Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 4695, sondan 1542. ayet; 51. sure ve Zâriyât Suresinin 20. ayetidir. Zâriyât Suresi 20. ayetinin kelime sayisi 4, harf sayısı 20 ve toplam ebced değeri ise 1856 olarak hesaplanmıştır. Zâriyât Suresinin toplam ebced değeri 116578 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır.
Kur’an-ı Kerîm insanın kendi varlık sebebi üzerinde düşünmesi için bazan ayrıntılara inerek bazan da genel bakış sağlayarak onu ilâhî kudretin evrendeki işaretlerine dikkatle bakmaya davet eder. Bu işaretleri iki ana grupta toplamak mümkündür: İnsanın kendi varlığındakiler ve dış âlemdekiler (özellikle bk. Fussılet 41:53). Cenâb-ı Allah’ın şuurlu varlıkları yaratmasındaki temel gayenin kendisine kulluk etmeleri olduğuna dair kapsamlı bir açıklamaya yer verilen bu sûrede de (bk. 56. âyet), aklını vicdanının kontrolü altında çalıştırabilen, muhâkeme gücünü iyi niyetle kullanabilen insanlar hem kendilerindeki hem de yeryüzündeki sayısız kanıtlar üzerinde düşünmeye çağırılmaktadır. 20. âyette geçen ve “sağlam düşünce ve inanç sahipleri” diye çevirdiğimiz mûkınîn kelimesini müfessirler genellikle “ibret gözüyle bakıp sağlam bir düşünce ile kesin bir inanca ulaşanlar yahut bu yolla inançlarını pekiştirenler” şeklinde anlamışlardır. Zemahşerî bu bakışla iman arasındaki ilişkiyi özetle şöyle açıklar: Bunlar, kesin delile dayalı ve gerçeğe ulaştıran doğru yolu izleyen muvahhidlerdir (Allah’ın birliğine inananlar). Çünkü onlar basiret sahibidirler, ibret gözüyle ve derinlere nüfuz eden bir anlayışla bakarlar; bir kanıt gördüklerinde onun üzerinde nasıl fikir yürütüleceğini bilirler ve imanlarına iman katarlar (Taberî, XXVI, 204; Zemahşerî, IV, 28; İbn Atıyye, V, 175).
Mehmet Okuyan
20,21. Kesin olarak inananlar için yerde de deliller vardır, kendinizde de. Görmüyor musunuz?
Yeryüzünde(ki bütün bitki ve hayvan türlerinde ve deniz ürünlerinde), kesin bir bilgiyle inanacak (ve aklını kullanacak) olanlar için ayetler (ve nice ibretler tezahür ve tecelli etmiştir).
Yeryüzünün dağlarında, denizlerinde, ağaçlarında, bitkilerinde, madenlerinde ve canlılarında Cenab-ı Hakk'ın kudret, irade ve birliğine delalet eden alametler açıkça sergilenmektedir.
Edip Yüksel
Kesin inananlar için yerde ayetler (işaret ve deliller) vardır.
(1)“İnsan, -üç cihetle- esmâ-i İlâhiyeye (Allah’ın isimlerine) bir âyinedir. Birinci vecih: Gecede zulümât(karanlık), nasıl nûru gösterir. Öyle de; insan, za‘f ve acziyle (güçsüzlüğüyle), fakr u hâcâtıyla(ihtiyaçlarıyla), naks (noksanlık) ve kusûru ile, bir Kadîr-i zü’l-Celâl’in kudretini, kuvvetini, gınâsını(zenginliğini), rahmetini bildiriyor. (...) İkinci vecih âyinedarlık ise: İnsana verilen nümûneler nev‘inden cüz’î ilim, kudret, basar (görme), sem‘ (işitme), mâlikiyet (sâhib olma), hâkimiyet gibi cüz’iyât (küçük şeyler) ile kâinât Mâlikinin (sâhibinin) ilmine ve kudretine, sem‘ ve basarına, hâkimiyet ve rubûbiyetine (terbiye ve idâre ediciliğine) âyinedârlık eder. Onları anlar, bildirir. Meselâ: ‘Ben nasıl bu evi yaptım ve yapmasını biliyorum ve görüyorum ve onun mâlikiyim ve idâre ediyorum. Öyle de, şu koca kâinât sarayının bir ustası var, O usta onu bilir, görür, yapar, idâre eder ve hâkezâ (bunlar gibi).’ Üçüncü vecih âyinedarlık ise: İnsan, üstünde nakışları görünen esmâ-i İlâhiyeye (Allah’ın isimlerine) âyinedârlık eder.” (Mektûbât, 33. Mektûb, 341)
İlyas Yorulmaz
İkna olmak isteyenler için, yeryüzünde Rabbinin pek çok ayetleri var.
İnanmaya gönlü olanlar için, yeryüzünde Allah’ın varlığını, rab ve ilâh olarak birliğini, sonsuz ilim, kudret ve merhametini gözler önüne seren ve ilâhî adâletin mutlaka gerçekleşeceğine şehâdet eden nice işâretler, nice deliller vardır.
20, 21, 22. Kesin inanmak isteyenler için yeryüzünde birçok deliller vardır. Bizzat kendi varlıklarınızda da böyle deliller vardır. Hâlâ görmeyecek misiniz? Gökte de hem rızkınız (rızkınızın vesileleri), hem de size vâd olunan cennet vardır.