Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 5090, sondan 1147. ayet; 57. sure ve Hadîd Suresinin 15. ayetidir. Hadîd Suresi 15. ayetinin kelime sayisi 15, harf sayısı 64 ve toplam ebced değeri ise 3997 olarak hesaplanmıştır. Hadîd Suresinin toplam ebced değeri 189037 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır.
Arapça Metin
فاليوم لا يؤخذ منكم فدية ولا من الذين كفروا مأويكم النار هي موليكم وبئس المصير
Âhiret hayatına ait önemli bir sahneye yer verilen bu âyetleri, kalabalık bir insan kitlesinin, etrafı uçurumlar ve tehlikelerle dolu bir ortamda, ama karanlıklar içinde yol almaya çalıştıklarını göz önüne getirerek anlamak daha kolay olacaktır. Bu şartlar altında önleri ve yanları özel olarak aydınlatılmış grup hızla ve kolayca yol alabilmekte ve esenliğe kavuşmakta; daha önemlisi kendilerine kurtuluşa erdikleri ve ebedî mutluluğu hak ettikleri müjdesi verilmektedir. İşte bunlar kadınıyla erkeğiyle müminlerdir. Arkalarında ise böyle bir aydınlıktan mahrum, onlara yetişmeye, ışıklarından yararlanmaya çalışan kadınlı erkekli münafıklar topluluğu bulunmakta ve onlara kendilerini beklemeleri veya ışıklarından yararlandırmaları için yalvarmaktadırlar. Ama onlara söylenecek olan şudur: Geriye dönün ve kendinize başka ışık arayın! Bu esnada iki kesim arasına –kapısı olan fakat aşılamaz– bir duvar konmuştur. Muhtemelen müminler kapıdan girecekler, münafıklar dışarıda kalacaklar; içerisi rahmet ve nimetle dolu olacak ama dış tarafında azap bulunacaktır. Münafıkların kullanabilecekleri tek argüman kalmıştır: “Dünyada sizinle beraber değil miydik?” diye sormak. Alacakları cevabın baş kısmı olumludur: “Evet.” Gerçekten, münafıklar içlerindeki inkârcılığı ve müminlere besledikleri husumeti gizledikleri için zâhiren müslüman muamelesi görmüşler, hatta mescidde beraberce namaz bile kılmışlardı. Ne var ki artık her şeyin içyüzü, hakikati ortaya çıkmış ve onların dünyada iken ne yaptığı ayan beyan anlaşılmıştır; bu sebeple müminlerin cevabı şöyle devam edecektir: “Ama siz başınızı belâya kendiniz soktunuz, fırsat kolladınız, hep şüphe içinde oldunuz ve Allah’ın emri gelip çatıncaya kadar geleceğe yönelik kuruntularınız sizi oyaladı; bundan ötürü o aldatma ustası da Allah hakkında sizi kandırıp durdu.” 12. âyette geçen nûr kelimesi “hidayet” ve “içinde bulundukları hoşnutluk hali” mânasıyla da açıklanmıştır; fakat genel kanaate göre maksat gerçek anlamda “ışık ve aydınlık” demektir. “Sağ yanlarından” ifadesi bazı müfessirlerce “bütün yönlerinden” mânasında anlaşılmıştır. Bazılarınca bu ifadeyle Araplar’da sağ tarafın uğurlu ve değerli sayılması telakkisi arasında bağ kurulmuştur. Diğer bir yoruma göre burada, amel defterlerinin sağ yanlarından verilmesine işaret vardır (İbn Atıyye, V, 261; ayrıca bk. Vâkıa 56:1-10). 13. âyette “Bizi bekleyin de yetişip nurunuzdan bir parça alalım” diye çevrilen cümle, “Bize bakın da nurunuzdan bir parça alalım” şeklinde de anlaşılmıştır. Bu âyetteki “Geriye dönün de başka bir nur arayın!” anlamına gelen sözü meleklerin veya müminlerin söyleyeceği yorumları yapılmıştır. Bu sözde asıl amaç onları azarlamaktır. “Geriye” denirken “nurun elde edilmesine vesile olan amellerin işlendiği dünya” veya “nur taksim edilen yer” ya da –istihza yollu– “arkalarındaki karanlık” kastedilmiş olabilir; fakat ilk ihtimal daha kuvvetli görünmektedir. Yine bu âyette geçen ve “duvar” diye çevrilen sûr kelimesi “a‘râf, münafıkların müminlerden talepte bulunmalarına mani olacak engel, cennet ile cehennem arasında bir set” mânalarıyla açıklanmıştır (Zemahşerî, IV, 65-66; İbn Atıyye, V, 261-262; Şevkânî, V, 197; Elmalılı, VII, 4739-4740; a‘râf hakkında bilgi için bk. A‘râf 7:46-48).
Mehmet Okuyan
Bugün artık sizden (münafıklardan) da kâfir olanlardan da fidye kabul edilmez. Barınağınız ateştir. Size layık olan odur. Ne kötü varış yeridir (orası)!
Bugün artık sizden kurtuluş fidyesi kabul edilmez ve gerçeği yalanlayan nankörlerden de. Sizin varacağınız yer ateştir. Sizin mevlanız¹ odur. Ne kötü varış yeridir o.
(Ey müşrikler ve münafık kesimler!) “Artık bugün sizden ve kâfirlerden herhangi bir fidye (cehennemden kurtuluş bedeli) kabul edilmeyecektir. Barınma yeriniz ateştir, sizin veliniz (size yaraşan dost eviniz) bu cehennemdir; o ne kötü bir gidiş yeridir.”
Artık bugün ne sizden, azaptan kurtulmanız için bir şey alınır, ne kafir olanlardan ve yurdunuz ateştir sizin, odur size layık olan ve orası, dönüp gidilecek ne de kötü yerdir.
Ve böylece bugün siz münafıklardan ve Allah'tan gelen gerçekleri örtbas edenlerden, hiçbir fidye kabul edilmeyecek. Sizin varacağınız yer ateştir. O sizin tek sığınağınızdır ve ne kötü bir varış yeridir.
Bugün, artık ne sizden, ne kulluk sözleşmesindeki ortak taahhütlerini, Allah'a iman, kulluk ve sorumluluk bilincini şuur altına iterek örtbas edip inkârda ısrar edenlerden, kâfirlerden fidye kabul edilir. Mekânınız ateştir. Size lâyık olan orasıdır. Orası ne kötü bir cezalandırma ve nihaî bir dönüş yeridir.
Artık bugün sizden herhangi bir fidye alınmaz ve inkâr edenlerden de.. Barınma yeriniz ateştir, sizin veliniz (size yaraşan dost) odur; o ne kötü bir gidiş yeridir.
(Ey münafıklar), artık bugün ne sizden, ne de o kâfir olanlardan (kurtulmanız için) bir karşılık, bedel kabul edilmez. Sığınacağınız yer ateştir; size yaraşan odur. O, ne kötü bir gidiş yeridir!...
(Ey münafıklar!) Bugün ne sizden ve ne de inkârcılardan (kurtuluş için) fidye kabul edilmez. (Yaptıklarınız yüzünden) varacağınız yer cehennem ateşidir. Size layık olan da odur. Orası varılacak ne kötü bir yerdir!
İşte bugün ne sizden (ey münafıklar), ne de (zaahiren ve baatınen) küfredenlerden hiçbir fidye (-i necat) alınmaz. Sığınacağınız yer ateşdir, size yaraşan odur. O, ne kötü gidiş yeridir!
(Ey münâfıklar!) Artık bugün ne sizden (kurtuluşunuza bedel olacak) bir fidye alınır, ne de inkâr edenlerden! Varacağınız yer, ateştir! Size lâyık olan (da) odur! O ise, ne kötü varılacak yerdir!
Bugün, sizden ve inkâr edenlerden azaba karşılık fidye alınmaz. Kalacağınız yer ateştir ve orası sizin sığınağınızdır. Ateş dönüş yeri olarak ne kadar kötü yer.
İşte bugün, ne sizden, ne kâfirlerden azaptan kurtulmak için bedel alınmayacak, yurdunuz ateş olacak. Orası size yaraşır bir yerdir [⁴] , o ne kötü uğraktır!
“İşte bu yüzden, bugün ne sizden ne de inkâr edenlerden herhangi bir kurtuluş fidyesi kabul edilmeyecektir! Hepinizin varacağı yer cehennemdir; çünkü size yaraşan odur! Ne korkunç bir son!” Şu hâlde:
-“Bugün ne sizden, ne inkâr edenlerden fidye / kurtulma bedeli kabul edilecektir.
Barınağınız Ateş’tir.
O sizin mevlânızdır.
Ne kötü Varılacak Yerdir!”.
(Ey münâfıklar!) İşte bu sebeple1 artık bugün sizden ve kâfirlerden herhangi bir fidye kabul edilmez. Sizin sığınacağınız yer, cehennemdir. Size yaraşan dost da odur ve orası ne kötü bir dönüş yeridir!
1 Âyetin başındaki (ف) sebebiyye olduğu için bu ilave yapılmıştır.
Muhammed Esed
“Ve böylece, bugün ne sizden, ne de hakikati [açıkça] inkar etmiş olanlardan hiçbir fidye 20 kabul edilmeyecek. Sizin varacağınız yer ateştir: o sizin [tek] sığınağınızdır; 21 ve ne kötü bir varış yeridir!”
Artık bugün sizden de açıkça inanmadığını ilan edenlerden de hiç bir şekilde kurtuluş fidyesi kabul edilmeyecek. Sizin yeriniz artık, bundan böyle size layık olan ateştir. Ne kötü bir son duraktır cehennem! 2/123, 6/70
Artık Bugün, ne sizden ne de kâfirlerden kurtuluş akçesi kabul edilmez. Son durağınız ateştir ve tek can dostunuz da odur: o ne kötü varış yeridir.[4950]
Mustafa İslamoğlu Hadîd Suresi 15. Ayet Açıklaması
[4950] Bu cümle bir önceki âyetin devamı olarak mü’minlere atfen okunabileceği gibi, müstakil olarak Allah’a atfen de okunabilir.
Ömer Nasuhi Bilmen
Artık bugün ne sizden (ey ehl-i nifak) ne de kâfir olan kimselerden fidye-i necât kabul edilmez. Sizlerin sığınacağınız yer, cehennemdir. Sizin için evlâ olan odur. Ve (O) ne kötü gidiş mahallidir!»
“Bugün artık ne sizden, ne de kâfirlerden kurtuluş fidyesi kabul edilmez. Varacağınız yer ateştir. Sizin lâyığınız odur. Orası varılacak ne kötü yerdir! ”
(Ey münafıklar!) Bu gün sizden de ayetleri görmezlikten gelenlerden (kafirlerden) de bir can bedeli (fidye) alınmayacaktır. Varıp duracağınız yer o ateştir. Artık o, sizin en yakınınızdır. Ne kötü hale gelmektir o!