Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan
4859, sondan
1378. ayet;
54. sure ve
Kamer Suresinin
13. ayetidir.
Kamer Suresi 13. ayetinin kelime sayisi
5, harf sayısı
22 ve toplam ebced değeri ise
1667 olarak hesaplanmıştır.
Kamer Suresinin toplam ebced değeri
118436 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır.
وحملناه على ذات الواح ودسر
Ve hamelnâhu ‘alâ żâti elvâhin ve dusur(in)
Biz Nûh’u çivilerle perçinli levhalardan oluşan gemiye bindirdik.
Peygamberlerin yalancılıkla itham edilip türlü eziyetlere mâruz bırakıldıkları konusunda Hz. Nûh’un hayatı önemli bir örnek teşkil etmektedir ve Kur’an onun verdiği mücadeleyi oldukça ayrıntılı biçimde değişik vesilelerle gözler önüne sermiştir (Hz. Nûh ve tûfan hakkında bk. Yûnus
10:71-73; Hûd
11:25-49; Nûh
71:1-28). 12. âyetin son kısmında Nûh kavminin tûfan ile helâk edileceği yönündeki ilâhî takdire veya gökten inen sularla yerden fışkıranların birbirine denk olduğuna değinildiği yorumları yapılmıştır. Sonuncu yoruma göre bu kısmı, “Böylece sular önceden belirlenmiş ölçüye göre birleşti” şeklinde çevirmek mümkündür (Şevkânî, V, 142; Elmalılı, VII, 4641). 13. âyette gemi kavramı kullanılmadan niteliklerine değinilmiştir; başka âyetlerde bu anlama gelen fülk kelimesi geçmektedir. Burada gemiyi anlatmak üzere hangi maddelerden imal edildiği bilgisinin verilmesinde, Nûh’a hazır bir gemi gönderilmiş olmayıp onun tarafından yapıldığına, daha önce bu işi bilmediği halde ilâhî vahiy ile bunun kendisine öğretilmiş olduğuna işaret vardır (İbn Âşûr, XXVII, 184). “Mıhlar” diye çevrilen düsür kelimesinin tekili olan disâr, “eğser, geminin tahtalarını birbirine bağlayan râbıta, kenet, perçin veya halat” anlamlarına da gelir (Elmalılı, VII, 4641). 17. âyette geçen ve “Andolsun ki Kur’an’ı düşünülsün diye kolaylaştırdık. Düşünecek yok mu?” diye çevrilen ifade 22, 32, 40. âyetlerde de aynen yer almakta, böylece Kur’an’ın üzerinde düşünülüp öğüt alınacak bir kitap olduğu, onun bu aydınlatıcı özelliğini önceki kavimlere dair verdiği örneklerle daha da canlı duruma getirdiği halde muhataplarınca gösterilen duyarsızlığa vurgu yapılıp bu tutum kınanmaktadır (Zemahşerî, IV, 46). Bu âyetteki “düşünecek” diye çevrilen müddekir kelimesini “ibret alan, öğüt alan, ders çıkaran” şeklinde de tercüme etmek mümkündür. “Düşünecek yok mu?” cümlesi, “Hayırlı olanı isteyen var mı ki yardım edilsin!” mânasıyla da açıklanmıştır (Taberî, XXVII, 96-97). Öte yandan buradaki “kolaylaştırma” anlamına gelen lafızdan hareketle Kur’an’ın kendine özgü ifade özellikleri, anlaşılma ve ezberlenmesinin kolay oluşu gibi hususlar üzerinde durulmuştur (meselâ bk. İbn Âşûr, XXVII, 187-190).
Onu (Nuh’u) levhalar ve çivilerle (çakılmış gemide) taşımıştık.
Nûh'u da, tahtadan yapılmış, çivilerle çakılmış gemiye bindirdik.
Onu ağaç lifi ile birbirine bağlanmış tahtalar üzerinde taşıdık.
Ve onu (Hz. Nuh'u ve etbaını) da tahtalar ve çiviler(le ustalıkla yapılmış bir gemi) üzerinde taşıdık.
Ve onu, tahtalardan yapılmış ve mıhlarla kenetlenmiş bir gemide taşıdık.
Ama kulumuz Nuh'u da kalaslardan yapılmış, çivilerle birbirine çakılmış gemi üzerinde taşıdık.
Nûh'u da, geniş plakalardan inşa edilen, halatlarla bağlanan, demir ve tahta çivilerle perçinlenen, gemilerde taşıdık.
bk. Kur’ân-ı Kerim,
7:64.
Onu (Nuh'u) da, (tahta) levhalardan ve çivilerden yapılmış olan (gemi)de taşıdık.
Ve onu da tahtalar ve çiviler(le inşa edilmiş gemi) üzerinde taşıdık;
Biz, Nûh'u (ve onunla iman edenleri), levhalardan yapılmış ve perçinleşmiş gemiye yükledik;
Biz; onu tahta, çivi ve halata() sahip bir gemiye yükledik.
Tahtadan yapılmış, çiviler çakılmış bir gemiye bindirdik
Biz onu (ve ona inananları), levhaları birbirine perçinlenmiş (bir gemi) üzerinde taşıdık.
13,14. Onu, tahtadan yapılmış, mıhla çakılmış bir gemiye bindirdik; inkar edilmiş olan Nuh'a mükafat olarak verdiğimiz gemi nezaretimiz altında yüzüyordu.
Nuh'u da tahtalardan yapılmış, çivilerle çakılmış gemiye bindirdik.
Onu ağaç lifleri ile (bağlanmış) kütükler üzerinde taşıdık.
Nuh ile birlikte bir kaç inananı ve Nuh'un çiftliğindeki hayvanlardan birer çifti taşıyan bir su salının bir buharlı gemi olduğu ieri sürenler, Nuh'un yaşayıp dolaştığı bölgeyle sınırlı tufanı dünya çapında bir tufan olarak sunanlar gerçeği abartmışlardır. Nitekim bazı Hristiyanlar hala dağ tepelerinde gemi parçalarını aramaktadır; üstelik yanlış yerde. Bak:
11:44.
Nuh'u da tahtalardan yapılmış, çivilerle (çakılmış gemi) üzerinde taşıdık.
Onu ise taşıdık elvahlı ve kenetli bir hamule üzerinde ki akar
Onu (Nuuhu) levhalar ve mıhlarla yapılmış (gemiy) e yükledik,
Ve onu (Nûh'u) tahtalı ve çivili olan (gemi) üzerinde taşıdık.
Çivilerle tutturulmuş tahta kalaslardan yapılmış gemiyle Nuh’u taşıdık.
Nuh/u tahtadan yapılmış, mıh çakılmış gemiye yüklettik.
Ve onu da tahtalar ve çiviler (ile inşa edilmiş gemi) üzerinde taşıdık.
Nûh’a gelince, onu ve ona iman edenleri, tahtalar ve çivilerdenyapılmış bir gemi üzerinde taşıdık.
Onu, çivilenmiş levhalar / tahtalar üzerine yükledik.
13,14. Ve Biz, kendisine nankörlük edilen Nûh’u, (tahta) levhalar ve çivilerle yapılmış ve gözetimimiz altında yol alan bir gemi1 üzerinde taşıdık;
1 Levh: Ana maddesi ne olursa olsun tahta gibi yassı olan şey demektir. Düsür: disâr’ın çoğulu olup, çivi, geminin tahtalarının birbirine bağlandığı ip, perçin veya halat demektir. “Zat’il-elvah ve düşür”; ise gemi demektir. Burada tarif için sıfat, isim yerine kullanılmıştır. Bu sebeple tercüme yukarıdaki şekilde yapılmıştır.
ama o'nu [sadece] tahtalar ve çivilerden yapılmış o [gemi] ile taşıdık,
Biz Nuh’u birbirine kenetli tahta levhalardan yapılmış gemiye bindirdik. 10/71...73
Ama onu (malzemesi) ahşap ve çiviler olan bir (gemi ile) taşıdık:[4814]
[4814] Geminin nitelikleriyle anılmasının, şöyle bir vurgusu olabilir: Nûh’u ve iman edenleri taşıyan, öyle olağanüstü gökten inmiş bir gemi değildi. Bildiğiniz türden ve sıradan malzemeyle yapılmış bir gemiydi. Dolayısıyla kerameti gemide değil, mü’minlerin istikametinde ve imanında arayınız!
Nükte: Nûh’un gemisinde olun da ister kaptan olun ister tayfa, ister tahta olun ister çivi. Gemi nereye giderse tayfa da tahta da oraya gider, kaptan da çivi de oraya gider.
Ve O'nu ( Nûh'u) levhaları ve kenetleri bulunan şey üzerine yükledik.
Biz Nuh'u, levha halindeki tahtalar ve çivilerle yapılmış gemiye bindirdik. [7, 64] {KM, Tekvin 6, 14}
Nuh'u da tahtalar ve çiviler(le yapılmış gemi) üzerinde taşıdık.
Nuh’u, levhaları birbirine perçinlenmiş bir gemiye bindirmiştik.
Onu gözümüzün önünde akıp giden tahta ve mıhtan yapılmış (gemi) de taşıdık.
Onu tahtadan yapılmış, çivilerle tutturulmuş gemiye bindirdik.
Ve taşıdık onu levhalar ve çivilerden oluşturulan şey üstünde.
daħı bindürdük anı taħtalular üzere daħı mıħlular.
Daḫı götürdük anı taḫtalar ve mismārlar işi gemi üstine.
Biz Nuhu (ona iman gətirənlərlə birlikdə) taxtadan düzəlmiş və mismarlanmış gəmiyə mindirdik.
And We carried him upon a thing of planks and nails,
But We bore him on an (Ark) made of broad planks and caulked(5138) with palm- fibre:*
5138 Dusur, plural of disar, which means the palm fibre with which boats are caulked: from dasara, to ram in, to spear. A derived meaning is "nails", (which are driven into planks): this latter meaning also applies, and is preferred by translators not familiar with the construction of simple boats.