Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 1032, sondan 5205. ayet; 7. sure ve A'raf Suresinin 78. ayetidir. A'raf Suresi 78. ayetinin kelime sayisi 6, harf sayısı 33 ve toplam ebced değeri ise 3277 olarak hesaplanmıştır. A'raf Suresinin toplam ebced değeri 1054938 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır. Bu ayetle aynı/benzer 1 ayet daha bulunmaktadır. Bunlar; 7:91 ayetleridir. Bu sure المص hurufu mukatta harfleriyle başlamaktadır. Bu ayette ا (6) ل (1) م (3) ص (1) bulunuyor.
Kur’an’da yeri geldikçe eski toplumların, gurur ve kibre kapılarak hak dini kabul etmemekte direnip büyüklük taslayan zorbaları hakkında müstekbir; bunların zayıf ve âciz gördüğü, baskı altına alıp yönlendirmek istedikleri kitle hakkında da müsted‘af deyimleri kullanılır. İşte zorbalar kesimi, Sâlih’e inananlar arasındaki yoksul ve kimsesiz müminleri inançları dolayısıyla kınamış; onların inandığı şeyleri kendilerinin reddettiklerini açıkça bildirmişlerdir. Sonunda kibir ve inatları yüzünden basîreti bağlananlar, verdikleri sözü çiğneyerek deveyi kestiler. Bu, onların asla yola gelmeyeceklerinin açık bir ifadesiydi. Bu sebeple şiddetli bir depremle eski inkârcı kavimlerin âkıbetine mâruz kaldılar. Fahreddin erRâzî, 79. âyetteki sözleri, inkârcıların helâk olması üzerine Sâlih peygamberin üzüntüsünden dolayı söylemiş olabileceğini belirtir (XIV, 167). Hz. Peygamber Tebük Gazvesi sırasında askerleriyle birlikte Semûd kalıntılarının bulunduğu Hicr’e gelmiş, askerler Semûd halkının içtiği kuyulardan su içmişler, ardından hamur yoğurup ekmek yapmışlar, yemek hazırlamışlar; fakat Resûlullah yemeği dökmelerini, ekmekleri develere yedirmelerini emretmiş, sonra onları konakladıkları yerden kaldırarak devenin su içtiği kuyunun başına götürmüş; önceki davranışının sebebini açıklarken de, “Onların yaşadığı felâketin sizin de başınıza gelmesinden kaygılandım” buyurmuştur (Müsned, II, 117). Başka bir rivayette Resûlullah’ın yine Hicr’de bulunduğu bir sırada Hicr halkının başına gelenlerden duyduğu üzüntüyü dile getiren ve yanındakileri, bu olaydan ibret alıp ders çıkarmaya teşvik eden sözler söylediği belirtilmektedir (Buhârî, “Megåzî”, 80; Müslim, “Zühd”, 38; Müsned, II, 58, 72).
Mehmet Okuyan
(Bunun üzerine) onları bir sarsıntı yakalamıştı da yurtlarında diz üstü (hareketsiz) kalmışlardı.
Şu‘arâ 26:157’de ifade edildiği gibi, Semûd kavmi dişi deveyi hunharca katlettikten sonra pişman olmuşlardı; ancak iş işten geçtiği için bunun kendilerine hiçbir faydası dokunmamış, hak ettikleri azapla buluşturulmuşlardı.,Benzer mesajlar: A’râf 7:91; ‘Ankebût 29:37.
Bayraktar Bayraklı
Bunun üzerine, onları o şiddetli sarsıntı yakaladı da yurtlarında diz üstü çöktüler.
Allah (bu haksızlıkları ve ahlâksızlıkları) üzerine onları şiddetli bir sarsıntı ile tutup (azapla) yakalamış da, (böylece) yurtlarında diz üstü çöken (ve ezilen) kimseler olup kalmışlardı.
(1)“Ehl-i dalâletin şerrinden kâinâtın kızdıklarını ve anâsır-ı külliyenin (büyük unsurların) hiddet ettiklerini ve umum mevcûdâtın (bütün varlıkların) galeyâna geldiklerini, Kur’ân-ı Hakîm mu‘cizâne ifâde ediyor. Yani: Kavm-i Nûh’un başına gelen tûfan ile semâvât ve arzın hücûmunu ve Kavm-i Semûd ve Âd’ın inkârlarından hava unsurunun hiddetini ve Kavm-i Fir‘avun’a karşı su unsurunun ve denizin galeyânını ve Kārûn’a karşı toprak unsurunun gayzını (öfkesini) ve ehl-i küfre karşı âhirette *تَكاَدُ تَمَيَّزُ مِنَ الْغَيْظِ [Nerede ise öfkeden çatlayacak!] sırrıyla Cehennemin gayzını ve öfkesini ve sâir mevcûdâtın ehl-i küfür ve dalâlete karşı hiddetini gösterip i‘lân ederek gāyet müdhiş bir tarzda ve i‘cazkârâne(mu‘cizevî bir şekilde) ehl-i dalâlet ve isyânı zecrediyor (tokatlıyor). (...) Ey cirmi ve cismi (cüssesi) küçük ve cürüm (günah) ve zulmü büyük ve ayıb ve zenbi (günâhı) azîm(çok büyük), bîçâre insan! Kâinâtın hiddetinden, mahlûkātın (yaratılmışların) nefretinden ve mevcûdâtın öfkesinden kurtulmak istersen; işte kurtulmanın çâresi, Kur’ân-ı Hakîm’in dâiresine girmektir ve Kur’ân-ı Hakîm’in mübelliği (teblîğ edicisi) olan Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm’ın sünnet-i seniyyesine ittibâ‘dır. Gir ve tâbi‘ ol!” (Lem‘alar, 13. Lem‘a, 85)
İlyas Yorulmaz
Bundan sonra bir sarsıntı onları yakaladı ve bulundukları mekânda dizlerinin üstüne çöke kaldılar.
Bunun üzerine, ansızın dehşet verici bir gürültüyle patlayarak şehrin altını üstüne getiren korkunç bir sarsıntı çarpıverdi onları; böylece, düne kadar güven içinde oturdukları yurtlarında, oldukları yere cansız serildiler!
Mustafa İslamoğlu A'raf Suresi 78. Ayet Açıklaması
[1213] Racfeh: Şiddetli sarsıntı, deprem (Ferrâ ve Zeccâc). Mücâhid ve diğerleri, kadim anlatılar doğrultusunda bunu “şiddetli gürültü” olarak tefsir etmiş. Kelimedeki belirlilik, bu sarsıntının insanlar tarafından bilinmedik değil, tersine bildik tanıdık bir sarsıntı olduğunu gösterir. Bu da ilâhî felaketin bir “deprem” ya da “volkanik deprem” şeklinde gerçekleştiği sonucuna götürür. Allahu a‘lem.
Ömer Nasuhi Bilmen
Bunun üzerine onları şiddetli bir sarsılma tutuverdi. Yurtlarında diz üstü çöküvermiş oldular.