Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 865, sondan 5372. ayet; 6. sure ve En'am Suresinin 76. ayetidir. En'am Suresi 76. ayetinin kelime sayisi 15, harf sayısı 52 ve toplam ebced değeri ise 2326 olarak hesaplanmıştır. En'am Suresinin toplam ebced değeri 933851 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır.
Arapça Metin
فلما جن عليه اليل را كوكبا قال هذا ربي فلما افل قال لا احب الافلين
Milâttan önce 2100’lerde yaşadığı kabul edilen ve Allah’ın birliği esasına dayalı dinî geleneğin (Hanîflik) önderi olarak bilinen Hz. İbrâhim’in kavmi ay, güneş ve yıldızlarla bu gök cisimlerini sembolize eden putlara taparlardı. Tevrat’a göre Hz. İbrâhim’in doğum yeri olan Ur şehrinde yapılan kazılar sonucu bulunan tabletlerde 5000 civarında tanrı ismi geçmektedir. İbrâhim aleyhisselâm, muhtemelen kendisi bu gözlemlere girişmeden önce de tevhid ehlinden olmakla birlikte, kavminin bu bâtıl inançlarından hareket ederek onları tevhid akîdesine ikna etmek düşüncesiyle önce, belki de yıldızlar içinde en parlak olan birinin, sonra ayın ve ardından da güneşin tanrı olup olamayacağını tartmış; gelip geçici ve değişken bir varlığın tanrı olamayacağı, tanrısal bir sevgiyle benimsenemeyeceği şeklindeki temel gerçeğe dayanarak bunların hiçbirini ilâh diye kabul etmenin mümkün olmadığını, bütün noksan sıfatlardan münezzeh olan Allah’tan başka gerçek ilâh bulunmadığını ispatlamış; nihayet sahip olduğu veya gözlemlerinden sonra ulaştığı yakînî imanı “Ben, Hanîf olarak yüzümü, gökleri ve yeri yoktan yaratana çevirdim ve ben müşriklerden değilim” ifadesiyle ortaya koymuştur. Böylece Hz. İbrâhim pek çok müslüman ilim ve fikir adamının Allah’ın varlık ve birliğini aklî delillerle ispat etmek bakımından önemle üzerinde durdukları, gözleme dayalı bu istidlâli ile hem putperest kavminin inançlarını çürütmüş hem de hak dinin en temel ilkesi olan doğru bir ulûhiyyet inancının nasıl olması gerektiğini göstermiş bulunmaktadır.
İbn Âşûr, 78. âyetteki “Ey kavmim! Ben sizin (Allah’a) ortak koştuğunuz şeylerden uzağım” şeklindeki ifadeden, İbrâhim’in bu gözlemi tek başına yapmadığı, yanında kavminden bir grup insanın da bulunduğu sonucunu çıkarmıştır (VII, 319). Ayrıca aynı ifadeden, başka birçok insan topluluğu gibi bu kavmin de aslında Allah’ın varlığına inandıkları, fakat gök cisimlerini ve bunları sembolize eden putları O’na ortak koşmak suretiyle tevhid inancından saptıkları anlaşılmaktadır. Esasen Kur’an’ın temel tavrı, tanrı tanımazlardan ziyade şirkle mücadeledir. Bu da Kur’an’ın insanlarda ulûhiyyet fikrinin fıtrî olduğu, ancak bunun birçok şirk çeşidiyle, çok tanrıcılık inancıyla bozulduğu şeklindeki yaklaşımından kaynaklanmaktadır.
Mehmet Okuyan
Gece(nin karanlığı) onu kaplayınca bir gezegen (gök cismi) görmüş, “Bu (muymuş) benim rabbim!” demişti. (Gezegen) batınca da “Batanları sevmem.” demişti.
Derken, gece (karanlığı dünyanın) üstünü örtüp bürüyünce (Hz. İbrahim parlak) bir yıldız görmüş ve şöyle demişti: (Belki de) “Benim Rabbim budur." Fakat (yıldız batıp) kayboluverince de: "Ben kaybolup-gidenleri sevmem (ve fani olan şeyleri ibadete değer görmem) ” diye (eklemişti).
Nitekim gecenin karanlığı bastırdığı zaman, gökte bir yıldız gördü ve haykırdı: “Söyleyin, bu mu benim Rabbim?” Ama yıldız kaybolunca “Ben kaybolup, batıp giden şeyleri sevmem” dedi.
Gecenin karanlığı ortalığı kaplayınca, bir yıldız gördü,
“Bu mudur benim Rabbim?" dedi. Yıldız batınca:
“Bende kulluk ve ibadet edilecek bir Rab sevgisi oluşturmayan, batan-kaybolan varlıkları Rab olarak istemem" dedi.
Gece, üstünü örtüp bürüyünce bir yıldız görmüş ve demişti ki: 'Bu benim rabbimdir.' Fakat (yıldız) kayboluverince: 'Ben kaybolup-gidenleri sevmem' demişti.
Vakta ki İbrahim'in üzerini gece bürüdü, bir yıldız gördü: “- Bu mu benim Rabbim?!” dedi. Derken yıldız batıverince: “- Ben öyle batanları sevmem” dedi.
(İbrahim) gecenin karanlığı üzerine çökünce bir yıldız gördü. (Babasının ve kavminin putlara, yıldızlara, aya ve güneşe tapmaları karşısında) “bu (mudur) benim Rabbim?” dedi. Sonra yıldız batıp gidince, “ben batıp gidenleri sevmem (ilah edinmem)” dedi.
İşte o, üstüne gece bürüyüb örtünce bir yıldız görmüş, «Bu mu benim Rabbim?!» demiş, o sönüb gidince ise şöyle demişdi: «Ben böyle sönüb batanları (Tanrı diye) sevmem».
Derken (İbrâhîm,) üzerini gece (karanlığı) kaplayınca bir yıldız gördü (ve kavmine): “Bu rabbimdir (öyle mi?)” dedi. Fakat (bir süre sonra o yıldız) batınca: “Ben batanları sevmem!” dedi.(1)
(1)“Güzel değil batmakla gāib (kayıp) olan bir mahbub (sevgili)! Çünki, zevâle (ayrılığa) mahkûm hakīkī güzel olamaz. Aşk-ı ebedî (ölümsüz bir aşk) için yaratılan ve âyine-i Samed (Samed olan Allah’ın aynası) olan kalb ile sevilmez ve sevilmemeli. Bir matlûb (taleb edilen şey) ki, gurûbda gaybûbet etmeye(batmakla kaybolmaya) mahkûmdur; kalbin alâkasına, fikrin merâkına değmiyor. Âmâle (emellere) merci‘ olamıyor. Arkasında gam ve kederle teessüf etmeye lâyık değildir. Nerede kaldı ki, kalb ona perestiş etsin (çok sevsin) ve ona bağlansın kalsın. Bir maksud (maksad olan şey) ki, fenâda (yoklukta)mahvoluyor; o maksûdu istemem. Çünki fânîyim, fânî olanı istemem; neyleyeyim? Bir ma‘bud (ibâdet olunan) ki, zevâlde defnoluyor (gömülüyor); onu çağırmam, ona ilticâ etmem (sığınmam). Çünki nihâyetsiz muhtâcım ve âcizim. Âciz olan, benim pek büyük dertlerime devâ bulamaz. Ebedî yaralarıma merhem süremez.” (Sözler, 17. Söz, 71)
İlyas Yorulmaz
Gece karanlığı (İbrahim’in) üzerine çöktüğünde bir yıldız gördü ve “Bu benim Rabbim” dedi. Yıldız kaybolduğunda, “Ben kaybolanları sevmem” dedi.
İsmail Hakkı İzmirli En'am Suresi 76. Ayet Açıklaması
[3] Etrafını karanlık sarınca.[4] Zühre veya Müşteri yıldızı.[5] Bu söz teslim tariki iledir, zuumları üzeredir, istidlal suretini göstermektedir.
Kadri Çelik
(İbrahim peygamber seçilmeden önce Rabbini ararken) Gece üstünü örtüp bürüdüğünde (gökte) bir yıldız gördü, “İşte bu benim Rabbim” dedi. Yıldız batınca, “Batanları sevmem” dedi.
Halkına sürekli öğüt veren İbrahim, gecenin karanlığı üzerine çökünce, apaçık yıldız gördü ve “Bakın ey insanlar, bu mudur benim Rabb’im?” dedi. Sonra yıldız batınca, “Ben batanları sevmem, ” dedi. Böyle batıp yok olanlar ilah olamaz!
1 Âyetin bu bölümü tefsirlerde ve meâllerin büyük çoğunluğunda; “işte bu benim Rabbim!” şeklinde tercüme edilmiş veya anlaşılmaya çalışılmıştır. Ancak bu âyetin bu şekilde anlaşılması doğru değildir. Çünkü: (Bakara: 135, En’am: 75, 79-81, 161, İbrahim: 35, Nahl: 123, Saffat: 84-96.) âyetleri incelenirse, Hz. İbrahim’in böyle bir şey söylemesinin imkânsız olduğu anlaşılır. Birçok müfessirin, bu âyeti bu şekilde tercüme ettikten sonra, bir de bunu izah etmeye çalışması da oldukça anlamsız bir manzara olarak karşımıza çıkmaktadır. Âyetin bu bölümünün “soru edatı hazf olunan ve soru şekli ses tonuyla verilen bir soru cümlesi” olarak tercüme edilmesi, en doğrusu olacağından yukarıdaki tercüme tarafımızca uygun görülmüştür. Bu şekildeki tercümeyi Elmalılı her ne kadar meâlinde vermemişse de tefsirinde tercih etmiş ve “bu benim Rabbim ha!” diye ifâde etmiştir. Bazı akl-ı evveller de olaya akılcı bir mantıkla yaklaşarak bazı izahlar yapmaya çalışmışlarsa da büyük ihtimalle ne dediklerini kendileri bile anlamamışlardır.
Muhammed Esed
Sonra, gecenin karanlığı bastırdığı zaman [gökte] bir yıldız gördü [ve] haykırdı: “İşte bu (mu) benim Rabbim!” Ama yıldız kaybolunca, “Ben batan şeyleri sevmem!” diye söylendi.
Mustafa İslamoğlu En'am Suresi 76. Ayet Açıklaması
[1075] Farklı kelâm ekolleri, kendi savundukları ‘tenzih’ ve ‘ismet’ doktrinleri doğrultusunda bir anlam üretebilmek için bu ibareyi soru formuna çevirerek, alternatif anlam arayışına girmişlerdir. Bu ibare her türlü teolojik tartışmadan ve mülahazadan uzak bir biçimde okunduğunda bu anlama gelmektedir. Kaldı ki, Allah Rasûlü’nden bunun aksi bir anlamı destekleyen herhangi bir rivayet de nakledilmemiştir. Metnin görünen anlamını destekleyen Taberî’nin naklettiği İbn Abbas kaynaklı rivayet, bazı müfessirler tarafından sırf Eş’ari doktrinine aykırı olduğu gerekçesiyle reddedilmiştir (Bkz: Râzî). Ne ki, bu ibareyi soru formuna taşımak bizi daha başka problemlerle yüz yüze getirecektir. 77. âyetin sonundaki “batınca dedi ki: ‘Doğrusu, eğer Rabbim beni doğru yola iletmezse, ben de kesinlikle sapıtan kimselerden olurdum!” ifadesi, “benim Rabbim bu” ibarelerini “istifhâmî” ya da “inkârî” yapmaya yetmez, ancak Hz. İbrahim’in, kendisini dinleyen bir gruba gerçek Allah inancını öğretebilmek için, tek kişilik bir temsil sergilediği akla gelebilir. Bu âyetlerin Hz. İbrahim’in imana davetini dile getiren 74 ve 75. âyetlerin ardından gelmesi, onun bu ilâhî yöntemi yine bir sevk-i ilâhî ile uyguladığını gösterir. 83. âyette geçen huccetunadan (isbat yöntemimiz) yola çıkarak, bu yöntemin Allah’ın kendi zâtına ait bir yöntem olduğunu anlıyoruz. Dolayısıyla bunun doğruyu bulmak için entelektüel bir muhakeme ve görünenlerden görünmeyene ulaşma yöntemi olduğu da anlaşılmış olmaktadır. Buradan hareketle, uluhiyyet ve vahdaniyyeti kavramak ve isbat etmek için kullanılan bu muhakeme tekniğiyle amaçlanan sonuca bakmak en doğru yaklaşım olacaktır.
[1076] “Ben batanları sevmem”in zımnî karşılığı şudur: iman etmek sevmektir; inandığınızı sevgi dünyanıza dahil etmek, hatta hâkim etmektir.
Ömer Nasuhi Bilmen
Vaktâ ki, üzerine yine gece bastı, bir yıldızı gördü, «Bu benim Rabbim,» dedi. Batınca da, «Ben öyle batanları sevmem,» deyiverdi.
Gece bastırınca İbrâhim bir yıldız gördü, “(İddianıza göre) Rabbim budur! ” dedi. Yıldız sönünce de “Ben öyle sönüp batanları Tanrı diye sevmem! ” dedi.
Gecenin karanlığı üzerine çökünce bir yıldız gördü, "Bu benim rabbimdir (beni yöneten bu olmalıdır)" dedi. Işığı kaybolunca, "Ben ışığı kaybolanları sevmem." dedi.
Pes ḳaçan giçe ḳarañuluḳ ola İbrāhīm üstine, bir ulu yılduz gördi, eyitdi:Beni yaradan Tañrı bu ola. Pes ḳaçan kim ol yılduz batdı, eyitdi: Ben sevmezinġāyib olanları.