Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 1044, sondan 5193. ayet; 7. sure ve A'raf Suresinin 90. ayetidir. A'raf Suresi 90. ayetinin kelime sayisi 12, harf sayısı 53 ve toplam ebced değeri ise 4724 olarak hesaplanmıştır. A'raf Suresinin toplam ebced değeri 1054938 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır. Bu sure المص hurufu mukatta harfleriyle başlamaktadır. Bu ayette ا (11) ل (6) م (5) ص (0) bulunuyor.
Arapça Metin
وقال الملأ الذين كفروا من قومه لئن اتبعتم شعيبا انكم اذا لخاسرون
Şu’ayb’ın kavminden inkâr eden ileri gelenler dediler ki: “(Ey ahali!) Andolsun ki eğer Şu’ayb’a uyarsanız, o takdirde mutlaka siz zarar edenler olursunuz.”
Medyen’in inkârcı ve baskıcı eşraf takımı, halkı Şuayb’a inanmamaları hususunda uyarıp tehdit ederken, asıl kendileri hak ettikleri büyük felâkete uğramışlar; bu dünyada öyle bir topluluk yaşamamış gibi yok olup gitmişlerdir. Şuayb, daha önce onları dalâletten kurtarmak ve böyle bir âkıbete mâruz kalmalarını önlemek için elinden gelen her şeyi yaptığından, artık onlara acımanın da yersiz olduğunu düşünmüştür.
Buraya kadarki âyetlerde beş peygamberin kendi toplumlarıyla ilişkileri, davetlerinin mahiyeti, bu davet karşısında inanan ve inanmayanların tutumları, özellikle inkâr etmekle yetinmeyip inananlar üzerinde baskı kuran ve toplumda türlü kötülüklerin yayılmasına öncülük edenlerin bu yüzden uğradıkları büyük felâketler bir tarihî bilgi vermekten ziyade ders verme üslûbuyla veciz bir şekilde özetlenmiştir. Müteakip âyetlerde ise bütün bu toplumların uğradığı felâketlerin, zorlukların insanları ıslah etmeye yönelik amaçlar taşıdığı bildirilmektedir.
Mehmet Okuyan
Kavminin kâfir olan yöneticileri “Şuayb’a uyarsanız bu durumda siz kaybedersiniz!” demişlerdi.
1- Halkın ileri gelenleri, imtiyaz sahibi seçkinleri. Din adamları/ruhban sınıfı.
Ahmet Akgül
Kavminin önde gelenlerinden (bile bile inkâr eden) kâfirler: "Andolsun, eğer Şuayb'a uyarsanız, mutlaka kayba uğrayanlardan olacaksınız!" diye (tehdit etmeye başladılar).
Ne var ki, toplumun arasından Allah'tan gelen gerçekleri örtbas edenlerin elebaşıları, Şuayb'a iman edenlere: “Doğrusu eğer Şuayb'a uyarsanız, bilin ki kaybedenlerden olacaksınız” dediler.
Kavminden kulluk sözleşmesindeki ortak taahhütlerini, Allah'a iman, kulluk ve sorumluluk bilincini şuur altına iterek örtbas edip inkârda ısrar eden kodamanlar, halka:
“Şuayb'e tâbi olursanız, o takdirde siz de zarara uğrarsınız" dediler.
Kavminin öncü kâfirleri, diğerlerine şöyle dediler: “- Dininizi bırakıp Şuayb'a uyarsanız, yemin ederiz ki, bu takdirde çok büyük ziyan görenlerden olacaksınız.”
Onun kavminden kâfir olan ileri gelenler: «(Dîninizi terk ile) Şuaybe uyarsanız, andolsun ki, o takdirde muhakkak en büyük zarara uğramış kimseler olacaksınız» dedi.
Kavminden inkâr eden ileri gelenler ise dedi ki: “Yemîn olsun ki, eğer Şuayb'a tâbi' olursanız, o takdirde doğrusu siz elbette hüsrâna uğramış kimseler olursunuz.”
Halkının inkâr eden ileri gelenleri, müminleri iknâ yoluyla bu yoldan çeviremeyeceklerini görünce, bu kez kaba kuvvete başvurarak —ki küfrün değişmez mantığıdır bu— iman edenlere, “Eğer Şuayb’a itaat edecek olursanız, kesinlikle hüsrana uğrayacaksınız!” dediler.
Kavminden, küfreden Mele’ / İleri Gelen Takım dedi ki:
-“And olsun, Şuayb’e uyarsanız, siz o zaman elbette hüsrana düşenler / zarar edenler olursunuz!”.
Ne var ki, kavimleri arasından, hakkı inkara şartlanmış olan elebaşları, [Şuayb'ın yandaşlarına:] “Doğrusu, eğer Şuayb'a uyarsanız, bilin ki, kaybedenlerden olacaksınız!” dediler.
Ve onun kavminden kâfir olmuş olan ileri gelenleri demişti ki: «Eğer Şuayb'e tebâiyyet ederseniz, şüphesiz siz o zaman en büyük zarara düşmüşler olursunuz.»