Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 1105, sondan 5132. ayet; 7. sure ve A'raf Suresinin 151. ayetidir. A'raf Suresi 151. ayetinin kelime sayisi 11, harf sayısı 46 ve toplam ebced değeri ise 4797 olarak hesaplanmıştır. A'raf Suresinin toplam ebced değeri 1054938 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır. Bu sure المص hurufu mukatta harfleriyle başlamaktadır. Bu ayette ا (9) ل (5) م (3) ص (0) bulunuyor.
Arapça Metin
قال رب اغفر لي ولاخي وادخلنا في رحمتك وانت ارحم الراحمين
Hârûn’un duygusal bir üslûpla yaptığı bu açıklamalardan etkilenerek sakinleşen Mûsâ, muhtemelen kendi öfkeli tavrından, ne yaptığını bilmeyerek Tevrat levhalarını yere atmasından ve ayrıca Hârûn’un olabilecek bazı kusurlarından dolayı hem kendisi hem de kardeşi için Allah’tan af ve mağfiret diledi.
Mehmet Okuyan
(Bunun üzerine Musa), “Rabbim! Beni ve kardeşimi bağışla; bizi merhametine koy! Sen merhametlilerin en merhametlisisin.” diye dua etmişti.
Kardeşine yaptığı davranışın, onu tartaklamasının hata olduğunu anlayan Hz. Musa, bunun için Yüce Allah’tan bağışlanma dileğinde bulunmuştu. Bazı âlimlerimiz bağışlanma dileğinin sebebini “levhaları yere atması” şeklinde yorumlamışlardır. Her iki ihtimal de doğrudur. Bu arada, Hz. Musa Hz. Harun’un bağışlanması için de dua etmiştir. Bunun muhtemel sebebi “kavminin putperestliğine yeterince engel olamaması” şeklinde yorumlanabilir.
Bayraktar Bayraklı
Mûsâ da, “Ey Rabbim! Beni ve kardeşimi bağışla! Bize merhamet et, zira sen merhametlilerin en merhametlisisin!” dedi.
(Musa) Dedi ki: "Rabbim, (bu tedbirsizlik ve beceriksizlikten dolayı) beni ve kardeşimi bağışla, bizi rahmetine kat. Sen merhamet edenlerin en merhametli olanısın."
Mûsâ:
“Rabbim, beni ve kardeşimi koruma kalkanına al, bağışla. Bizi rahmetine, nimetlerine ve ikramına mazhar et. Sen merhametlilerin en merhametlisisin" dedi.
(1)“*اَرْحَمَ الرَّاحِم۪ينَ*[Merhametlilerin en merhametlisi] gibi ta‘bîrâttaki müvâzene(karşılaştırma), Cenâb-ı Hakk’ın vâki‘deki (gerçekteki) sıfât ve ef‘âli (fiilleri), sâir o sıfât ve ef‘âlin nümûnelerine mâlik (sâhib) olanlarla müvâzene ve tafdil (üstün tutma) değildir. Çünki bütün kâinâtta cin ve ins ve melekte olan kemâlât (yüksek vasıflar), O’nun kemâline nisbeten zaîf bir gölgedir; nasıl müvâzeneye gelebilir? Belki müvâzene, insanların ve bâhusus (bilhassa) ehl-i gafletin nazarına göredir.Meselâ: Nasıl ki bir nefer, onbaşısına karşı kemâl-i itâat ve hürmeti gösteriyor, bütün iyilikleri ondan görüyor; pâdişâhı az düşünür. Onu düşünse de yine teşekkürâtını onbaşıya veriyor. İşte böyle bir nefere karşı denilir: ‘Yâhu, pâdişah senin onbaşından daha büyüktür. Yalnız ona teşekkür et.’ Şimdi şu söz, vâki‘deki pâdişâhın haşmetli hakīkī kumandanlığıyla, onbaşının cüz’î, sûrî (görünüşteki) kumandanlığını müvâzene değil; çünki o müvâzene ve tafdil, ma‘nâsızdır. Belki neferin nazar-ı ehemmiyet ve irtibâtına(bağlılığına) göredir ki, onbaşısını tercîh eder, teşekkürâtını ona verir, yalnız onu sever.” (Sözler, 32. Söz, 283)
İlyas Yorulmaz
Musa “Rabbim! Beni ve kardeşimi bağışla ve bizi merhametinin içine al. Çünkü sen merhametlilerin en çok merhamet edenisin” dedi.
Bunun üzerine Mûsâ, “Ey Rabb’im!” diye yalvardı, “Beni de, kardeşimi de bağışla ve bizi rahmetinle kuşat; hiç kuşkusuz Sen, merhamet edenlerin en merhametlisisin!”