Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 4628, sondan 1609. ayet; 49. sure ve Hucurât Suresinin 16. ayetidir. Hucurât Suresi 16. ayetinin kelime sayisi 16, harf sayısı 64 ve toplam ebced değeri ise 3564 olarak hesaplanmıştır. Hucurât Suresinin toplam ebced değeri 101425 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır.
Arapça Metin
قل اتعلمون الله بدينكم والله يعلم ما في السموات وما في الارض والله بكل شيء عليم
Yerleşim bölgeleri dışında göçebe olarak yaşayan Arap kabileleri Hz. Peygamber’e geliyor, sosyal yardımlardan pay almak için kendisine boyun eğiyor, teslim oluyorlardı. Bu davranışlarını “iman etmiş olmak için” yeterli saymaları, kendilerini mümin olarak göstermeleri üzerine bu âyetler gelmiştir. Günlük dilde ve terim olarak İslâm, Hz. Muhammed’e vahiy yoluyla bildirilen dinin adıdır. Bu dine iman eden ve gereğini yerine getirmeye çalışan kimselere de müslüman denir. Ancak İslâm kelimesinin sözlük mânasında “boyun eğmek, teslim olmak” da vardır. Bedevîlerin yaptığı da İslâm’ın bu sözlük mânasını gerçekleştirmekten ibaret idi. Çünkü 15. âyeti de göz önüne aldığımızda bir kimsenin gerçekten iman etmiş olabilmesi için kendisinde şu inanç ve davranışların gerçekleşmiş olması gerekmektedir: 1. İslâm’ın taleplerini yerine getirirken bunların Allah ve resulünün emirleri olduğuna, Allah’tan geldiğine, O’nun emirlerine itaat etmenin insana, dünya ve âhiret mutluluğunu sağlayacağına kalbi ile de iman etmiş, inanmış olmak. 2. Bu inancında asla şüpheye düşmemek, aklı ve duygularıyla ikna olmuş, bu inanca bağlanmış bulunmak. 3. İslâm’ı ve müslümanları korumak, dininin güçlenmesi için malını ve gerektiğinde canını vererek çalışmak, çabalamak, olanca gücünü harcamak. Bağlamdan anlaşıldığına göre “Biz de müminiz, inandık” diyen bedevîler henüz cihad ile sınanmış ve imanlarını ispat etmiş değillerdi. İmanlarının kalplerine yerleşmiş olmadığı hükmüne gelince, bunu ancak Allah bilirdi ve peygamberine böyle olduğunu bildiriyordu. Şayet Allah bildirmeseydi, peygamber dahil herkesin, “Ben müminim” deyip emirlere itaat edenleri gerçekten ve kalpten inanmış saymaları, böyle bilmeleri gerekecekti. Bedevîlerin Hz. Peygamber’e teslim olmalarına, onun yanında yer almalarına iki yönden bakılabilir: a) Müminlere düşman olmak yerine dost olup destek sağlamak; b) Ganimetten, sosyal yardımlardan yararlanmak, daha da önemlisi müslümanlar arasında yaşayarak gerçek ve kâmil mânada imana kavuşmak. Bu âyetler geldiği dönemde müslümanların bedevî desteğine ihtiyaçları kalmamıştı; halbuki onların hem maddî yardıma hem de hidayete, doğru ve kurtarıcı bir hayat yolunun kılavuzuna ihtiyaçları vardı. Teslim olmalarının, itaat etmelerinin karşılığını eksiksiz olarak aldılar, Hz. Peygamber ve ashabı tarafından eğitilerek hem medenîleştiler hem de birçoğunun gönlüne iman yerleşti. Şu halde ortada sözü edilecek bir iyilik, bir lutuf varsa bu, onların teslim (İslâm) olmaları değil, bu sayede elde ettikleri idi; bundan dolayı asıl minnettar olması gerekenler kendileriydi.
Mehmet Okuyan
De ki: “Allah göklerde ve yerde olanları bilmekteyken siz dininizi Allah’a mı öğretiyorsunuz!” Allah her şeyi bilendir.
Bu ayet Yûnus 10:18 ve Ra‘d 13:33. ayetlerle birlikte okunmalıdır. Yüce Allah hiç kimsenin Allah adına hüküm koyamayacağını, kendi ürettiklerini -haşa- Allah’a öğretemeyeceğini, bunun çok büyük bir günah ve haddini aşmak olduğunu bildirmektedir. Allah adına konuşanlar Allah’ın kitabından konuşmak zorundadır. Bunun dışında kendi görüşlerini dile getirenler de bunun kendi kanaatleri olduğunu açıklıkla belirtmelidirler. Din adına konuşurken ne kadar dikkat etmek gerektiği bu şekilde bir kez daha anlaşılmaktadır.
Bayraktar Bayraklı
De ki: “Dininizi Allah'a mı öğretiyorsunuz? Allah, göklerde ve yerde ne varsa hepsini bilir. Allah her şeyi bilmektedir.”[576]
(Cihad mesuliyeti ve mecburiyeti kendilerine ağır gelenlere) De ki: "Allah'a dininizi(n kurallarını ve kulluk imtihanını kazanma şartlarını) siz mi öğreteceksiniz? (Yoksa nasıl mü’min ve makbul olacağınızı Kur’an’dan ve Resulüllah’tan mı öğreneceksiniz?) Oysa Allah, göklerde ve yerde olanları (ve sizin kuruntu ve kaytarmalarınızı) bilir. Allah, her şeyi Bilendir.”
Ey peygamber! İman ettik diyen o bedevîlere de ki: “Siz dininizi Allah'a bildirmek için mi iman ettik diyorsunuz? Allah göklerde olanı da, yerde olanı da bilir. Allah herşeyi en iyi bilendir.”
“Siz dindarlığınızı, dindeki samimiyetinizi Allah'a mı öğretiyorsunuz? Allah göklerin ve yerin bilinmeyenlerini, sırlarını bilir. Her şey Allah'ın ilmi, planı, iradesi dâhilinde gerçekleşmektedir.” de.
(Ey Rasûlüm, o Bedevî'lere) de ki: “- Siz dininizi Allah'a mı öğretiyorsunuz? (sadece inandık demekle mümin mi oluyorsunuz?) Allah ise, göklerdekileri ve yerdekileri bilir. Allah her şeyi bilendir.
De ki: “Siz dindarlığınızı Allah’a mı bildiriyorsunuz. Hâlbuki Allah, göklerde ve yerde olan her şeyi çok iyi bilendir. O’nun ilmi her şeyi kuşatmıştır. [Siz imanınızı bildiriyorsunuz. Ama Allah böyle bir şey bilmiyor. Yani iman etmiş değilsiniz. Yoksa Allah var olan her şeyi biliyor.]
(Ey Resul!) De ki: “Siz dininizi (dindarlığınızı) Allah'a mı öğretiyorsunuz? Oysa Allah, göklerdeki ve yerdeki her şeyi bilir. Çünkü Allah, her şeyi hakkıyla bilendir.”
Cemal Külünkoğlu Hucurât Suresi 16. Ayet Açıklaması
Bu ayet, Göçebe Arapların “iman ettik” demekle Müslüman olduklarını sandığı gibi yalnızca iman etmekle ve kendilerine göre bir dini yaşamla Müslüman olacağını zanneden her dönemdeki bütün insanları kapsayan bir anlama sahiptir.
Diyanet İşleri (Eski)
De ki: "Dininizi Allah'a mı öğretiyorsunuz? Oysa Allah göklerde olanları da yerde olanları da bilir, Allah her şeyi bilendir."
De ki: “(Siz) dîninizi (dindar olup, onda sâdık olduğunuzu) Allah'a mı öğretiyorsunuz? Hâlbuki Allah, göklerde olanları ve yerde bulunanları bilir. Çünki Allah, herşeyi hakkıyla bilendir.”
Ey Peygamber! Bu özelikleri taşımadan da Müslüman olabileceklerini zanneden câhillere de ki: “Dininizin ne olduğunu siz mi Allah’a öğreteceksiniz? Oysa Allah, göklerde ve yerde olanı bilir. Kısacası Allah, her şeyi tam olarak bilmektedir.” Hal böyleyken;
(Ey Muhammed!): “Allah, göklerde ve yerde olan her şeyi bilip dururken siz, Allah’a dindarlığınızı mı öğreteceksiniz? Oysa Allah, her şeyi tam bilendir.” de.
De ki: “Siz, Allah'a dininizi[n mahiyetini] mi öğret[mek ist]iyorsunuz? 20 Allah göklerde ve yerde olan her şeyi bilir. Allah her şeyin eksiksiz bilgisine sahiptir!”
De ki: – Dininizi Allah’a mı öğretiyorsunuz? Oysa Allah, göklerde ve yerde ne varsa her şeyi biliyor. Zira Allah, her şeyi hakkıyla bilendir. 10/18, 13/33
Mustafa İslamoğlu Hucurât Suresi 16. Ayet Açıklaması
[4655] Zımnen: Kitab’a değil de, kitabına uydurmayı mı düşünüyorsunuz? Bu âyet iki mânaya da gelir: 1) Allah, hangi inanç sisteminin sizi mutlu edeceğini bilir. 2) Allah, sizin keyfinize göre uydurup da adını “din” koyduğunuz şeylerin gerçeğini bilir.
Ömer Nasuhi Bilmen
De ki: «Siz dininizi Allah'a mı öğretiyorsunuz? Allah ise göklerde olanı da yerde olanı da bilir, ve Allah Teâlâ herşeyi bihakkın bilendir.»
De ki: “Dindarlık derecenizi siz mi Allah'a bildireceksiniz? (Allah sanki bunu bilmiyor da sizin iddianıza mı bakacak? ) Halbuki Allah bunu bildiği gibi, göklerde ve yerde ne varsa bilir. Evet, Allah her şeyi hakkıyla bilir. ”
Ḳalbiñizde olmayan dīni Allāha ta‘līm mi idersiñiz? di. Allāhu ‘azīmü’ş‐şān her şeyi ‘alīmdür. Zīrā o ẕāt‐ı ecel a‘lā semāvāt ve arżda olan maḫlūḳatıñ esrārınıbilir. Oña hīç bir şey’ ḥafiyy olmaz.