Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 791, sondan 5446. ayet; 6. sure ve En'am Suresinin 2. ayetidir. En'am Suresi 2. ayetinin kelime sayisi 14, harf sayısı 49 ve toplam ebced değeri ise 5632 olarak hesaplanmıştır. En'am Suresinin toplam ebced değeri 933851 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır.
Arapça Metin
هو الذي خلقكم من طين ثم قضى اجلا واجل مسمى عنده ثم انتم تمترون
O öyle bir Rab’dır ki, sizi çamurdan yaratmış, sonra (her birinize) bir ecel tayin etmiştir. (Kıyametin kopması için) belirlenmiş bir ecel de O’nun katındadır. Siz ise hâlâ şüphe ediyorsunuz.
Varlığının başlangıcından sonuna kadar insanın da yüce Allah’ın yaratma, takdir ve tasarrufunda bulunduğu ifade edilmek üzere “Sizi bir çamurdan yaratan O’dur” buyurulduktan sonra iki ayrı “ecel”den söz edilmektedir.
Müfessirler insanın “çamurdan” yaratılmasına iki değişik yorum getirmişlerdir:
a) Bütün insanların atası olan Hz. Âdem çamurdan yani topraktan yaratıldığına göre onun soyu da esas itibariyle topraktan gelmektedir.
b) Her insanın oluşumu, alınan besinler yoluyla toprağa dayanır. Çünkü hayatın temel ögesi olan kan besinlerden, besinler de doğrudan veya dolaylı yollarla topraktan gelmektedir.
İnsanın yaratılmasına dikkat çekilmesinin sebebi, ba‘si (yeniden dirilme) inkâr eden müşriklere, insanı topraktan yaratan yüce kudretin onu ölümünden sonra tekrar döndüğü bu aslî varlığından yeniden yaratmaya da muktedir olduğunu bildirmektir. Âyetin diğer bir önemli yönü de topraktan canlıların en mükemmeli olan insanın yaratılmasındaki hârikulâde olaya işaret edilmesidir. Arz yaratıldığı zaman üzerinde “hayat”tan eser yoktu. Yok kendi kendini var edemez. Toprakta canı var eden ve onu “insan” yapan; insanda ruhu, aklı, irfanı yaratan yüce Allah’tır. Çünkü gelişmenin her safhasında O alîm, hakîm ve rahîm olan Allah’ın yaratma fiili bulunmaktadır. Bu sebeple yoktan varlığın, basitten bileşiğin, cansızdan canlının, şuursuz tabiattan zekânın kendiliğinden ortaya çıktığına inanmaktan daha bâtıl bir inanç olamaz.
Gerek bu gerek diğer ilgili âyetlerde Allah’ın varlığını ve birliğini, eşsiz kudret ve hikmetli yaratışını ispatlamak için insanın yaratılışına dikkat çekilmesi son derece önemlidir. Zira bütün evrenin bilebildiğimiz en büyük olayı hayatın ortaya çıkışıdır. Bütün varlıklar içinde akıl sahibi tek canlı insan olduğu için o, evrenin göz bebeğidir. Eğer bilim kâinatta dünyadakinden başka bir canlı ve akıllı varlık keşfederse, hiç kuşkusuz ki bu, bütün keşiflerin en muhteşemi olacaktır. Halen bilinen gezegenlerin hiçbirinde canlı ve akıllı varlığa rastlanmadığı için dünyamız değerini ve eşsizliğini korumaktadır. Bu değer, canlılardan özellikle de insandan gelmektedir. Fakat bu canlılar ve insan nasıl oluştu? Neden dünyaya en yakın olan ve –Kur’an-ı Kerîm’de de işaret buyurulduğu gibi (Enbiyâ 21:30)– bir zamanlar dünyamızla bitişikken sonradan ayrılan diğer semavî kürelerde hayat yok da dünyada var? Bunlara verilebilecek her ilmî cevap yeni sorularla karşılaşır. İlletsiz hiçbir hadise meydana gelemeyeceğine göre, kendi kendine üreme, oluşma (génération spontanée) imkânsız bulunduğuna göre yaratılış illetinin, tabiatın dışında ve üstünde bir güç olması gerektiği, yine yaratılış eşsiz bir düzen ve anlam taşıdığına göre onu yaratanın da mükemmel, sonsuz, ilim ve hikmet sahibi olması gerektiği, mutlak bir gerçektir ve bütün yaratılmışlar, özellikle de hayat, akıl ve zekâ sahibi insanın varlığı, her bir insanın baştan sona yaratılışı, gelişmesi bunun en kesin ve açık delilidir. Diğer canlılar gibi insan da çamurdan, yani topraktan meydana gelmiştir. Bunun nasıl olduğunu, hangi gücün tesiriyle meydana geldiğini deneysel olarak bilemiyorsak da kutsal kitabımız bunun hakiki fâilini, yapıp yaratanını bize bildirmekte; aklımız da bâtıllardan arındığında bu gerçeği açık seçik kavrayabilmektedir.
Âyette iki defa zikredilen ecel kelimesi sözlükte “bir sürenin sonu” anlamına gelir. Âyetteki iki ecelden nelerin kastedildiği hususunda müfessirler farklı görüşler ileri sürmüşlerdir. Bunlardan bazıları şöyledir:
a) İlk ecel ölüm vakti, ikinci ecel kıyamet vakti.
b) İlk ecel yaratılışla ölüm arası, ikinci ecel ölümle ba‘s arasındaki süre (berzah) veya bu sürenin sonu.
c) İlk ecel ömrünün süresi kesin olanların ve bu sürenin sonunda ölenlerin eceli, ikinci ecel sıla-i rahim (akraba ziyaretleri), sadaka gibi bazı hayırlı işler yaptıkları için ömürleri uzatılacak olanların eceli.
d) İlk ecel insanın normal olarak yaşayıp ömrünün dolmasıyla hayatının sona ermesi (tabii ecel), ikincisi vücut fonksiyonlarının tamamı henüz sağlıklı ve yaşamaya elverişli iken boğulma, yangın gibi kazalar ve dış sebeplerle hayatın son bulması (ihtiramî ecel).
Fahreddin er-Râzî’nin filozoflara nisbet ettiği (XII, 153-154) bu son görüş, M. Hamdi Yazır’ın da belirttiği gibi, sağlığa önem vermeyi, gerektiğinde tedavi olmayı, tehlikelerden korunmayı öngörmesi açısından yararlı olmakla birlikte, buradan, bir insanın ölümüyle ilgili iki farklı ecel bulunduğu sonucunu çıkarmak doğru değildir. Olsa olsa bir insanın, ya tabii veya ihtiramî olmak üzere bir tek ecelinin olduğu söylenebilir. Bunlardan hangisi vuku bulmuşsa Allah’ın takdir ettiği ecel odur; dolayısıyla diğerinin vuku bulması imkânsızdır.
Zemahşerî (II, 3), yukarıda sıralanan ecelle ilgili görüşlerden ilkini; Şevkânî (II, 114), İbn Âşûr (IV, 130-131), M. Hamdi Yazır (III, 1874-1877) gibi bazı müfessirler de ikincisini tercih etmişlerdir. İbn Âşûr, bunun gerekçesini âyette, ikinci ecelle ilgili olarak, bu ecelin “Allah katında belirlenmiş” olduğu, yani insanlar tarafından bilinemeyeceği şeklindeki kayda dayandırır. Buna göre ilk ecel her bir insanın ömrüdür; çünkü kişi öldüğünde insanlar onun ne kadar süre yaşadığını bilirler. İkinci ecel, yani insanların ölümüyle ba‘s arasında geçen sürenin miktarını ne dünyada ne de kıyamet gününde Allah’tan başka kim bilebilir?
Âyetin sonunda “Siz hâlâ şüphe ediyorsunuz” ifadesiyle müşriklere hitap edilmiştir. Çünkü bu ifadede bir tenkit ve tehdit vardır; müminler âyetlerde bildirilen gerçeklere inandıklarından, burada onların kastedildiği düşünülemez.
Burada insanın yaratılışının semâvat ve arzın yaratılışıyla ilgili ifadelerden sonra zikredilmesi, önce –İslâm düşünürlerinin deyimiyle– “büyük âlem”in, ardından da “küçük âlem”in yaratıldığını belirtmek içindir. Bu şekilde insanın yaratılışına dikkat çekilmesinin sebebi, kâfirlerin ba‘si inkâr etmeleri, dolayısıyla onları, müşahede ettikleri, bildikleri bu gerçeği göz önüne alarak ba‘sin mümkün olduğunu düşünmeye davet etmektir. İbn Âşûr, ilk yaratılışa inanan müşriklerin ikinci yaratılışa da (ba‘s) inanmalarının aklen gerekli olduğuna şu şekilde dikkat çeker: Âyette insanların “çamurdan” yaratıldığı özellikle belirtilerek “İnsan toprak olduktan sonra tekrar insan olarak yaratılması imkânsızdır” şeklinde ileri sürdükleri delil çürütülmek istenmiştir. Zira müşrikler insanın öldükten sonra toprağa düştüğünü kabul ediyorlar; ayrıca topraktan yaratıldığını da benimsiyorlar; şu halde ikinci defa yine topraktan yaratılması neden imkânsız olsun?
Mehmet Okuyan
Sizi bir çamurdan yaratan, sonra da bir süre belirleyen O’dur. (Bir de) O’nun katında belirlenmiş bir süre vardır. (Buna rağmen siz hâlâ) şüphe ediyorsunuz.
Sizi balçıktan yaratan ve sonra sizin için bir ömür tayin eden O'dur. Bir de O'nun katında belirli bir ömür/ecel vardır. Fakat siz hâlâ şüphe edip duruyorsunuz.[114]
1- Ecel, bir şeyin belirlenmiş süresidir. Bir sürenin son anı demektir. 2- Belirlenen süre, sürenin son anına ait bilgi yalnızca Allah'ın bilgisindedir. O'dan başkası bunu bilemez.
Ahmet Akgül
Sizi çamurdan (topraktan beslenen, nebati ve hayvani gıdalardan oluşan meni tohumlarından) yaratan, sonra bir ecel (süreci) belirleyip (yaşatan) O'dur. (Bu) Adı konulmuş (zamanı belli olmuş) ecel (bilgisi) O'nun katındadır. (Buna rağmen) Sonra siz (hâlâ) kuşkuya kapılmaktasınız.
O, öyle bir Tanrıdır ki sizi balçıktan yaratmıştır da ölüm vaktini takdir etmiştir ve kıyametin kopacağı zamana ait bilgi de ondadır, onun katındadır, sonra gene de şüphe edersiniz siz.
O sizi çamurdan yaratıp, dünyadaki yaşantınızı belli bir süre ile sınırlandırmıştır. Bir de yalnızca O'nun tarafından bilinip, tesbit edilen bir süre yani kıyamet vardır ki; siz ey kâfirler! Diriltileceğiniz o son süreden, hâlâ şüphe mi ediyorsunuz?
O sizi çamurdan yaratandır. Kendi katında kayıtlanmış olan belirlenmiş ecellerden vadesi dolan eceli sonuçlandırandır. Hâlâ Allah'ın kudreti ve diriltilme konusunda şüphe ediyorsunuz.
O, sizi bir çamurdan yaratan, sonra ölüm ecelini (zamanını) takdir edendir. Bir de Allah'ın katında takdir edilen bir ecel kıyamet vakti vardır. Sonra da siz, (ey kâfirler dirileceğinize) daha şüphe ediyorsunuz!...
O’dur sizi çamurdan şekillendirip yaratan, sonra size bir ecel kılan. Ve asıl belli olan ecel, O’nun katındadır. Durum böyle olduğu halde siz yine de şüpheleniyorsunuz.
Odur sizi çamurdan (balçıktan) yaratan ve sonra (sizin için) bir ecel (ömür) tayin eden. Bir de O'nun katında (sizin bilmediğiniz) muayyen bir ecel (kıyamet günü) vardır. Ama siz hâlâ şüphe içinde bocalayıp duruyorsunuz.
Ecel sınırlı bir süre demektir. Ayette ifade edilen birinci ecel, insan hayatı ile ölümü arasındaki sürenin sonunu, ikinci ecel ise dünyanın ömrünün dolması “kıyamet” anlamında kullanılmaktadır.
Diyanet İşleri (Eski)
O, sizi çamurdan yaratan, sonra size bir ecel tayin edendir. Belirli bir ecel O'nun katındadır; sonra bir de şüphe edersiniz.
Sizi bir çamurdan yaratan, sonra ölüm zamanını takdir eden ancak O'dur. Bir de O'nun katında muayyen bir ecel (kıyamet günü) vardır. Siz hâla şüphe ediyorsunuz.
Sizi çamurdan yaratan, sonra size bir ecel takdir eden O'dur. Tayin edilen bir ecel de (kıyamet zamanı) O'nun katındadır. Sonra bir de şüphe ediyorsunuz.
O, sizi bir çamırdan yaratan, sonra ölüm zamanını hükm-ü takdir edendir. Bir de Onun katında ma'lûm (başka) bir ecel vardır. (Ey kâfirler, bunu bilib durdukdan) sonra da haalâ (ba's hakkında) şübhe edersiniz ha!
O (Allah) ki sizi bir çamurdan yarattı, sonra (da size) bir ecel takdîr etti. Bir de O'nun katında belirli bir ecel (kıyâmet vakti) vardır; sonra siz (hâlâ) şübhe ediyorsunuz!
O Allah ki, sizi topraktan yaratan ve Allah’ın katında belirlenmiş vakte göre, yeryüzünde kalınacak zamanın hükmünü veren O’dur. Buna rağmen (O’nun ilahlığı konusunda) siz hala şüphe içindesiniz.
Sizi ilk önce çamurdan yaratan, sonra ölüm zamanını takdir kılan O/dur. Bir de O/nun yanında malûm bir ecel vardır [²]. Hakikat böyle iken yine siz şüpheye düşüyorsunuz.
Sizi basit bir çamurdan yaratan, sonra da yeryüzünde bir süre yaşamanız için her birinize bir ömür tayin eden O’dur. Bu ömrün sona ermesiyle her şey bitmeyecek: Bir de O’nun katında, O’nun plân ve programına göre tüm insanlık için belirlenmiş bir süre, bir Kıyâmet Günü vardır. Fakat siz hâla şüphe içerisinde bocalıyorsunuz! Ey inkârcılar! Kainatın her zerresine hükmeden Allah’ın, insanoğlunun hayatına müdâhale etmeyeceğini, bu konuda hüküm verme yetkisini başkalarına devredeceğini mi sanıyorsunuz? Hayır;
Sizi çamurdan yaratan,1 sonra size bir yaşama süresi takdir eden Odur. (Asıl kâinat için) belirlenen ömrün bilgisi ise Onun katındadır.2 Sonra siz (kalkıp) bir de şüphe ediyorsunuz.
1 Bununla kastedilen öncelikle insanoğlunun babası olan Hz. Âdem’in çamurdan yaratılmasıdır. Bu ifâdeden bir de; çamurdan bitkilerin, bitkilerden meninin, meniden de insanın yaratılması anlaşılabilir.2 Ecel: Belli bir zaman parçası ve bu parçanın sonuna, bir şey için belirlenmiş zaman dilimine “ecel” denir. İnsanın veya herhangi bir canlının eceli, kendisine tâyin edilen ömürdür. Allah katında her canlı için tâyin edilmiş bir ecel vardır. Eceli geldiğinde dünya hayatı son bulur. İnsanın Dünyadaki eceli demek, ölümüne kadar olan ömrü yani ölümü demektir. Öldüğü anda bu ecel gelmiş olur. Hangi mana tasavvur edilirse edilsin bu ecel birdir. Bir kere tahakkuk eder. Bir insan için ölüme kadar iki ecel tasavvuruna imkân yoktur. Ve artık ona ecelsiz öldü demek yanlıştır. O gün anlaşılır ki ezelde takdir olunan ömür, bu gün tahakkuk etmiştir. Ecel, kazâ ve kaderle ilgili bir meseledir. Nasıl diğer olayları Allah, geçmiş ve geleceği kuşatan ilmiyle belirlemişse, eceli de ilmiyle takdir etmiştir. “Öldürülen kişi de eceliyle mi ölmüştür? Öldürülmüş olmasaydı daha bir müddet yaşayacak mıydı, yaşamayacak mıydı?” gibi sorular ister istemez akla gelmektedir. Mutezîle’den bir kısım âlimlere göre öldürülen kişi eceliyle ölmemiştir. Ehl-i Sünnet’in tamamına göre öldürülen kişi eceliyle ölmüştür. Ancak katil bu fiilinden dolayı ceza görür. Eceliyle ölmediğini söylemek yanlıştır. Allah o kişinin öldürüleceğini önceden bilmektedir ve ecelini de ona göre tâyin etmiştir. Bir canlının ömründen azaltılması, bir kim senin benzerlerine nazaran ömrünün eksiltilmesidir. Yoksa Allah’ın ilminde mevcut olan ömrünün eksiltilmesi anlamında değildir. O halde Allah katındaki ilim, yani kader, katiyen değişmez. Bu ayette zikrolunan iki ecelin izahı şu şekilde olabilir: ecel yetmekle insanın, her şeyi her işi bitmiş olmaz. Bundan sonra da diğer bir ecel, bir nihayet gelecektir. Bu ecelde bu müddetin nihayetinde ve huzur-ı ilâhîde iyi ve kötü her sorumluluk son bulacak. Dünya hayatı kapanacak, ondan sonra ya ebediyen sevap veya ebediyen ceza devresi gelecektir. İşte bu akıbete, kıyamet, sâat, yevm-i ba’s, yevm-i ceza, yevm-i din denilir. Ve artık bunun sonu yoktur. Ecel-i mevtten başka bir ecel olan bu “ecel-i müsemmâ”, ahiretin başlangıcı olan “sâat” ve “vakit” manasınadır. (Elmalılı)
Muhammed Esed
O'dur sizi balçıktan yaratan ve sonra [sizin için] bir ömür tayin eden, [yalnızca] O'nun bildiği bir ömür. 2 Ama hâlâ şüphe edip durursunuz,
Sizi balçıktan yaratan, sonra da bir ecel/süre tayin eden Allah’tır. O’nun katında belirlenmiş bir ecel/süre. Sonra diriliş hakkında şüphe içinde bocalıyorsunuz. 7/34, 10/49, 15/5, 16/61, 40/67
[1014] Âyetin başında insan soyunun yeryüzünde varoluşu dile getirildiği için, bu ecel’i insan tekinin değil, insan soyunun yeryüzünde varoluş süresi olarak anlamak daha uygundur.
Ömer Nasuhi Bilmen
O, o Halık-ı Azîm'dir ki, sizi bir çamurdan yarattı, sonra bir ecel takdir etti ve O'nun nezdinde mâlûm bir ecel de vardır. Sonra da siz şüphe ediyorsunuz.
O, sizi bir çamurdan yaratan, sonra size bir ecel, bir ömür süresi tayin edendir. Bir de O'nun nezdinde muayyen bir ecel vardır. Sonra, bir de kalkmış şüphe ediyorsunuz!
Cenab-ı Allah ilk insan Hz. Âdem (a.s.)’ı, çamurdan yarattığı gibi, her bir insanı da çamurdan süzülmüş bir hülasadan yaratır. Zira sperma ile yumurta kandan, kan gıdalardan, gıdalar hayvanî ve nebatî maddelerden, bunlar da topraktan gelir.
Süleyman Ateş
O, sizi çamurdan yaratıp, sonra (da hayatınıza) bir süre koymuştur. (Kafirlerin cezalandırılması için) Belirli bir süre de kendi katındadır. Böyle iken, siz hala kuşkulanıyorsunuz.
[1] Vücudun yaratılış sırasında belirlenen son kullanma tarihi, biyolojik ömrü [2] Belirlenmiş ecel (ecel-i müsemma): O vücut için Allah tarafından ayrıca emredilen ömür. Bu ömür vücudun son kullanma tarihine eşit veya daha kısa olabilir. Kişinin kendi doğal yapısını koruması(takva) ve Allah'ın emirleri doğrultusunda uzayıp kısalabilir. Her varlığın yaratılmadan hemen önce belirlenmiş bir biyolojik eceli vardır. Bu o varlığın son kullanma tarihi gibidir. Bu vadenin aşılması mümkün değildir ancak irade sahibi olan insan, fıtrata aykırı yaşam tarzı, tedbirsizlik gibi nedenlerle ömründen tüketebilir. Bu son kullanma tarihinden başka bir de belirlenmiş ecel olan 'ecel-i müsemma' vardır. Bu da Allah tarafından o varlık için ayrıca belirlenen eceldir. Bu ecel uzatılamayıp Allah'ın emri ile kısaltılabilir. Ecel ve ömür ile ilgili diğer ayetler: (Enam 6:60), (İbrahim 14:10), (Ankebut 29:53), (Zümer 39:42)
Şaban Piriş
Sizi çamurdan yaratan, sonra da bir ecel tayin eden O'dur. O'nun yanında ecel belirlidir. Ama siz şüphe ediyorsunuz.
Sizi bir balçıktan yaratmış olan O'dur. Sonra hüküm verip bir süre belirlemiştir. Belirlenmiş başka bir süre de onun katındadır. Bütün bunlardan sonra siz hâlâ kuşkulanıp duruyorsunuz.