Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 822, sondan 5415. ayet; 6. sure ve En'am Suresinin 33. ayetidir. En'am Suresi 33. ayetinin kelime sayisi 14, harf sayısı 66 ve toplam ebced değeri ise 4162 olarak hesaplanmıştır. En'am Suresinin toplam ebced değeri 933851 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır.
Arapça Metin
قد نعلم انه ليحزنك الذي يقولون فانهم لا يكذبونك ولكن الظالمين بايات الله يجحدون
Ey Muhammed! Biz çok iyi biliyoruz ki söyledikleri elbette seni incitiyor. Onlar gerçekte seni yalanlamıyorlar; fakat o zalimler Allah’ın âyetlerini inadına inkâr ediyorlar.
Hz. Muhammed, müşriklerin kendisi hakkında sarfettikleri sihirbaz, mecnun, şair, yalancı gibi sözlerden, Kur’an’ın asılsız, İslâmiyet’in gerçek dışı olduğunu söylemelerinden dolayı son derece müteessir oluyordu. Nitekim başka bir âyette (Şuarâ 26:3), “İman etmiyorlar diye neredeyse kendini helâk edeceksin!” buyurularak onun hissettiği bu derin üzüntüye işaret edilmiştir. Bu sebeple Allah Teâlâ burada peygamberini teselli etmekte, ayrıca o “zalimler”in, yani Hz. Peygamber’in bildirdiği hakikatleri haksız yere reddedenlerin gerçekte Hz. Peygamber’i yalanlamadıklarını, Allah’ın âyetlerini inkâr ettiklerini bildirmektedir. Âyetin bu kısmıyla ilgili olarak müfessirler farklı açıklamalara yer vermişlerdir:
a) Hz. Muhammed’in bildirdikleri aslında Allah’ın âyetleridir; dolayısıyla onu yalanlayanlar Allah’ın âyetlerini yalanlamış ve inkâr etmiş olurlar. Çünkü Hz. Peygamber’in yaptığı Allah’tan kendisine gelenleri insanlara duyurmaktan ibarettir. O, bir elçi ve temsilcidir. Elçiyi yalanlayan, temsil ettiği kimseyi yalanlamış; tersine onu tasdik eden de yine mesajın asıl sahibini tasdik etmiş olur. Nitekim bu husus başka âyetlerde de belirtilmiştir. Meselâ Nisâ sûresinde (4:80) “Resûlullah’a itaat eden Allah’a itaat etmiş olur”; Fetih sûresinde de (48:10) “Sana yeminle bağlılık sözü verenler gerçekte bu sözü Allah’a vermiş oluyorlar” buyurulmuştur.
b) Bütün Mekkeliler Hz. Muhammed’i çocukluğundan beri dürüst olarak tanırlar, bu yüzden de onun için “el-emîn” sıfatını kullanırlardı (Müsned, III, 425). Peygamber olduktan sonra, kendisine inananlar gibi inanmayanların da bu husustaki kanaatleri değişmemişti. Ancak tebliğ ettiği şeyleri inkâr ettiler; yani Hz. Peygamber’in kendisi, duyurduğu şeylerin doğruluğuna inansa da bunun bir yanılgı olduğunu, bildirdiklerinin doğru olamayacağını iddia ettiler. Nitekim Sünen-i Tirmizî’de yer alan (“Tefsîr”, 7:1) ve hemen bütün müfessirlerin kaydettiği bir rivayete göre Ebû Cehil, Hz. Peygamber’e “Biz seni değil, bildirdiklerini yalanlıyoruz” demiştir. Buna benzer iddialar sonraları bazı Batılı yazarlarca da ileri sürülmüştür (bk. Elmalılı, III, 1913-1915).
c) Başka bir yoruma göre müşriklerin Resûlullah’ın tebliğlerine inanmamaları, onun yalan söylediğini, gerçekten bildirdiklerinin asılsız olduğunu düşünmelerinden kaynaklanmıyordu. Onlar İslâm’ın hükümlerini çıkarlarına aykırı buldukları, itibarlarını zedelemesinden kaygı duydukları için olumsuz tavır takınmışlardı. Nitekim yine Ebû Cehil, Hz. Muhammed’in mensup olduğu Abdimenâfoğulları’nın zaten Mekke’de itibar kazandıran birçok görevi uhdesinde bulundurduğunu, bunların yanında bir de içlerinden bir peygamber çıkmasının kendi kabileleri için tamamen onur kırıcı olacağını, bu yüzden onun dinini tanımayacaklarını belirtmiştir (İbn Hişâm, Sîretü’n-Nebî [M. M. Abdülhamîd], I, 337-338).
Hz. Muhammed’in mesajını tarafsız olarak, kişisel haz ve menfaatler yerine insanlığın yararlarını dikkate alarak, iyi niyetle, aklî ve ilmî ölçülere göre değerlendireceklerine, kendi ideolojilerinin, zihniyetlerinin, mensubu bulundukları zümrelerin hegemonyası için tehlikeli bularak reddetme anlayışının bugün de mevcut olduğu görülmektedir.
Mehmet Okuyan
Onların söylediklerinin seni üzmekte olduğunu elbette biliyoruz. Şüphesiz ki onlar, seni yalanlamıyor ancak o zalimler Allah’ın ayetlerini inkâr ediyorlar.
Onların söylediği şeylerin seni üzdüğünü biliyoruz. Gerçekte onlar seni yalanlamıyorlar, fakat o zâlimler, bile bile Allah'ın âyetlerini inkâr ediyorlar.
Doğrusu, onların söyledikleri sözlerin seni üzdüğünü biliyoruz. Aslında onlar seni yalanlamıyorlar; o zalimler açıkça Allah'ın ayetlerini reddediyorlar.
(Ey Nebim!) Kesin olarak biliyoruz ki, onların söyledikleri Seni gerçekten üzüyor. Doğrusu onlar Seni yalanlamıyorlar, ancak zalimler (inatla ve şeytanlık damarıyla) Allah'ın ayetlerine baş kaldırıyorlar. (İtiraz ve isyanları bundandır. Ve asıl düşmanlıkları Bana’dır!)
[Her asırda; Hz. Peygamberi ve Onun izindeki İslam tebliğcilerini yalanlayan kimse; aslında Allah'ın ahkâmına kin tutmakta ve gerçeği fark ettiği halde ısrarla saldırıp çok inatçı Yahudiler gibi “cühud”luk, yani çıfıtlık ve fesatçılık yapmaktadır.]
Abdulbaki Gölpınarlı
İyice biliriz ki onların söylediği sözler, seni mahzun edecek. Fakat şüphe yok ki onlar seni yalanlamış olmazlar, o zalimler, bilebile Allah'ın ayetlerini inkar ederler.
Bu insanların söylediklerinin, seni gerçekten üzdüğünü pekala biliyoruz. Ama unutma ki, onların yalanladığı sen değilsin. Bu varoluş sebebi dışında yaşayanların inkâr ettiği, aslında Allah'ın mesajlarıdır.
Onların, peygamberliğini yalanlama konusundaki söyledikleri sözlerinin seni üzdüğünü elbette biliyoruz. Onlar, vasıflarını bildikleri için asla seni yalanlayamazlar. Fakat, baskı, zulüm ve işkence ile temel hak ve hürriyetleri, Allah yolunu, Allah yolundaki faaliyetleri engelleyen zâlimler, bile bile Allah'ın âyetlerini, Kur'ân'ı inkâr ediyorlar.
33.Tirmizi ve Hakim`in Hz. Ali (r.a.)`den rivayet ettiklerine göre bu ayeti kerime, Ebu Cehil`in Resulullah (a.s.)`a: "Biz seni yalanlamıyoruz ama senin getirdiğini yalanlıyoruz" demesi üzerine indirildi.
Ali Bulaç
Kesin olarak biliyoruz ki, onların söyledikleri seni gerçekten üzüyor. Doğrusu onlar, seni yalanlamıyorlar, ancak zalimler, Allah'ın ayetlerini inkar ediyorlar.
Gerçekten biliyoruz ki, söyledikleri lâf, seni (ey Habibim) cidden incitiyor. Fakat onlar seni yalanlamıyorlar (doğru söylediğini biliyorlar), ancak o zâlimler Allah'ın âyetlerini inadla inkâr ediyorlar.
Şüphesiz, söyledikleri o laflarının seni üzdüğünü biliyoruz. Fakat onlar gerçekten seni yalanlamıyorlar. Onlar asıl olarak Allah’ın ayetlerini inkâr ediyorlar.
Onların söylediklerinin seni üzeceğini elbette biliyoruz; doğrusu onlar seni yalancı saymıyorlar, fakat zalimler Allah'ın ayetlerini bile bile inkar ediyorlar.
Onların söylediklerinin hakikaten seni üzmekte olduğunu biliyoruz. Aslında onlar seni yalanlamıyorlar, fakat o zalimler açıkça Allah'ın âyetlerini inkâr ediyorlar.
Celâlim hakkı için biliyoruz ki söyledikleri lâf seni cidden incitiyor, maamafih onların yalancı dedikleri sen değilsin, lâkin zalimler Allahın âyetlerine cehudluk ediyorlar
(Habîbim) şu hakıykatı çok iyi biliyoruz ki onların söyleyegeldikleri (sözler) seni her halde tasaya düşürüyor. Onlar hakıykatde seni yalanlamıyorlar, fakat o zaalimler bile bile Allahın âyetlerini inkâr ediyorlar.
(Habîbim, yâ Muhammed!) Şübhesiz şunu elbette biliyoruz ki, onların söyledikleri seni gerçekten üzüyor; hâlbuki aslında onlar seni yalanlamıyorlar (senin yalan söylemediğini bilirler); fakat o zâlimler Allah'ın âyetlerini bilerek inkâr ediyorlar.(2)
(2)Ebû Cehil’in, Resûl-i Ekrem (asm)’a: “Yâ Muhammed! Biz seni yalanlamayız. Hem senin doğru olduğunu da biliriz. Ancak, bize getirdiğin âyetlere inanmıyoruz” demesi üzerine, Peygamber Efendimiz(asm)’ı tesellî için, bu âyet-i kerîme nâzil oldu. (Beyzâvî, c. 1, 299)
İlyas Yorulmaz
İnkârcıların söylediklerinin seni üzdüğünü elbette ki biz biliyoruz. Şunu bil ki onlar seni yalanlamıyorlar, o zalimler yalnızca Allah’ın ayetlerini inkâr ediyorlar.
Onların dedikleri sözün seni mahzun edeceğini çok [⁶] biliriz. Sıkılma çünkü onlar seni hadd-i zatında yalan saymıyorlar; fakat zalimler Allah/ın âyetlerini bilerek inkâr ediyorlar.
İsmail Hakkı İzmirli En'am Suresi 33. Ayet Açıklaması
[6] Yahut «muhakkak biliriz».
Kadri Çelik
Onların söylediklerinin seni üzdüğünü elbette biliyoruz. Doğrusu onlar seni yalanlamıyorlar, aksine zalimler aslında Allah'ın ayetlerini inkâr ediyorlar.
Ey Peygamber ve Peygamberin izinden yürüyen Müslüman! Onların söylediği sözlerin seni üzdüğünü elbette biliyoruz. Fakat sen üzülme, yılgınlığa, ümitsizliğe kapılma. Zira onların yalanladığı, aslında sen değilsin; gerçekte bu zâlimler, Allah’ın ayetlerini inkâr ediyorlar. O hâlde, onlar hakkındaki hükmü Allah’a bırak.
(Ey Muhammed!) Onların söylediklerinin, seni gerçekten üzdüğünü elbette biliyoruz. Aslında o zalimler, seni yalanlamıyorlar, Allah’ın âyetlerini inkâr ediyorlar.1
1 Ebû Cehil, Peygamberimize: “Ey Muhammed! Biz seni yalancılıkla itham etmiyoruz. Sen, bizim yanımızda doğru söyleyenlerdensin. Biz ancak senin getirdiklerini inkâr ediyoruz.” demiş. (Tirmîzî) Hâris b. Âmir de: “Ey Muhammed! Vallahi sen, bize hiç yalan söylemedin ve fakat biz sana uyarsak yerimizden olacağız. Bundan dolayı sana îman etmiyoruz.” demiş. Bu âyet bu olaylar sebebiyle inmiştir. (Taberî) Bu ve zamanımıza kadar olan kâfirler, Kur'an ve Muhammed yok demezler. Fakat Kur'an ayetlerinde ve Muhamed (a.s)’ın yaşayışında tecelli eden açık delilleri Allah’a ve Allah’ın ilim ve kudretine delâletini tanımazlar. Bunlar, Allah’ın eseri değil, Muhammed’in eseri ve sözleri derler. Hatta onu büyük komutan, devlet adamı, düşünür gibi sıfatlarla güya taltif eder görünerek, onun peygamberliğini reddederler. İşte bu yalanlamaları bizzat Muhammed (a.s)’ın şahsiyetini değil, Allah’ın kudretini inkâr etmek zulmüne yöneliktir ki bu da zalimlerin âdetidir.
Muhammed Esed
Bu insanların söylediklerinin 22 seni gerçekten üzdüğünü pekala biliyoruz: Ama, unutma ki, onların yalanladığı sen değilsin; bu zalimlerin inkar ettiği, aslında Allah'ın mesajlarıdır.
Onların söylediklerinin, seni üzdüğünü elbette biliyoruz. Fakat onlar, seni yalanlamıyorlar, gerçekte o yanlışta ısrar eden zalimler bu Kuran’ın hak olduğunu bildikleri halde bile bile Allah’ın ayetlerine inanmıyorlar. 7/51, 18/6, 26/2, 29/47
Onların söylediklerinin seni üzdüğünü biliyoruz elbet. Şu bir gerçek ki, onların yalanladığı sen değilsin; bu zalimlerin kökten inkâr ettiği, asıl Allah’ın mesajlarıdır.
Muhakkak biliyoruz ki, onların dedikleri şey, seni elbette mahzun ediyor. hakikat halde onlar seni tekzîp etmiş olmuyorlar, fakat o zalimler Allah Teâlâ'nın âyetlerini inkâr ediyorlar.
Ey Resulüm! Onların söylediklerinin seni üzeceğini elbette pek iyi biliyoruz. Doğrusu onlar seni yalancı saymıyorlar; fakat o zalimler, bile bile Allah'ın âyetlerini inkâr ediyorlar. [35, 8; 26, 3] {KM, Hezekiel 3, 7}
Bu âyet, Allah Teâlânın Hz. Peygamber efendimize verdiği yüce makama delalet eden yerlerden biridir. Zira ona hitaben: “Üzülme! Onlar senin yalan söylediğini iddia etmiyorlar. Onlar Allah’ın âyetlerini yalan sayıyorlar” buyurarak onu sıkıntıdan kurtarıp, yükü Zatının üzerine almaktadır. Bu teşrif, “yalancı!” iftirasına maruz kalan Efendimizi teselli ettiği gibi, bir gerçeği de dile getiriyordu. Zira müşrikler 40 yaşına kadar içlerinde yaşayıp her halini bildikleri Peygamberimize hep “el-Emîn” (pek dürüst ve güvenli) derlerdi. Elçiliğini açıklayınca onu yalanlamaları, Allah’ın bildirdiklerini kabul etmediklerini gösteriyordu. Nitekim düşman kampın başkanı Ebû Cehil Hz. Peygambere şöyle demişti: “Doğrusu, biz senin yalancı olduğunu söyleyemeyiz, ama senin getirdiğini yalanlıyoruz.”
Süleyman Ateş
Biliyoruz, onların dedikleri seni üzüyor, gerçekte onlar seni yalanlamıyorlar, fakat o zalimler bile bile Allah'ın ayetlerini inkar ediyorlar.
Onların söylediklerinin seni üzdüğünü elbette biliyoruz. Onlar seni yalanlamıyorlar, aslında yanlış yapan o kimseler Allah’ın âyetleri karşısında bile bile yalan yanlış şeylere sarılıyorlar.
Onların söylediklerinin seni üzdüğünü elbette biliyoruz. Fakat onlar seni yalanlamıyorlar, o zalimler, bile bile Allah'ın ayetlerini tanımazdan geliyorlar.
Söylediklerinin seni kederlendirdiğini çok iyi biliyoruz. Gerçek şu ki, onlar seni yalanlamıyorlar; o zalimler Allah'ın ayetlerine karşı direnmekteler.
Taḥḳīḳ biz bilür‐biz ki sen ḳayurursın anlar söyledügi‐çün. Pes anlar seniyalanlamazlar yā Muḥammed, lākin ẓālimler Tañrı Ta‘ālā āyetlerini inkāriderler.