Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 4616, sondan 1621. ayet; 49. sure ve Hucurât Suresinin 4. ayetidir. Hucurât Suresi 4. ayetinin kelime sayisi 9, harf sayısı 41 ve toplam ebced değeri ise 2987 olarak hesaplanmıştır. Hucurât Suresinin toplam ebced değeri 101425 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır.
Uyeyne İbn Husâyn ve Akra’ İbn Hâbis, Temimoğulları’ndan yetmiş kişilik bir heyetle birlikte Hz. Peygamber’in istirahatta bulunduğu bir öğle vaktinde odaların arkasına gelerek, “Ey Muhammed! Yanımıza gel” diye seslenmişlerdi. Âyette onların bu kaba davranışı kınanmaktadır.
Benî Temîm isimli bedevî kabilesi Hz. Peygamber’i görmek, tanımak ve buna göre bir ilişki kararı almak üzere Medine’ye gelmişti. Peygamber efendimiz her öğleden sonra yaptıkları gibi bir süre dinlenmek (kaylûle yapmak) üzere odalarına çekilmişlerdi. Kabile mensupları, kendilerine bu durum bildirildiği halde Resûlullah’ın evinin önünde, kaba bir şekilde “Muhammed, Muhammed!” diye bağırmaya başladılar. Bu davranışları hem edebe aykırı idi hem de onu rahatsız etmişti. Ama eğitim ve idrak seviyeleri henüz yaptıklarının kabalığını, yersizliğini anlayacak ölçüde değildi (Kurtubî, XVI, 294 vd.). Böyle yapanların medeni inceliklerden uzak bedevîler olduğu düşünüldüğünde davranış tabii de görülebilirdi. Buna rağmen Allah Teâlâ’nın vahiy göndererek uyarıda bulunması iki önemli ve evrensel değer ve kurala dikkat çekmektedir: 1. Medenî inceliklerin, insanî erdemlerin bütün topluluğa yayılması; köylünün, bedevînin, şehirlerden uzak yaşayanların da uygarlıktan nasiplendirilmesi, bütün ümmetin medenîleşmesi gereklidir. 2. Hz. Peygamber’in Allah katındaki yeri ve değeri çok yüksek olup onun karşısında herkes bu idrak içinde olmak zorundadır.
Mehmet Okuyan
Sana odaların arkasından (bağırarak) seslenenlerin çoğu akıl etmezler.
(Ey Resulüm!) Şüphesiz, (evindeki) odaların (kapıları) ardından Sana (uygunsuzca) seslenenler (Elçiye karşı edep ve hürmete riayet etmeyenler), onların çoğu aklını kullanmayan kimselerdir.
Cemal Külünkoğlu Hucurât Suresi 4. Ayet Açıklaması
Medine’deki bedevi Araplar, Hz. Peygamber ile görüşmek ve ona bir şeyler sormak için gelip odaların arkasından yüksek sesle bağırırlardı. Yine bir gün Temimoğullarından bir heyet Hz. Muhammed’in istirahatte bulunduğu bir vakitte odaların arkasına gelerek ona yüksek sesle “Muhammed! Dışarı çık, seninle konuşmak istiyoruz” diye bağırmışlardı. Ayette onların edep ve nezaketle, saygı ve nezahetle bağdaşmayan bu davranışları kınanıyor.
Diyanet İşleri (Eski)
Sana odaların ötesinden seslenenlerin çoğu akletmeyen kimselerdir.
Rivayet edildiğine göre, Uyeyne b. Hısn ile Akra’ b. Hâbis, Temim oğullarından yetmiş kişilik bir heyetle öğle vakti Allah’ın elçisine gelmişlerdi. Resûlullah, odasında uyuyordu. «Ya Muhammed! Dışarı çık, yanımıza gel!» diye bağırmışlardı. Âyet bu tür davranışın uygunsuzluğuna dikkat çekmektedir.
Edip Yüksel
Odaların/duvarların ardından sana seslenenlerin çoğu düşüncesiz kimselerdir.
(Ey Habîbim!) Doğrusu sana hucurât'ın (odaların) arkasından (evinin dışından, edebe muhâlif olarak) seslenen kimseler var ya, onların çoğu (bu âdâba) akıl erdirmiyorlar.
1 Hücre: Etrafı çevrilerek içine girilmekten men olunan Arz kıtasıdır. Hücrelerden kastedilen Rasulullah (s.a.v)’in Hane-i Saadeti’nin odalarıdır ki her biri eşlerinden birine ait olmak üzere dokuz oda idi. Bu odaların üzeri hurma dallarıyla örtülmüş idi ve kapılarının üzerinde siyah kıldan çullar vardı. Hasan el-Basrîden, Davud b. Kays: “Hz. Osman’ın hilâfetinde Peygamberimiz (s.a.v)’in eşlerinin evlerine girerdim. Tavanlarına elimle yetişirdim. Abdülmelik’in oğlu Velîd zamanında onun emriyle o hücreler, Rasulullah’ın mescidine ilhak edildi ve bundan dolayı insanlar ağladı. O gün Said b. Müseyyeb: ‘vallahi arzu ederdim ki bu hücreleri olduğu gibi bıraksalar da Medîne ahalisinden bir takım kimseler bundan ibret alsalar ve yabancılar da gelip Rasulullah (s.a.v)’in hayatında ne ile iktifa buyurduğunu görseler ve zühd dersi alsalardı’ dedi” diye anlattı.2 Bu âyet, Beni Temim kabîlesinden gelen bir grubun Peygamberimizi kaba bir şekilde çağırması üzerine, indirilmiştir. Olay şu şekilde cereyan etmiştir. Benî Temîm kabilesinden yetmiş veya seksen kişilik bir heyet gelmişti. Bu heyetin içinde Zibrikan b. Bedr, Utarid b. Hacib b. Zurare, Kays b. Asım, Kays b. Haris, Amr b. Ehtem ve Akra' b. Habis vardı. Heyet öğle sıcağında mescide girmişlerdi, Rasulullah (s.a.v) henüz uyuyordu. Bunlar: “Ey Muhammed! Bize çık” diye bağırdılar. Bunun üzerine Peygamberimiz (s.a.v) uyandı ve çıktı. Akra' b. Habis: “Ey Muhammed! Benim övgüm adamı süsler, zemmim ise kötüler” dedi. Rasulullah (s.a.v): “Yazıklar olsun sana, öyle olan Allah’tır” buyurdu. Derken insanlar mescide toplandı. “Bunlar Benî Temîm, hatibimizle ve şâirimizle sana kendimizi öveceğiz” dediler. Peygamber (s.a.v): “Ben şiir ile gönderilmedim, övünmek ile de emrolunmadım velâkin haydin bakalım” buyurdu. Beni Temim’in şair ve hatipleriyle Peygamberimiz (s.a.v)’in şair ve hatipleri bir miktar yarıştılar. Sonunda Akra' b. Hâbis: “Vallahi bilmem bu ne iştir? Hatîbimiz söyledi, onların hatîbi daha güzel söyledi, şairimiz söyledi, onların şâiri daha şâır, daha güzel söylüyor” dedi. Sonra Rasulüllah (s.a.v)’in huzuruna daha yakın vardı ve kelime-i şahadet getirerek Müslüman oldu. (İbnu Kesir)
Muhammed Esed
Gerçek şu ki [ey Peygamber,] seni evinin dışından çağıranlar var ya, 4 işte onların çoğu akıllarını kullanmazlar:
Mustafa İslamoğlu Hucurât Suresi 4. Ayet Açıklaması
[4632] Min sanıldığı gibi zait değildir. Verâ’ zarfına “her yönün ötesinden” anlamı katar (Krş. 59:14).
[4633] Saygı, edep ve terbiyeye dair bu âyet, ‘bedevi’ âklı ‘medeni’ olmaya davet etmektedir. Nezaket ve görgü kurallarının insan ilişkilerindeki önemine bir atıftır. Âyetin son cümlesi, her tür saygısızlık ve edepsizliğin temelinde, aklını kullanmama illetinin yattığını söylüyor.
Ömer Nasuhi Bilmen
Muhakkak o kimseler ki, sana hücrelerin arkasından nidâ ediverirler. Onların çoğu âkilâne düşünmezler.
Hz. Peygamberin çevresinde olan ashab, az çok onun hayat programını bilip, kendisini görme işini ona göre ayarlarlardı. Görüşmeyi gerektiren sebep varsa dışarda bekler, seslenip kapı çalmazlardı. Fakat dışardan gelen bedevîler, gece gündüz demeden, ne vakit gelmişlerse, onun eşlerinin odaları önünde dikilip dışarıdan çağırır, o da çıkınca konuşurlardı. Tabiatıyla bu durum onun programını altüst ederdi.
Süleyman Ateş
Odaların arkasından sana bağıranların çoğu, düşüncesiz kimselerdir.
Uyeyne ibn Hısn ile, Akra' ibn Hâbis, Temîm Oğullarından yetmiş kişilik bir hey'etle, öğle vakti Allah'ın Elçisine geldiler. Allah'ın Elçisi, odasında uyuyordu: "Yâ Muhammed, dışarı çık, yanımıza gel!" diye bağırdılar. Âyet, bu tür davranışın nezakete aykırı olduğunu anlatıyor.
Süleymaniye Vakfı
(Ya Muhammed!) Sen içerdeyken odaların dışından sana seslenenlerin çoğu aklını kullanmayan kişilerdir.