Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 4833, sondan 1404. ayet; 53. sure ve Necm Suresinin 49. ayetidir. Necm Suresi 49. ayetinin kelime sayisi 4, harf sayısı 14 ve toplam ebced değeri ise 886 olarak hesaplanmıştır. Necm Suresinin toplam ebced değeri 106682 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır.
Önceki âyetlerde eleştirilen tavır vesilesiyle, o sırada muhatapların hakkında en fazla bilgiye sahip oldukları peygamberlerden Hz. İbrâhim ve Hz. Mûsâ’ya indirilen vahiylerin özüne değinilmektedir. Bu âyetlerin ilk kısmında (38-42. âyetlerde) hatırlatılan ilkeler ve bilgiler –konuya ilişkin başka naslar da dikkate alınarak– şöyle açıklanabilir: a) Sorumluluk: Kur’an’da değişik vesilelerle belirtildiği üzere, suçların ve cezaların şahsîliği esastır; –istese de– kimse başkasının günahını yüklenemez. b) Kesp: Herkes bütün sırlarını ve inceliklerini bilemeyeceğimiz bir sınav düzeni içinde iradî seçimler yapmak durumundadır. c) Hesap verme: Dünya hayatında iradî seçimle yaptığı her iş mahşer günü insanın önüne konacak, iyilik ve kötülükleri görülecek, bu konuda tamamen âdil bir yargılama yapılacaktır. d) Karşılık verme: Sözü edilen yargılamanın sonunda herkese yaptıklarının karşılığı tastamam verilecektir. e) Nihaî takdir: Yapılanların karşılığı verilirken kimsenin en küçük bir haksızlığa uğratılmayacağı kesin olmakla beraber, ilâhî lutuf ve bağışlama hususu Allah’ın mutlak iradesine bağlıdır; bu konuda mümine düşen, ümitvar olmak, ama buna güvenerek gevşeklik göstermemektir. 39-40. âyetler dürüstlükle çalışıp çabalamanın, alın teriyle kazanmanın Allah nezdindeki değerine de işaret etmektedir. 43-49. âyetlerde insanın hayat-ölüm çizgisi içinde cereyan eden her oluşun ve genelde evrende olup biten her şeyin Allah Teâlâ’nın irade ve kudretine bağlı bulunduğunu gösteren örnekler verilmekte; 50-54.âyetlerde de inkârcılıkları sebebiyle helâk edilen bazı eski toplumların başına gelenler hatırlatılmaktadır. 47. âyette geçen ve “öteki yaratma” diye tercüme edilen “en-neş’etü’l-uhrâ” tamlaması genellikle “öldükten sonra diriltme” mânasıyla açıklanmıştır. Râzî, önceki âyetlerde insanın yaratılışından söz edilmesini ve başka bazı delilleri dikkate alarak bu tamlamayla, cenine ruhun üflenmesine işaret edilmiş olabileceği kanaatine ulaştığını belirtir (XXIX, 21). 48. âyet “Zengin eden de O’dur, yoksul kılan da” şeklinde de anlaşılmıştır (Şevkânî, V, 135). 49. âyette geçen Şi‘râ, bazı Arap kabilelerinin şans kaynağı saydıkları, bahtlarını kendisine bağladıkları ve bu sebeple taptıkları en parlak yıldız olarak anlaşılmıştır. Batı dillerinde yazılan meâl ve tefsirlerde, Şi‘râ karşılığında genellikle “Sirius” kelimesinin kullanılması da bu anlamdan hareketle yapılmış bir çeviridir (meselâ bk. Arthur J. Arberry, The Koran, s. 552; Hamidullah, Le Saint Coran, s. 528). Sirius, dilimizde Akyıldız veya Şuarayıyemânî olarak bilinen ve Büyükköpek takım yıldızı içinde yer alan en parlak yıldızın adıdır. Öyle anlaşılıyor ki, âyette Allah’ın Şi‘râ’nın da rabbi olduğu belirtilerek, bir tür şirk olan ve yukarıda değinilen telakkilerin temelden yıkılması hedeflenmektedir. 53. âyette geçen “altı üstüne getirilmiş şehirler” genellikle, Lût kavmi ve oturdukları yerler şeklinde açıklanmıştır; fakat benzer felâketlere uğratılarak ilâhî cezaya çarptırılmış bütün toplumların kastedilmiş olması da muhtemeldir (Râzî, XXIX, 24).
Mehmet Okuyan
Doğrusu [Şi‘ra] (yıldızı)nın Rabbi de yalnızca O’dur.
[Şi‘ra] yıldızı, “aydınlatan yıldız” demektir. Bu, Huza‘a kabilesinin tapındığı yıldızdır. Ayrıca bunun, Cahiliye Araplarının uğur kaynağı saydıkları parlak bir yıldız veya Büyük Köpek takımyıldızlarının en parlağı olduğu da ifade edilmektedir.
Şi’ra (Sirius) yıldızı gökyüzünün ihtişamlı ve en parlak yıldızı olup tarih boyunca pek çok hurafeye kaynaklık etmiştir. Cahiliye Araplarının da şans ve uğur kaynağı olarak gördükleri ve bahtlarını kendisine bağladıkları bu yıldız, Huzaa ve Himyer kabileleri gibi birçok toplum tarafından ilah kabul ediliyordu.
(Cahiliye döneminde Araplar, yıldızların insan hayatına etkisi olduğuna inanırlar ve Şi’ra yıldızına taparlardı. Özellikle Kureyş’in komşu kabilesi olan Huzaa, bu yıldıza tapmakla tanınırdı.)
Mahmut Kısa
Ve O’dur, müşriklerin tapındığı en parlak yıldızın, Şira’nın Rabb’i!
1 Şi’ra: gökyüzünün parlak iki yıldızının adıdır ve ikisine birden “şi’rayan”, bu iki yıldızın birine şi'ray-ı yemânî diğerine de şi'ray-ı şamî denilirdi. Cahiliye döneminde Hımyer ve Huzaa kabileleri o iki yıldıza ibâdet ederlerdi.
Muhammed Esed
ve yalnız O'dur en parlak yıldıza destek veren; 36
[4801] Cahiliyye Araplarının şans ve uğur kaynağı sayıp bahtlarını kendisine bağlı gördükleri parlak yıldız. Bir yoruma göre, Büyük Köpek Takım Yıldızı’nın en parlak üyesi olan Sirius (Akyıldız). Zımnen: yaratılana değil Yaratana kulluk edin! Allah sizi kâinatın ‘starı/yıldızı’ yaptı, siz ise göğün starlarına kulluk etmeye kalkıyorsunuz. İnsan hangi şeye şans ve uğur atfederse, onun karşısında kendisini nesneleştirmiş olur.
45, 46, 47, 48, 49, 50, 51, 52, 53, 54. Rahime atılan nutfeden (spermden) erkek ve dişi çiftini yaratma, öldükten sonra diriltme, tekrar yaratma O'na aittir. İnsanı zengin, kanaat sahibi ve halinden memnun etmek de O'na aittir. Müşriklerin taptığı Şi'râ yıldızının Rabbi de O'dur. Önceki Âd milletini yok eden de O'dur. Semud milletini yok edip geriye hiçbir şey bırakmayan da O'dur. Daha önce Nuh milletini yok eden de O. Çünkü bunlar çok zalim, çok azgındılar. Altı üstüne getirilen Lût milletinin şehirlerini yerle bir etti. Onları ne azaplar, ne musîbetler, neler kapladı neler! [86, 6-7; 69, 6-7; 26, 73]
Şi’râ, gökte en parlak görünen yıldızdır. Güneşten 23 kat daha parlak olup ışığı dünyaya 8 yılda ulaşır. Cahiliye döneminde bir kısım Araplar, yıldızların insanların hayatında etkili olduğuna inanır ve Şi’râ’ya taparlardı. Bilhassa Huzaa kabilesi ona tapmasıyla meşhurdur.
(12) Sirius olarak kabul edilmektedir ki, gezegenler hariç tutulursa, gökyüzünün en parlak yıldızı, daha doğrusu, yıldız sistemidir. Tarih boyunca birçok hurafeye kaynaklık etmiştir ve halen de etmektedir. Başlangıcında yıldıza yemin içeren sûre, burada da yıldızın Rabbinin Allah olduğunu vurgulamak suretiyle, bir yandan bu muhteşem kudret eserlerinin değerine ve büyüklüğüne dikkat çekerken, bir yandan da onlara olağanüstü güçler yakıştıran her türlü inanç ve davranışı tümüyle reddetmekte, gökyüzüne yıldızları inci taneleri gibi dizenin sıfatlarını yıldızlara mal etmek gibi bir nankörlükten insanları sakındırmaktadır.
Yaşar Nuri Öztürk
Hiç kuşkusuz, Şi'ra yıldızının/şuurlanmanın Rabbi de O'dur.