Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 5479, sondan 758. ayet; 73. sure ve Müzzemmil Suresinin 4. ayetidir. Müzzemmil Suresi 4. ayetinin kelime sayisi 6, harf sayısı 24 ve toplam ebced değeri ise 2192 olarak hesaplanmıştır. Müzzemmil Suresinin toplam ebced değeri 67081 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır.
Hadis kaynaklarında anlatıldığına göre Hz. Peygamber Hira mağarasında ilk vahyi aldığında bu olaydan fevkalâde etkilenmiş, doğruca evine gidip eşi Hz. Hatice’ye, “Beni örtün, beni örtün!” demiş; onlar da üzerine bir örtü örtmüşler, korkusu geçip rahatlayıncaya kadar bu şekilde kalmıştır (bk. Buhârî, “Bed’ü’l-vahy”, 3, 7; Müslim, “Îmân”, 252, 255). İşte 1. âyetteki “müzzemmil” kelimesi onun bu halini ifade etmektedir. Hz. Peygamber örtüsüne bürünmüş bir halde dururken yine Cebrâil gelmiş ve “Ey örtüsüne bürünen!” hitabıyla başlayan yeni vahiyler getirmiştir (bk. Şevkânî, V, 364; İbn Âşûr, XXIX, 256). Bundan sonraki Müddessir sûresi de aynı sebeple gelmiştir. Çünkü bu durum bir süre devam etmiştir. Bununla birlikte “örtüsüne bürünen” ifadesine mecaz olarak, “peygamberlik kisvesine bürünen, Kur’an’a bürünen, uyumak için örtüsünü üzerine çeken, uykuya dalmış olan, kendi kendine dalıp düşünen” anlamları da verilmiştir (Şevkânî, V, 364; Esed III, 1200). 2. âyette Hz. Peygamber’e gecenin büyük bir kısmını ibadetle geçirmesi emredilmiş; 3 ve 4. âyetlerde ibadet süresinin miktarı gecenin yarısı veya daha azı yahut biraz fazlası olarak tayin edilmiştir. 20. âyette ise bu sürenin, üçte ikisine yakın, yarısı, üçte biri olarak uygulandığı bildirilmiştir. Çoğunlukla tefsirlerde gece kalkıp namaz kılmanın Hz. Peygamber’e farz olduğu, beş vakit namaz farz kılındıktan sonra da bu ödevin aynen devam ettiği bildirilmektedir. Teheccüd adı verilen bu gece namazı yükümlülüğü Hz. Peygamber’e mahsus olup ümmetinin de geceleyin kalkıp bu namazı kılmaları sünnet kabul edilmiştir (İbn Âşûr, XXIX, 258; ayrıca krş. İsrâ 17:79). “Tane tane, hakkını vererek oku” diye çevirdiğimiz fiilin masdarı olan tertîl, sözlükte “bir şeyi güzel bir şekilde sıralamak, dizmek, açığa çıkarmak ve açıklamak” anlamlarına gelmektedir. Burada Kur’an’ın açık ve düzgün bir şekilde, tane tane ve yavaş yavaş, mânası üzerinde düşünerek okunması kastedilmektedir. Bu şekilde okumak Kur’an’ı anlamaya ve mânalarını düşünmeye daha elverişli olduğu için yüce Allah böyle okunmasını emretmiştir. Hz. Peygamber’in Kur’an’ı, harflerinin hakkını vererek ağır ağır okuduğu rivayet edilir (İbn Kesîr, VIII, 276).
Mehmet Okuyan
Ona ilave ederek (gece yarısından sonra kalk) ve Kur’an’ı ağır ağır oku!
Bu ayetlerde gecenin yarıdan fazlasının ibadetle geçirilmesi gerektiğine dikkat çekilmektedir. Buradaki [ev] edatlarını “yani” anlamında yorumlamaktayız.
Bayraktar Bayraklı
2,3,4,5,6,7,8. Birazı hariç, geceleyin kalk! Tam gece yarısı, biraz erken, biraz geç kalk ve Kur'ân'ı ağır ağır oku! Sana sorumluluğu ağır bir söz vahyedeceğiz. Çünkü gecenin değerlendirilmesi daha oturaklıdır ve söz daha etkilidir. Gündüzleri senin için uzun bir meşguliyet olacaktır. Rabbinin adını an, bütün benliğinle kendini O'na ver![689]
1- Anlaşılır, düzenli. 2- Ayetin son bölümü olan “rettili el kur'ane tertilen” cümlesine, “Kur'an'ı ağır ağır oku.” veya “Kur'an'ı düşüne düşüne oku.” şeklinde anlam verilmektedir. Ayette geçen Kur'an sözcüğüne yanlış anlam verildiğinden burada önemli bir yanılgı ortaya çıkmaktadır. Günümüzde Kur'an sözcüğüne, yaygın olarak Allah'tan gelen vahyin kitaplaşmış hali anlamı verilmektedir. Bu doğru bir anlam olsa da tek anlam bu değil. Zira vahyin kitaplaşmış haline kimi ayetlerde isim olarak Kur'an denmiş olsa da esas isim, “Mushaf”tır, “Kitap”tır. Aslında Kara'e kökünden türeyen Kur'an, kök anlamı itibariyle Kitap veya Mushaf demek değil, “okumak” “toplamak” “bir araya getirmek”, “nakletmek”, “aktarmak” demektir. Bu ayette, Nebi'ye, “Sana indirdiğimiz vahyi, insanlara anlaşılır ve düzenli bir şekilde ilet.” görevi verilmektedir. Yoksa bu ayetlerin ilk vahyedilen ayetler olduğu da dikkate alınırsa zaten ortada Mushaf veya Kitap anlamında bir Kur'an'dan söz etmek mümkün değildir. Dolayısı ile ortada ağır ağır veya tane tane okunacak bir metin/Kur'an zaten yoktur.
Ahmet Akgül
Yahut (durumuna göre) bunu biraz artır ve Kur’an’ı da tertil üzere (ağır, sakin ve anlayarak) oku(yup içine sindir ve ölçü edin!)
Veya biraz daha uzun bir süre kalk ve Kur’an’ı yüreğinde duyumsayarak, anlamı üzerinde düşünerek, sâkin ve ölçülü bir şekilde ve büyük bir dikkat ve özenle oku!
1 Bu âyet; (نِصْفٌ) kelimesi (لَيْلٌ) kelimesinden bedel, kabul edilerek (Kurtubî) tercüme edilmiştir. Yani burada kastedilen; “gecenin üçte biri, yarısı veya üçte ikisinde namaza kalk!” demektir. Ayrıca buradan Efendimizin rûhi bir eğitime tabi tutulduğu da anlaşılmaktadır.2 Tertîl: Bir şeyi güzelce dizmek, tertiplemek ve sözü kusursuzca açıklamak demektir. Kıraatte tertîl; Kur’an’ı, acele etmeden, harfleri ve harekeleri açık bir şekilde, mana ve hikmetini düşünerek okumaktır. (Kurtubî) Kıraatten maksat ise; Kur’an’ı anlamak, düşünmek, içerisindekileri öğrenmek ve onu yaşamaktır. Tertil; Kur’an’ı tecvid kurallarına göre en güzel şekilde okumak anlamına da gelir. Ancak tecvitle Kur’an okumayı, sadece “ayın çatlatmaktan ve musikiye dönüştürmekten” ibaret hale getirmek ise, Kur’an’ın cahilce okunması demektir.
Muhammed Esed
ya da sonra- (kalk) ve ağır ağır, duyarak Kur’an oku. 3
Mustafa İslamoğlu Müzzemmil Suresi 4. Ayet Açıklaması
[5376] Muhtemelen vahyin iniş sürecinde el-Kur’an kavramının ilk kullanıldığı yer. Genellikle mü’minlere hitaben kullanılır. Kâfirlerin muhatap alındığı yerlerde tezkire, zikr, zikrâ gibi sıfatlarla gelir. Kur’an, belirlilik takısıyla geldiği yerlerde özel isim olarak son vayhe delâlet eder. Belirsiz geldiği yerlerde bazen mastar mânası taşır ve “hitab” mânasına gelir (Bkz: 10:15, not 26).
[5377] Tertîl: Kur’an’da sadece iki yerde kullanılır (diğeri 25:32). İkisi de vahyi anlama ve hayata aktarma bağlamında gelir. Tertîl, tebyîn ve tefrik ile açıklanır. Bir şeyin “intizam” ve “istikametine” delâlet eder. Hz. Âişe’nin tarifine göre tertîl, eğer biri harfleri saymak istese, sayabileceği kadar ağır okumaktır. Mufassal sûreleri (Kaf-Nas arası) bir gecede okuduğunu söyleyen birine İbn Mes’ud “Desene şiir döktürür gibi döktürmüşün” diye cevap verir (İbn Âşûr). Kur’an’ın Mushaf’a indirgenmesi gibi, tertil tecvide, tecvid telaffuza, kıraat ses sanatına indirgenmiştir. Tertil emrinin amacı, vahyin mânalarının akleden kalbe iyice hâkkedilmesidir (25:32). İsrâ 106, başkasına aktarırken de ağır ağır okumayı emreder. Bundan 7 yy. önce yaşamış büyük müfessir Kurtubî (ö. 1273) dahi tertilin yerini sadece güzel sesle okumanın almasından şikâyet eder.
Ömer Nasuhi Bilmen
Veya onun üzerine artır ve Kur'an'ı güzelce tertip ile açıkça oku.
Maksat şudur: “Kur’ân okurken hızlı değil, kelimelerin hakkını vererek, tane tane okuyun, ta ki Allah kelamının mânası iyice zihninize yerleşsin ve muhtevası size tesir etsin.” Efendimiz (a.s.m.)’ın bu şekilde okuduğuna dair sünnet-i seniyyede çok örnekler vardır. Üzerinde tefekkür etmeden, kelimelerini telaffuz etmek, matlub olan kıraat değildir.