Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 702, sondan 5535. ayet; 5. sure ve Mâide Suresinin 33. ayetidir. Mâide Suresi 33. ayetinin kelime sayisi 34, harf sayısı 141 ve toplam ebced değeri ise 11211 olarak hesaplanmıştır. Mâide Suresinin toplam ebced değeri 824694 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır.
Arapça Metin
انما جزؤا الذين يحاربون الله ورسوله ويسعون في الارض فسادا ان يقتلوا او يصلـبوا او تقطع ايديهم وارجلهم من خلاف او ينفوا من الارض ذلك لهم خزي في الدنيا ولهم في الاخرة عذاب عظيم
Allah’a ve Resûlüne savaş açanların ve yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaya çalışanların cezası; ancak öldürülmeleri, yahut asılmaları veya ellerinin ve ayaklarının çaprazlama kesilmesi, yahut o yerden sürülmeleridir. Bu cezalar onlar için dünyadaki bir rezilliktir. Ahirette de onlara büyük bir azap vardır.[149]
Âyet-i kerimede “Allah’a ve Resûlüne karşı savaş ve yeryüzünde bozgunculuk” şeklinde ifade edilen suç, terör, yol kesme, kan dökme, eşkıyalık, yağmalama, masum insanları öldürme gibi toplumun huzur ve sükununu bozmaya yönelik eylemlerdir. Bu âyet, terör, eşkıyalık ve yağmalama gibi toplumun huzurunu bozan gayr-i meşru eylemlerin ne derece tehlikeli olduğuna işaret etmektedir.
Tefsirlerde bu âyetlerin nüzûl sebebi hakkında farklı rivayetler vardır. Buhârî ve Müslim’in naklettikleri bir hadise göre Ukül ve Ureyne kabilelerinden bir grup insan Medine’ye gelerek müslüman olmuşlar, daha sonra da Hz. Peygamber’e buranın havası kendilerine iyi gelmediği için hastalandıklarını bildirmişlerdi. Resûlullah da onları zekât olarak toplanmış olan beytülmâl develerinin otlatıldığı yere gönderdi; beslenme ve tedavi maksadıyla develerden yararlanmalarını tavsiye etti. Onlar da Hz. Peygamber’in tavsiyelerini uyguladılar. Fakat bir süre sonra sağlıklarına kavuşunca İslâm’dan dönerek çobanı ağır işkencelerle öldürdüler, develeri de sürüp götürdüler. Hz. Peygamber olayı haber alınca arkalarından adam gönderip onları yakalattı ve çobana yaptıkları işkencenin aynısını kısas yoluyla kendilerine uygulanmasını emretti (Buhârî, “Tefsîr”, 5:5; “Diyât”, 22; Müslim, “Kasâme”, 9). Olay üzerine bu âyetler inmiş, Allah ve resulüne isyan edip onların buyruklarına karşı savaş açan ve yeryüzünde fesat çıkaranların cezalarının âyette açıklandığı şekilde olacağını bildirerek Hz. Peygamber’in verdiği cezayı kaldırmıştır.
Ancak bazı müfessirler, âlemlere rahmet olarak gönderilmiş olan Hz. Peygamber’in –suçları ne olursa olsun– insanları bu şekilde cezalandırmasını sağ duyunun kabul edemeyeceğini, bu rivayetlerin âhâd rivayetler olduğunu ve hangi maksatla ortaya atıldığının bilinmediğini, oysa bu âyetlerin yukarıdan beri devam eden İsrâiloğulları’yla ilgili âyetlerin devamı mahiyetinde olduğunu söylemişlerdir. Yahudiler Hz. Peygamber’le yapmış oldukları antlaşmaları sürekli olarak bozmuşlar ve düşmanla işbirliği yaparak müşrikleri müslümanların aleyhine kışkırtmışlardı. Onların bu hareketleri Allah ve resulüne karşı savaş kabul edilmiş ve âyette geçtiği şekilde cezalandırılmışlardır (Râzî, XI, 214; Ateş, II, 514). Nitekim Medine yahudilerinden Nadîroğulları, hicretin 4. yılında antlaşmaları bozarak Hz. Peygamber’e suikast hazırladıkları için yurtlarından sürülmüş; 5. yılında ise Ahzâb Savaşı’nda düşmanla işbirliği yapan Kurayzaoğulları’nın erkekleri öldürülmüş, kadınları ve çocukları esir edilmiştir (İbn Sa‘d, Tabakāt, II, 57-59, 74-78).
Âyetin bağlam ve üslûbu bu görüşü destekler gözükmektedir. Çünkü bir önceki âyette “Bir cana kıymaya veya yeryüzünde fesat çıkarmaya karşılık olmaksızın kim bir kimseyi öldürürse bütün insanları öldürmüş gibi olur” buyurulmaktadır. Bu âyetlerde de yeryüzünde fesat çıkaranlara dünya ve âhirette verilecek ceza belirtilmekte, tövbe edenlerin ise affedilecekleri bildirilmektedir. Ancak “sebebin hususi olması hükmün umumi olmasını engellemez” kuralından hareketle bu âyetlerin kapsadığı hükümlerin genel olduğunu söylemek mümkündür. Nitekim, İsrâiloğulları’yla ilgili olan bir önceki âyetle haksız yere bir kişinin öldürülmesini bütün insanların öldürülmesi gibi telakki ederek öldürme olayını insanlığa karşı işlenmiş suç sayan Kur’an bu âyetlerde de silâhlı eşkıyalığı ve yol kesiciliği, halkın huzurunu kaçırdığı ve düzeni bozduğu için, devlete (Allah ve resulüne) karşı işlenmiş büyük bir suç olarak görmüş ve caydırıcı cezalar getirmiştir.
Allah ve resulüne savaş açanlar ve yeryüzünde bozgunculuk çıkaranlardan maksat, insanların Allah inancını sarsmaya ve yıkmaya yönelik faaliyetlerde bulunan, Allah ve resulünün koyduğu ilkelere karşı düşmanca tavır alıp meşrû nizama karşı çıkan; hırsızlık, eşkıyalık ve kanunsuzluk yapan, yol kesip insanlara korku salan, halkın emniyet ve asayişini bozup canlarına, mallarına veya namuslarına tecavüz eden şahıslar veya bu fiilleri örgütlenerek yapanlardır. Âyette kullanılan kelimeden hareketle İslâm hukukunda bu suç “hırâbe” olarak adlandırılmıştır (bilgi için bk. Ali Bardakoğlu, “Eşkıya”, DİA, XI, 463-466; a.mlf., “Yol Kesme”, İFAV Ans., IV, 499). Bunlar gayri müslimlerden olabileceği gibi müslümanlardan da olabilir. Fesat çıkarılan yerden maksat ise İslâm devletinin hükümran olduğu yurt veya yönetimiyle antlaşma yaptığı ülkelerdir. İslâm, getirmiş olduğu inanç ve ahlâk sistemine karşı düşmanca tavır almaya müsaade etmediği gibi yeryüzünde fesat çıkararak gerek çevrenin gerekse meşrû devlet düzeninin bozulmasına da izin vermez. Zira o, sadece insanların değil, aynı zamanda çevrenin ve ekolojik dengenin de korunmasını, böylece insanların huzurlu ve mutlu bir hayat yaşayabilmelerini hedefler.
Uygulamada bazı görüş ayrılıkları olmakla birlikte İslâm bilginlerinin çoğunluğuna göre silâhlanıp açıktan devlete baş kaldıran ve eşkıyalık yapan kimseler yalnızca adam öldürmüş iseler idam edilirler. Hem adam öldürmüş hem de soygun yapmış iseler öldürülür ve asılırlar. Sadece soygun yapıp terör havası estirenlerin bir elleriyle bir ayakları çapraz olarak kesilir. Yalnızca terör havası estirmiş, fakat soygun yapmamış olanlar sürgün edilirler. Bir başka yoruma göre ise âyette öngörülen cezalar suçun çeşidine ve niteliğine göre sıralanmış olmayıp içlerinden birinin seçilmesi istenmiştir; devleti yönetenler benimsenen ceza siyasetine göre bu cezalardan uygun gördüğü birini tercih edebilecektir (Elmalılı, III, 1664).
Sürgünü hapis cezası olarak yorumlayanlar da vardır. Onlara göre eşkıyayı yaşadığı belde veya ülkeden uzaklaştırmak şeklinde sürgün etmek çare değildir. Çünkü eşkıya sürgün edildiği yerde de aynı terörü yapıp oradaki insanları da huzursuz edebilir. Yurt dışına, gayri müslim bir ülkeye sürgün edilmesi ise başka problemlere yol açabilir. Bu sebeple böyle terör havası estirip insanları huzursuz eden kimseleri hapsetmek daha uygundur. Bu durumda suçlu serbest hareket edemeyeceği için sanki dünyadan sürgün edilmiş gibi olur (Elmalılı, III, 1665).
Eşkıya yaptıklarına pişman olup da kendiliğinden teslim olduğu takdirde âyetin zâhirine göre yukarıdaki cezaların tamamı düşer. Müfessir ve hukukçu Şevkânî, kanaatini bu şekilde açıkladıktan sonra sahâbenin uygulamasının da böyle olduğunu ifade eder (bk. II, 44). Ancak gerek müfessirlerin çoğunluğu gerekse hukukçular, konuyla ilgili diğer âyetleri de göz önünde bulundurarak bu durumda âmme hukukuyla ilgili cezaların düşeceği fakat kısas ve tazminat gibi ferdî hakların saklı olduğu kanaatindedirler. Hak sahipleri isterlerse ceza talebinde bulunabilirler, isterlerse affederler (Râzî, XII, 218; Elmalılı, III, 1667; Ebüssuûd, III, 32). Eşkıyanın devlet güçleri tarafından yakalandıktan sonra yaptıklarına pişman olup tövbe etmesi yukarıdaki cezaların hiçbirini düşürmez.
Bu âyetleri geleneksel tefsirlerden tamamen farklı olarak “eşkıyanın gücünü yok etmek” şeklinde mecaz anlamına göre yorumlayanlar da vardır. Bu yorumun sahibi olan Muhammed Esed’e göre gramer açısından 33. âyetteki “öldürülme, asılma, kesilme, sürülme” mânalarına gelen fiiller geleneksel tefsirlerde belirtilen hükümlerin çıkarılmasına elvermez. Ayrıca âyet şer‘î bir hüküm olarak alındığı takdirde suçluların yeryüzünden sürülmeleri de problem olarak ortaya çıkmaktadır. Bazı müfessirler –Kur’an’da arz (yeryüzü) kelimesinin sınırlı bir anlamda kullanıldığının örneği olmadığı halde– bunu “İslâm topraklarından çıkarılmaları” şeklinde yorumlarken, bir kısmı da “yer altında bir zindana hapsedilmeleri” şeklinde yorumlayarak bu problemi aşmaya çalışmışlardır. Bunun yanında Kur’an’ın kitlesel asılma ve imhaya işaret eden aynı fiilleri Allah’ın düşmanı Firavun’un ağzından (Meselâ bk. A’râf 7:124) müminlere karşı bir tehdit olarak nakletmesi de yine bu âyetlerden anılan şer‘î hükümleri çıkarmaya engeldir. Bu sebeple geleneksel yorumlar –sahipleri büyük ve saygın şahsiyetler dahi olsalar– mutlaka reddedilmelidir. Âyet okunması gerektiği şekilde okunduğu takdirde burada bir durum tesbitinin yapılmış olduğu yani bunun “Allah’a karşı savaş açanların hak ettikleri cezanın kaçınılmazlığının bir ifadesi” olduğu ortaya çıkar. Esed’in ifadesiyle, âyette geçen bütün ifadeleri tam anlamıyla dikkate alan tek yorum şöyle özetlenebilir: “Onların ahlâkî yükümlülüklere düşmanlıkları, bütün dinî/mânevî değerlerini kaybetmelerine yol açar ve sonuçta düştükleri uyumsuzluk ve sapıklık, aralarında dünyevî kazanç ve güç uğruna hiç bitmeyen bir çatışmayı teşvik eder; birbirlerinden çok sayıda insan öldürürler ve birbirlerine büyük ölçüde işkence eder ve sakat bırakırlar ve sonuçta bütün bir toplum silinip gider veya Kur’an’ın belirttiği gibi, yeryüzünden sürülürler” (I, 195).
Bu yorum tarihî verilere, ilmî usullere ve te’vil kurallarına uygun düşmemektedir. Zira herhangi bir sözün mecazi anlamda yorumlanabilmesi için bazı kurallar vardır. Bunların başında o sözün hakiki anlamda kullanılmasına engel olan bir karîne ile mecazi anlamda kullanıldığını gösteren bir alâka bulunması gerekmektedir. Oysa burada âyetlerin hakiki anlamında değerlendirilmesine hiçbir engel yoktur. Ayrıca haydutların ve teröristlerin idam edilmesi mâsumların kitlesel imhasına kıyas edilemez. Öte yandan arz kelimesinin Kur’an’da sınırlı bir anlamda kullanılmasının örneği de vardır (bk. Nisâ 4:97).
Mehmet Okuyan
Allah’a ve Elçisine karşı savaşanların ve yeryüzünde bozgunculuk için çalışanların cezası ancak ve ancak öldürülmeleri veya asılmaları veya döneklikleri nedeniyle ellerinin ve ayaklarının kesilmesi ya da (bulundukları) yerden sürülmeleridir. Bu, onlar için dünyadaki rezilliktir. Ahirette de onlara büyük bir azap vardır.
Buradaki mesajı, [min hılâfin] ifadesi gereği el ve ayakların “çaprazlama” kesilmesi değil, “döneklik” nedeniyle bu cezanın verilmesi şeklinde anlamaktayız. Çünkü ayetteki min edatı aslında kesmenin şeklini değil de gerekçesini ortaya koymaktadır. Benzer mesajlar: A‘râf 7:124; Tâhâ 20:71; Şu‘arâ 26:49.
Bayraktar Bayraklı
Allah'a ve Peygamberi'ne savaş açanların ve yeryüzünde fesadı yaymak için gayret gösterenlerin cezası, ancak ya öldürülmeleri ya asılmaları veya dönekliklerinden dolayı el ve ayaklarının kesilmesi, ya da bulundukları yerden sürülmeleridir. Bu, onların dünyadaki rüsvaylığıdır. Onlar için âhirette de büyük azap vardır.
Allah ve Resul'üyle savaşanların ve yeryüzünde bozgunculuk¹ yapmaya çalışanların cezası öldürülmeleri veya asılmaları veya ellerinin ve ayaklarının çapraz kesilmesi veya yerlerinden sürgün edilmeleridir.² İşte bu durum, onlar için dünyada bir rezilliktir. Ahirette ise onlar için büyük bir azap vardır.
1- İyi olanı bozup, kötülüğü yayanların. 2- Bu cezalar, işlenen suça göredir. Öldürme yoksa ceza sürgündür.
Ahmet Akgül
Allah’a ve Resulüne (bunlara bağlı adil bir devlete ve hükümete karşı) savaş açanların ve yeryüzünde (ülkesinde ve bölgesinde) bozgunculuk çıkaranların (anarşiye ve isyana kalkışanların) cezası; (vuruşma anında) öldürülmeleri, (çarpışma sonucu yakalananlardan tedhişçi ve tehlikeli olanların) asılarak idam edilmeleri (ve ibreti âlem olsun ve caydırıcılığı bulunsun diye herkese gösterilmeleri), veya (terörde çok ileri gitmiş, nice asker ve sivil masum insanı katletmiş, isyan ve bölücülüğe önderlik etmiş ise) elleriyle ayaklarının çaprazlama kesilmesidir. Yok eğer (istemeden ve bazı mazeret ve mecburiyetlerle anarşiye katılmış, sonra pişmanlık duymuşsa ve kendi bölgesinde kalması fitne ve fesada yol açacaksa, bunların ve yakınlarının da bulundukları) yerden (başka yörelere) sürgün edilmeleri (ve böylece uyumlu ve yararlı vatandaş haline gelmelerine fırsat verilmesidir). Bunlar (onların) dünyadaki rezillikleridir, ahirette ise onlar için daha büyük bir azap (var edilmiştir).
Allah'a ve Resulüne savaş açanlarla yeryüzünde bozgunculuk etmeye koşanların cezaları, ancak öldürülmektir, yahut asılmaktır, çapraz olarak elleriyle ayaklarının kesilmesidir, yahut da bulundukları yerden sürülmeleridir. Bu, onların dünyada uğradıkları horluktur, ahiretteyse pek büyük bir azap vardır onlara.
Allah'a ve elçisine karşı savaş açanların ve yeryüzünde hak düzeni bozmaya çalışanların, döneklik ve sapıklıkları yüzünden cezası; ancak öldürülmeleri veya asılmaları veya ellerinin ve ayaklarının çaprazvâri kesilmesi, yahut da bulundukları yerden sürülmeleridir. İşte bu onların bu dünyada uğradıkları zillettir. Öteki dünyada da, daha korkunç bir azap bekler onları.
Allah ve Rasulüne, Kur'ân'a ve sünnete, müslümanlığa, müslüman nesillere karşı savaşan, güç ve iktidar sahiplerinin ve yeryüzünde yol keserek, anarşi çıkararak, cana mala tecavüz ederek, kamu güvenliğini ihlâl ederek fesat çıkarmaya çalışanların cezaları, suçlarının derecelerine göre ya öldürülmeleri, ya idam edilmeleri, yahut ellerinin ve ayaklarının çaprazlama kesilmesi, yahut da müebbet hapse mahkum edilmeleridir. Bu, onların dünyadaki rezillik ve rüsvaylığıdır. Âhirette, ebedî yurtta da onlara büyük bir ceza vardır.
Allah'a ve Peygamberine karşı savaşanların ve yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaya uğraşanların cezaları ya öldürülmeleri, ya asılmaları, ya ellerinin ve ayaklarının çapraz olarak kesilmesi veya bulundukları yerden sürülmeleridir. Bu onlar için dünyada bir aşağılıktır; ahirette ise onlara büyük bir azap vardır.
33.İbnu Cerir`in Enes bin Malik (r.a.)`ten rivayet ettiğine göre bu ayeti kerime Müslüman olduktan sonra dinden dönen sonra bir Müslüman çobanı öldürüp develerini gasbeden Areniler hakkında inmiştir.
Ali Bulaç
Allah'a ve Resûlü'ne karşı savaş açanların ve yeryüzünde bozgunculuğa çalışanların cezası, ancak öldürülmeleri, asılmaları ya da elleriyle ayaklarının çaprazca kesilmesi veya (bulundukları) yerden sürülmeleridir. Bu, dünyadaki aşağılanmalarıdır, ahirette onlar için büyük bir azab vardır.
Allah'a ve Peygamberine karşı (müslümanlara karşı) savaşa kalkışanlarla yer yüzünde fesada çalışanların cezâsı, ancak öldürülmeleri, asılmaları yahut sağ elleriyle sol ayaklarının çaprazvâri kesilmesi, yahud da bulundukları yerden sürgün edilmeleridir. İşte, bu ceza, onların dünyadaki rüsvaylığıdır. Ahirette ise kendilerine büyük bir azâb vardır.
Allah ve Resulü ile savaşıp yeryüzünde bozgunculuk yapanların cezası, ancak öldürülmeleri veya asılmaları veya el ve ayaklarının çapraz kesilmesi (engellenmeleri) veya yeryüzünde (bulundukları yerden) sürülmeleridir. Bu, onlar için dünyada bir rezilliktir. Ahirette de onlar için büyük bir azap vardır.
Allah ile peygambere karşı savaş yapanlar azapları, öldürülmek, asılmak, elleri ayakları verevine kesilmek, ülkeden çıkarılmak gibi şeylerdir, bu horluktur onlar için dünyada, ahretteyse, onlara ulu azap var
Allah'a ve Resulüne (dolaysıyla inananlara) savaş açanların ve (terör, gasp, adam kaçırma, ırza tecavüz gibi fiillerle) yeryüzünde bozgunculuk/anarşi çıkarmaya çalışanların cezası; ancak öldürülmeleri yahut asılmaları veya dönekliklerinden (ve karşı çıkmalarından) dolayı yetkilerinin, işlerinin ve gezip dolaşma özgürlüklerinin ellerinden alınması (hapsedilmesi) yahut bulundukları yerden (yurtlarından) sürülmeleridir. Bu (cezalar) dünyada onlar için bir rezilliktir. Ahirette de onlara büyük bir azap vardır.
Bkz. 7:124 ve dipnotu, 20:71, 26:49, 42:42“Allah’a ve Resulüne savaş açmak” demek, “Allah’ın hayata müdahalesine karşı çıkmak, helallerin imhası, haramların ihyası için gayret göstermek, iyiliğin karşısına çıkıp kötülüğü yaymak, adaletin yerine zulmü ayakta tutmak; Hz. Muhammed’i bir kabile peygamberi gibi görüp, hayata koyduğu düsturları ilkel bulmak, örnekliğini hafife almak ya da onun yaşadıklarının kendi devrinde kaldığını düşünerek ilahi sistemi çağdışı görmek” demektir. “Yeryüzünde bozgunculuk/anarşi çıkarmaya çalışmak”, insanların ölümüne kadar götüren toplum düzenini bozan faaliyetlerde bulunmak demektir. 32. ayette de belirtildiği gibi “Bir insanı öldürmek bütün insanları öldürmek gibidir”. İnsan, sosyal bir varlık olması hasebiyle toplu yaşamaya mecburdur. İnsanın kendi huzuru ve güvenliği olduğu kadar içinde yaşadığı toplumun huzuru ve güveni de o kadar önemlidir. Binaenaleyh, toplumun huzuruna yönelik her faaliyet, toplumları oluşturan devlete gösterilmiş demektir. Kur’an, bireyin haklarını ve saygınlığını ve cemiyetin huzurunu ve güvenini tehdit eden her gayretin mutlaka cezalandırılacağını anlatır.Ayette suçlulara verilecek ceza işlenen cürmün durumuna göre sıralanmaktadır. Bunlar; adam öldürmüş ya da yeryüzünde bozgunculuk çıkararak toplumu felakete sürüklemişse öldürülür. Eğer hem adam öldürmüş hem de fesat çıkarmış ya da mala ve ırza tecavüz ederek can almışsa, bu durumda ibret için insanlara teşhir edilmek üzere idam edilir. Eğer adam öldürmemiş de sadece mal ve makam gasp etmişlerse işleri ve yetkileri ellerinden alınır ve hapsedilirler. Eğer sadece terör havası estirerek insanları tehdit etmişlerse sürgüne gönderilirler.
Diyanet İşleri (Eski)
Allah ve Peygamberiyle savaşanların ve yeryüzünde bozgunculuğa uğraşanların cezası öldürülmek veya asılmak yahut çapraz olarak el ve ayakları kesilmek ya da yerlerinden sürülmektir. Bu onlara dünyada bir rezilliktir. Onlara ahirette büyük azab vardır.
Allah ve Resûlüne karşı savaşanların ve yeryüzünde (hak) düzeni bozmaya çalışanların cezası ancak ya (acımadan) öldürülmeleri, ya asılmaları, yahut el ve ayaklarının çaprazlama kesilmesi, yahut da bulundukları yerden sürülmeleridir. Bu onların dünyadaki rüsvaylığıdır. Onlar için ahirette de büyük azap vardır.
ALLAH ve elçisi ile savaşan ve yeryüzünde bozgunculuk için uğraşanların cezası: Öldürülmeleri veya asılmaları, veya el ve ayaklarının çaprazlama kesilmesi, veya yerlerinden sürülmeleridir. Bu, dünyada görecekleri bir aşağılanma. Ahirette ise büyük bir ceza var.
Allah ve Resulüne karşı savaşan ve yeryüzünde fesat çıkarmaya çalışanların cezası, ancak öldürülmeleri veya asılmaları yahut ayak ve ellerinin çaprazlama kesilmesi, ya da yeryüzünde başka bir yere sürgün edilmeleridir. Bu, dünyada onlar için bir zillettir. Ahirette ise onlar için büyük bir azab vardır.
Fakat Allaha ve Resulüne harbetmeğe kalkışan ve Yer yüzünde fesada çalışanların cezası, taktil olunmalarından veya asılmalarından veya ellerinin ayaklarının çapraz kesilmesinden veya bulundukları yerden nefyedilmelerinden başka bir şey olmaz. Bu onlara Dünyada çekecekleri bir zillettir, Âhırette ise kendilerine azîm bir azâb vardır
Allaha ve Resulüne (müminlere) harb açanların, yer yüzünde (yol kesmek suretiyle) fesâdcılığa koşanların cezası, ancak öldürülmeleri, ya asılmaları, yahud (sağ) elleriyle (sol) ayaklarının çaprazvâri kesilmesi, yahud da (bulundukları) yerden sürülmeleridir. Bu onların dünyâdaki rüsvaylığıdır. Âhıretde ise onlara (başkaca) pek büyük bir azâb da vardır.
Allah'a ve peygamberine karşı savaşan ve yeryüzünde fesad çıkarmaya çalışanların cezâsı, ancak (birini öldürmüşlerse, kendilerinin de) öldürülmeleri veya (malını da alarak öldürmüşlerse) asılmaları veya (sâdece mallarını zorla almışlarsa) elleri ile ayaklarının çaprazlama kesilmesi veya (tehdidle insanları korkutmuşlarsa, bulundukları)yerden sürgün edilmeleridir! Bu, onlara dünyada bir rezilliktir, âhirette ise onlar için (pek)büyük bir azab vardır!
Allah’a ve elçisine savaş açanların ve yeryüzünde fesat çıkarmak için koşanların cezaları, onların öldürülmeleri veya onları asılmaları veya çaprazlama ellerinin ve ayaklarının kesilmeleri veya onları yeryüzünde sürgüne gönderilmeleridir. Bu karşılıklar yalnızca onlar için, yeryüzündeki alçaltıcı cezalarıdır. Hesap gününde ise onları daha büyük azaplar beklemektedir.
Allah ile, peygamberi ile muharebe edip [¹] yer yüzünde fesat için uğraşanların [²] cezası ancak öldürmeleri veya asılmaları, yahut her biri bir yandan olmak üzere bir el ile bir ayaklarının kesilmesi, veya yerlerinden sürülmeleridir [³]. Bu ceza onlar hakkında dünyada rüsvaylıktır, âhirette de onlara büyük bir azap vardır.
İsmail Hakkı İzmirli Mâide Suresi 33. Ayet Açıklaması
[1] Allah'ın ahkâmına, peygamberin ahkâmına karşı gelip, Müslümanlarla muharebe edip. [2] Yol kesenlerin.[3] Yerlerinden sürülmeleri, hapse atılmaları yahut memleketten sürülmeleridir.
Kadri Çelik
Allah ve peygamberiyle savaşanların ve yeryüzünde bozgunculuğa çaba harcayanların cezası öldürülmek veya asılmak yahut çapraz olarak el ve ayakları kesilmek ya da bulundukları yerden sürülmektir. Bu onlara dünyada bir rezilliktir. Onlar için ahirette de büyük azap vardır.
Allah’a ve dolayısıyla, Elçisine ve Müslümanlara karşı topyekun savaş açanların ve terör, soygunculuk, yol kesme, adam kaçırma, ırza tecavüz... gibi suçlar işleyerek yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaya çalışanların cezası,işledikleri suça göre; bunlar eğer sadece adam öldürmüş veya ırza tecavüz etmişlerse, en az acı çekecekleri şekilde öldürülmek, eğer hem adam öldürmüş, hem de mala veya ırza tecavüz etmişlerse, ibret için halka teşhir edilmek üzere asılarak idam edilmek, eğer adam öldürmemişler, sadece yol kesip mal almışlarsa el ve ayaklarının çaprazlama kesilmesi, eğer bunlardan hiçbirini yapmayıp, sadece terör havası estirerek insanları tehdit edip korkutmuşlarsa, hapse atılmak veya sürgüne gönderilmekten başka bir şey olamaz.Bu, onlara bu dünyada peşinen verilen bir rezilliktir; öteki dünyada ise, onları çok daha büyük bir azap beklemektedir.
Allah’a ve O’nun rasûlüne karşı savaşan, Yeryüzü’nde bozgunculuğa çalışanların cezası, öldürülmeleri veya asılmaları veya el ve ayaklarının çaprazına (hılaf’tan, ardı ardına) kesilmeleri veya Arz’dan / Ülke’den sürgün edilmeleridir.
İşte bu, onlar için Dünya’da bir utançtır; Âhiret’te de çok büyük bir azap vardır.
Allah ve Rasûlüne karşı savaşan1 ve yeryüzünde fesat çıkarmaya çalışanların cezâsı, öldürülmeleri veya asılmaları yahut ayak ve ellerinin çaprazlama kesilmesi, ya da yaşadıkları yerlerden başka bir yere sürgün edilmelerinden başka bir şey değildir.2 Bu, onlar için dünyada bir zillettir. Âhirette ise onlar için büyük bir azap vardır.3
1 Bu ifâde mecazen; “Allah ve Rasûlünün insanlar arasında hükmetmek üzere gönderdiği emir ve yasaklarıyla savaşan ve onlara muhalefet eden” anlamındadır. Zîrâ bir insanın Allahla ve vefatından sonra Peygamberleriyle savaşması mümkün değildir.2 Bu âyetin uygulaması; “adam öldürmüşlerse affı câiz olmamak üzere öldürülmeleri, hem adam öldürmüşler hem de mal çalmışlar veya ırza tecavüz etmişlerse öldürüldükten sonra ölü olarak teşhir için asılmaları, yalnız mal çalmışlarsa, çaprazlama birer elleri ile birer ayaklarının kesilmesi, yalnız yol kesmişlerse yaşadıkları yerlerden başka bir yere sürülmeleri” şeklindedir. (Elmalılı) Bu konuda Muhammed Esed’in Firavunun büyücülere söylediği sözlerle de bağlantı kurarak, muzari fiilin geleceğe delalet ettiğini, bu dört fiilin başında, onları mastarlaştıran (أَنْ)’i görmeyip hattâ cümlenin isim cümlesi olduğunu da unutup, büyük ve saygın müfessirleri reddederek yaptığı yorumu anlamak, mümkün değildir. 3 Ukül ve Ureyne’den bir kısım yoksul ve hasta insanlar, Medîne’ye gelip Müslüman olurlar. Peygamberimiz, bunlara zekât develerinin bulunduğu yere giderek sütlerinden içip geçinmelerini ve bu develerin sidiklerinden içerek hastalıklarını tedavi etmelerini emreder. Bu adamlar iyileşince, dinden dönerek çobanları öldürüp, develeri götürürler ve yol kesip ırza tecavüzler ederek kaçarlar. Fakat takip olunup yakalanırlar ve Efendimize getirilirler. Peygamberimiz onların ellerini ayaklarını kestirip gözlerini oydurur. Bu adamlar bu şekilde bırakılır ve sonunda ölüp giderler. Bu âyet işte bu olay üzerine iner. (Nesaî)
Muhammed Esed
Allah'a ve Elçisi'ne 43 karşı savaş açanların ve yeryüzünde fesadı yaymaya çalışanların büyük kısmının öldürülmeleri veya asılmaları veya döneklikleri yüzünden büyük kısmının ellerinin ve ayaklarının kesilmesi 44 yahut yeryüzünden [tamamiyle] sürülmeleri, yalnızca bir karşılıktan ibarettir: İşte bu, onların bu dünyada uğradıkları zillettir. 45 Öteki dünyada ise [daha] korkunç bir azap bekler onları,
Allah’a ve Allah’ın mesajını tebliğ eden elçisine karşı savaş açanların ve ülkede terör ve anarşi yoluyla fesat çıkaranların cezası; öldürülmek veya bütün haklarından mahrum etmek ve yerlerinden sürgün edilmektir. Bu, onların sadece dünyadaki zilletidir. Ahirette ise onları daha büyük bir azap beklemektedir. 7/85, 47/22
Allah’a ve Rasulü’ne karşı savaş açanların[918] ve yeryüzünde bozgunculuğu yaymaya çalışanların öldürülmeleri ya da asılmaları veya muhalefetlerinden dolayı ellerinin ve ayaklarının kesilmesi, yahut bulundukları yerden sürülmeleri, sadece (âdil) bir karşılıktan ibarettir.[919] Bu, onların dünyada uğradıkları zillettir; âhirette ise onların hakkı korkunç bir azaba duçar olmaktır;
Mustafa İslamoğlu Mâide Suresi 33. Ayet Açıklaması
[918] Allah’a savaş açmak şeytanın bile yapmadığı bir şeydir.
[919] Min hılafine verdiğimiz manânın gerekçesi için bkz: A’raf 124, not 90. Bu cümle bir ‘inşâ’ cümlesi değil bir ‘ihbar’ cümlesidir ve dolayısıyla Kur’an el ve ayakların çaprazlama kesilmesi gibi bir cezayı emretmemekte, sadece nakletmektedir. Bu tür bir infazı Kur’an Tâhâ 71, Şu‘ara 49 ve A’raf 124’te Firavun’un mü’minlere uyguladığı ceza olarak nakleder. Böyle bir ceza uyguladığı için Kur’an’ın kınadığı Firavun’un infaz yöntemi, nasıl olur da Allah’ın emri olarak anlaşılabilir? Kaldı ki, Allah Rasûlü’nün hiçbir muhalife böylesi bir ceza uygulamadığı da tarihî bir gerçektir.
Ömer Nasuhi Bilmen
Allah Teâlâ ile ve peygamberleriyle savaşta bulunanların ve yerde fesada çalışanların cezaları ancak öldürülmeleri veya asılmaları veya ellerinin ve ayaklarının çaprazca kesilmeleri veya o yerden sürülmeleridir. Bu onlar için dünyada bir zillettir, ve onlar için ahirette pek büyük bir azap vardır.
33, 34. Allah ve Resulüne savaş açanların, (yol keserek terör eylemi yaparak) yeryüzünü ifsad etmek için koşuşanların cezası; öldürülmeleri veya asılmaları yahut sağ elleri ile sol ayaklarının kesilmesi yahut da bulundukları yerden sürülmelerinden başka bir şey olmaz. Bu onların dünyadaki rüsvaylığıdır. Âhirette ise onlara başkaca müthiş bir ceza vardır. Ancak kendilerini ele geçirmenizden önce tövbe edenler, bu hükmün dışındadır. Biliniz ki Allah gafurdur, rahimdir (affı ve merhameti boldur). [7, 124; 20, 71; 26, 49]
Bu âyet bir önceki âyetin uygulaması durumundadır. Hayatı korumanın yaptırım gücünü ortaya koymak kabilindedir. Burada harpten maksat, Müslüman toplum içinde, gerek kırsal kesimde, gerek şehirlerde yol kesme, terör estirme, can emniyetini ortadan kaldırma veya mal gasp etmedir. Adam öldürene kısas olarak ölüm cezası uygulanır. Öldürmekle beraber mal alan kimse asılır. İdareciler duruma göre bu cezalardan birini uygulamada muhayyerdirler. Sağ elin kesilmesi, mal gasp etmeleri, sol ayağın kesilmesi ise yol kesme ve terör estirmekle halkın can güvenliğini ortadan kaldırdıkları içindir. Sürülme, Hanefî mezhebine göre hapis cezasıdır. Şafiî’ye göre sürme, başka bir yere sürgün olarak uygulanır.
Süleyman Ateş
Allah ve elçisiyle savaşanların ve yeryüzünde bozgunculuk yapmağa çalışanların cezası: (ya) öldürülmeleri, ya asılmaları, ya ellerinin, ayaklarının çapraz kesilmesi veya bulundukları yerden sürülmeleridir. Bu, onların dünyada çekecekleri rezilliktir. Âhirette ise onlara büyük bir azab vardır.
Allah’a ve elçisine karşı savaşan ve ortalığı birbirine katmaya çalışanların cezası öldürülmeleri veya asılmaları yahut ellerinin ve ayaklarının çapraz olarak kesilmesi ya da bulundukları yerden sürülmeleridir. Bu, dünyada uğrayacakları rezilliktir. Ahirette ise onları büyük bir azap beklemektedir.
Allah ve Peygamberleriyle savaşanların ve yeryüzünde bozgunculuğa gayret edenlerin cezası; öldürülmek, asılmak, çaprazlama el ve ayaklarının kesilmesi ya da yerlerinden sürgün edilmektir. Bu, onlara dünyada bir rezilliktir. Onlara ahirette daha büyükbir azap vardır.
Allah ve Resulüne savaş açan ve yeryüzünde fesat çıkarmaya uğraşanların cezası, öldürülmek veya asılmak, yahut el ve ayaklarının çaprazlamasına kesilmesi veya bulundukları yerden sürülmektir.(11) Dünyada onların cezası böyle bir rezilliktir; âhirette ise onlar için büyük bir azap vardır.
(11) İşlenen suçun korkutmak, yol kesmek ve mal gasp etmek şıklarından birini veya birkaçını içermesi durumuna göre, sayılan cezalardan biri uygulanır ki, mezhep imamlarının bu konuda çeşitli içtihatları mevcuttur.
Yaşar Nuri Öztürk
Allah ve resulüyle savaşanların ve yeryüzünde bozgunculuk yapmaya çalışanların cezası şudur: Öldürülürler yahut asılırlar yahut elleriyle ayakları çaprazlamasına kesilir yahut bulundukları yerden sürülürler. Bu onlar için dünyada bir rezilliktir. Âhirette de onlara büyük bir azap vardır.
Taḥḳīḳ cezāları ol kişilerüñ kim buyruġından çıḳarlar Tañrı Ta‘ālānuñ vepeyġamberinüñ daḫı ve yürürler yir yüzinde fesād eyleyüp öldürmekdürcezāları, yā boġazlarından aṣmaḳdur, yā kesmekdür ellerini ve ayaḳlarını muḫālif ṣaġ el bile ṣol ayaḳ, yā yirden sürmekdür. ol anuñ gibi olmaḳ rüs‐vāylıḳdur dünyāda. Anlara ve anlar‐ıçun vardur āḫiretde ulu ‘aẕāb.