Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 5366, sondan 871. ayet; 69. sure ve Hâkka Suresinin 43. ayetidir. Hâkka Suresi 43. ayetinin kelime sayisi 4, harf sayısı 17 ve toplam ebced değeri ise 1021 olarak hesaplanmıştır. Hâkka Suresinin toplam ebced değeri 84094 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır. Bu ayetle aynı/benzer 1 ayet daha bulunmaktadır. Bunlar; 56:80 ayetleridir.
“Görebildikleriniz ve göremedikleriniz” ifadesi, varlık âleminde, görüleni ve görülemeyeni ile üzerine yemin edilmeye değer ne varsa tamamını, meselâ yüce Allah’ın zâtı, sıfatları ve evrende O’nun kudretini gösteren maddî ve mânevî varlıkları, yer ve gök cisimlerini, insanlar, melekler, cinler, âhiret âlemi vb. varlıkları kapsamaktadır. Kur’an’ı tebliğ eden Hz. Peygamber’e müşriklerden bazıları şair, bazıları da kâhin diyorlardı. Bu sebeple yüce Allah burada yaptığı yeminle Kur’ân-ı Kerîm’in bir şair veya kâhin sözü değil, değerli bir elçinin sözü olduğunu vurgulamıştır. Ayrıca söz sanatı bakımından da Kur’an’ın şiir olmadığını, kâhin sözüne benzemediğini bazan kendileri de itiraf ettikleri halde müşrikler ondan ne ibret almışlar ne de onun ilâhî kelâm olduğuna inanmışlardır (Resûlullah’ın içinde yaşadığı toplumda “şair” kelimesinin kullanıldığı özel anlam hakkında bk. Yâsîn 36:69). Müfessirlerin çoğunluğu Resûlullah hakkında söylenilen şair ve kâhin sözlerini dikkate alarak 40. âyetteki, “değerli elçi”den maksadın Hz. Peygamber olduğu kanaatine varmışlardır. Tekvîr sûresinin 19. âyeti de aynı lafızları taşır; fakat çoğunluğun yorumuna göre orada elçiden maksat Cebrâil’dir. Aslında bu iki yorum arasında bir çelişki yoktur. Zira Kur’an’ı Hz. Peygamber’e Cebrâil getirmiş, o da tebliğ etmiştir. Bu sebeple Tekvîr sûresindeki âyetin bağlamına Cebrâil, buradaki bağlama ise Hz. Peygamber uygun düşmektedir. Gerçekte Kur’an Allah’ın kelâmıdır; nitekim 43. âyette âlemlerin rabbi katından indirilmiş olduğu açıkça ifade buyurulmuştur. Buna göre Cebrâil ve Hz. Peygamber Allah’ın kelâmını kullarına ulaştırmada aracı oldukları için 40. âyette söz onlara nisbet edilmiştir (bk. Râzî, XXX, 117).
(1)“Kur’ân, Arş-ı A‘zam’dan (en büyük arştan), İsm-i A‘zam’dan (Allah’ın en büyük isminden), her ismin mertebe-i a‘zamından (en yüksek mertebesinden) geldiği için, (...) bütün âlemlerin Rabbi i‘tibâriyle Allah’ın kelâmıdır. Hem bütün mevcûdâtın (varlıkların) İlâhı ünvânıyla Allah’ın fermânıdır. Hem bütün semâvât ve arzın (göklerin ve yerin) Hâlık’ı (yaratıcısı) nâmına bir hitabdır. Hem rubûbiyet-i mutlaka (umum kâinâtın Rabbi olmak) cihetinde bir mükâlemedir (konuşmadır).” (Zülfikār, 25. Söz, 3)
Evet, bu Kur’an ne bir şiirdir, ne de bir kehanet; o, âlemlerin Rabb’i tarafından gönderilen hikmet dolu bir hidâyet rehberinden başka bir şey değildir! Dolayısıyla, Muhammed’in kendi sözleri değildir!
1 Kur’an dışında Allah tarafından indirilen başka bir kitap yoktur. Her ne kadar bazıları bazı kitapların, “Allah tarafından indirildiğini, Allah’ın indirdiği kitaplara eşdeğerde olduğunu söylüyor ve bazı ahmaklar da buna inanıyor veya Tevrât, İncil ve Zebûr olduğu iddiâ edilen kitapların Allah kelamı olduğunu” iddia ediyorlarsa da; bu, onların zanları ve vehimleridir. Zan ise sözlerin en yalanıdır.