Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 814, sondan 5423. ayet; 6. sure ve En'am Suresinin 25. ayetidir. En'am Suresi 25. ayetinin kelime sayisi 32, harf sayısı 132 ve toplam ebced değeri ise 7066 olarak hesaplanmıştır. En'am Suresinin toplam ebced değeri 933851 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır.
Arapça Metin
ومنهم من يستمع اليك وجعلنا على قلوبهم اكنة ان يفقهوه وفي اذانهم وقرا وان يروا كل اية لا يؤمنوا بها حتى اذا جاؤك يجادلونك يقول الذين كفروا ان هذا الا اساطير الاولين
İçlerinden, (Kur’an okurken) seni dinleyenler de var. Onu anlamamaları için kalpleri üzerine perdeler (gereriz), kulaklarına ağırlık koyarız.[173] Her türlü mucizeyi görseler de onlara inanmazlar. Hatta tartışmak üzere sana geldiklerinde inkâr edenler, “Bu (Kur’an) evvelkilerin masallarından başka bir şey değil” derler.
Bu âyetler İslâm’a karşı ilk düşmanlık ve engelleme hareketini başlatan müşriklerin tutumlarını ve bu tutumlarının doğuracağı sonuçları anlatmaktadır. Buna göre müşriklerin bazıları Kur’an’ı dinliyorlardı; ancak Kur’an’ın neler bildirdiğini, bunların doğru olup olmadığını merak ettikleri, samimiyetle öğrenmek, anlamak ve eğer doğru bulurlarsa onu tasdik etmek niyetiyle değil; itiraz etmek, karşı çıkmak, alay ve hakaret etmek için bahaneler bulmak amacıyla dinliyorlardı. Gurur, kibir, bencillik, ihtiras gibi kötü huylarla, sihir, hurafe, şirk gibi bâtıl inançlarla ruhları kirlenmiş; fıtrî tabiatları bozulmuştu. Bu şekilde ruhları kararmış insanların, zihin disiplinlerini, doğruyu yanlıştan, iyiyi kötüden ayırma yeteneklerini de kaybetmeleri ilâhî bir kanundur. Bu sebepledir ki 25. âyette onlardan bir kısmının Resûlullah’ı dinlediği, fakat kalpleri üzerinde Kur’an’ı anlamalarını engelleyen örtüler, kulaklarında da sağırlık meydana getirildiği için ondan istifade edemedikleri ifade buyurulmuştur. Ehl-i sünnet âlimleri bu vb. âyetlerden hareketle prensip olarak Allah’ın, dilediği kimselerin iman etmelerini engelleyeceğini savunmuşlar; Mu‘tezile ulemâsı ise bu görüşe karşı çıkarak söz konusu âyetleri kendi adalet ve hürriyet anlayışları istikametinde te’vil etmişlerdir. Bu teorik tartışmalar bir yana, yaratılış itibariyle insan fıtratı, gerçeği kabule elverişli olmakla birlikte, bazı iç ve dış etkenler insanın psikolojisini, akıl ve düşünme melekelerini etkilemektedir. Müşrikler de gerek atalarından ve çevrelerinden aldıkları telkinler, gerekse çeşitli olumsuz duygu ve davranışlarının tesiriyle inanmaya yatkın olmaktan çıktıkları için kalpleri perdelenmiş, kulakları ağırlaşmış, yani gerçek karşısında duyarsız kalmışlardır. Şu halde onların inkârları, ilâhî kanun uyarınca kalplerinin perdelenmesi kendi tutum ve davranışlarının, bencil duygularının, ön yargılarının, taassup ve inatlarının bir sonucudur; bundan dolayı da yanlış inançlarından ve kötü fiillerinden sorumludurlar.
25. âyette geçen esâtîr kelimesinin tekili olan ustûre, büyük ihtimalle “hikâye, kıssa, tarih” anlamına gelen Grekçe historia kelimesinden Arapçalaştırılmış olup Arapça’da daha çok eğlence ve şenliklerde hoşça vakit geçirmek için anlatılan, eski dönemlere ait abartılı veya asılsız hikâyeler, masallar için kullanılır. Müşrikler Kur’an-ı Kerîm’in inanılırlığına gölge düşürmek için sık sık onun eskilerin masalları olduğunu ileri sürerlerdi. Vâhidî’nin İbn Abbas’tan naklettiği bir rivayete göre (Esbâbü’n-nüzûl, s. 160) Ebû Süfyân, Ebû Cehil, Utbe b. Rebî‘ ve kardeşi Şeybe, Velîd b. Mugîre, Nadr b. Hâris gibi müşriklerin önde gelenlerinden bazıları birlikte Hz. Peygamber’in yanına giderek bir müddet Kur’an’ı dinledikten sonra, Kureyşliler’e Acem kıssaları anlatmakla tanınan Nadr b. Hâris’e Resûlullah hakkındaki fikrini sormuşlar; o da “Söylediklerinden bir şey anlamıyorum; sadece dudaklarını hareket ettirdiğini görüyorum. Söylediği sözler, tıpkı benim size geçmiş devirlerle ilgili olarak anlattıklarım gibi eskilerin masallarından başka bir şey değildir” demiştir. Müşrikler bu tür sözleriyle hem başkalarını Kur’an’dan uzaklaştırırlar hem de bizzat kendileri ondan uzak dururlar ve bu suretle ebedî geleceklerini mahvederlerdi; üstelik bunun farkında da değillerdi. Allah Teâlâ, inkârcıların Hz. Peygamber ve Kur’an karşısındaki bu tavırlarından dolayı âhirette duyacakları pişmanlıklarını aşağıda bildirmektedir.
Mehmet Okuyan
Onlardan seni dinleyenler de vardır. (İnkâra şartlanmış oldukları için) onu (Kur’an’ı) anlamaları konusunda kalplerine perdeler ve kulaklarına bir (s)ağırlık veririz. (Çünkü) onlar, her bir delili görseler de onlara iman etmezler. Hatta o kâfir olanlar sana geldiklerinde “Bu (Kur’an), öncekilerin masallarından başka bir şey değildir!” diyerek seninle tartışırlar.
İçlerinden seni dinleyenler vardır; fakat biz onu anlamalarına engel olmak için kalplerinin üstüne kılıflar, kulaklarının içine de ağırlık koyduk. Onlar her mucizeyi görseler de yine ona inanmazlar. Hatta sana geldiklerinde, seninle tartışırlar. O kâfirler, “Bu, eskilerin masallarından başka bir şey değildir” derler.
Onlardan seni dinleyenler¹ vardır; oysa onu anlamalarına engel olmak için kalplerine perde, kulaklarına ağırlık koyduk.² Onlar her türlü ayeti³ görseler de yine de ona iman etmezler. Gerçeği yalanlayan nankörler sana geldiklerinde, “Bunlar ancak geçmişin masallarıdır.” diye seninle tartışırlar.
1- Dinliyormuş gibi yapan. 2- Küfürde kalmaya inat etmeleri ve bunu kararlılıkla sürdürmeleri nedeniyle. 3- Gösterge, kanıt.
Ahmet Akgül
Onlardan (niyeti ve tıyneti bozuk olanlardan) Sana kulak verip (aktardığın ayetleri ve hadisleri) dinleyenler de vardır; oysa Biz, Onu (Kur’an’ı) kavrayıp anlamalarına (bir engel olarak) kalpleri üzerine kat kat örtüler ve kulaklarında bir ağırlık kıldık. Onlar, bütün ayetleri (mucize ve delilleri) görseler (bile), yine de Ona inanmayacaklardır. Öyle ki, o inkâr edecek olanlar Sana geldiklerinde, Seninle tartışmaya girerek (Kur’an’ın haber ve hükümleri için) : "Bu, öncekilerin uydurma masallarından başka bir şey değildir" diyerek (küfre sapmaktadırlar).
Onlardan seni dinleyenler de var ve biz, dinledikleri sözleri anlamamaları için kalplerini perdeleriz, kulaklarını ağırlaştırırız da bütün delilleri görseler gene de inanmazlar onlara. Nihayet de yanına geldiler mi çekişmeye başlarlar seninle ve bunlar, ancak evvelce gelip geçenlere ait masallar derler.
Onların içinde, senin okuduğun Kur'ân'a inanmaksızın alaycı şekilde kulak verip dinleyenler vardır. Halbuki biz onu iyice anlayabilmelerine mani olmak için kalplerinin üstüne perdeler, kulaklarının içine de ağırlık koyduk. Onlar istedikleri her mucizeyi görseler, yine de ona inanmazlar. Hatta o Allah'tan gelen gerçekleri örtbas etmeye çalışanlar sana geldikleri zaman, seninle çekişmeye kalkışarak: “Bu Kur'ân, eskilerin masallarından başka bir şey değildir” derler.
Onlardan sana kulak verenler, Kur'ân'ı dinleyenler de var. Fakat Kur'ân'ı anlamalarına engel olmak için kafalarına, kalplerine örtüler koyarız, kulaklarına ağırlık veririz. Onlar, Allah'ın birliğini, kudretini anlatan bütün âyetleri, bütün mûcizeleri görseler bile yine ona inanmayacaklar. Hatta sana geldiklerinde seninle tartışırlar. Kulluk sözleşmesindeki ortak taahhütlerini, Allah'a iman, kulluk ve sorumluluk bilincini şuur altına iterek örtbas edip inkârda ısrar edenler, küfre saplananlar:
"- Bu kesinlikle öncekilerin masalları" derler.
Onlardan seni dinleyenler var. Ancak biz, onu anlamamaları için kalplerinin üstüne örtüler kulaklarına da bir ağırlık koyduk. Onlar bütün mucizeleri görseler yine de ona iman etmezler. Nitekim sana geldiklerinde de seninle tartışırlar; inkar edenler: "Bu, öncekilerin masallarından başka bir şey değildir" derler.
Onlardan seni dinleyenler vardır; oysa biz, onu kavrayıp anlamalarına (bir engel olarak) kalpleri üzerine kat kat örtüler ve kulaklarında bir ağırlık kıldık. Onlar, hangi 'apaçık-belgeyi' görseler, yine ona inanmazlar. Öyle ki, o inkâr edenler, sana geldiklerinde, seninle tartışmaya girerek: 'Bu, öncekilerin uydurma masallarından başka bir şey değildir' derler.
Müşriklerden bazıları, seni Kur'an okurken dinlerler; fakat biz, kalblerine, onu anlamalarına engel perdeler ve kulaklarının içine de ağırlık (sağırlık) koyduk. Onlar, her mucizeyi görseler, yine de ona iman etmezler. Hattâ o kâfirler, sana geldikleri zaman, seninle çekişerek şöyle derler: “- Bu Kur'an, eskilerin masallarından başka bir şey değildir!”
Onlardan bir kısmı sana kulak verirler. Fakat o Kur’anı anlamamaları için kalplerine kılıflar geçirdik, kulaklarına ağırlık koyduk. (İçten ve dıştan gelen mesajları alamıyorlar.) Demek bütün mucizeleri de görseler inanmayacaklar. Öyle ki sana ancak mücadele etmek için gelirler. (Çünkü) o kâfirler, Kur’an için “bu ancak eskilerin efsaneleridir” diyorlar.
Onların içlerinden, seni dinliyenler de var, anlamasınlar diye gönülleri üstüne örtüler çekmişizdir, kulaklarında dahi, ağırlık yaratmışız, bütün âyetleri de görmüş olsalar bile, inan etmezler ona, sana geldiklerinde seninle tartışırlar, kâfir olanlar derler ki: «Ancak bu, eskilerin masalları!»
Onların bir kısmı seni dinler (inanmak istedikleri için değil, fitne çıkarmak için kulak kabartırlar). Buna karşı biz de (kötüye yorumlamamaları için) kalpleri üzerine perdeler, kulaklarına da ağırlık koyarız. Onlar hakikatin bütün işaretlerini görseler yine de inanmazlar. Bundan ötürü sana geldiklerinde seninle tartışırlar. İnkârcılar: “Bu (Kur'an) eskilerin masallarından başka bir şey değildir” derler.
Bkz. 17:46, 18:57, 31:7İnkârda inat ve ısrar etmek, kötülükleri alışkanlık haline getirmek insanların kalplerini manen köreltir ve onların gerçekleri görmesine ve doğruları anlamasına mâni olur. Bu tip insanların hidayete karşı arzu ve iradeleri kalmadığı için doğru yolu bulamazlar. Kur'an hislerle anlaşılmaz, duygusallıkla kavranmaz, bu sebeple bütün hitaplar insan aklına yapılır ve “aklını işletmeyenlerin üzerine pislik yağar” der. (Yunus 10:100) Nahil suresi 16:98. Ayette şöyle buyrulur: “Kur’an okuyacağın zaman, ilâhî rahmetin dışladığı her türlü kötü düşünceden, önyargıdan ve şeytanın ayartmalarından Allah’a sığın!”
Diyanet İşleri (Eski)
Onlardan seni dinleyenler vardır, Kuran'ı anlarlar diye kalblerine örtüler kulaklarına da ağırlık koyduk. Onlar her türlü mucizeyi görseler bile, yine de ona inanmazlar, nihayet sana geldiklerinde de seninle çekişirler. İnkar edenler, "Bu, öncekilerin masallarından başka bir şey değildir" derler.
Onlardan seni (okuduğun Kur'an'ı) dinleyenler de vardır. Fakat onu anlamalarına engel olmak için kalplerinin üstüne perdeler, kulaklarına da ağırlık verdik. Onlar her türlü mucizeyi görseler bile yine de ona inanmazlar. Hatta o kâfirler sana geldiklerinde: «Bu Kur'an eskilerin masallarından başka bir şey değildir» diyerek seninle tartışırlar.
Onların bir kısmı seni dinler. Fakat, kalpleri üzerine anlamalarına engel olacak örtüler, kulaklarına da ağırlık koyarız. Her bir mucizeyi görseler de ona inanmazlar. Bundan ötürü sana geldiklerinde seninle tartışır ve inkarcılar, "Bu ancak bir efsanedir," der.
Hadis ve sünneti Kuran'a eş koşanlar, 19 mucizesini "Efsane" diye tanımlayarak bu ayetin kapsamına girmişlerdir. Bu mucizeyi inkar ettiklerini ifade edebilecek başka bir kelime mi bulamadılar? Allah, ikiyüzlüleri işte böyle ele verir (47:29).
Elmalılı Hamdi Yazır
İçlerinden seni dinleyenler de vardır, fakat biz, onu anlamalarına engel olmak için kalblerinin üstüne örtüler, kulaklarının içine de ağırlık koyduk. Onlar, bütün delilleri görseler bile yine ona inanmazlar. Hatta sana geldiklerinde seninle tartışırlar. Ve o kâfirler: "Bu, öncekilerin masallarından başka bir şey değildir" derler.
İçlerinden kimi de vardır seni Kur'an okurken dinler fakat biz onların kalblerine onu zevkıyle anlamalarına mani' kabuklar geçirmişizdir, kulaklarında da bir ağırlık vardır, her mu'cizeyi görseler de iyman etmezler, hattâ sana geldiklerinde seninle cidal yapmağa kalkışarak der ki o hak tanımaz kâfirler: «bu, eskilerin esatırinden başka bir şey değil»
İçlerinden sana kulak verib de (okuduğun Kur'ânı) dinleyenler vardır. Halbuki biz, onu iyice anlayabilmelerine mâni olmak için yüreklerinin üstüne perdeler, kulaklarının içine de ağırlık koyduk. Onlar (istedikleri) her mu'cizeyi görseler yine ona inanmazlar. Hattâ o küfredenler sana geldikleri zaman seninle çekişmiye kalkışarak: «Bu (Kur'an), eskilerin masallarından başka (bir şey) değildir der (ler).
Hem içlerinden seni (Kur'ân okurken samîmiyetsiz olarak) dinleyenler vardır. Fakat (kendileri anlamak istemediklerinden, bir cezâ olarak biz de) onu anlarlar diye kalblerinin üzerine perdeler, kulaklarına da bir ağırlık koyduk. Onlar (zâten inanmıyorlardı, artık bu hâlleriyle) bütün mu'cizeleri de görseler, (yine) ona inanmazlar! Hattâ sana geldikleri zaman o inkâr edenler, seninle mücâdeleye kalkışarak: “Bu (Kur'ân), evvelkilerin masallarından başka bir şey değildir!” derler.
Onların içinde, kalplerine anlamalarını engelleyen perdeler çektiğimiz ve kulaklarına da dinlemelerine mani olan ağırlıklar koyduğumuz kimseler var ki, mucizelerimizin tamamını görseler de inanmazlar. Ve birde sana geldiklerinde “Bu öncekilerin masalları” diyerek seninle mücadele ederler.
Onlardan bazıları sana kulak verir. Biz okuduğunu anlamamaları için kalplerine perdeler, kulaklarına ağırlık koyduk. İstedikleri herhangi mucizeyi gözleriyle görseler yine ona inanmazlar. Nihayet sana gelince yine çene çalarlar. Kâfir olanlar, bu Kur/an eskilerin masallarından başka bir şey değildir [³] derler.
İsmail Hakkı İzmirli En'am Suresi 25. Ayet Açıklaması
[3] Yani böyle çene çalarlar.
Kadri Çelik
Onlardan (iman etmedikleri halde, Kur'an okurken) seni dinleyenler vardır. Onu anlarlar (da tartışma konusu edinirler) diye kalplerine örtüler, kulaklarına da ağırlık koyduk. Onlar her türlü ayeti görseler bile, yine de ona iman etmezler. Nihayet sana geldiklerinde de seninle tartışırlar. Küfre sapanlar, “Bu, öncekilerin masallarından başka bir şey değildir” derler.
İçlerinde, sana Kur’an okurken kulak verenler de var. Ama Biz onların kalplerine, Kur’an’ısağlıklı olarak anlamalarına engel olacak perdeler geçirmiş, kulaklarına da sağırlık vermişizdir. Bunun içindir ki, insanın özüne yerleştirdiğimiz fıtri özellikler gereğince, kibir, bencillik, inat, önyargı gibi saplantılarla Kur’an’a yaklaşanlar, onu doğru ve sağlıklı bir şekilde değerlendiremez, onun yol göstericiliğinden faydalanamazlar. Onların alışkanlık hâline getirdiği kötülükler, zamanla kalplerini iyi ve erdemli olan her şeye kapalı hâle getirmiş ve böylece kalpleri mühürlenmiştir. Bu sebep-sonuç ilişkisini bir yasa olarak koyan Allah olduğu için, kalpleri mühürleyen Allah’tır fakat bu mühürlemeye sebep insan olduğu için, sorumluluk insana aittir. İşte, gerek günahkârca tutum ve davranışları alışkanlık hâline getiren, gerekse geleneksel anlayışlara, önyargılara körü körüne ve inatla sarılan kimseler, zamanla Kur’an’ın güzelliklerini göremez hâle gelirler:Artık her türlü mûcizeyi görseler bile, yine de ona inanmazlar. O kadar ki, bu inkârcılar senin yanına geldiklerinde, “Bu Kur’an, eskilerin efsane ve masallarından başka bir şey değildir!” diyerek seninle tartışmaya girişirler.
Onlardan sana kulak verip dinleyen kimseler de vardır.
Onu fıkıh ederler / inceden inceye düşünürler diye kalblerine kabuk örtüler (ekinne), kulaklarında işitme ağırlığı (vakra) yaptık.
Her bir âyeti görseler ona inanmazlar.
Sonunda sana geldikleri zaman seninle tartışıyorlar; inkâr edenler:
-“Bu ancak İlk Öncekiler’in hikâyeleridir” diyorlar.
Onların içerisinden bir kısmı, seni dinler (gibi yaparlar) fakat Biz onların kalplerine, o (âyetleri) hakkıyla kavrayıp anlamalarını engelleyen bir kapalılık,1 kulaklarına da bir ağırlık verdik. Bu yüzden o kâfirler senden ne kadar mûcize görürlerse görsünler, inanmadıkları gibi senin yanına geldiklerinde de: “Bu Kur’an, kesinlikle eskilerin masallarından2 başka bir şey değildir.” diyerek seninle tartışırlar.
1 Ekinne: Kimsenin bilmediği garib bilinmeyen ve kat kat örtüler demektir. 2 Esatir: (سَطَرَ) fiilinden türetilmiştir. (سَطْر) çoğulu, sütûr, sütûr’un çoğulu estâr, estârın çoğulu da esatîr’dır. Razî ve İbnu Abbas, (أَسَاطِيرُ الْأَوَّلِينَ) “esatîr’ül-evvelîn”i: “evvelkilerin satırlara dökerek yazdıkları şeyler” diye tefsir etmişlerdir. Bazıları da esatirin; hurafeler, batıl, uydurma, saçma, masal demek olduğunu söylemişlerdir. Fakat bu, tefsir değil, manadır. Latince “isturya, istuvar, historie” kelimeleri de her ne kadar “tarih” diye tercüme edilmekte ise de “esatir” kelimesiyle alâkalıdır. Esatir, öncekilerin yazdıkları şeyler, hurafeler, uydurma masallar, destanlar demektir. Yunanlılar buna “Mitoloji” derler. Yunanlılar, masallar, tarihî efsaneler yazmayı bir edebi sanat addetmişler ve bu suretle birçok tanrı ve eski kahraman hikâyeleri yazmışlardır. Bunları da bilginin kaynağı saymışlar, tarih, felsefe ve ilk dinler bunlardan çıkmıştır, demişlerdir. Birçokları da tarihin, felsefenin, ilmin, dinin birer masal demek olduğu vehmine kapılarak yeni yeni masallar uydurmakla yeni tarihler, yeni felsefeler, yeni dinler, ilimler icat olunabileceği vehmine düşmüşler. Dinin, hakkın bir hakikati olduğunu, ilkel din dediklerinin bile bir hak dinin bozulan bir şekli olduğunu anlamamışlardır. Hatta bunu Darwin nazariyesinin bıraktığı yerden alarak dinlerde de tekâmül olduğu yalanına çevirmişlerdir. Bunlar hak ve batılı ayırt etmeyerek tüm dinlere (أَسَاطِيرُ الْأَوَّلِينَ) “esatır’ül-evvelîn” ve “hurafeler” dermişlerdir. İşte bu âyet bize gösteriyor ki; “Kur'an, kesinlikle eskilerin masallarından başka bir şey değildir” diyen kâfirler de bunlardan ve bunların pirlerindendir. Kâfirler böyle demekle; “Kur’an ilâhî, bir kitap değil, bunun kaynağı eskiden yazılmış olan kitaplardır, Muhammed bunu eski kitaplardan yazdırıyor. Öyleyse bu bir mûcize olmayıp, boş satırlardan, hurafelerden ve masallardan ibarettir.” demek istiyorlar. Bu günkü kâfirlerin de İslâm’a karşı yegâne sözleri; hurafe demekten başka bir şey değildir. Hatta bazıları da: “bu dine hurafeler karışmış bunları ıslah etmeli” diyerek dindarlık kisvesi altında, dinsizlik yapmaktadırlar. (Özetle-Elmalılı) Bk. (Enfal: 31, Nahl: 24, Furkan: 5, Neml: 68, Ahkaf:17, Kalem:15, Mutaffifin:13,Mü'minûn: 83)
Muhammed Esed
Onlar arasında öyleleri var ki [ey Peygamber] seni dinler [görünür]ler: Ama kalplerinin üstüne, onları hakikati kavramaktan alıkoyan perdeler yerleştirdik, kulaklarına da sağırlık. 18 Ve [hakikatin] bütün işaretleri[ni] görselerdi yine de ona inanmazlardı; o kadar ki, onlar tartışmak için sana geldiklerinde, hakikati inkara şartlanmış olanlar, “Bu, eski zamanların masallarından başka bir şey değil!” derler.
Onlardan kimileri de var ki sanki sana kulak veriyor. Onlar her türlü ayeti görseler bile ayetlerimize inanmazlar çünkü kalplerini bilgiye kapatmışlar ve kulakları ile duymak istemiyorlar. Bir de seninle tartışmak için derler ki: “Bu, öncekilerin masallarından başka bir şey değildir.” 8/31, 16/24, 46/17, 83/14
Onlar arasında öyleleri var ki, sana kulak verir(miş gibi yapar). Fakat kalplerinin üzerine, onları hakikati kavramaktan âciz bırakan örtüler yerleştirdik, kulaklarına da kurşun.[1029] Ve hakikatin bütün delillerini görseler dahi artık iman etmezler. Öyle ki, tartışmak için sana geldiklerinde inkâra saplanmış olanlar derler ki: “Bu eskilerin masallarından başka bir şey değildir.”[1030]
Mustafa İslamoğlu En'am Suresi 25. Ayet Açıklaması
[1029] Lafzen: “ağırlık” (Krş: 10:42 ve 47:16). Âyette akleden kalbe örtülen örtü ve kulağa akıtılan kurşun Allah’a isnat ediliyor. Bir başka yerde ise “Sağırdırlar, dilsizdirler, kördürler; artık onlar dönemezler!” (2:18) buyuruluyor. Bu iki âyeti birlikte okuduğumuzda şu sonuca ulaşırız: Akletmemekte direnerek akleden kalbi âtıl hâle getiren kimsenin akletme melekesi giderek ölür ve ölen aklın üzeri örtülür. Hakikati işitmemekte direnen kimsenin işitme melekeleri giderek dumura uğrar ve en sonunda kalbinin kulağı kurşun akıtılmış gibi sağırlaşır. Bu iki sonuç da Allah’ın yasası gereğidir. Onun için iki fiil de âyette bu sürecin kanununu koyan Allah’a isnat edilmiştir (Benzer bir yorum için bkz: Keşşâf).
[1030] “Eskilerin masalları” ile ilgili bkz: 16:24, not 28.
Ömer Nasuhi Bilmen
Ve onlardan seni dinleyenler vardır. Fakat onların kalbleri üzerine onu hakkı yalanlamalarına mani olacak kat kat perdeler ve kulaklarının içine de ağırlık koymuşuzdur. Ve eğer her bir mûcizeyi görseler ona yine inanmazlar. Hatta sana geldiklerinde seninle mücadelede bulunurlar. Kâfir olanlar der ki: «Bu, eskilerin uydurmalarından başka değildir.»
Onlardan seni Kur'ân okurken dinleyenler de vardır. Fakat Biz onu lâyık olduğu şekilde anlamalarına mani olmak için, onların kalplerine kat kat örtüler gerdik. Kulaklarının içine de, gereği gibi işitmelerini engelleyen ağırlıklar koyduk. Artık onlar her türlü mûcize ve belgeyi de görseler yine iman etmezler. O kadar ki yanına geldikleri zaman seninle münakaşaya girişerek “Bu, eskilerin masallarından başka bir şey değildir. ” derler. [17, 46; 18, 57; 31, 7] [KM, İşaya 6, 10; Matta 13, 13]
İçlerinden seni dinleyenler vardır; fakat biz onu anlamalarına engel olmak için kalblerinin üstüne kılıflar, kulaklarının içine de ağırlık koyduk. (Onlar) her mu'cizeyi görseler de yine ona inanmazlar. Hatta sana geldiklerinde seninle tartışırlar; o kafirler: "Bu, eskilerin masallarından başka bir şey değildir" derler.
Bunların içinde seni dinleyenler vardır ama Kur’ân’a yaklaşım biçimlerini kalpleri üzerinde örtülere ve kulaklarında ağırlığa dönüştürmüş oluruz. Bütün delilleri (âyetleri) görseler inanmazlar. Hatta sana geldiklerinde seninle çekişirler. Ayetleri görmezlikten gelen o kimseler derler ki “Bunlar, olsa olsa eskilerin masallarıdır.”
Süleymaniye Vakfı En'am Suresi 25. Ayet Açıklaması
[*] Kur'an duygusallıkla kavranmaz, bu sebeple bütün vurgular insan aklına yapılmaktadır.
Şaban Piriş
İçlerinden seni dinleyenler vardır. Biz onların kalpleri üzerine, anlamamaları için örtüler, kulaklarına da ağırlık koyduk. Her mucizeyi görseler de ona yine inanmazlar. Seninle tartışmak için sana geldiklerinde, o küfredenler derler ki: - Bu, öncekilerin masallarından başka bir şey değildir.
Onlardan seni işitenler de vardır. Lâkin Biz onların kalpleri üzerine, işittiklerini anlamalarına engel bir örtü geçirdik, kulaklarına da ağırlık verdik.(3) Onun için her türlü âyeti görseler de yine inanmazlar. Hattâ sana geldiklerinde o kâfirler seninle tartışır ve “Bu eskilerin masallarından başka birşey değil” derler.
(3) Gözlerine çekilen perde ile kulaklarına koyulan ağırlıklar, 2:7’nin dipnotunda da değinildiği gibi, onların inkârlarının sebebi değil, sonucudur. İnanmamakta direttikleri ve inanmaya niyetlerinin olmadığını açığa vurdukları için, bu sonucu onlar istemiş, Allah da istediklerini vermiş ve böylece her türlü delili karşılarında görseler de yine inanmayacak hale gelmişlerdir. Nitekim 41:5’te, onların “Bizi çağırdığın şeye karşı kalplerimiz örtülü; kulaklarımızda ağırlık, aramızda perde var. Artık ne yapacaksan yap; biz de yapacağız” dedikleri bildirilmiştir. Bundan da anlaşılıyor ki, söz konusu engeller inkârcıların kendi tercihleridir. Onlar istemiş, Allah da yaratmıştır. Bir başka deyişle, onlar bunu isteyip dururken, Allah onların isteklerine aykırı bir şekilde imanı onlara kabul ettirmemiştir.
Yaşar Nuri Öztürk
İçlerinden sana kulak verenler vardır; ama biz onu gereğince anlamamaları için kalplerine kılıflar geçirmiş, kulaklarına bir ağırlık koymuşuzdur. Tüm mucizeleri görseler de onlara inanmazlar. Nihayet sana gelip seninle çekişerek şöyle derler küfre sapanlar: "Bu, eskilerin masallarından başka bir şey değildir."
Daḫı anlaruñ niçesi ḳulaḳ dutar saña Ḳur’ān işitmeg‐içün. Daḫı biz ḳılduḳanlaruñ yürekleri üstine mührler, ḥattā ki Ḳur’ānuñ ma‘nāsını bil‐meyeler ve ḳulaḳların ṣaġır eyledük. Daḫı eger görseler her āyeti īmān getür‐mezler aña. Ḥattā saña gelseler senüñle çekişürler, eydür ol kişiler ki kāfiroldılar: Bu degüldür, illā geçen ümmetlerüñ bāṭıl sözleri.