniz, O'nu saygıyla yüceltmeniz ve sabah akşam O'nu tesbih etmeniz için (seni gönderdik).
Gönderdik ki, ey insanlar, Allah’a ve Elçisine iman edin; O’nun dinini savunup destekleyin, O’na yürekten saygı gösterin ve sabah akşam adını gündemde tutarak O’nu tesbih edin!
1 Bu ayetteki dört emrin her biri; elçilik, şahitlik, müjdeleyicilik ve uyarıcılıktan her birine işaret eder. Şöyle ki; peygamber olarak gönderilme, “Allah'a Rasulüne imanı” gerektirir, şehadet “Allah’ın dinine yardım ile güçlendirmeyi”; müjdeleme, “güzel karşılamayı ve saygıyı”; uyarma da “azaptan korunmak için Allah’ı tenzih ve tesbihi” gerektirir. Bu takdirde zamirler hep Allah'a yöneliktir. Yukarıdaki tercüme bu esas alınarak yapılmıştır. Diğer bir ihtimâle göre de (تُعَزِّرُوهُ) ve (تُوَقِّرُوهُ)’nun zamirleri Peygamber'e (تُسَبِّحُوهُ)’nun zamiri Allah'a yöneliktir ki bu şekilde (تُوَقِّرُوهُ) üzerinde vakıf vardır yani okurken burada durulur. Mushaflarımızda buraya mutlak vakıf işareti olan (ط) konulması da bu manaya göredir. Bu ikinci duruma göre ise ayetin tercümesi: “(Ey İnananlar!) Siz, Allah’a ve Peygamberine îman edesiniz, o (peygamberi) destekleyesiniz, o (peygamberi) saygıyla yüceltesiniz ve (Allah’ı) sabah-akşam (sürekli olarak) tesbih edesiniz diye” şeklinde olur.
Muhammed Esed
ki siz [ey insanlar,] Allah'a ve Elçisi'ne inanasınız, O'nun izzetini takdir edesiniz, O'na saygı gösteresiniz ve sabahtan akşama 7 O'nun şanını yüceltesiniz.
Böylece, Allah’a ve Allah’ın mesajlarını tebliğ eden elçisine inanıp güvenesiniz, onun davasını savunup destekleyesiniz ve ona saygıda kusur etmeyip her daim Allah’ın yüceliğini dillendiresiniz. 5/48, 7/157
Şu nedenle ki (ey insanlar); Allah’a ve Elçisine inanasınız, O’nu(n dâvâsını) destekleyip[4596] O’na saygıda kusur etmeyesiniz ve sabah akşam O’nun yüceliğini dillendiresiniz.
[4596] Veya kelimenin iki kök anlamından diğerine nisbetle: “O’nu yüceltesiniz” (Mekâyîs). Krş: “Siz Allah’ın (dâvâsına) yardım ederseniz, O da size yardım eder ve ayaklarınızı sabit tutar. ” (47:7). Bu ve bir sonraki zamirin Allah Rasûlü’nü gösteriyor olması da mümkündür. Bu durumda, “Allah ve O’nun melekleri Rasul’ü desteklerler. Ey iman edenler! Onu siz de destekleyin ve onu her tür şâibeden uzak tutun!” (33:56) emriyle bu emir arasında bağ kurulabilir. Tercihimiz âyetin iç bütünlüğüne dayanmaktadır.
Ömer Nasuhi Bilmen
Tâ siz Allah'a ve O'nun Peygamberine imân edesiniz ve O'na yardımda ve tebcilde bulunasınız, ve O'nu sabah ve akşam tesbîh edesiniz.